Sayın Diyanet İşleri Başkanı...! Başkanlığınıza bağlı İmam ve müezzinlerinize evvel emirde ezanı güzel okumayı öğretin. Kötü bir okuyuşla insanları dinden soğutmayın. Bunu yapamayacaksanız merkezi sistemle güzel ezan okuyanın okumasını sağlayınız. Görevlilerin, mikrofonu sonuna kadar açarak insanları, yaşlıları, bebekleri rahatsız etmesini engelleyiniz. İnsanları, Allah'a ibadete çağıran ezan kimseye bir eziyet aracı olmamalıdır. Hani huzur İslamda idi...? Ahmet Yavaş
Dostlar.. Gittikçe yavaşlıyor, gittikçe yaşlanıyoruz. Baharın kapımızı çalmasına rağmen sevincimiz buruk, umudumuz kırık. Ben, yaşlandıkça yaşadığım toplumu olumlu olumsuz yönleri ile geniş planda daha iyi tanımaya başladım. Hiçte hayalimdeki gibi, kitaplarda yazdığı, şiirlere konu olduğu gibi değilmişiz. Abartmışım. Karşımda maddi ve manevi iklimi çölleşen bir ülke duruyor. Toplumsal çürüme ise ileri boyutlarda. Korkak iki yüzlü, çıkarcı, cahil, kaderci, ahlaksız insan profili sarmış dört bir yanımızı. İyi birine denk gelirsek şükrediyoruz. Yiğitlik , mertlik, adamlık göç eylemiş bu topraklardan. İnsanlar dava ve yol arkadaşım dediklerini namertçe uyuşturucu satıcılarına vurdurtuyorlar. Ve babalar, ölen evlatları için beklediği adalet gerçekleşmeyince kahrından ölüyorlar. Dostlar... Cumhuriyetle birlikte Atatürk'ün iyi bir toplum inşa etme çabasına rağmen bunu başaramadık. Osmanlıdan başlayan batılılaşma, çağdaş milletler seviyesine ulaşabilme çabamızı sonlandırdık. Şimdi Orta doğu toplumu olmaya evriliyoruz. İşin garip tarafı gittikçe millet olma vasfımızı da kaybediyoruz Kabileye, cemaate, sürüye dönüşüyoruz. Birey olmak, vatandaş olmak mı..? Geçiniz efendim.. "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." özdeyişi ters yüz oldu. Siyaset madrabazları öylesine ayrıştırıp , böldü ki bizi nerede ise Türkün Türk' ten, bizim bizden başka düşmanımız kalmadı. Elbette iyi, güzel, yiğit insanlar vardır bu ülkede ve onlar başımızın tacıdır. Gel gör ki görünür değiller, yoklar meydanlarda. Hava puslu ve ağır... Sen durma, bağır, çağır...???? Ahmet Yavaş
Bu siyaset insanın bazen aklını başından alıyor, onu zavallı ve gülünç duruma düşürüyor. Nasıl mı diyeceksiniz:? HATIRLAYIN.. . Önceki yerel seçimlerde İstanbul'u kaybedeceğini anlayan AKPLİ gruplar seçim gecesi Twitter da" BEN iZLEDİM, BİLİYORUM.." Allah'ı usulsüzlük ve kayırmacılık yapmaya çağırarak şöyle dualar ediyorlardı: "Allahım yardım etsin .Oyları değiştirsin. Aradaki farkı kapatsın, inşallah.."?? Eyyyy AKP AşıklarıI?? aklınızda olsun. Tüm bireysel ve toplumsal ilişkilerde Allah adildir. Asla nepotizim (kayırmacılık) ve torpil yapmaz. Nitekim kendinizi yunmuş, yıkanmış, dindar, mütedeyyin görmenize, afranıza, tafranıza rağmen 31 Mart seçimlerinde hezimete ugrayıp yenildiniz. Milletten tokadi yeyince kibriniz yerle bir oldu. Kininiz içinize akıp sizi zehirledi. Böylece Allah milletin eliyle cezanızi verdi. Umarım bu durum size büyük bir ders olur, Kendinize bir çeki düzen verirsiniz. Umarim, aslında dünyevi bir güç devşirme işi olan siyaseti dine alet etmezsiniz. İnsanların ibadet ettigi camilere, eğitim yeri olan okullara, kışlaya siyaseti sokmazsiniz. Allahın dinini (Nas) kendi politikalarınız için dolgu malzemesi olarak kullanmazsınız. Bu arada zafer kazanmıs gibi havalara giren seküler mahallenin temsicileri, yani CHP liler..!! Seçimlerde alınan sonucu romantik bir şekilde kendi eseriniz olarak görmeyin. Bu sonuçta başta emekliler olmak üzere Türk Milliyetçisi ülkücülerin büyük dahli vardır. Sevdalısi oldukları ülkeleri icin liderlerine rağmen en dogru olanı yapmıslar, adaletsizligi, hukuksuzluğu aliskanlık haline getiren iktidara en sert uyarıyı CHP ye oy vererek gerçeklestirmışlerdir. Sonuç olarak demem o ki: Muhafazakar mahallenin güzel insanları..! Lütfen, alışkanlık haline getirdiğiniz dualarınızda Allah'ı adaletsizliğe çağırma işinden vazgeçin. O sizin partinizin atadığı, hakiminiz, Adalet Bakanınız, Yüksek Seçim Kurulu Başkanınız, reisinizin bürokratı değil. O adildir...Sadece sizin değil alemlerin ve tüm insanlığın Rabbidir. Lütfen. Ahmet yavaş
