Bir süre sonra insanlar pek de umrunda olmuyor.. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun.. Kimin ne düşündüğünü, kimin ne yaptığını umursamıyorsun.. Yorulunca kendi kabuğuna çekilip o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun.. Anlık mutluluklar yaşayıp derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye de ihtiyacın olmuyor.. Siz buna yalnızlık diyorsunuz, ben ise huzur.
Bir süre sonra insanlar pek de umrunda olmuyor.. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun.. Kimin ne düşündüğünü, kimin ne yaptığını umursamıyorsun.. Yorulunca kendi kabuğuna çekilip o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun.. Anlık mutluluklar yaşayıp derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye de ihtiyacın olmuyor.. Siz buna yalnızlık diyorsunuz, ben ise huzur.
30 Ocak 1984 (Sayı: 6) tarihli TV’de 7 Gün dergisi, Jon-Erik Hexum’ın ölümünden sadece 9 ay önce genç sanatçıyı haklı olarak, öve öve bitirememiş ve bu ismin uzun süre belleklerden çıkmayacağını yazmış. Zira kendisi o dönemlerde geleceğin Hollywood starı olarak görülüp, John Travolta’nın yerini alacağı konuşuluyordu. Ne yazık ki bunların hiç biri olmadı zira genç oyuncu “Gizli Görevli” (Cover Up) dizisi çekimlerinde, set arasında silahla şakalaşırken trajik şekilde hayatını kaybetti. Gönül isterdi ki belleklerimizde bu üzücü olay ile değil de, çevireceği filmlerle aklımızda kalsaydı. Şimdi gelin aşağıya eklediğim “Bu Delikanlıya Herkes Hayran” başlıklı TV’de 7 Gün’de yayınlanan yazıyı okuyalım..
BU DELİKANLIYA HERKES HAYRAN Bazen bir "kahraman” çıka gelir uzaklardan. İşte MCA TV International'in dizisi orijinal adıyla “Voyagers!” "Zamanda Yolculuk"un yıldızı Jon-Erik Hexum'un durumu da böyle. Dizideki "Phineas Bogg” rolü, onun için biçilmiş kaftan: Fantezi, serüven ve heyecan, tam uzun boylu, sarışın Jon-Erik’in oynamak istediği rol. Ömrü boyunca sıradan yaşamak yerine, olağanüstü bir yaşam arzulayan sanatçı, lise ve kolej öğreniminden sonra, müzikal komedilere merak salmıştı. Jon-Erik 5 Kasım 1957 'de New Jersey'in Englewood şehrinde, İsveç asıllı ana-babadan dünyaya geldi. Daha küçük yaşlarda piyano, şarkı ve dans dersleri aldı, tiyatroya gitti: Klasik edebiyata merakı dolayısıyla Michigan Devlet Üniversitesi'nde "felsefe' ve "ekonomi” öğrenimi yapmaya hak kazandı. Başarılı bir öğrenci olduğu gibi, lise ve üniversite yıllarında güreş ve futbol takımına girdi. Dolu ve mutlu bir çocukluktan sonra (Jon'un Boston'da yaşayan Gunnar adındı bir de ağabeyi vardır), başlıca merakı ola "felsefe”de karar kılmadan önce, biyolojik tıp mühendisliğinde şansını denemeye kalktı. Ancak sonunda ilk tutkusu olan aktörlükte karar. kıldı. İlk kez lisedeyken “Carousel” adlı müzikalde rol aldı. Bunu "Penzance Korsanları"' “Adamlar ve Bebekler", "Batı Yakasının Hikâyesi" ve "Pippin”deki rolleri izledi. Mezuniyetten sonra, Jon-Erik New York'taki Bond's adlı ünlü diskoda barmen olarak çalıştı. Bazı operalarda küçük rollere çıktı, reklam filmleri çevirdi. Ancak müzikal komediye olan tutku ve sevgisiyle New York'ta bir yaz tiyatrosuna kâpağı atıp, "Batmayan Molly Brown”da Johnnt Brown rolünü yüklendi. Bu arada yönetmen Randal Kleiser “Yaz Âşıkları” adlı filminin kadrosunu kuruyordu. Jon-Erik'e bir deneme filmi çevirtmeye