Bursa’nın en çok ekmek satan fırınlarından birinin sahibiyim. Her gün satılan binlerce ekmek diyebilirim. İçeri giren çok olur ekmek ister, genelde veririz bedava diye alır gider. Üst kattayım, kameralara bakmaktayım. Bir abla var, ilk defa karşılaşmaktayım. Kapının önünde 10 dk. oldu, bir sağa bir sola dolanıp durdu. Kuyumcu olsak hırsız sanki bizi soyacak. Ama ne öyle bir hali var, ne de akılsız değil ya fırını soyacak kadar. Baktım ki içeri gireceği yok. İndim aşağıya, geçtim tam karşısına : Ablacığım bir şeye mi baktın? dedim. Yok abi, rahatsız ettim sizi, hayırlı işler dedi ve yola doğru ilerledi. Elini tutan minik kız çocuğu çekiştiriyor: Anne ne olur gitmeyelim, diyordu . Seslendim ablaya: Kardeşim bana bir bakarmısın? Duymamış gibi yaptı, ama ikinci de durdu ve dönüp baktı. ‘’Ablacım dedim vaktin varsa buyurun içeriye. Konuşmadı, çocuğunun yüzüne baktı başını salladı, dükkanıma adım attı. Bak abla dedim. Bizim bu dükkana çok ekmek almaya gelen olur, parasız alırlar. Biliyorum bazen de beni kandırıyorlar. Ama olsun diyorum, ben bunun bereketi ile binlerce satıyorum. Ama dikkat ettim sen üç defa döndün kapıdan tam içeri girecekken. Var mı ihtiyaç? Ne olur varsa söyle. Çaylarda geldi o arada, işaret ettim ve istedim masaya simit ve poğçada. Önce yiyin sonra konuşalım dedim. O çocuğun ve ablanın çiğnemeden, ağzındaki bitmeden tekrar ısırışlarına şahitlik ettim. Aç kardeşim bunlar, böyle mi yer aç olmasalar. Abla bir nefes aldı, ikinciye gelen çaydan yudumladı ve başladı anlatmaya : Abi, dün eşim eve bir kadın getirdi. Terk edin hemen burayı dedi. Evden çıktığımda saat gece ikiye gelmekteydi. Önce bir otobüs durağında oturduk. Sonra baktım ki başımıza bir hal gelecek, bir karton bulduk ve Emirsultan Mezarlığı’nda uyuduk. Tamam da beş kuruş vermedi ki adam bana. Çıktık işte bir mont ve küçük bir çantayla. Acıktık tabii sabah olunca. Ama beş kuruş yok ki yanımda. Bir akrabam var ama o da çok uzakta. 20-30 TL lazım ki gideyim yanına. Telefonumu da vermedi, satacak besbelli. Arayamadım da kimseyi. Acıkınca da, kızım da elimden tutup senin fırının önünde durunca, girmedim içeriye istemeye utandım . Bak nasıl gülüyor evladım, karnı doydu diye. Sevindirdin ikimizi de. Allah razı olsun, bu dükkanın hep müşteri ile dolsun, dedi. Annem vefat etmişti geçen hafta. Oturuyordu 21 yıldır alt katımda. Aklıma orası geldi bir an da. Hem boş, hem de eşyalı. Şimdi götürsem eve bu ablayı hanım ne der acaba? Anlattım ablaya. Burada çalışmak istermisin dedim? çocuğun ile gel hem karnını doyur hem de yardım et . Zaten başka çaresi de yoktu. Öyle sevindi ki, ayağa kalktı elimi öpmek istedi. Eşimi aradım, o da çok sevindi. Ben gelip onları araba ile alayım hemen dedi. Üç aydır abla iş saatinde yanımda, akşam alt katımızda. Çok mutlular kızıyla. Kira almıyoruz, faturaları biz ödüyoruz, evladımız yok onun kızını evlat gibi seviyoruz. Bugün baktım, bir kadına iki ekmek verdi. Parasını istemedi. Sonra çantasından para alıp kasaya bırakıverdi. O da birine iyilik yapmak istemişti. Sesimi çıkarmadım. Görmemiş gibi yaptım. Ellerimi açıp Allah’a sonsuz şükrettim, bunca yıl sonra bana bir kardeş ve evlat yolladığı için teşekkür ettim... S.Nur uslu