Bu siyaset insanın bazen aklını başından alıyor, onu zavallı ve gülünç duruma düşürüyor. Nasıl mı diyeceksiniz:? HATIRLAYIN.. . Önceki yerel seçimlerde İstanbul'u kaybedeceğini anlayan AKPLİ gruplar seçim gecesi Twitter da" BEN iZLEDİM, BİLİYORUM.." Allah'ı usulsüzlük ve kayırmacılık yapmaya çağırarak şöyle dualar ediyorlardı: "Allahım yardım etsin .Oyları değiştirsin. Aradaki farkı kapatsın, inşallah.."?? Eyyyy AKP AşıklarıI?? aklınızda olsun. Tüm bireysel ve toplumsal ilişkilerde Allah adildir. Asla nepotizim (kayırmacılık) ve torpil yapmaz. Nitekim kendinizi yunmuş, yıkanmış, dindar, mütedeyyin görmenize, afranıza, tafranıza rağmen 31 Mart seçimlerinde hezimete ugrayıp yenildiniz. Milletten tokadi yeyince kibriniz yerle bir oldu. Kininiz içinize akıp sizi zehirledi. Böylece Allah milletin eliyle cezanızi verdi. Umarım bu durum size büyük bir ders olur, Kendinize bir çeki düzen verirsiniz. Umarim, aslında dünyevi bir güç devşirme işi olan siyaseti dine alet etmezsiniz. İnsanların ibadet ettigi camilere, eğitim yeri olan okullara, kışlaya siyaseti sokmazsiniz. Allahın dinini (Nas) kendi politikalarınız için dolgu malzemesi olarak kullanmazsınız. Bu arada zafer kazanmıs gibi havalara giren seküler mahallenin temsicileri, yani CHP liler..!! Seçimlerde alınan sonucu romantik bir şekilde kendi eseriniz olarak görmeyin. Bu sonuçta başta emekliler olmak üzere Türk Milliyetçisi ülkücülerin büyük dahli vardır. Sevdalısi oldukları ülkeleri icin liderlerine rağmen en dogru olanı yapmıslar, adaletsizligi, hukuksuzluğu aliskanlık haline getiren iktidara en sert uyarıyı CHP ye oy vererek gerçeklestirmışlerdir. Sonuç olarak demem o ki: Muhafazakar mahallenin güzel insanları..! Lütfen, alışkanlık haline getirdiğiniz dualarınızda Allah'ı adaletsizliğe çağırma işinden vazgeçin. O sizin partinizin atadığı, hakiminiz, Adalet Bakanınız, Yüksek Seçim Kurulu Başkanınız, reisinizin bürokratı değil. O adildir...Sadece sizin değil alemlerin ve tüm insanlığın Rabbidir. Lütfen. Ahmet yavaş
????Dostlar...???????? Dinginliğin peşine düştüm. İhtiyacım var çünkü dinliğe. Huzura mutluluğa.Bu nedenle kafamın içindeki çöplerden, fazlalıklardan kurtulmam gerekiyor. Nedir onlar.? Kurtulmam gereken çöplerin, fazlalıklarin başında kendi kendime yarattığım korku ve endişelerim geliyor. Kendimin, haklarımın çocuklarımın, sevdiklerimin, çevremin, ülkemin geleceği endişeleri... Bu endişeleri gidermek, mutlu bir gelecek için çözüm arayışına giriyorsun. Bunun sonucunda ideolojilere ve o ideolojileri aparat sayan siyasete bulaşıyorsun. Güç ve çıkar elde etme , zenginleşme aracı olarak olarak dizayn edilen makyevelist, pis bir siyaset anlaÿışı sizi kendinizden ediyor. En ideal düşüncelerinizi kirletip, bir çöp yığını haline getiriyor. Siyasetçi takımının yanlışlarını savunmaya, aymazliklarına ortak olmaya ve salaklıklarına kılıf uydurmaya başlıyorsunuz. Tanımadığınız birileri yüzünden tanıdıklarınızı üzüyorsunuz. Din, ezan, bayrak, milliyetçilik gibi değerler siyasetin dolgu malzemesi olup çıkıyor. Haksızlık, kayırmacılık denen adaletsizlik karşısında susup, yutkunuyorsunuz ......... Bundan sonra siyaset denen çöpten kendimi arındırmaya karar verdim.Hiçbir partiye aidiyetim yoktur. Hiçbir siyasiye sempatim ve ilgim kalmamıştır. Sivil Müslüman olduğum gibi artık sivil Türk Milliyetçisiyim. .......... Kendimi ve Face duvarımı siyasete kapatıyorum.Zihnimi baş belası bu çöpten arındırıyorum. Sanat, edebiyat, şiir, müzik, sevgi, aşk ve muhabbet uğraşı alanım olacaktır...!! Oh be...Şükür.. Ahmet Yavaş
Kendimizi, herkese çekidüzen vermekle görevli din jandarması veya zaptiyesi olarak olarak görmemiz kibirli dindarlık hastalığını doğurur. Bu tür dindarlık, çatışmacı ve kavgacı dindarlıktır. Bir başkası bizim gibi inanmıyor veya düşünmüyorsa kendi tercihidir. O tercihe saygı duyabilmek insanca bir tutumdur. Bırakalım herkes inancını eksik veya tam bildiği gibi yaşasın. Biz inandığımız dini başkalarına değil kendimize çeki düzen vermek, kendimizi inşa ve tamamlamak için kullanalım. Lütfen..