karar verdi. Jon-Erik bu rolü alamadı, ama menajerinin önerisiyle, mesleğine de devam etmek üzere, Los Angeles'a yerleşti. Olumlu girişimlerden sonra, Jon-Erik'e “Zamanda Yolculuk" senaryosunu okumasını önerdiler. Hikâye, hemen kendisini cezbetti ve Phineas Bogg rolü de kendisine çok uygun geldi. Ayrıca 12 yaşındaki rol arkadaşı Meeno Peluce'ye de büyük yakınlık duydu. Aslında Phineas rolü Meeno'nun babası olarak düşünülmüştü. Ancak 40 yaşındaki bir baba rolü, 24 yaşındaki Jon-Erik'e önerilince, bazı tereddütler doğdu. Sonunda “Zamanda Yolculuk"un yaratıcısı James Parricott, Jon-Erik'i Phineas Bogg rolü için biçilmiş kaftan olarak görünce, rol kendisine önerildi. Meeno ile arasındaki yakınlık da, ikisinin de bu dizinin yıldızları olmalarına yetti. Böylece her hafta bir devirden ötekine, orijinal giysilerle atlayan öykü, ekranlara geldi. Jon-Erik çok sağlıklı bir yaşam sürer Kaliforiya'da: yakışıklı bekâr, sık sık yüzerken ve sörf yaparken görülür. Başlıca uğraşları, tiyatroya ve sinemaya gitmek, piyano çalmak, şarkı söylemek ve okumaktır. Dizi bir süre sonra sona erecek... Ancak sanıyoruz ki Jon-Erik, uzun süre belleklerde kalacak... (TV’de 7 Gün / 30 Ocak 1984 / Sayı: 6)
"20 yaşında bir pop şarkıcısı olmak istiyordum. 25'imde milyoner, 30'umda iyi bir aile babası, 40'ımda yine pop yıldızı, 50-60 arasında Avusturya'nın temiz orman havasında yaşamak, 70'imi Viyana'da geçirmek, 80'imde ise, bu dünya üzerinde unutulmadığımı göstermek isterdim." - Falco (Milliyet Çocuk / 16 Şubat 1987 / Sayı: 7)
Ne yazık ki bu sözlerin sahibi Avusturyalı ünlü şarkıcı Falco, 6 Şubat 1998 tarihinde trajik bir şekilde, 41. doğum gününe günler kala Mitsubishi Pajero marka aracıyla Dominik Cumhuriyeti'nde bulunan Villa Montellano'ya sürerken bir otobüs ile çarpışarak, hayatını kaybetmiştir. Çarpıştığı otobüs sürücüsü, sağ kurtulmasının ardından 3 yıl hapis cezasına çarptırılırken, Falco ise Viyana'da gömülerek sonsuzluğa uğurlanmıştır.
'Bonanza' dizisinde baba Cartwright rolünü canlandıran ABD'li oyuncu Lorne Greene, 1960 yılında dizideki Ponderosa Çiftliginin aynısını dinlenmek için Arizona'da yaptırmıştır..
Mister No, asıl adı Jerry Drake olan Amerikalı eski bir pilottur. II. Dünya Savaşı sırasında önce Filipinler'de ve Pasifik'te, sonra da Avrupa cephesinde savaşa katılmıştır. Önceleri savaşta pilotken, askeri emirlere karşı geldiği için piyade sınıfına indirilmiştir. Mister No lakabı da, Çin'de esir düştüğünde kendisine soru soran Japon subaya verdiği sürekli 'No' cevapları neticesinde düşman subay tarafından takılmıştır.
Mister No savaş sonrası bir dönem New York'un salaş birahanelerinde sürttükten sonra Amerikan hayat tarzının kendine göre olmadığını, ülkesinin değerleriyle bütünleşemeyeceğini anlayıp, 1940'ların ikinci yarısında önce İtalya'ya, sonra da Güney Amerika'ya geçmiştir. Küçük piper uçağı ile Amazon bölgesinde pilotluk ve rehberlik yapar.
Birçok yönüyle bir anti-kahramandır. Bunun yanı sıra başka çizgi romanlarda rastlanmayacak derecede ilginç politik ve entelektüel yanları da vardır. Bir kere tavizsiz bir çevrecidir. Daha 1940'larda Amazon ormanlarının başına neler gelebileceğini kestirmiş ve gerek ormanları yok etmeye çalışan gerek avlanmak isteyen zenginlere karşı mücadele etmekten geri durmamıştır.
