Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • arthur schopenhauer03.08.2005 - 20:18

    TEŞEKKÜRLER JOHANNA
    Henüz yirmili yaşlara gelmemiştim Arthur SCHOPENHAUR adını ilk kez duyduğumda.Bir zamanlar ünlü filozofunda yaşadığı Mannheim’de iyi eğitimli bir anne ve babanın tek çocuğu olan kimyager Ralph Schpoller tanıştırmıştı beni onunla. Oldukça eski basım kitapların birinde, sayfa aralarında siyah-beyaz karakalem çalışması resimler vardı.Schopenhauer felsefesiyle hayata dair on beş belki yirmi bakış resmedilmişti. Tüylerim ürpermiş ama büyük bir heyecan ve merakla bakmıştım onlara. Ralph kendi ev stüdyosunda büyütüp baskı almıştı onlardan. Birer kopyada bana basmıştı daha sonra. Ne var ki Arthur Schopenhauerin fikirleri ben de ne tür duyguları uyandırmıştı o yıllarda tam olarak anımsamıyorum.Aklımda kalan daha çok kara kalem resimler.Cehennem bundan daha güzel resmedilebilinir miydi, hayır! İşte bunu biliyorum.
    Arthur Sopenhauer için söylenecek çok şey var ve bir çoğu da söylenmiş olmalı bugüne kadar ben yeni bir şey ekleyebilecek durumda değilim. Belki şunu bilmek ilginizi çekebilir. Onu ilk okuduğumda henüz felsefeyle yeni tanışmış on yedisinde zihni daha berrak yeni bilgilere daha aç ve daha açık bir kadındım.BANA ÇARPICI GELMİŞTİ. Bu gün otuz dokuz yaşındayım ve psikoloğum.ŞİMDİ DE ÇOK ÇARPICI GELİYOR.

    Görüyorum. Hiçbir erkek deha yok ki, hayatın ilk yıllarında anne ve/veya anne yerine koyulmuş bir kadın figürü tarafından sevilmemiş, değerli olduğunu hissetmemiş, o kadının yegane hizmetkarı sadık kölesi olduğu duygusunu tatmamış, olduğu halde kendisini ölümcül fırtınadan koruyabilsin.

    Nesnel bakışın en büyük engelidir subjektif bakış bundan kendimi ve felsefemi hep korumaya çalıştım der Schopenhauer ama görüyorum henüz edilgen olduğu o ilk çocukluk yıllarında en alt düzeyde ki birkaç temel ihtiyacın karşılanmamış olması Arthuru ,Schopenhauer yapmış. Düşünmeden edemiyorum. Johanna kocasının ölümünden sonra Arthuru her koşulda kendisinden uzaklaştırıp bağımsız bir hayat için seçmeseydi.Onu dizinin dibinde oturtmak ona hükmetmek yolu ile kendi varlığını anlamlandırmaya çalışsaydı (birçok aydın kadınımızın bugün bile yaptığı gibi) Arthur filozof olacak mıydı? Muhtemelen evet olacaktı.O bunun için doğmuştu belki. Ancak bizim bu platformda konuştuğumuz Schopenhauer olmayacaktı.
    Erkeğin ilk ve neredeyse tek limanı olan, anne kucağına sığınarak yaşadığı güvenli, pozitif ama bol yanılsamalı hayattan kovulmadıkça (gitmek demiyorum kimse isteyerek gitmiyor) erkek dünyaya bu kadar farklı bakamıyor.Ancak ana rahmine sembolik yollardan geri dönüş kapılarının tümü birden kapandığında sokakta kalan erkek DÜNYA ya bakmaya başlıyor ve o zaman görüyor Schopenhauerin gördüklerini. Johanna yüceltilip göklere çıkarılan anne görevini iyi ki yapmadı. Kendisine doğurduğu erkeği ebedi köle yapmak yerine adları değişen farklı erkekleri geçici köleler yapmakla yetindi ve özgür bıraktı doğurduğu erkeği.Arthur acı çekerek özgürleşti onun özneli felsefesinde nesnel oldu.Oldu! İyi ki oldu!

    N.TEMİZKAN