(İKRA) OKUMAK, BİLMEK Dostlar... Müslümanlar ve tüm İnsanlar Allah'ın "oku" emrinin muhatabıdır. İnsan, okumayı bilmiyorsa " okuyabilmeyi" yani okur yazarlığı okuyacaktır. Okuyup yazıyorsa 3 şeyi okuyacaktır. 1.Kur'anı. 2.İnsanı. 3.Kainatı. 1. İnsanın Kuranı okuması, Allah'ı tanıması ve onun buyruklarını bilmesi açısından önemlidir. Kuran okumanın olmazsa olmaz şartı anlayarak okumaktir. Kişi, Arap alfabesini biliyorsa anlamıyla birlikte Arapça okuyacaktır. Arap Alfabesini bilmiyorsa Türkçe meal ya da tefsirler kanalıyla Kur'an okuyacaktır. Tefsir ya da meal okumayı eleştirenleri ciddiye almayıniz.Anlamadığına ibadet eden insandan hayır gelmez. Allah, "Rabbül alemin yani tüm evrenin ve insanların Rabbidir. Sadece Arapların Rabbi, dili ise Arapça degildir. O, konuşulan bütün dilleri bilir.Kuranı Arapça göndermesinin sebebi elçisini onların arasından seçmiş olmasındandır İnsanlar, Allah'ın gönderdiği ve sorumlu olduğu mesajları ilk elden ve doğrudan Kur'andan öğrenecektir. 2.İnsanı okumak. İnsanın önce kendisini, sonra diger insanları okumasıdır. İnsanın kendini okuması biyolojik ve psikolojik olarak kendini tanıması ve bilmesidir. Kendini bilen Rabbini de bilir. 3.Kainatı okumak. Bu okumanın içerisine evrenle ilgili her türlü bilimsel, bilgi girer.Fizik, kimya, biyoloji astronomi gibi deneyse bilgileri okumak ve bilmek insanın sorumlulugundadır. KURAN OKUMAK NE KADAR FARZ İSE İNSANI VE KAİNATI OKUMAK DA O KADAR FARZDIR. Kimse Tefsir, Hadis, Siyer gibi dini ilimleri farz hükmünde sayıp Fizik , Kimya, biyoloji gibi beşeri ilimleri yok hükmünde sayamaz. Allah'ı tanımak, onun buyruklarinı okuyup, bilmek için Kur'an okumak ne kadar önemli ise Allah'ın yarattığı insanı ve kainatı okumak, tanımak ve bilmek de o kadar önemlidir. Okumak, bilmek dedigimiz şeyin adı ilimdir, bilgidir.Bilgi, ilim öğrenmek ise zamana kayıtlı olmayıp, Hz. Peygamberin ifadesiyle ömür boyu, yani "Beşikten mezara" kadardır. Sonuç olarak hayat dediğimiz yolculuğun amacı Yaradanı, (Kur'anı )onun yaratmış olduğu insanı ve kainatı okumaktır.Bu üç okumayla birlikte insan bilen varlık olacak ve yaratık olmaktan çıkıp insanlaşacaktır. Bu insan denen varlık insanlar arasında barışı inşa ederek kardeşlik toplumu kuracak, dünyayı daha yaşanabilir hale getirecektir.Aksi insanın ve insanlığın sonu, kıyameti olacaktır. İyilikle kalınız. Ahmet Yavaş
"1985 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsü... Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, uzun süren bir arkadaşlık döneminden sonra yeni evlenmiş bir çifttir... Muhammed, sığır ticaretiyle uğraşmakta, Ziba ise bir özel hastanede hemşirelik yapmaktadır. Bir aylık evli çift, balayına çıkma planları yapmaktadırlar... Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek esine ve kendisine on beş günlük bir balayı programı hazırlar... Ve özel otomobilleriyle balaylarını geçirmek için Benderabbas şehrine hareket ederler... Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km lık bir yol katederler. İran devrim muhafızları Pasdar'lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak kimlik kontrolü yapmaktadırlar. Ziba ile Muhammed'in araçlarını da durdururlar. Ziba'dan evlilik cüzdanı istenir. Ziba çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur. Cüzdanı evde unutmuştur. Muhammed yeni evli olduklarını ve balayına gittiklerini devrim muhafızlarına anlatmaya çalışır.. Devrim kuralları kesindir. Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir. Cezalandırılmalıdır. Ziba ile Muhammed evli olduklarina dair yeminler eder... Yalvarırlar... Nafile, Ziba Karakola götürülüp fahişe suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır. Muhammed, "Evlerinin 600 km uzakta olduğunu müsade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini" söyler. Devrim muhafızları Ziba'yi bırakmaz. "Evlilik cüzdanını getir kadını götür.." denir.. Muhammed Evlilik cüzdanlarını almak için geri döner... Şoke olmuştur. Biran evvel eve gitmeli cüzdanı getirip karısını kurtarmalıdır.. Yollar uzadıkça uzar, viraja suratli giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır.. Kazadan üç-dört saat sonra, Muhammet ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır.. Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir... On beş gün şuursuzca yatar. Kendine geldiğinde ilk Ziba'yi sorar. Kabus bitmemiştir. Ziba canilerin elinde kalmıştır. "Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım..." der. Bu düşüncelerle hastaneden kaçar. Evine gider... Evlilik cüzdanlarını alır... Ziba'yı alıkoyan karakola gider... -"Ziba nerde?... Evlilik cüzdanımı getirdim. Karımı serbest bırakın." Buz gibi bir cevap alır.... "-Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük, bu kadının fahişe olduğunu kabul ettik ve astık...." Ziba'nin morgdaki cesedini Muhammed'e verirler... (1985 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsü ) Alıntı.