Maceraların arasında ciddi ciddi, kısa ama etkili felsefeler yapmaktan geri durmaz. Örneğin bir defasında "kahraman olmak şartların getirdiği bir durumdur, yapacak başka bir şeyiniz olmadığından kahraman olursunuz. aynı hırsız olmak gibi.." demiş ve hepimizi derinden etkilemiştir. Zaten Mister No bir macerasında Jack Kerouac ile karşılaşmış ve hoşbeş etmiştir.
Amerikalıdır ama en çok da Amerikan emperyalizmi ile karşı karşıya gelir. "Eski bir hesaptan" dolayı şirket dediği CIA ile arası pek yoktur. Ara sıra maceralarına Kübalı arkadaşları katılır. Yerlilerle iyi anlaşır, Pek çok zaman beyaz adama karşı yerlilerin yanında yer alır.
Mister No sosyal bir adamdır, sık sık dışarı çıkar; barlarda arkadaşlarıyla sohbet etmeyi, içki (cachaça) ve sigarayı sever, çok tüketir. Aynı zamanda bir caz sevdalısıdır. "When the Saints Go Marching In" ve "Body And Soul" favori parçalarıdır. Kızlarla dansa gitmeyi, her seferinde farklı kızlarla dansa gitmeyi sever, boogie-woogie ve rock'n'roll sevdiği danslardır, aynı zamanda Sambada da gayet başarılıdır Mister No.
Çizgi romanlarda kahramanın geçmişindeki sırların anlatılması reytingi artırması sebebiyle sık rastlanılan bir durumdur. Mister No senaristleri de bu akıma ayak uydurmuş arada sırada geçmiş ile ilgili gizlerin aydınlatıldığı senaryolar yazagelmişlerdir. "Adı olmayan asker" adlı macera Mister No’nun ruh halini, neden Manaus’a gittiğini anlamak açısından önemli bir maceradır.
Savaştan dönen Mister No, Amerika’da uyum sorunu çekmiş (Bkz: First Blood) para kazanmak için çeşitli işler yapmaya başlamıştır. Bir şekilde kuryelik yapıp lüks bir arabayı başka bir eyalete götürdüğü sırada (Uçağı yok henüz ortada) çöle geldiğinde, az önce solladığı bir banka arabasını soymak isteyen soyguncular onu da durdururlar. Soyguncular Mister No gibi eski askerlerdir. Çıkan çatışmada biri dışında tüm soyguncular ölür. Bu biri, Mister No’ya hem sima, hem de boy pos olarak çok benzemekte ayrıca üzerinde kollarında yonca deseni olan siyah (okuyucuların yakından tanıdığı) bir kazak giymektedir.
Bu adam bir kızı da rehin alır ve kaçarlar.. kaçarlar.. kaçarlar. Bu sırada soyguncunun rehine ile konuşmalarından ve kıstırıldığında Mister No ile olan konuşmalarından, kimseyi öldürmek niyetinde olmayan naif bir adam olduğunu anlarız. Mister No da biz okuyucular da adamı çok severiz. Hatta rehinesi aşık bile olur. Mister No adamı kendisiyle özdeşleştirir. Adam da aynısını yapar. Sonuçta adamımız Mister No ve kızı dinleyerek teslim olup kıstırıldığı yerden çıktığında, işgüzar bir eski polis tarafından çakmağı silah zannedilerek vurulur ve son nefesini verirken, Mister No’dan bir sigara ister. Mister No da hemen bu naif adamın son arzusunu yerine getirir ve akabinde kendisine paraları ne yapmayı planladığını sorar. Adam da “Güney Amerika’ya, Brezilya’ya” gideceğini “bir adamın orada özgür olabileceğini” söyler ve ölür. Sarsılan Mister No bir süre sonra adamın kazağından bir terziye yarım düzine diktirerek (Yonca uğur getirsin diye) soluğu Brezilya Manaus’ta alır.
Bir süre sonra insanlar pek de umrunda olmuyor.. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun.. Kimin ne düşündüğünü, kimin ne yaptığını umursamıyorsun.. Yorulunca kendi kabuğuna çekilip o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun.. Anlık mutluluklar yaşayıp derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye de ihtiyacın olmuyor..