HAYAT GÜZELDİR • Bir c¸ocugˆun ayakkabısı denize du¨s¸er, kaybolur. Sahilde kumların u¨zerine s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz hırsızdır." Biraz o¨tede bir balıkc¸ı agˆına yakalanmıs¸ c¸ok miktarda balıgˆı kıyıya c¸eker ve kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz co¨merttir." Bir genc¸ denizde bogˆulur.. Acılı, agˆıt yakan annesi kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz katildir." I·htiyar bir balıkc¸ı koca bir inci barındıran istiridye c¸ıkarır denizden ve kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu denizin go¨nlu¨ c¸ok zengindir." Bir dalga gelir, sahilde yazılı tu¨m yazıları siler. Deniz su¨kunet ve hus¸u ic¸inde seslenir; Egˆer deniz olmak istiyorsan bas¸kalarının so¨ylediklerine c¸ok da o¨nem vermeyeceksin! ... Şunu Asla Unutmayın ; Hayattan " Azar " Yedim Diye Üzülmeyin, " Fırça Darbesi Almadan Resim Yapılmıyor " ALINTI
SAKIN ÖĞRETMENLERE GÜVENMEYİN!!! Belki de pandemi sürecinde okul ve ÖĞRETMENİN önemini çok daha iyi anladık... Eğer hem kendileri hem de ülkemiz adına çocuklarınızın ERDEMLİ BİRER İNSAN olarak hayatta yerlerini almalarını istiyor ve gerçekten bunun kaygısını çekiyorsanız onları yalnızca öğretmenlere emanet etmekle asla yetinmeyin. Çünkü onların zihinlerinde silinmez izler bırakan İLK ÖĞRETMENLERİ sizlersiniz. Ne mi yapabilirsiniz? Mesela çocuklarınızla birlikteyken; 1- Asla yalan söylemeyin! 2- Kutsal değerlerimiz başta olmak üzere kesinlikle küfretmeyin ve sövgü içerikli kelimeler kullanmayın! 3- İnsanlarla ilişkilerinizde olabildiğince kibar olun ve nazik bir dil kullanın! 4- Yapamayacağınız bir şeyi vaat etmeyin, söz vermişseniz mutlaka yerine getirin, getiremiyorsanız sebebini ona açıklayın! 5- Komşularınızı her ne şekilde olursa olsun rahatsız edici davranışlardan olabildiğince kaçının, öyle ki alt kat komşunuzun balkonuna yediğiniz bir çekirdeğin kabuğu bile düşmüşse mutlaka özür dileyerek helallik alın! 6- Birlikte sokakta yürürken densizlerin yere sigara izmariti veya herhangi bir çöp attıklarını gördüğünüzde bu yapılanın kamuya zarar vermekten dolayı kul hakkı ve iğrenç bir davranış olduğunu çocuklarınıza anlatın! 7- Arabanızla seyahat ederken yediğiniz meyve ve gıdaların kabuklarını pencereden yola fırlatmayın ve bunu yapanların insanlığa ihanet ettiklerini hatırlatın! 8- Yine aracınızla kırmızı ışıkta beklerken veya seyir halindeyken bir başkasının yol hakkını ihlal edebilme uğruna sağdan soldan haksız dalışlar yapmayın ve bu yapanların insanlık suçu işlediklerini söyleyin! 9- Herhangi bir iş veya alışveriş için ekmek kuyruğunda dahi olsanız sizden bir saniye bile önce gelmiş birisinin önüne geçmeye çalışmayın ve bu hareketin diğer insana saygısızlık olacağını çocuklarınıza hatırlatın! 10- Okulda haksız not almaya alışan bir insanın büyüdüğünde haksız kazanç edinebileceğini, arkadaşının veya devletin küçük de olsa herhangi bir malına zarar vermeyi önemsemeyenin büyüdüğünde sokakları ateşe vermekten çekinmeyen bir canavara dönüşeceğini hatırlatın lütfen! 11- Ve son olarak; ukalalığın “HAK ARAMAK”, saygısızlığın “ÖZGÜVEN”, terbiyesizliğin “ÖZGÜR TAKILMAK”, tembelliğin “HAYATIN TADINI ÇIKARMAK”, ilkesizliğin “SPONTANE YAŞAMAK” olmadığını sık sık hatırlatın onlara! Neden mi? Çünkü tertemiz bir fıtratla yaratılığı halde tüm bu çirkinlikleri yaşam tarzı haline getiren günümüzün insan görünümlü canavarları tüm bunları annelerinin karnında değil büyüklerine bakarak öğrendiler. “Bir neslin kaderini bir evvelki nesil tayin eder” der Konfüçyüs. O halde bizden sonraki neslin geleceğini karartmayalım olmaz mı? Söylemekten dilimde tüy bitti “İNSAN OLMADAN MÜSLÜMAN OLUNMAZ!” Adem Doğantemur...