BEN Mİ......? 1- Kendimi sadece “Müslüman” olarak niteler, bu sıfatımın önüne herhangi bir mezhep, tarikat, cemaat vb. bir oluşum ismi kullanmayı inancıma hakaret kabul ederim! 2- Kişilerin benimsedikleri her türden dini inanış, felsefi veya siyasi görüşü alt kimlik, “insanlığı” ise üst kimlik telakki ederek, insan olmayı başarabilenlerin alt kimliklerine takılıp kalmam! 3- İnsanın kendi tercihi olmayarak sahip olduğu “ırkını” yok saymasını da, üstünlük aracı görmesini de ontolojik bir sapma olarak görür, evrensel ahlaki/fıtrî değerlerle çatışmadığı sürece giyim-kuşam, örf ve adetler vs. bağlamında Türk’ün Türk gibi, Arap’ın Arap gibi yaşamasının ilahi iradeye muvafık olacağına inanırım! 4- “İnsan” olmadan “Müslüman” olunamayacağından hareketle, fertlerle ilişkilerimizde (hukuki, ticari, komşuluk, arkadaşlık vs…) yerdekilerin bizden razı olacağı insanî-ahlâkî tutumu sergileyemediğimiz sürece Göktekinin bizden hoşnut olmayacağına içtenlikle inanırım! 5- Bu zaviyeden bakıldığında; benim nazarımda insanların saygınlığını, Yaratan’a karşı tuttukları oruç, Kâbe'ye yaptıkları seyahat, kıldıkları namaz veya çektikleri tesbihat değil, yaratılana karşı gösterdikleri insanî tavırlar belirler! 6- Putperestliğin “şahısperestlik” olduğu ve Allah’ın her bir insanı birey olarak akıl ve muhakeme gücüyle yaratmış olduğundan hareketle, sıfatı ne olursa olsun (hacı, hoca, şeyh, mürşit, kutp, gavs, lider, kâinat imamı vs.) kerameti kendinden menkul yarı tanrılara kayıtsız şartsız itaat etmeyi yaratılış kodlarıma ihanet kabul ederim! 7- Kimsenin Yaratan’dan daha merhametli olamayacağının da ötesinde, Allah’ın ilahlık yetkilerine müdahale ve adam kayırmacılık (torpil) anlamına geleceğinden dolayı gerek dünya gerekse ahret hayatım için Allah’la arama aracılar (şefaatçiler) koymayı itikadî bir sapma olarak değerlendiririm! 8- Hiçbir kimsenin hiçbir inancı kabul etmeye zorlanamayacağı gibi, hakaret ve küfür içermediği sürece düşüncelerime karşı çıkılmasını insani olgunlukla karşılarım. Zira bilirim ki, “Bârikâ-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar!” 9- Doğruların insanlığın ortak değerleri, yanlışların ise yine insanlığın ortak sorunları olduğu ilkesinden ve sadece ölülerin ve delilerin fikirlerinde sabit kalacağından hareketle, doğru kimden gelirse gelsin idrak edebildiğim oranda düşüncelerimi değiştirir ve doğruyu kabul ederim. Çünkü ben fikirlerimin kölesi değil efendisiyim! 10- Düşünmeden bilgi sahibi, bilgi sahibi olmadan da fikir sahibi olunamayacağı muhakkaktır. Bildiğim konularda konuşmayı, bilmediğim konularda ise susmayı ERDEMLİLİK kabul ederim! -a.doğantemur-
Kendimizi, herkese çekidüzen vermekle görevli din jandarması veya zaptiyesi olarak olarak görmemiz kibirli dindarlık hastalığını doğurur. Bu tür dindarlık, çatışmacı ve kavgacı dindarlıktır. Bir başkası bizim gibi inanmıyor veya düşünmüyorsa kendi tercihidir. O tercihe saygı duyabilmek insanca bir tutumdur. Bırakalım herkes inancını eksik veya tam bildiği gibi yaşasın. Biz inandığımız dini başkalarına değil kendimize çeki düzen vermek, kendimizi inşa ve tamamlamak için kullanalım. Lütfen..
Sayın Diyanet İşleri Başkanı...!
