modernizm çukuruna tavır olarak ortaya çıktığı pek gerçekçi olmakla birlikte, kendisi çukura dönüşmekten asla kurtulamamış, artık ne idüğü belirsiz hale gelmiş, kelimeyi kullananların bile ne anlama geldiğini hiç bir zaman tam anlamıyla bilemeyeceği kavram
pratik anlamda çıkış noktasını 1972'deki abd'de yapılmış bazı sosyal konutların insan hayatını kısıtlaması gerekçesiyle yıkılışından, teorik kaynağınıysa fransız post-strüktüralist akımından jean-françois lyotard'ın 1979'da yazdığı 'postmodern durum' adlı ktabıyla oluşturduğu, sözcük anlamıyla modernizmin ötesinde, sonrasında demek olan üst yapı hali. temel özelliği marksizm gibi büyük anlatıları çöpe atması ve 'anlam' kaygısı gütmeyerek onu atomize etmesidir
'biliyorum matarada su torbada ekmek ve kemerde kursun degil ama yine de matarasinda su torbasinda ekmek ve kemerinde kursun kalmayanlari da ayakta tutabilir siir.'
' şiir, insanın ya da dünyanın bir sorusuna yanıt değildir. onun yaptığı sadece sorgulamayı ağırlaştırmak, dibini eşelemektir. şiirin en doyumsuz anı, belki de sorunun etkinliğinin - köktenliği, çıplaklığı, yadsınmaz ilerleyişiyle- hiçbir yanıttan beklenmeyecek kadar olduğu andır. daha da ötesi, bütün yanıtlar, onun sessizliğini açığa vurur. bu tavrın açtığı gedik açıklamaları siler. birbirinden ayrılmış, uygun bir biçimde belli bir yere oturtulmuş, karşı cepheler arasında gitgellere yol açan değerler, bir açıklık anında nehir coşkusuna kapılır giderler. '
muzigi bu kadar basit chordlardan bu kadar canli hale getiren bununla da kalmayip -kalsalardi zaten nirvana olmazdi, nickelback'ten biraz daha iyi bisey olurdu heralde- bi de hayat tarzi haline getiren yasanasi muzik grubu. kurt cobain gibi bi insan bu dunyaya zor gelir. ama baterist dave grohl'un hakkini yememek lazim...
büyük gruptu.peki neden? sadece yaptıkları şarkıların hüznünden mi yoksa axl ın şovlarından ya da slash in sololarından mı? sanırım hem hepsi hem de hiçbiri. onları asıl büyük yapan kendi tarzlarını yaratabilmeleriydi. 80 liyıllardaki bol makyajlı, yapmacık, vıcık vıcık arabesk kokan, birbirinden farklı müzik yapmayan, tamamen şova dayalı hair metal grupları** ile tam aksine süratli, şiddet dolu, agresif ancak güzel müzik yapan hardcore gruplarının** tam ortasına yerleşmeyi bilmiştir guns n roses. görünüşleri düzgündür, albenileri yüksektir, işin şov kısmını görmezden gelmezler ancak şov yapmak için de müziklerinden ödün vermezler. slash in de bir röportajında dediği gibi 'we were in a right place, right time with right music'. işte budur guns n roses ı büyük grup yapan ve 80 lerin sonundan 90 ların sonuna kadar fırtına gibi esmelerini sağlayan.
rock her yönüyle nasıl en süper şekilde yapılır sorusuna her albümleriyle yeniden ve inatla cevap veren aşmış grup. söylendiği gibi tek bir tarza kesinlikle bağlı kalmamış, özellikle 90lardan sora çıkardıkları albümler olan, eye to eye'da electronic based rock yapmış, moment of gloryde berlin philarmony orkestrasıyla çalışarak harika bir tarzda şarkılarını yeniden yorumlamış, accustica'da akustik styleı denemiş ve en son olarak da unbreakable'da karşımıza hard rock ile çıkmış olmaları ile her dem taze, yeni, yenilikçi ve enfes olarak kaldıklarını ispatlamışlardır.
sözde, bir imkan olarak sunulan düşünce akımıdır. piyasada amaca ulaşmak için her yol meşrudur afarozu ile meşhur olsa da, özünde bu daha farklıdır. politika ve askeri kuramcı makyavel aslında modern dünyada bugün tartışılan ve ilk insandan günümüze varolagelen, egemenlik, hegemonya, yönetim, yönetici gibi kavramları gün yüzüne çıkarmıştır. bu bakımdan siyaset biliminin en önemli ismidir.
makyavel'in düşünce sisteminde şunları görmemiz mümkündür. en önemli ve temel amacı devleti yaşatmak ve gücünü devamlı olarak artırmaktır. bu amacı gerçekleştirmek için de her yolu yasal görür. o ülkede yaşanan din, ahlak ve hukuk devlete bağlıdır. bunlar devletten bağımsız düşünülemez. devlet herşeyden üstündür ve amaçlarını gerçekleştirmek ve hayatını devam ettirmek için bunları araç olarak kullanabilir. kilise devletin karşısında üstün olmamalıdır ve devlet bir ulusa dayanmalıdır diyerek hem ulus devlet kavramını ortaya koymuştur hem de laikliği tanımlamıştır.
