Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Bora Aslan
Bora Aslan

GÖRMEK İNANMAKTIR,AMA ASIL GERÇEK...HİSSETMEKTİR.

  • muhammed06.07.2007 - 11:00

    O'nu bu kelimelerle anlatamazsınız,haddimizde değildir zaten O rabbimin övdüğü yücelttiği gibidir....

  • zor06.07.2007 - 10:58

    olmayan, olamayan, eksik kalan, boşluk bırakan, boşlukta kalan, anlaşılamayan, anlatılamayan, içinden çıkılamayan, tüketen, ziyan eden, ziyan olan her şey, her durum, her insan.

  • zor06.07.2007 - 10:55

    imkansızdan bir önceki durak. imkansızda bütün çareler tükenmiş, yollar kesilmişken, zor hala bir umut barındırır içinde...

  • sevgi05.07.2007 - 14:28

    yalnızca öyle bir anda akla gelmek değil, onun yanında kendini daha güçlü hissetmek, bişey yaparken tek kişi değilde iki kişi olduğunu bilmek, en kötü anlarda bile içten gelen gücün eksilmemesini sağlayan bir bağdır.

  • mutluluk05.07.2007 - 14:25

    agladiktan sonra kendine sarilmakla hissedilebilir bazen.surekli gulmek zorunda kalan yuzun en melankolik sarki dinlenilirken aynadaki yansimasindaki melankolik durulugu,gulen yuzden daha mutludur.daha gercektir.

  • mutluluk05.07.2007 - 14:24

    bir büyüdür...
    bir anda sebepsiz yere kaybolur ve ne oldugunu anlayamazsınız. ayazda cıplak birakir insanı.
    aslında yoklugu varlıgından daha iyidir, en azından kaybetmekten korkmazsınız.

  • mutluluk05.07.2007 - 14:21

    Sevildiğini bilmektir...

  • kahve04.07.2007 - 18:23

    içmediğim zaman rüyama giren, beni kokusuyla uyandıran ve yataktan kaldırıp mutfağa koşturan içecek. kanaatimce sadesi her zaman daha makbüldür. kahve hazırlanırken suyun tam kaynatılmaması gerekmektedir. 80 derecenin ideal olduğu söylenir. 80 dereceyi tutturabiliyor muyum bilmiyorum, ama suyun kaynamadan önce çıkardığı garip sesi referans alıyorum. yüzeyde hafif bir renk değişikliği, sanki köpürecekmiş gibi bir durum oluyor, olmuş diyorum o zaman.

    :'))

  • acı04.07.2007 - 18:18

    insanın kalbinden onu çıkartınca duyduğu his. öyle keskin, öyle tarifsiz, öyle buruk ki, isimli ama tanımsız sanki. insan kaybedince anlıyor. bir cam parçası gibi kalbin en can alıcı yerine saplanmış. çıkarmak lazım ama insan korkuyor tabi. hadi bir cesaret dese, bunu yaparım dese, elini cam parçasına götürse... işte ismi çok kolay konmuş ama tanımı yapılamayan o duygu.. midesinin tam ortasında başlıyor. dairesel hareketlerle yayılıp bütün organlara yayılıyor ne hissettiğini ifade etmek için. sızlıyor, sızlıyor, büyüyor, büyüyor, her yer kayboluyor ve evrenin ortasında sadece küçücük bir karanoktacık kalıyor. bir de o küçücük noktacığın içinde varolmaya çalışan o çaresiz insan. ama yine de insancık kararlı. ne yapsın, kurtulmak istiyor bu histen tabi. tek bir hamlesi kalmış elinde. fütursuzca tutuyor cam parçasını eliyle ve öylece birdenbire çekiveriyor. bitiyor mu peki? hayır! pastel bi kırmızı kanıyor her yerde. zaten nokta küçücüktü, bir de boğulmaya başlıyor insan. çığlık atıyor, ağlıyor, susuyor, siniyor, yılıyor, bitiyor... ileriye bakıyor ama ileride bir şey kalmamış ki görsün. her şey o noktacıktan ve içinde boğulduğu kan gölünden ibaret kalmış. tabi elindeki cam parçası da duruyor. ne yapsın ki artık o cam parçasını? tekrar çıkardığı yere saplasa daha fazla kanayacak, hiç olmamış gibi varsaymaya çalışsa hayalkırıklığı o noktacığı bile tüketecek, fırlatıp bir köşeye atmaya çalışsa kalbinin bir parçasından vazgeçmiş olacak. işte insan, öyle çaresiz, boğulurken, küçücük nokatacığın içinde, elindeki o cam parçasını ne yapacağını bilmeden yine de onunla yaşamaya çalışırken kendisinden yükselen histir acı.

  • çile04.07.2007 - 18:15

    sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
    ben burda en büyük çileyi doldurayım
    ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
    sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur,
    ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.