Cahillere bilgi notu.. Türkiye Türklerindir. Kılıcının ve bileğinin gücüyle bu ülkeyi kendisine vatan yapmıştır. Kimliği üst kimliktir. Tüm farklı kimlikler bu üst kimlik altında özgürce yaşayabilir. Türk milletini yaşatma ve onu yüceltme ülküsüne TÜRKÇÜLÜK denir. Asla ırkçılıkla alakası yoktur. Türkçülük bir medeniyetin inşa çabasıdır. Oğuz Kağan dan başlayan binlerce yıllık bir geçmişi vardır. Türklerin kurduğu vatanda, Türk bayrağının dalgalandığı bir ülkede Türkçülük bölücülük değil ortak paydada, üst kimlikte buluşmaktır. Türk kimliğinin dışında başka bir kimliğin ülkeye egemen kılınması çalışması bölücülüktür.. Böyle biline...! Ahmet Yavas
DOSTLAR.. Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu. Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık.?? Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.?? Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. ?? İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.?? Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz.. Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz. Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. ?????? Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. ?? Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.?? Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk. Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. ?????? Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir. Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım. Lütfen, Sahip olduğumuz eski güzelliklere yeniden kavuşalım. Yeni bir anlayışla dünyamızı güzelleştirelim. Savaşı değil, barışı yüceltelim. Kini, kavgayı, öfkeyi değil sevgi, saygı ve hoşgörüyü çoğaltalım. Evrenimizi bozmadan, hor kullanmadan, kıymetini bilerek birlikte, kardeşçe ve mutlu olarak yaşayalım. Yeni yılınızı yeniden tebrik ediyorum.?????????? Ahmet Yavaş
???????????Günaydın.???????? Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu. Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen. Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim. Sağolsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana . Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek. Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan. Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl. Güvercinler aşk peşinde. Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta. Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım. İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde. Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor. Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü. Günaydın hayat, günaydın gökyüzü.. Günaydın güzel insanlar. Günaydın güzel dostlar....????????????
, ???? BEN BÖYLE DEMOKRASİYİ SEVMİYORUM. Demokrasinin gereği olan seçme ve seçilme işi bazen demokrasiden soğutuyor beni. Hukukun üstünlüğü, insan hakları çoğulculuk, adalet, ahlak gibi diğer evrensel değerlerin üstünü örttüğümüz veya cılkını çıkarttığımız gibi seçme ve seçilme işinin de içine ettik. ?? Mazallah bir adem, genel başkan veya başbakan seçilmeyi görsün kıçı tutkalla yapıştırılmış gibi ..Onu koltuğundan sökmek mümkün olmuyor.. Parti içi demokrasi imiş, delege imiş, kongre imiş hepsi hikaye. Partiyi ele geçiren kişi delegeleri seçiyor, delegeler de onu. Ebedi genel başkansınız artık. Siz