Siz buna yalnızlık diyorsunuz, ben ise huzur.
Bir süre sonra insanlar pek de umrunda olmuyor.. Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun.. Kimin ne düşündüğünü, kimin ne yaptığını umursamıyorsun.. Yorulunca kendi kabuğuna çekilip o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun.. Anlık mutluluklar yaşayıp derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye de ihtiyacın olmuyor..
Siz buna yalnızlık diyorsunuz, ben ise huzur.
İnsan olmak, kendimize hak gördüğümüzü başkası için de hak olarak görmeyi, kendimize yapılmasını istemediğimizi başkalarına reva görmemeyi gerektirir.
30 Ocak 1984 (Sayı: 6) tarihli TV’de 7 Gün dergisi, Jon-Erik Hexum’ın ölümünden sadece 9 ay önce genç sanatçıyı haklı olarak, öve öve bitirememiş ve bu ismin uzun süre belleklerden çıkmayacağını yazmış. Zira kendisi o dönemlerde geleceğin Hollywood starı olarak görülüp, John Travolta’nın yerini alacağı konuşuluyordu. Ne yazık ki bunların hiç biri olmadı zira genç oyuncu “Gizli Görevli” (Cover Up) dizisi çekimlerinde, set arasında silahla şakalaşırken trajik şekilde hayatını kaybetti. Gönül isterdi ki belleklerimizde bu üzücü olay ile değil de, çevireceği filmlerle aklımızda kalsaydı. Şimdi gelin aşağıya eklediğim “Bu Delikanlıya Herkes Hayran” başlıklı TV’de 7 Gün’de yayınlanan yazıyı okuyalım..
BU DELİKANLIYA HERKES HAYRAN
Bazen bir "kahraman” çıka gelir uzaklardan. İşte MCA TV International'in dizisi orijinal adıyla “Voyagers!” "Zamanda Yolculuk"un yıldızı Jon-Erik Hexum'un durumu da böyle. Dizideki "Phineas Bogg” rolü, onun için biçilmiş kaftan: Fantezi, serüven ve heyecan, tam uzun boylu, sarışın Jon-Erik’in oynamak istediği rol. Ömrü boyunca sıradan yaşamak yerine, olağanüstü bir yaşam arzulayan sanatçı, lise ve kolej öğreniminden sonra, müzikal komedilere merak salmıştı.
Jon-Erik 5 Kasım 1957 'de New Jersey'in Englewood şehrinde, İsveç asıllı ana-babadan dünyaya geldi. Daha küçük yaşlarda piyano, şarkı
ve dans dersleri aldı, tiyatroya gitti: Klasik edebiyata merakı dolayısıyla Michigan Devlet Üniversitesi'nde "felsefe' ve "ekonomi” öğrenimi yapmaya hak kazandı. Başarılı bir öğrenci olduğu gibi, lise ve üniversite
yıllarında güreş ve futbol takımına girdi.
Dolu ve mutlu bir çocukluktan sonra (Jon'un Boston'da yaşayan Gunnar adındı bir de ağabeyi vardır), başlıca merakı ola "felsefe”de karar kılmadan önce, biyolojik tıp mühendisliğinde şansını denemeye
kalktı. Ancak sonunda ilk tutkusu olan aktörlükte karar. kıldı. İlk kez lisedeyken “Carousel” adlı müzikalde rol aldı. Bunu "Penzance Korsanları"' “Adamlar ve Bebekler", "Batı Yakasının Hikâyesi" ve "Pippin”deki rolleri izledi.
Mezuniyetten sonra, Jon-Erik New York'taki Bond's adlı ünlü diskoda barmen olarak çalıştı. Bazı operalarda küçük rollere çıktı, reklam filmleri çevirdi. Ancak müzikal komediye olan tutku ve sevgisiyle New York'ta bir yaz tiyatrosuna kâpağı atıp, "Batmayan Molly Brown”da Johnnt Brown rolünü yüklendi. Bu arada yönetmen Randal Kleiser “Yaz Âşıkları” adlı filminin kadrosunu kuruyordu. Jon-Erik'e bir deneme filmi çevirtmeye karar verdi.