Başkanlığınıza bağlı İmam ve müezzinlerinize evvel emirde ezanı güzel okumayı öğretin. Kötü bir okuyuşla insanları dinden soğutmayın. Bunu yapamayacaksanız merkezi sistemle güzel ezan okuyanın okumasını sağlayınız. Görevlilerin, mikrofonu sonuna kadar açarak insanları, yaşlıları, bebekleri rahatsız etmesini engelleyiniz. İnsanları, Allah'a ibadete çağıran ezan kimseye bir eziyet aracı olmamalıdır.
Hani huzur İslamda idi...?
Ahmet Yavaş
Dostlar..
Gittikçe yavaşlıyor, gittikçe yaşlanıyoruz. Baharın kapımızı çalmasına rağmen sevincimiz buruk, umudumuz kırık.
Ben, yaşlandıkça yaşadığım toplumu olumlu olumsuz yönleri ile geniş planda daha iyi tanımaya başladım. Hiçte hayalimdeki gibi, kitaplarda yazdığı, şiirlere konu olduğu gibi değilmişiz. Abartmışım.
Karşımda maddi ve manevi iklimi çölleşen bir ülke duruyor. Toplumsal çürüme ise ileri boyutlarda. Korkak iki yüzlü, çıkarcı, cahil, kaderci, ahlaksız insan profili sarmış dört bir yanımızı. İyi birine denk gelirsek şükrediyoruz.
Yiğitlik , mertlik, adamlık göç eylemiş bu topraklardan. İnsanlar dava ve yol arkadaşım dediklerini namertçe uyuşturucu satıcılarına vurdurtuyorlar. Ve babalar, ölen evlatları için beklediği adalet gerçekleşmeyince kahrından ölüyorlar.
Dostlar...
Cumhuriyetle birlikte Atatürk'ün iyi bir toplum inşa etme çabasına rağmen bunu başaramadık. Osmanlıdan başlayan batılılaşma, çağdaş milletler seviyesine ulaşabilme çabamızı sonlandırdık. Şimdi Orta doğu toplumu olmaya evriliyoruz.
İşin garip tarafı gittikçe millet olma vasfımızı da kaybediyoruz Kabileye, cemaate, sürüye dönüşüyoruz. Birey olmak, vatandaş olmak mı..? Geçiniz efendim..
"Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." özdeyişi ters yüz oldu. Siyaset madrabazları öylesine ayrıştırıp , böldü ki bizi nerede ise Türkün Türk' ten, bizim bizden başka düşmanımız kalmadı.
Elbette iyi, güzel, yiğit insanlar vardır bu ülkede ve onlar başımızın tacıdır. Gel gör ki görünür değiller, yoklar meydanlarda.
Hava puslu ve ağır...
Sen durma, bağır, çağır...????
Ahmet Yavaş
Bu siyaset insanın bazen aklını başından alıyor, onu zavallı ve gülünç duruma düşürüyor.
Nasıl mı diyeceksiniz:?
HATIRLAYIN.. .
Önceki yerel seçimlerde İstanbul'u kaybedeceğini anlayan AKPLİ gruplar seçim gecesi Twitter da" BEN iZLEDİM, BİLİYORUM.." Allah'ı usulsüzlük ve kayırmacılık yapmaya çağırarak şöyle dualar ediyorlardı:
"Allahım yardım etsin .Oyları değiştirsin. Aradaki farkı kapatsın, inşallah.."??
Eyyyy AKP AşıklarıI?? aklınızda olsun. Tüm bireysel ve toplumsal ilişkilerde Allah adildir.
Asla nepotizim (kayırmacılık) ve torpil yapmaz.
Nitekim kendinizi yunmuş, yıkanmış, dindar, mütedeyyin görmenize, afranıza, tafranıza
rağmen 31 Mart seçimlerinde hezimete ugrayıp yenildiniz. Milletten tokadi yeyince kibriniz yerle bir oldu. Kininiz içinize akıp sizi zehirledi. Böylece Allah milletin eliyle cezanızi verdi.
Umarım bu durum size büyük bir ders olur, Kendinize bir çeki düzen verirsiniz.
Umarim, aslında dünyevi bir güç devşirme işi olan siyaseti dine alet etmezsiniz.
İnsanların ibadet ettigi camilere, eğitim yeri olan okullara, kışlaya siyaseti sokmazsiniz.
Allahın dinini (Nas) kendi politikalarınız için dolgu malzemesi olarak kullanmazsınız.
Bu arada zafer kazanmıs gibi havalara giren seküler mahallenin temsicileri, yani CHP liler..!!
Seçimlerde alınan sonucu romantik bir şekilde kendi eseriniz olarak görmeyin. Bu sonuçta başta emekliler olmak üzere Türk Milliyetçisi ülkücülerin büyük dahli vardır. Sevdalısi oldukları ülkeleri icin liderlerine rağmen en dogru olanı yapmıslar, adaletsizligi, hukuksuzluğu aliskanlık haline getiren iktidara en sert uyarıyı CHP ye oy vererek gerçeklestirmışlerdir.
Sonuç olarak demem o ki:
Muhafazakar mahallenin güzel insanları..!
Lütfen, alışkanlık haline getirdiğiniz dualarınızda Allah'ı adaletsizliğe çağırma işinden vazgeçin.