ölseniz bile oğullarınız sürdürür saltanatınızı.?? Bir de iyi nutuk atıyor, imamların, tarikat ve cemaatlerin desteğini almışsanız adeta kutsal bir kimliğe bürünüyorsunuz. Her türlü olumsuzluğa, yoksulluğa, işsizliğe, ülkenin geri gitmesine, enflasyonun patlamasına rağmen " erenlerin vardır bir bildiği" çıkarımı ile kutsanıyorsunuz ve sizi kimse yıkamıyor.Dahası din adamları kendilerinin rey verdiği partiye rey vermenin bir iman işi olduğunu, başka bi siyasi partiyi tercih ederek ahiretlerini tehlikeye atmamalarını söyleyebiliyorlar.?? 4 yılda bir diye kararlaştırılan seçim, şartlar değişiyor, istekler kabarıyor ve her yıl yapılan bir seçime dönüşüyor. Bedeli trilyonları bulan bir sürü masraf, bir sürü israf. Seçmen profilimiz genel de çok cahil ve eğitimsiz. Bırakın dünyadan haberdar olmayı kendi ülkesini bile tanımıyor. Rey verdiği partinin programından kesinlikle haberi yok Parti genel Başkanı milletvekilini listesini hazırlıyor seçmeni onaylıyor. Ağam tanımıyor bile seçtiği milletvekilini. Hanım beyinin verdiği partiye, adam şeyhinin dediği yere oyunu veriyor. Oh ne güzel demokrasi...! Oy vermede en az lise mezunu olma şartına iyice inanmaya başladım. Aksi takdirde eğiitimsiz ve cahil insan sürülerinin tercihinin sonucuna yıllarca katlanacağız. Oyun kalitesi olmayınca seçilenin de kalitesi olmuyor.?? Ya o seçimlerdeki kirliliklere ne dersiniz: Birbirine hakaretler, iftira atmalar, teröristlikle suçlamalar.?? .. gibi söz, duygu ve düşünce kirlilikleri. Her tarafa saçılan afiş, pankart, yazı... gibi görüntü kirlilikleri. . En çok ta megafonlardan yayılan, bizi yerimizden hoplatan marşlı, şarkılı gürültü kirliliği canımızı yakıyor. Ya ekranlardaki kirliliği ne dersiniz..?. Ekran kirliliği çok fena. Kakafoninin dibini buluyoruz.?? Uffff. Sevmediğiniz, onaylamadığınız bir lideri aynı anda bütün tv. kanallarında izlemenin dayanılmaz işkencesi. Haber proğramları ayrı bir çeşni....Muktedirleri savunmaya teşne kadrolu troller, rektörler, dekanlar, sözde fikir adamları, hukukçular. Birbirini dinlemeyen, gerçekleri örtmek için yalan söyleyen, falanca lidere yalakalık için 4 takla atan zavallılar guruhu.?? Kendinizi kuşatılmış hissediyorsunuz. Birileri cendereye almış, sıkıyor sizi. Bir yere gidemiyorsunuz, bir yere kaçamıyorsunuz. Ülke sizin ülkeniz. Seviyorsunuz, gerekirse uğruna ölüyorsunuz. Nereye gideceksiniz ki..? Neylersiniz...? Oturup ağlarsınız..???? Yok yok. Demokrasi bu olmamalı. Ben böyle demokrasiyi sevmiyorum. Ahmet Yavaş
Arkadaşlar .... Malum yaş itibari ile artık yoruldum. Bu güzel sayfayı bırakıyorum ve aranızdan ayrılıyorum..???? Sizlerle sohbet etmek, paylaşım yapmak çok güzeldi. Güzel dostluklar kurduk ama buraya kadarmış. Beraber güldük, Beraber üzüldük ama yolun sonuna geldik Bazı arkadaşlarla can gibiydik Özellikle öğretmeni olduğum öğrencilerimle.. Aynı yolda yürüdüğüm, dünyaya aynı pencereden baktığım insanlarla düşüncelerimi paylaşmak güzeldi... Sizleri seviyorum.... Unutmayın beni Hakınızı helal edin... Herşey gönlünüzce olsun ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? ?? Nisan Biiiiiiiiiir.???????? Var mı öyle hemen kaçmak ...14 Mayıs ve sonrası için daha yapacak çooooook işimiz var.?????? Zekice espirilerini çok sevdiğim yol arkadaşım Fatih Ekşi oğlundan esinlenleme..??