Jon-Erik bu rolü alamadı, ama menajerinin önerisiyle, mesleğine de devam etmek üzere, Los Angeles'a yerleşti.
Olumlu girişimlerden sonra, Jon-Erik'e “Zamanda Yolculuk" senaryosunu okumasını önerdiler. Hikâye, hemen kendisini cezbetti ve Phineas Bogg rolü de kendisine çok uygun geldi. Ayrıca 12 yaşındaki rol arkadaşı Meeno Peluce'ye de büyük yakınlık duydu.
Aslında Phineas rolü Meeno'nun babası olarak düşünülmüştü. Ancak 40 yaşındaki bir baba rolü, 24 yaşındaki Jon-Erik'e önerilince, bazı tereddütler doğdu. Sonunda “Zamanda Yolculuk"un yaratıcısı James Parricott, Jon-Erik'i Phineas Bogg rolü için biçilmiş kaftan olarak görünce, rol kendisine önerildi. Meeno ile arasındaki yakınlık da, ikisinin de bu dizinin yıldızları olmalarına yetti.
Böylece her hafta bir devirden ötekine, orijinal giysilerle atlayan öykü, ekranlara geldi.
Jon-Erik çok sağlıklı bir yaşam sürer Kaliforiya'da: yakışıklı bekâr, sık sık yüzerken ve sörf yaparken görülür. Başlıca uğraşları, tiyatroya ve sinemaya gitmek, piyano çalmak, şarkı söylemek ve okumaktır. Dizi bir süre sonra sona erecek... Ancak sanıyoruz ki Jon-Erik, uzun süre belleklerde kalacak... (TV’de 7 Gün / 30 Ocak 1984 / Sayı: 6)
"20 yaşında bir pop şarkıcısı olmak istiyordum. 25'imde milyoner, 30'umda iyi bir aile babası, 40'ımda yine pop yıldızı, 50-60 arasında Avusturya'nın temiz orman havasında yaşamak, 70'imi Viyana'da geçirmek, 80'imde ise, bu dünya üzerinde unutulmadığımı göstermek isterdim." - Falco (Milliyet Çocuk / 16 Şubat 1987 / Sayı: 7)
Ne yazık ki bu sözlerin sahibi Avusturyalı ünlü şarkıcı Falco, 6 Şubat 1998 tarihinde trajik bir şekilde, 41. doğum gününe günler kala Mitsubishi Pajero marka aracıyla Dominik Cumhuriyeti'nde bulunan Villa Montellano'ya sürerken bir otobüs ile çarpışarak, hayatını kaybetmiştir. Çarpıştığı otobüs sürücüsü, sağ kurtulmasının ardından 3 yıl hapis cezasına çarptırılırken, Falco ise Viyana'da gömülerek sonsuzluğa uğurlanmıştır.
'Bonanza' dizisinde baba Cartwright rolünü canlandıran ABD'li oyuncu Lorne Greene, 1960 yılında dizideki Ponderosa Çiftliginin aynısını dinlenmek için Arizona'da yaptırmıştır..
'Bonanza' dizisinde Cartwright ailesinin sahibi olduğu çiftliğin adı.
Mister No, asıl adı Jerry Drake olan Amerikalı eski bir pilottur. II. Dünya Savaşı sırasında önce Filipinler'de ve Pasifik'te, sonra da Avrupa cephesinde savaşa katılmıştır. Önceleri savaşta pilotken, askeri emirlere karşı geldiği için piyade sınıfına indirilmiştir. Mister No lakabı da, Çin'de esir düştüğünde kendisine soru soran Japon subaya verdiği sürekli 'No' cevapları neticesinde düşman subay tarafından takılmıştır.
Mister No savaş sonrası bir dönem New York'un salaş birahanelerinde sürttükten sonra Amerikan hayat tarzının kendine göre olmadığını, ülkesinin değerleriyle bütünleşemeyeceğini anlayıp, 1940'ların ikinci yarısında önce İtalya'ya, sonra da Güney Amerika'ya geçmiştir. Küçük piper uçağı ile Amazon bölgesinde pilotluk ve rehberlik yapar.
Birçok yönüyle bir anti-kahramandır. Bunun yanı sıra başka çizgi romanlarda rastlanmayacak derecede ilginç politik ve entelektüel yanları da vardır. Bir kere tavizsiz bir çevrecidir. Daha 1940'larda Amazon ormanlarının başına neler gelebileceğini kestirmiş ve gerek ormanları yok etmeye çalışan gerek avlanmak isteyen zenginlere karşı mücadele etmekten geri durmamıştır.