O sizin partinizin atadığı, hakiminiz, Adalet Bakanınız, Yüksek Seçim Kurulu Başkanınız, reisinizin bürokratı değil.
O adildir...Sadece sizin değil alemlerin ve tüm insanlığın Rabbidir.
Lütfen.
Ahmet yavaş
Bu siyaset insanın bazen aklını başından alıyor, onu zavallı ve gülünç duruma düşürüyor.
Nasıl mı diyeceksiniz:?
HATIRLAYIN.. .
Önceki yerel seçimlerde İstanbul'u kaybedeceğini anlayan AKPLİ gruplar seçim gecesi Twitter da" BEN iZLEDİM, BİLİYORUM.." Allah'ı usulsüzlük ve kayırmacılık yapmaya çağırarak şöyle dualar ediyorlardı:
"Allahım yardım etsin .Oyları değiştirsin. Aradaki farkı kapatsın, inşallah.."??
Eyyyy AKP AşıklarıI?? aklınızda olsun. Tüm bireysel ve toplumsal ilişkilerde Allah adildir.
Asla nepotizim (kayırmacılık) ve torpil yapmaz.
Nitekim kendinizi yunmuş, yıkanmış, dindar, mütedeyyin görmenize, afranıza, tafranıza
rağmen 31 Mart seçimlerinde hezimete ugrayıp yenildiniz. Milletten tokadi yeyince kibriniz yerle bir oldu. Kininiz içinize akıp sizi zehirledi. Böylece Allah milletin eliyle cezanızi verdi.
Umarım bu durum size büyük bir ders olur, Kendinize bir çeki düzen verirsiniz.
Umarim, aslında dünyevi bir güç devşirme işi olan siyaseti dine alet etmezsiniz.
İnsanların ibadet ettigi camilere, eğitim yeri olan okullara, kışlaya siyaseti sokmazsiniz.
Allahın dinini (Nas) kendi politikalarınız için dolgu malzemesi olarak kullanmazsınız.
Bu arada zafer kazanmıs gibi havalara giren seküler mahallenin temsicileri, yani CHP liler..!!
Seçimlerde alınan sonucu romantik bir şekilde kendi eseriniz olarak görmeyin. Bu sonuçta başta emekliler olmak üzere Türk Milliyetçisi ülkücülerin büyük dahli vardır. Sevdalısi oldukları ülkeleri icin liderlerine rağmen en dogru olanı yapmıslar, adaletsizligi, hukuksuzluğu aliskanlık haline getiren iktidara en sert uyarıyı CHP ye oy vererek gerçeklestirmışlerdir.
Sonuç olarak demem o ki:
Muhafazakar mahallenin güzel insanları..!
Lütfen, alışkanlık haline getirdiğiniz dualarınızda Allah'ı adaletsizliğe çağırma işinden vazgeçin.
O sizin partinizin atadığı, hakiminiz, Adalet Bakanınız, Yüksek Seçim Kurulu Başkanınız, reisinizin bürokratı değil.
O adildir...Sadece sizin değil alemlerin ve tüm insanlığın Rabbidir.
Lütfen.
Ahmet yavaş
????Dostlar...????????
Dinginliğin peşine düştüm. İhtiyacım var çünkü dinliğe. Huzura mutluluğa.Bu nedenle kafamın içindeki çöplerden, fazlalıklardan kurtulmam gerekiyor.
Nedir onlar.?
Kurtulmam gereken çöplerin, fazlalıklarin başında kendi kendime yarattığım korku ve endişelerim geliyor.
Kendimin, haklarımın çocuklarımın, sevdiklerimin, çevremin, ülkemin geleceği endişeleri...
Bu endişeleri gidermek, mutlu bir gelecek için çözüm arayışına giriyorsun. Bunun sonucunda ideolojilere ve o ideolojileri aparat sayan siyasete bulaşıyorsun.
Güç ve çıkar elde etme , zenginleşme aracı olarak olarak dizayn edilen makyevelist, pis bir siyaset anlaÿışı sizi kendinizden ediyor. En ideal düşüncelerinizi kirletip, bir çöp yığını haline getiriyor.
Siyasetçi takımının yanlışlarını savunmaya, aymazliklarına ortak olmaya ve salaklıklarına kılıf uydurmaya başlıyorsunuz.
Tanımadığınız birileri yüzünden tanıdıklarınızı üzüyorsunuz. Din, ezan, bayrak, milliyetçilik gibi değerler siyasetin dolgu malzemesi olup çıkıyor.
Haksızlık, kayırmacılık denen adaletsizlik karşısında susup, yutkunuyorsunuz
.........
Bundan sonra siyaset denen çöpten kendimi arındırmaya karar verdim.Hiçbir partiye aidiyetim yoktur. Hiçbir siyasiye sempatim ve ilgim kalmamıştır. Sivil Müslüman olduğum gibi artık sivil Türk Milliyetçisiyim.
..........
Kendimi ve Face duvarımı siyasete kapatıyorum.Zihnimi baş belası bu çöpten arındırıyorum.
Sanat, edebiyat, şiir, müzik, sevgi, aşk ve muhabbet uğraşı alanım olacaktır...!!
Oh be...Şükür..