Azizim inancın inandırıcı olması şart. Eğer Yüce Yaratıcıya inanıyorsanız ona karşı saygılı ve dürüst olmalısınız. Emir ve yasaklarını ciddiye almalısınız. Menfaat ve çıkar için, siyasi rant için imanınızı çaldırmamalısınız. Kim işlerse işlesin Yaratanın haram saydığı şeylere karşı çıkmalı, kötüye kötü, yolsuzluğa yolsuzluk demelisiniz. Bir araştırma şirketine göre parti ayırımı gözetmeksizin Türkiye seçmeninin %50 ye yakın kesimi kendi cebine dokunmamak kaydıyla iktidar olan partinin yolsuzluk yapmasını normal karşılıyormuş. Yani bu seçmen profiline göre, bal tutan herkes parmağını yalayabilir, çeşme akıyorken testisini doldurabilir. ( Yani rüşvet alabilir, devlet malını çalar, yolsuzluk yapabilir.) Biz ne ara bu hale geldik. Hırsızı, arsızı, namussuzu sandıkta aklamak ne yaman terbiyesizliktir. Derler ki, "çürümüş bir meyve ağacının meyveleri de çürük olurmuş." Acep diyorum kendisinden umut kesilen, çürümüş bir toplum mu olduk.? Biz buysak vekillerimizden doğruluk ve dürüstlük beklemeye hakkımız var mı...? Ahmet Yavaş
Güzel dostlar...?????? İşin aslı hepimiz insanız. Hepimiz 7 milyarlık insanlık ailesinin birer ferdiyiz. Dinimiz, dilimiz, rengimiz, soyumuz farklı da olsa hepimiz Yüce Yaradanın insan olarak yarattığı varlıklarız. Tıpkı, adı, tadı, şekli, rengi, kokusu farklı çiçekler gibiyiz. İnsanlık bahçesinin güzel çiçekleri...???????? Soy, renk, dil, din, mezhep, cemaat, ideoloji, düşünce ayrılığı gibi hiçbir sebep insanlık bahçesindeki bu çiçeklerin çiğnenme ve ezilme nedeni olmamalıydı. ?? Gel gör ki insanlık ailesi olarak bunu başaramadık. Egomuz boyumuzu aştı. Savaş ve kavgalarla birbirimizi ezdik, çiğnedik, öldürdük, soldurduk.?? Güzel insanlar... Ülkemizin acil ekonomik kalkınmaya ve sevgi diline ihtiyacı vardır. 7 milyarlık İnsanlığı bir arada tutmak, onların kardeşçe yaşamasını sağlamak elbette zordur... Ama bizler, aynı tasa ve sevinci paylaşan, geçmişte bir arada yaşamış, gelecekte de bir arada yaşama iradesi gösteren, aynı vatanı paylaşan, aynı güzel ülküler etrafında buluşan insanlar olarak kardeşçe yaşamayı basarabilmeliyiz. Mutlak Hak iddiasıyla mutlak güç devşirmek tehlikelidir. Mutlak güç mutlaka güç zehirlenmesine yol açar ve ülkeyi oligarşinin, diktatörlüğün karanlığına hapseder.?????? Dostlar... Demokrasi güzeldir. Parlamenter sistem tek adam sisteminden daha güzeldir. (Yaşadık gördük) Tek seslilikten çoğulculuk güzeldir. Tek güç değil, güçler ayrılığı güzeldir. ?? Kin ve nefret söylemi değil sevgi ve merhamet, ehliyet ve liyakat söylemi güzeldir. İnsanları kardeşliğe çağırmak, camide insan yuhalatmaktan daha güzeldir. Nepotizm, yandaşlık ve kayırmacılık değil, adalet ve insaf söylemi daha güzeldir..?????? Sevgi ile kalın..?????????? Ahmet Yavaş
Bursa’nın en çok ekmek satan fırınlarından birinin sahibiyim.
Her gün satılan binlerce ekmek diyebilirim.
İçeri giren çok olur ekmek ister, genelde veririz bedava diye alır gider.
Üst kattayım, kameralara bakmaktayım.
Bir abla var, ilk defa karşılaşmaktayım. Kapının önünde 10 dk. oldu, bir sağa bir sola dolanıp durdu.
Kuyumcu olsak hırsız sanki bizi soyacak.
Ama ne öyle bir hali var, ne de akılsız değil ya fırını soyacak kadar.
Baktım ki içeri gireceği yok.
İndim aşağıya, geçtim tam karşısına : Ablacığım bir şeye mi baktın? dedim.
Yok abi, rahatsız ettim sizi, hayırlı işler dedi ve yola doğru ilerledi.