modernizm çukuruna tavır olarak ortaya çıktığı pek gerçekçi olmakla birlikte, kendisi çukura dönüşmekten asla kurtulamamış, artık ne idüğü belirsiz hale gelmiş, kelimeyi kullananların bile ne anlama geldiğini hiç bir zaman tam anlamıyla bilemeyeceği kavram
pratik anlamda çıkış noktasını 1972'deki abd'de yapılmış bazı
sosyal konutların insan hayatını kısıtlaması gerekçesiyle yıkılışından, teorik
kaynağınıysa fransız post-strüktüralist akımından jean-françois
lyotard'ın 1979'da yazdığı 'postmodern durum' adlı ktabıyla oluşturduğu,
sözcük anlamıyla modernizmin ötesinde, sonrasında demek olan üst yapı
hali. temel özelliği marksizm gibi büyük anlatıları çöpe atması ve 'anlam'
kaygısı gütmeyerek onu atomize etmesidir
'biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kursun degil
ama yine de
matarasinda su
torbasinda ekmek
ve kemerinde kursun
kalmayanlari da ayakta tutabilir siir.'
' şiir, insanın ya da dünyanın bir sorusuna yanıt değildir. onun yaptığı sadece sorgulamayı ağırlaştırmak, dibini eşelemektir. şiirin en doyumsuz anı, belki de sorunun etkinliğinin - köktenliği, çıplaklığı, yadsınmaz ilerleyişiyle- hiçbir yanıttan beklenmeyecek kadar olduğu andır. daha da ötesi, bütün yanıtlar, onun sessizliğini açığa vurur. bu tavrın açtığı gedik açıklamaları siler. birbirinden ayrılmış, uygun bir biçimde belli bir yere oturtulmuş, karşı cepheler arasında gitgellere yol açan değerler, bir açıklık anında nehir coşkusuna kapılır giderler. '
birkac
iyi
siir
yazmak
bile
cok fazla
umutsuzluk
tatminsizlik
ve
hayalkirikligi
gerektirir.
herkese
gore
degildir
siir yazmak
hatta
okumak
bile
muzigi bu kadar basit chordlardan bu kadar canli hale getiren bununla da kalmayip -kalsalardi zaten nirvana olmazdi, nickelback'ten biraz daha iyi bisey olurdu heralde- bi de hayat tarzi haline getiren yasanasi muzik grubu. kurt cobain gibi bi insan bu dunyaya zor gelir. ama baterist dave grohl'un hakkini yememek lazim...
büyük gruptu.peki neden? sadece yaptıkları şarkıların hüznünden mi yoksa axl ın şovlarından ya da slash in sololarından mı? sanırım hem hepsi hem de hiçbiri. onları asıl büyük yapan kendi tarzlarını yaratabilmeleriydi. 80 liyıllardaki bol makyajlı, yapmacık, vıcık vıcık arabesk kokan, birbirinden farklı müzik yapmayan, tamamen şova dayalı hair metal grupları** ile tam aksine süratli, şiddet dolu, agresif ancak güzel müzik yapan hardcore gruplarının** tam ortasına yerleşmeyi bilmiştir guns n roses. görünüşleri düzgündür, albenileri yüksektir, işin şov kısmını görmezden gelmezler ancak şov yapmak için de müziklerinden ödün vermezler. slash in de bir röportajında dediği gibi 'we were in a right place, right time with right music'. işte budur guns n roses ı büyük grup yapan ve 80 lerin sonundan 90 ların sonuna kadar fırtına gibi esmelerini sağlayan.
rock her yönüyle nasıl en süper şekilde yapılır sorusuna her albümleriyle yeniden ve inatla cevap veren aşmış grup. söylendiği gibi tek bir tarza kesinlikle bağlı kalmamış, özellikle 90lardan sora çıkardıkları albümler olan, eye to eye'da electronic based rock yapmış, moment of gloryde berlin philarmony orkestrasıyla çalışarak harika bir tarzda şarkılarını yeniden yorumlamış, accustica'da akustik styleı denemiş ve en son olarak da unbreakable'da karşımıza hard rock ile çıkmış olmaları ile her dem taze, yeni, yenilikçi ve enfes olarak kaldıklarını ispatlamışlardır.
machiavelli nin hukumdar adlı eserinde prensi seçinde hangi şekilde seçerseniz seçin diye buyurması üzerine ortaya çıkmış olan izm.
sözde, bir imkan olarak sunulan düşünce akımıdır. piyasada amaca ulaşmak için her yol meşrudur afarozu ile meşhur olsa da, özünde bu daha farklıdır. politika ve askeri kuramcı makyavel aslında modern dünyada bugün tartışılan ve ilk insandan günümüze varolagelen, egemenlik, hegemonya, yönetim, yönetici gibi kavramları gün yüzüne çıkarmıştır. bu bakımdan siyaset biliminin en önemli ismidir.
makyavel'in düşünce sisteminde şunları görmemiz mümkündür. en önemli ve temel amacı devleti yaşatmak ve gücünü devamlı olarak artırmaktır. bu amacı gerçekleştirmek için de her yolu yasal görür. o ülkede yaşanan din, ahlak ve hukuk devlete bağlıdır. bunlar devletten bağımsız düşünülemez. devlet herşeyden üstündür ve amaçlarını gerçekleştirmek ve hayatını devam ettirmek için bunları araç olarak kullanabilir. kilise devletin karşısında üstün olmamalıdır ve devlet bir ulusa dayanmalıdır diyerek hem ulus devlet kavramını ortaya koymuştur hem de laikliği tanımlamıştır.