dolmuşta oturan uzun saçlı delikanlının arkasına bir yaşlı çift oturur; -kızım şurdan bi dişi bir erkek uzatırmısın? delikanlı kızgın bi şekilde döner; -amca benim kıza benzer bi yanım varmı? -kızma evladım ben nerden bileyim senin dul olduğunu. :))
Gözlerimi açtığımda pencerenin kenarında, karşı binanın çatısında kanatlarını açmış, yağan yağmurla duş yapan bir kuşla karşılaşıyorum. Daha da artan sağanak yağmura aldırış etmiyor. İçimde bir an bir inkılap doğuyor. Delicesine sağanak yağmurun altında koşmak. Kime mi, neye mi, niçin mi? Hiç düşünmeden yokluğa, meçhule...
Belki büyük şehirlerin birinde, büyük bir ofiste, büyük işler başarmak istiyorum anne... Belki de büyük buluşlar peşinde koşmak... Belki de büyük fırtınaların fotoğrafını çekmek... Belki de sakin suların içinde küçük bir balık aramak... Belki de uçmak istiyorum anne, dağlara tırmanmak, vahşi hayvanların peşinde koşmak... Belki de hayat kurtarmak istiyorum anne... Hastanede, mahkemede, karakolda, savaşta... Belki de kitap yazmak istiyorum anne, senin benim komşunun hikayesini dökmek bembeyaz kağıtlar üzerine...
Beklenmedik bir anda terk edilmişsindir bütün sevdiklerince Suçlamak istemesende hiç kimseyi üzünçle yanmakta yüzün Adını bile koyamadığın bir boğunç dolmakta şimdi yüreğine Ve usulca ağmaktadır gözlerinin peteğine ağulu bir hüzün...
Büyüdükçe elimize oyuncak tutuşturdular, oynayalım ağlamayı keselim istediler. Ağladık ağladık sustuk. Sevmenin, istemenin kaybetmek olduğunu gördük işte daha yolun başında. Yavaş yavaş emeklemeye başladık, sonra yürüdük. Yürümenin ilk adımlarında bizi destekleyen ellerimizi tutan elleri kaybettik yine.
gereksiz ayrıntı
dolmuşta oturan uzun saçlı delikanlının arkasına bir yaşlı çift oturur;
-kızım şurdan bi dişi bir erkek uzatırmısın?
delikanlı kızgın bi şekilde döner;
-amca benim kıza benzer bi yanım varmı?
-kızma evladım ben nerden bileyim senin dul olduğunu. :))
Gözlerimi açtığımda pencerenin kenarında,
karşı binanın çatısında kanatlarını açmış,
yağan yağmurla duş yapan bir kuşla karşılaşıyorum.
Daha da artan sağanak yağmura aldırış etmiyor.
İçimde bir an bir inkılap doğuyor.
Delicesine sağanak yağmurun altında koşmak.
Kime mi, neye mi, niçin mi? Hiç düşünmeden yokluğa, meçhule...
yere düşen her bir damlanın çıkardığı hoş ve tatlı ses
Anladım ayaklarımın altındaki dünya değil
Çocuk sevinçleri ipinden koparılmış uçurtmalar
Senden nefret etmek istemiyorum... ama kopamıyorum, tek başıma kalmak istemiyorum... korkuyorum anne... İçimden haykırmak geliyor...özgür kalmak istiyorum... ama gidemiyorum... kendimden nefret ediyorum...
Belki büyük şehirlerin birinde, büyük bir ofiste, büyük işler başarmak istiyorum anne... Belki de büyük buluşlar peşinde koşmak... Belki de büyük fırtınaların fotoğrafını çekmek... Belki de sakin suların içinde küçük bir balık aramak... Belki de uçmak istiyorum anne, dağlara tırmanmak, vahşi hayvanların peşinde koşmak... Belki de hayat kurtarmak istiyorum anne... Hastanede, mahkemede, karakolda, savaşta... Belki de kitap yazmak istiyorum anne, senin benim komşunun hikayesini dökmek bembeyaz kağıtlar üzerine...
Beklenmedik bir anda terk edilmişsindir bütün sevdiklerince
Suçlamak istemesende hiç kimseyi üzünçle yanmakta yüzün
Adını bile koyamadığın bir boğunç dolmakta şimdi yüreğine
Ve usulca ağmaktadır gözlerinin peteğine ağulu bir hüzün...
Büyüdükçe elimize oyuncak tutuşturdular, oynayalım ağlamayı keselim istediler. Ağladık ağladık sustuk. Sevmenin, istemenin kaybetmek olduğunu gördük işte daha yolun başında. Yavaş yavaş emeklemeye başladık, sonra yürüdük. Yürümenin ilk adımlarında bizi destekleyen ellerimizi tutan elleri kaybettik yine.
Sen ne dedin ben ne anladım
Ben ne dedim, sen ne zannettin,!