anı yoktur. anıların kendisinden kaynaklanan, bir başka kişilikle yaşanmış, bir başka hayat vardır. gerçek zaman,eşit saatlere bölünmüş, mekanik bir yapı değildir. tüm bunların sonunda burnumuza gelen şey, 'katmerli papatyaların ateşte yanan kalplerinin kokusu' olacaktır...
yaşama sevincinin tükenip, avuçlarının arasından kayıp yitişini seyrettiğin yokoluşundur... ellerin açık, gözlerin, parmaklarının arasından kan gibi süzülen hayallerine bakakalır. tutmak için sıksan da avuçlarını ne çare.. aralarından sızıp gider parmaklarının. tekrar açtıgında ise sadece ellerinin dokusu arasında kalan kırmızılıkları görürsün...
hakedilmemiş yalnızlıklarında kaybolup gitmek için uzanır adımların, ellerini göğsüne silersin temizlemek adına, göğsünden tüm bedenine işler acısı... cam kırıklarına basarak yürürsün. her adım biraz daha acıtır etini, biraz daha kanatır içini. hani erguvanlar dökülmüştü yollara...
tepemde...kardeşi sogukla beraberler, biraz daha duşmemi bekliyolar, ilk hamleyi onlar yapacak biliyorum, keşke imkanim olsa, onlar dokunmadan ben uyutsam bedenimi. ona birakmasam, alamasa bedenimi benden, kucaklayip ayirsam ondan. acilarimla, hayallerimle, benligimle, kendimle yalniz kalsam, dokunulmasam. sussam, uyusam... ama uykuyla degil, kendimle uyusam.
eğer gece ise uyandığında,uyuyalı sadece bir saat olmuşsa ve uykuya geçiş bir işkenceyse kabustur uyanmak... beyin yaşadıklarını taşıyamamışsa,ağırsa kalbinde yükün,susuyorsan herşeye,küsmüşsen kendine,güneşe; güneş batınca anıların gelir senle konuşmaya; unutamadığını,çözmeden sırtını dönüp gidemeyeceğini anlatmaya gelirler.evin içinde saat seslerini dinlersin,yalnızlığını tüm hücrelerinde hissedersin...
bazen aniden, ruhunuzun yakınlarında dolaşan başka bir varoluşun gölgesini hissedersiniz. gözlerinizi açma ve uyanma ihtiyacı hissedersiniz. sessizlik bozulmamıştır oysaki ya da hala karanlıktır etrafınız. içsel bir denge bozukluğu da değildir neden.. sadece huzursuz başka bir ruhtur, belki de varlığınıza ihtiyaç duyan ruhtur o. bilirsiniz, uykuda olsanızda. uyanırsınız.
surrealistler tarafından kuramlaştırılıp karşı-sanata dahil edilen en köklü 'çalışmalardan' biri. öyle ki hareketin önderi andré breton, uyuduğu odanın kapısına 'sessiz olun, şair çalışıyor' uyarısını yapıştırmayı gelenek haline getirmişti.
maskeler kendi içselliğimizin önüne çektiğimiz birer perdedir. çünkü maskeyi takan, karşısındakilere kendisini değil, kendisinde olmasını istediğini gösterme amacındadır. bu bağlamda görülen kendisi değil kendisine takındığı perdedir. karşısındaki bireylerde hep bu perdeye bakmaktadırlar. ama bu bağımlılık ve kendisini idealindeki olarak gösterme tutkusu zamanla o perdeyi kişiliğin bir parçası haline dönüştürür. artık söz konusu perde kişinin kendisi olmuştur. bundan sonraki süreçte takınılan maskeden kurtuluş git gide zorlaşmakta ve maske dışsallaştırılamamaktadır.
aramak,
arananı değil;
arayanı
aramakmış
meğer.
üşüyen ruhunuzsa battaniyelerin fayda etmediği durumdur.
anı yoktur.
anıların kendisinden kaynaklanan,
bir başka kişilikle yaşanmış,
bir başka hayat vardır.
gerçek zaman,eşit saatlere bölünmüş,
mekanik bir yapı değildir.
tüm bunların sonunda burnumuza gelen şey,
'katmerli papatyaların ateşte yanan
kalplerinin kokusu' olacaktır...
ruhun bastırılmış sesleri
yaşama sevincinin tükenip, avuçlarının arasından kayıp yitişini seyrettiğin yokoluşundur... ellerin açık, gözlerin, parmaklarının arasından kan gibi süzülen hayallerine bakakalır. tutmak için sıksan da avuçlarını ne çare.. aralarından sızıp gider parmaklarının. tekrar açtıgında ise sadece ellerinin dokusu arasında kalan kırmızılıkları görürsün...
hakedilmemiş yalnızlıklarında kaybolup gitmek için uzanır adımların, ellerini göğsüne silersin temizlemek adına, göğsünden tüm bedenine işler acısı... cam kırıklarına basarak yürürsün. her adım biraz daha acıtır etini, biraz daha kanatır içini. hani erguvanlar dökülmüştü yollara...
tepemde...kardeşi sogukla beraberler, biraz daha duşmemi bekliyolar, ilk hamleyi onlar yapacak biliyorum, keşke imkanim olsa, onlar dokunmadan ben uyutsam bedenimi.
ona birakmasam, alamasa bedenimi benden, kucaklayip ayirsam ondan.
acilarimla, hayallerimle, benligimle, kendimle yalniz kalsam, dokunulmasam. sussam, uyusam... ama uykuyla degil, kendimle uyusam.
eğer gece ise uyandığında,uyuyalı sadece bir saat olmuşsa ve uykuya geçiş bir işkenceyse kabustur uyanmak...
beyin yaşadıklarını taşıyamamışsa,ağırsa kalbinde yükün,susuyorsan herşeye,küsmüşsen kendine,güneşe; güneş batınca anıların gelir senle konuşmaya; unutamadığını,çözmeden sırtını dönüp gidemeyeceğini anlatmaya gelirler.evin içinde saat seslerini dinlersin,yalnızlığını tüm hücrelerinde hissedersin...
bazen aniden, ruhunuzun yakınlarında dolaşan başka bir varoluşun gölgesini hissedersiniz. gözlerinizi açma ve uyanma ihtiyacı hissedersiniz. sessizlik bozulmamıştır oysaki ya da hala karanlıktır etrafınız. içsel bir denge bozukluğu da değildir neden.. sadece huzursuz başka bir ruhtur, belki de varlığınıza ihtiyaç duyan ruhtur o. bilirsiniz, uykuda olsanızda. uyanırsınız.
surrealistler tarafından kuramlaştırılıp karşı-sanata dahil edilen en köklü 'çalışmalardan' biri. öyle ki hareketin önderi andré breton, uyuduğu odanın kapısına 'sessiz olun, şair çalışıyor' uyarısını yapıştırmayı gelenek haline getirmişti.
maskeler kendi içselliğimizin önüne çektiğimiz birer perdedir. çünkü maskeyi takan, karşısındakilere kendisini değil, kendisinde olmasını istediğini gösterme amacındadır. bu bağlamda görülen kendisi değil kendisine takındığı perdedir. karşısındaki bireylerde hep bu perdeye bakmaktadırlar. ama bu bağımlılık ve kendisini idealindeki olarak gösterme tutkusu zamanla o perdeyi kişiliğin bir parçası haline dönüştürür. artık söz konusu perde kişinin kendisi olmuştur. bundan sonraki süreçte takınılan maskeden kurtuluş git gide zorlaşmakta ve maske dışsallaştırılamamaktadır.