Ahmet Yavaş
Kendimizi, herkese çekidüzen vermekle görevli din jandarması veya zaptiyesi olarak olarak görmemiz kibirli dindarlık hastalığını doğurur. Bu tür dindarlık, çatışmacı ve kavgacı dindarlıktır. Bir başkası bizim gibi inanmıyor veya düşünmüyorsa kendi tercihidir. O tercihe saygı duyabilmek insanca bir tutumdur. Bırakalım herkes inancını eksik veya tam bildiği gibi yaşasın. Biz inandığımız dini başkalarına değil kendimize çeki düzen vermek, kendimizi inşa ve tamamlamak için kullanalım. Lütfen..
(İKRA)
OKUMAK, BİLMEK
Dostlar...
Müslümanlar ve tüm İnsanlar Allah'ın "oku" emrinin muhatabıdır. İnsan, okumayı bilmiyorsa " okuyabilmeyi" yani okur yazarlığı okuyacaktır.
Okuyup yazıyorsa 3 şeyi okuyacaktır.
1.Kur'anı.
2.İnsanı.
3.Kainatı.
1. İnsanın Kuranı okuması, Allah'ı tanıması ve onun buyruklarını bilmesi açısından önemlidir.
Kuran okumanın olmazsa olmaz şartı anlayarak okumaktir.
Kişi, Arap alfabesini biliyorsa anlamıyla birlikte Arapça okuyacaktır. Arap Alfabesini bilmiyorsa Türkçe meal ya da tefsirler kanalıyla Kur'an okuyacaktır. Tefsir ya da meal okumayı eleştirenleri ciddiye almayıniz.Anlamadığına ibadet eden insandan hayır gelmez.
Allah, "Rabbül alemin yani tüm evrenin ve insanların Rabbidir. Sadece Arapların Rabbi, dili ise Arapça degildir. O, konuşulan bütün dilleri bilir.Kuranı Arapça göndermesinin sebebi elçisini onların arasından seçmiş olmasındandır
İnsanlar, Allah'ın gönderdiği ve sorumlu olduğu mesajları ilk elden ve doğrudan Kur'andan öğrenecektir.
2.İnsanı okumak. İnsanın önce kendisini, sonra diger insanları okumasıdır. İnsanın kendini okuması biyolojik ve psikolojik olarak kendini tanıması ve bilmesidir. Kendini bilen Rabbini de bilir.
3.Kainatı okumak. Bu okumanın içerisine evrenle ilgili her türlü bilimsel, bilgi girer.Fizik, kimya, biyoloji astronomi gibi deneyse bilgileri okumak ve bilmek insanın sorumlulugundadır. KURAN OKUMAK NE KADAR FARZ İSE İNSANI VE KAİNATI OKUMAK DA O KADAR FARZDIR.
Kimse Tefsir, Hadis, Siyer gibi dini ilimleri farz hükmünde sayıp Fizik , Kimya, biyoloji gibi beşeri ilimleri yok hükmünde sayamaz.
Allah'ı tanımak, onun buyruklarinı okuyup, bilmek için Kur'an okumak ne kadar önemli ise Allah'ın yarattığı insanı ve kainatı okumak, tanımak ve bilmek de o kadar önemlidir.
Okumak, bilmek dedigimiz şeyin adı ilimdir, bilgidir.Bilgi, ilim öğrenmek ise zamana kayıtlı olmayıp, Hz. Peygamberin ifadesiyle ömür boyu, yani "Beşikten mezara" kadardır.
Sonuç olarak hayat dediğimiz yolculuğun amacı Yaradanı, (Kur'anı )onun yaratmış olduğu insanı ve kainatı okumaktır.Bu üç okumayla birlikte insan bilen varlık olacak ve yaratık olmaktan çıkıp insanlaşacaktır. Bu insan denen varlık insanlar arasında barışı inşa ederek kardeşlik toplumu kuracak, dünyayı daha yaşanabilir hale getirecektir.Aksi insanın ve insanlığın sonu, kıyameti olacaktır.
İyilikle kalınız.
Ahmet Yavaş
"1985 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsü...
Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, uzun süren bir arkadaşlık döneminden sonra yeni evlenmiş bir çifttir...
Muhammed, sığır ticaretiyle uğraşmakta,
Ziba ise bir özel hastanede hemşirelik yapmaktadır.
Bir aylık evli çift,
balayına çıkma planları yapmaktadırlar...
Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek esine ve kendisine on beş günlük bir balayı programı hazırlar...
Ve özel otomobilleriyle balaylarını geçirmek için Benderabbas şehrine
hareket ederler...
Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km lık bir yol katederler.
İran devrim muhafızları Pasdar'lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak
kimlik kontrolü yapmaktadırlar.
Ziba ile Muhammed'in araçlarını da
durdururlar.
Ziba'dan evlilik cüzdanı istenir. Ziba çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur.
Cüzdanı evde unutmuştur.
Muhammed yeni evli olduklarını ve balayına gittiklerini devrim muhafızlarına
anlatmaya çalışır..
Devrim kuralları kesindir.
Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir. Cezalandırılmalıdır.
Ziba ile Muhammed evli olduklarina dair yeminler eder...
Yalvarırlar...
Nafile, Ziba Karakola götürülüp fahişe suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır.
Muhammed, "Evlerinin 600 km uzakta olduğunu müsade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini" söyler.
Devrim muhafızları Ziba'yi bırakmaz.
