Müsbet İlim dedikleri ve insanoğlunun üzerinde çalışdıkca daha da ileri mesafe aldığı ve de sanki sonu yokmuş gibi de her ne hayal etse yaptığı, düşünse bulduğu..şey ki bence eğer sonuna varırsa karşısına çıkacağı şey: Allah! ..
Hani bir şey alırken kimi, ucundan falan bir tadına bakılır ya...Bunun da olmalı...kesinlikle! ..Zira oyun değil...Ya mideni bozar...ya ağır gelir...ya bulandırır...ya hazmedemezsin...ne bileyim...sonra ille de yutacağım diye (ayıp olur ya etrafa) çiğne babam çiğne...yutulmaz meret...çıkarsan o da ayıp...eee iki ucu şey'li değnek...
Bir zamanlar ikisi de elimnden düşmezdi...Şimdi sadece biri...
Kiminde vardııır...
Kiminde yokyur!
Kiminde doluduuur...
Kiminde boştur!
Kiminde çalışmaz çalıştırmazsa...
Kimide çalışmaz be her ne yapsa...
Elbette ki...O! ..
Müsbet İlim dedikleri ve insanoğlunun üzerinde çalışdıkca daha da ileri mesafe aldığı ve de sanki sonu yokmuş gibi de her ne hayal etse yaptığı, düşünse bulduğu..şey ki bence eğer sonuna varırsa karşısına çıkacağı şey: Allah! ..
At'ı bilmem de iyi top sürüyordu...
BARIŞ (?)
Siyah varken var beyaz...
Bir sıcak bir de ayaz...
Gece gelir gün gider...
Var azalır yoğ eder...
Uzun ile kısa var...
Neş’e ile tasa var...
Âdem’in ki Havva’dır...
Zayıf’ın ki kuvva’dır...
Gözler yükseğe bakar...
Sular alçağa akar...
Beyaz – Siyah bir renk mi?
Ağır hafif’e denk mi?
Ahlâk ‘sızlığa göre...
Kimi keyf kimi töre...
Büyük küçüğe zıt’tır...
Ya bol ya da kıt’tır...
Bir şey yakınsa göze...
Bazen uzaktır bize...
Sıcak soğur zamanla...
Soğuk da lâzım amma...
Artı mı sade artı?
Eksi de sanki tartı...
P(i) riz niye? Fiş niye? ..
Dişi - Erkek var diye...
Canlı- cansız ne demek?
Düşün harca bir emek...
Sen varsan ben de varım!
Bir tam var bir de yarım...
Can varmış canân varmış...
İlk can! sonra canânmış...
Yani o ki anlatmam...
Her şey 'zıt' ile tamam...
Barış dersek deriz de...
Savaş da elimizde
Yok! yok etmek “zıt eş”i!
Bu doğa’nın bileşi...
Kur’anda yeri vardı...
İlmen de ispatlandı...
Her bir şey “zıt eş”iyle...
Barış var da leş’iyle...
Varken “sen ben” kavgası...
Ki...bu hayatın as’ı...
Çoook olacak savaşlar...
Çatıldıkca hep kaşlar...
EYLÜL'ün duası...
Yazılmış şiirlerin pek çoğu, yazılmışsa Nisan’a...
Bir o kadarı da yazılmıştır...yazılmıştır bil sana...
Eylül! sen ne hoş, ne güzel, ne tatlı, ne ılık bir ay’sın! ..
Tanrı emretmiş, demiş sanki, “insanın içini baysın! ”
Yumuşak, güneşli, dingin! bir Sonbahar ki pırıl-pırıl...
Gel de sevme Eylül’ü...hadi sevmede, beğenme darıl...
Ben doğmuşum, ben! 26’sında, Eylül benim ay’ım...
Her ay Eylül olsa...12 ay! hep Eylül’le olayım...
Nisan’da sevdiğimin ay’ı! Dünya’ya geldiği aydır...
Benliğim O’na kuldur, köledir! .. gönlüm ise saraydır! ..
Ne mutlu ki O Bahar! ..İlkbahar, çiçek çiçek bahardır...
Bende Eylül’le gelen serinlik, sonra yağmur ve kar’dır...
Yeşeren yapraktır O! ..bir dal’dır! O açan bir çiçektir! ..
O’nda can bulur canlı...ya insan ya da börtü – böcektir...
O 4 bense 9’um! hayattır O! ..can’dır! ..bense ölüm...
Bilirsin! öyle olmasa gülüm, ben ki çoktan ölürüm
Eylül’ün duasıdır var olman Nisan! ..cıvıltılarla...
Sen sağol! dileğim bu, sen yaşa! yetinirim bu kâr’la...
Hani bir şey alırken kimi, ucundan falan bir tadına bakılır ya...Bunun da olmalı...kesinlikle! ..Zira oyun değil...Ya mideni bozar...ya ağır gelir...ya bulandırır...ya hazmedemezsin...ne bileyim...sonra ille de yutacağım diye (ayıp olur ya etrafa) çiğne babam çiğne...yutulmaz meret...çıkarsan o da ayıp...eee iki ucu şey'li değnek...
Yanlııış Teeers...Doğrusu SENEDE BİR GÜÜÜN!
E ben diyeyim bari...
Eeelif saçlaaarını taraaar
Gaaamzesiii siiineeeme bataaar
Aaak elleriiii kalem tutaaar
Yaaazar Eliiif Eeelif diye
Yaaar sana hayraaan
Yaaar sana kurbaaan
Deeerdimeee dermaaan bulamaaam
Aaaşktan el amaaan
Aaaşktan el amaaan
Oldu mu? ..