Elini tutan minik kız çocuğu çekiştiriyor: Anne ne olur gitmeyelim, diyordu .
Seslendim ablaya:
Kardeşim bana bir bakarmısın?
Duymamış gibi yaptı, ama ikinci de durdu ve dönüp baktı.
‘’Ablacım dedim vaktin varsa buyurun içeriye.
Konuşmadı, çocuğunun yüzüne baktı başını salladı, dükkanıma adım attı.
Bak abla dedim.
Bizim bu dükkana çok ekmek almaya gelen olur, parasız alırlar. Biliyorum bazen de beni kandırıyorlar.
Ama olsun diyorum, ben bunun bereketi ile binlerce satıyorum.
Ama dikkat ettim sen üç defa döndün kapıdan tam içeri girecekken. Var mı ihtiyaç?
Ne olur varsa söyle.
Çaylarda geldi o arada, işaret ettim ve istedim masaya simit ve poğçada.
Önce yiyin sonra konuşalım dedim.
O çocuğun ve ablanın çiğnemeden, ağzındaki bitmeden tekrar ısırışlarına şahitlik ettim.
Aç kardeşim bunlar, böyle mi yer aç olmasalar.
Abla bir nefes aldı, ikinciye gelen çaydan yudumladı ve başladı anlatmaya :
Abi, dün eşim eve bir kadın getirdi.
Terk edin hemen burayı dedi.
Evden çıktığımda saat gece ikiye gelmekteydi.
Önce bir otobüs durağında oturduk. Sonra baktım ki başımıza bir hal gelecek, bir karton bulduk ve Emirsultan Mezarlığı’nda uyuduk.
Tamam da beş kuruş vermedi ki adam bana. Çıktık işte bir mont ve küçük bir çantayla.
Acıktık tabii sabah olunca.
Ama beş kuruş yok ki yanımda.
Bir akrabam var ama o da çok uzakta.
20-30 TL lazım ki gideyim yanına. Telefonumu da vermedi, satacak besbelli. Arayamadım da kimseyi.
Acıkınca da, kızım da elimden tutup senin fırının önünde durunca, girmedim içeriye istemeye utandım .
Bak nasıl gülüyor evladım, karnı doydu diye. Sevindirdin ikimizi de.
Allah razı olsun, bu dükkanın hep müşteri ile dolsun, dedi.
Annem vefat etmişti geçen hafta. Oturuyordu 21 yıldır alt katımda.
Aklıma orası geldi bir an da.
Hem boş, hem de eşyalı.
Şimdi götürsem eve bu ablayı hanım ne der acaba?
Anlattım ablaya.
Burada çalışmak istermisin dedim? çocuğun ile gel hem karnını doyur hem de yardım et .
Zaten başka çaresi de yoktu. Öyle sevindi ki, ayağa kalktı elimi öpmek istedi.
Eşimi aradım, o da çok sevindi.
Ben gelip onları araba ile alayım hemen dedi.
Üç aydır abla iş saatinde yanımda, akşam alt katımızda.
Çok mutlular kızıyla. Kira almıyoruz, faturaları biz ödüyoruz, evladımız yok onun kızını evlat gibi seviyoruz.
Bugün baktım, bir kadına iki ekmek verdi. Parasını istemedi.
Sonra çantasından para alıp kasaya bırakıverdi.
O da birine iyilik yapmak istemişti. Sesimi çıkarmadım. Görmemiş gibi yaptım.
Ellerimi açıp Allah’a sonsuz şükrettim, bunca yıl sonra bana bir kardeş ve evlat yolladığı için teşekkür ettim...
S.Nur uslu
HAYAT GÜZELDİR
• Bir c¸ocugˆun ayakkabısı denize du¨s¸er, kaybolur. Sahilde kumların u¨zerine s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz hırsızdır."
Biraz o¨tede bir balıkc¸ı agˆına yakalanmıs¸ c¸ok miktarda balıgˆı kıyıya c¸eker ve kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz co¨merttir."
Bir genc¸ denizde bogˆulur..
Acılı, agˆıt yakan annesi kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu deniz katildir."
I·htiyar bir balıkc¸ı koca bir inci barındıran istiridye c¸ıkarır denizden ve kumlara s¸o¨yle yazar.. “ Bu denizin go¨nlu¨ c¸ok zengindir."