Maceraların arasında ciddi ciddi, kısa ama etkili felsefeler yapmaktan geri durmaz. Örneğin bir defasında "kahraman olmak şartların getirdiği bir durumdur, yapacak başka bir şeyiniz olmadığından kahraman olursunuz. aynı hırsız olmak gibi.." demiş ve hepimizi derinden etkilemiştir. Zaten Mister No bir macerasında Jack Kerouac ile karşılaşmış ve hoşbeş etmiştir.
Amerikalıdır ama en çok da Amerikan emperyalizmi ile karşı karşıya gelir. "Eski bir hesaptan" dolayı şirket dediği CIA ile arası pek yoktur. Ara sıra maceralarına Kübalı arkadaşları katılır. Yerlilerle iyi anlaşır, Pek çok zaman beyaz adama karşı yerlilerin yanında yer alır.
Mister No sosyal bir adamdır, sık sık dışarı çıkar; barlarda arkadaşlarıyla sohbet etmeyi, içki (cachaça) ve sigarayı sever, çok tüketir. Aynı zamanda bir caz sevdalısıdır. "When the Saints Go Marching In" ve "Body And Soul" favori parçalarıdır. Kızlarla dansa gitmeyi, her seferinde farklı kızlarla dansa gitmeyi sever, boogie-woogie ve rock'n'roll sevdiği danslardır, aynı zamanda Sambada da gayet başarılıdır Mister No.
Çizgi romanlarda kahramanın geçmişindeki sırların anlatılması reytingi artırması sebebiyle sık rastlanılan bir durumdur. Mister No senaristleri de bu akıma ayak uydurmuş arada sırada geçmiş ile ilgili gizlerin aydınlatıldığı senaryolar yazagelmişlerdir. "Adı olmayan asker" adlı macera Mister No’nun ruh halini, neden Manaus’a gittiğini anlamak açısından önemli bir maceradır.
Savaştan dönen Mister No, Amerika’da uyum sorunu çekmiş (Bkz: First Blood) para kazanmak için çeşitli işler yapmaya başlamıştır. Bir şekilde kuryelik yapıp lüks bir arabayı başka bir eyalete götürdüğü sırada (Uçağı yok henüz ortada) çöle geldiğinde, az önce solladığı bir banka arabasını soymak isteyen soyguncular onu da durdururlar.
Soyguncular Mister No gibi eski askerlerdir. Çıkan çatışmada biri dışında tüm soyguncular ölür. Bu biri, Mister No’ya hem sima, hem de boy pos olarak çok benzemekte ayrıca üzerinde kollarında yonca deseni olan siyah (okuyucuların yakından tanıdığı) bir kazak giymektedir.
Bu adam bir kızı da rehin alır ve kaçarlar.. kaçarlar.. kaçarlar. Bu sırada soyguncunun rehine ile konuşmalarından ve kıstırıldığında Mister No ile olan konuşmalarından, kimseyi öldürmek niyetinde olmayan naif bir adam olduğunu anlarız. Mister No da biz okuyucular da adamı çok severiz. Hatta rehinesi aşık bile olur. Mister No adamı kendisiyle özdeşleştirir. Adam da aynısını yapar. Sonuçta adamımız Mister No ve kızı dinleyerek teslim olup kıstırıldığı yerden çıktığında, işgüzar bir eski polis tarafından çakmağı silah zannedilerek vurulur ve son nefesini verirken, Mister No’dan bir sigara ister. Mister No da hemen bu naif adamın son arzusunu yerine getirir ve akabinde kendisine paraları ne yapmayı planladığını sorar. Adam da “Güney Amerika’ya, Brezilya’ya” gideceğini “bir adamın orada özgür olabileceğini” söyler ve ölür.
Sarsılan Mister No bir süre sonra adamın kazağından bir terziye yarım düzine diktirerek (Yonca uğur getirsin diye) soluğu Brezilya Manaus’ta alır.
İnsanlara faydalı olabilmek için emek harcayanlar, özel ve güzel insanlardır.
Başarının sırrı meraktan geçer..