yükseklerde ama çok yükseklerde olduğuna inanırken, bir anda diğerleriyle aynı kulvarda yüzdüğünü, çok da farklı bir yerde olmadığını farketmek. daha ciddi aşaması var dibe vurmak gibi ama kendini bilen için gerek yok o kadar düşmeye. oysa pek çok insan bu ciddi mertebeye ulaşmadan anlayamıyor kim olduğunu; neyi hakedip, neyi kendisinin davet ettiğini bilemiyor pek.
bi de çok yorulunan günlerin akşamında olur sıklıkla. sıcacık yatağı girip baş yastığa düşüverir bir anda. düşüş onunla da kalmaz. tam uykuya geçiş anında, bi yerden düşüyormuş gibi hisseder insan. garip bi duygudur.
gece solar, rüzgarın sesi kısılır... aynadaki insanla birliktesindir ve karşındaki, garip garip bakmaktadır yüzüne... yüzündeki tebessüm 'acı'yı sıfat yapmıştır kendine... başkalarının 'ben'leriyle ilgileneceğine 'bir ben vardır bende benden içeri' sözünü hatırlayıp içindeki 'ben'leri kurcalarsın... sağ elini sol omzuna, sol elini sağ omzuna koyar, kendine sarılırsın... aynalardan başka dostun yoktur ve aynalar bir gün kırılmaya mahkumdurlar... anlarsın, becerebilirsen ağlarsın
uzun zaman gecmistir aradan, karsılasırsınız. ne kadar ozlemis oldugunu farkedersin onu. bir yere oturursunuz biraz sohbet icin. karsılıklı bir bir anlatırsınız yenileri, eskileri. her kelimede, cumlede farkedersin artık yitirilmis olanları. ne kadar cabalarsan cabala, ne o, ne de sen isteseniz de donemezsiniz artık geriye. ortak bi acı paylasırsınız o anda; gozlerinin icine baka baka ozlersin cunku onu.
day eleven love ile the human equation albümde de yine coşmuş, dağıtmış gruptur.. mükemmel melodileriyle ve sözleriyle tam anlamıyla vazgeçilmez derken, bir de hikaye tarzı anlatımıyla ayrı bir güzellik abidesi olan gruptur..
müslümanlık sizi gayet sıkı gayet sağlam bağlamak lazım iken,anlamadım anlayamam ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize fikr-i kavmiyyeti şeytan mı soktu zihninize birbirinden müteferrik bu kadar akvam aynı milliyetin altında tutan islamı temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir
yalnızlık pusu kurar yollarımıza, bizi bekler. gidenin çıktığı kapıdan gelir. kimi zaman ömür boyu sürer, kimi zaman beş dakika. kimi zaman beklenen, özlenen olur, kimi zaman da istenmeyen. yaşamak zorunda olduğumuz beraberliğimizdir, çaresizliğimizdir. bugünümüz, yarınımızdır o. eski sevgilimizdir. en sadık yarimizdir. bizi en çok seven, bırakmamak için her yerde peşimizde olandır. giden bütün dostlar ve sevgililerin arkasından bizimle birlikte el sallayandır o. paylaşamadığımız ve bizi paylaşamayan tek şeydir. o, yalnızlık alınyazımız.
öyle değilmiş gibi görünmesine rağmen, bir tür tercihtir aslında delilik.. çok içsel oluşundandır insanı sözde özne kalıbına bürümesi.. herhangi bir takas sırasında sunulan akıldır sadece, farklı olarak. karşılığı daha cazip geldiğinden.. ya da akıl çok ağır geldiğinden*.. omuzların isyanından sebep olmalıdır bu durumda delilik..
yükseklerde ama çok yükseklerde olduğuna inanırken, bir anda diğerleriyle aynı kulvarda yüzdüğünü, çok da farklı bir yerde olmadığını farketmek.
daha ciddi aşaması var dibe vurmak gibi ama kendini bilen için gerek yok o kadar düşmeye. oysa pek çok insan bu ciddi mertebeye ulaşmadan anlayamıyor kim olduğunu; neyi hakedip, neyi kendisinin davet ettiğini bilemiyor pek.
bi de çok yorulunan günlerin akşamında olur sıklıkla. sıcacık yatağı girip baş yastığa düşüverir bir anda. düşüş onunla da kalmaz. tam uykuya geçiş anında, bi yerden düşüyormuş gibi hisseder insan. garip bi duygudur.
saçma sapan şeylerle meşgul etmeyin beniii
hiç halimde yok zaten
gece solar, rüzgarın sesi kısılır... aynadaki insanla birliktesindir ve karşındaki, garip garip bakmaktadır yüzüne... yüzündeki tebessüm 'acı'yı sıfat yapmıştır kendine... başkalarının 'ben'leriyle ilgileneceğine 'bir ben vardır bende benden içeri' sözünü hatırlayıp içindeki 'ben'leri kurcalarsın... sağ elini sol omzuna, sol elini sağ omzuna koyar, kendine sarılırsın... aynalardan başka dostun yoktur ve aynalar bir gün kırılmaya mahkumdurlar... anlarsın, becerebilirsen ağlarsın
uzun zaman gecmistir aradan, karsılasırsınız. ne kadar ozlemis oldugunu farkedersin onu. bir yere oturursunuz biraz sohbet icin. karsılıklı bir bir anlatırsınız yenileri, eskileri. her kelimede, cumlede farkedersin artık yitirilmis olanları. ne kadar cabalarsan cabala, ne o, ne de sen isteseniz de donemezsiniz artık geriye. ortak bi acı paylasırsınız o anda; gozlerinin icine baka baka ozlersin cunku onu.
day eleven love ile the human equation albümde de yine coşmuş, dağıtmış gruptur.. mükemmel melodileriyle ve sözleriyle tam anlamıyla vazgeçilmez derken, bir de hikaye tarzı anlatımıyla ayrı bir güzellik abidesi olan gruptur..
müslümanlık sizi gayet sıkı gayet sağlam
bağlamak lazım iken,anlamadım anlayamam
ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize
fikr-i kavmiyyeti şeytan mı soktu zihninize
birbirinden müteferrik bu kadar akvam
aynı milliyetin altında tutan islamı
temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir
Mehmet Akif Ersoy
bir insana yapılacak en büyük hakaretlerden biridir bence
yalnızlık pusu kurar yollarımıza, bizi bekler. gidenin çıktığı kapıdan gelir. kimi zaman ömür boyu sürer, kimi zaman beş dakika. kimi zaman beklenen, özlenen olur, kimi zaman da istenmeyen. yaşamak zorunda olduğumuz beraberliğimizdir, çaresizliğimizdir. bugünümüz, yarınımızdır o. eski sevgilimizdir. en sadık yarimizdir. bizi en çok seven, bırakmamak için her yerde peşimizde olandır. giden bütün dostlar ve sevgililerin arkasından bizimle birlikte el sallayandır o. paylaşamadığımız ve bizi paylaşamayan tek şeydir. o, yalnızlık alınyazımız.
öyle değilmiş gibi görünmesine rağmen, bir tür tercihtir aslında delilik.. çok içsel oluşundandır insanı sözde özne kalıbına bürümesi.. herhangi bir takas sırasında sunulan akıldır sadece, farklı olarak. karşılığı daha cazip geldiğinden.. ya da akıl çok ağır geldiğinden*.. omuzların isyanından sebep olmalıdır bu durumda delilik..