"Evlilik cüzdanını getir kadını götür.." denir..
Muhammed Evlilik cüzdanlarını almak için geri döner...
Şoke olmuştur.
Biran evvel eve gitmeli cüzdanı getirip karısını kurtarmalıdır..
Yollar uzadıkça
uzar, viraja suratli giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek
yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır..
Kazadan üç-dört saat sonra,
Muhammet ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır..
Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir...
On beş gün şuursuzca yatar.
Kendine geldiğinde ilk Ziba'yi sorar. Kabus bitmemiştir.
Ziba canilerin elinde kalmıştır.
"Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım..." der.
Bu düşüncelerle hastaneden kaçar.
Evine gider...
Evlilik cüzdanlarını alır...
Ziba'yı alıkoyan karakola
gider...
-"Ziba nerde?... Evlilik cüzdanımı getirdim. Karımı serbest bırakın."
Buz gibi bir cevap alır....
"-Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük, bu kadının fahişe olduğunu kabul ettik ve astık...."
Ziba'nin morgdaki cesedini Muhammed'e verirler...
(1985 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsü )
Alıntı.
BEN Mİ......?
1- Kendimi sadece “Müslüman” olarak niteler, bu sıfatımın önüne herhangi bir mezhep, tarikat, cemaat vb. bir oluşum ismi kullanmayı inancıma hakaret kabul ederim!
2- Kişilerin benimsedikleri her türden dini inanış, felsefi veya siyasi görüşü alt kimlik, “insanlığı” ise üst kimlik telakki ederek, insan olmayı başarabilenlerin alt kimliklerine takılıp kalmam!
3- İnsanın kendi tercihi olmayarak sahip olduğu “ırkını” yok saymasını da, üstünlük aracı görmesini de ontolojik bir sapma olarak görür, evrensel ahlaki/fıtrî değerlerle çatışmadığı sürece giyim-kuşam, örf ve adetler vs. bağlamında Türk’ün Türk gibi, Arap’ın Arap gibi yaşamasının ilahi iradeye muvafık olacağına inanırım!
4- “İnsan” olmadan “Müslüman” olunamayacağından hareketle, fertlerle ilişkilerimizde (hukuki, ticari, komşuluk, arkadaşlık vs…) yerdekilerin bizden razı olacağı insanî-ahlâkî tutumu sergileyemediğimiz sürece Göktekinin bizden hoşnut olmayacağına içtenlikle inanırım!
5- Bu zaviyeden bakıldığında; benim nazarımda insanların saygınlığını, Yaratan’a karşı tuttukları oruç, Kâbe'ye yaptıkları seyahat, kıldıkları namaz veya çektikleri tesbihat değil, yaratılana karşı gösterdikleri insanî tavırlar belirler!
6- Putperestliğin “şahısperestlik” olduğu ve Allah’ın her bir insanı birey olarak akıl ve muhakeme gücüyle yaratmış olduğundan hareketle, sıfatı ne olursa olsun (hacı, hoca, şeyh, mürşit, kutp, gavs, lider, kâinat imamı vs.) kerameti kendinden menkul yarı tanrılara kayıtsız şartsız itaat etmeyi yaratılış kodlarıma ihanet kabul ederim!
7- Kimsenin Yaratan’dan daha merhametli olamayacağının da ötesinde, Allah’ın ilahlık yetkilerine müdahale ve adam kayırmacılık (torpil) anlamına geleceğinden dolayı gerek dünya gerekse ahret hayatım için Allah’la arama aracılar (şefaatçiler) koymayı itikadî bir sapma olarak değerlendiririm!
8- Hiçbir kimsenin hiçbir inancı kabul etmeye zorlanamayacağı gibi, hakaret ve küfür içermediği sürece düşüncelerime karşı çıkılmasını insani olgunlukla karşılarım. Zira bilirim ki, “Bârikâ-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar!”
9- Doğruların insanlığın ortak değerleri, yanlışların ise yine insanlığın ortak sorunları olduğu ilkesinden ve sadece ölülerin ve delilerin fikirlerinde sabit kalacağından hareketle, doğru kimden gelirse gelsin idrak edebildiğim oranda düşüncelerimi değiştirir ve doğruyu kabul ederim. Çünkü ben fikirlerimin kölesi değil efendisiyim!
10- Düşünmeden bilgi sahibi, bilgi sahibi olmadan da fikir sahibi olunamayacağı muhakkaktır. Bildiğim konularda konuşmayı, bilmediğim konularda ise susmayı ERDEMLİLİK kabul ederim!
-a.doğantemur-
Kendimizi, herkese çekidüzen vermekle görevli din jandarması veya zaptiyesi olarak olarak görmemiz kibirli dindarlık hastalığını doğurur. Bu tür dindarlık, çatışmacı ve kavgacı dindarlıktır. Bir başkası bizim gibi inanmıyor veya düşünmüyorsa kendi tercihidir. O tercihe saygı duyabilmek insanca bir tutumdur. Bırakalım herkes inancını eksik veya tam bildiği gibi yaşasın. Biz inandığımız dini başkalarına değil kendimize çeki düzen vermek, kendimizi inşa ve tamamlamak için kullanalım. Lütfen..
Ahmet Yavaş..