Bir dalga gelir, sahilde yazılı tu¨m yazıları siler. Deniz su¨kunet ve hus¸u ic¸inde seslenir;
Egˆer deniz olmak istiyorsan bas¸kalarının so¨ylediklerine c¸ok da o¨nem vermeyeceksin! ...
Şunu Asla Unutmayın ;
Hayattan " Azar " Yedim Diye Üzülmeyin,
" Fırça Darbesi Almadan Resim Yapılmıyor "
ALINTI
SAKIN ÖĞRETMENLERE GÜVENMEYİN!!!
Belki de pandemi sürecinde okul ve ÖĞRETMENİN önemini çok daha iyi anladık...
Eğer hem kendileri hem de ülkemiz adına çocuklarınızın ERDEMLİ BİRER İNSAN olarak hayatta yerlerini almalarını istiyor ve gerçekten bunun kaygısını çekiyorsanız onları yalnızca öğretmenlere emanet etmekle asla yetinmeyin.
Çünkü onların zihinlerinde silinmez izler bırakan İLK ÖĞRETMENLERİ sizlersiniz. Ne mi yapabilirsiniz? Mesela çocuklarınızla birlikteyken;
1- Asla yalan söylemeyin!
2- Kutsal değerlerimiz başta olmak üzere kesinlikle küfretmeyin ve sövgü içerikli kelimeler kullanmayın!
3- İnsanlarla ilişkilerinizde olabildiğince kibar olun ve nazik bir dil kullanın!
4- Yapamayacağınız bir şeyi vaat etmeyin, söz vermişseniz mutlaka yerine getirin, getiremiyorsanız sebebini ona açıklayın!
5- Komşularınızı her ne şekilde olursa olsun rahatsız edici davranışlardan olabildiğince kaçının, öyle ki alt kat komşunuzun balkonuna yediğiniz bir çekirdeğin kabuğu bile düşmüşse mutlaka özür dileyerek helallik alın!
6- Birlikte sokakta yürürken densizlerin yere sigara izmariti veya herhangi bir çöp attıklarını gördüğünüzde bu yapılanın kamuya zarar vermekten dolayı kul hakkı ve iğrenç bir davranış olduğunu çocuklarınıza anlatın!
7- Arabanızla seyahat ederken yediğiniz meyve ve gıdaların kabuklarını pencereden yola fırlatmayın ve bunu yapanların insanlığa ihanet ettiklerini hatırlatın!
8- Yine aracınızla kırmızı ışıkta beklerken veya seyir halindeyken bir başkasının yol hakkını ihlal edebilme uğruna sağdan soldan haksız dalışlar yapmayın ve bu yapanların insanlık suçu işlediklerini söyleyin!
9- Herhangi bir iş veya alışveriş için ekmek kuyruğunda dahi olsanız sizden bir saniye bile önce gelmiş birisinin önüne geçmeye çalışmayın ve bu hareketin diğer insana saygısızlık olacağını çocuklarınıza hatırlatın!
10- Okulda haksız not almaya alışan bir insanın büyüdüğünde haksız kazanç edinebileceğini, arkadaşının veya devletin küçük de olsa herhangi bir malına zarar vermeyi önemsemeyenin büyüdüğünde sokakları ateşe vermekten çekinmeyen bir canavara dönüşeceğini hatırlatın lütfen!
11- Ve son olarak; ukalalığın “HAK ARAMAK”, saygısızlığın “ÖZGÜVEN”, terbiyesizliğin “ÖZGÜR TAKILMAK”, tembelliğin “HAYATIN TADINI ÇIKARMAK”, ilkesizliğin “SPONTANE YAŞAMAK” olmadığını sık sık hatırlatın onlara!
Neden mi? Çünkü tertemiz bir fıtratla yaratılığı halde tüm bu çirkinlikleri yaşam tarzı haline getiren günümüzün insan görünümlü canavarları tüm bunları annelerinin karnında değil büyüklerine bakarak öğrendiler. “Bir neslin kaderini bir evvelki nesil tayin eder” der Konfüçyüs. O halde bizden sonraki neslin geleceğini karartmayalım olmaz mı? Söylemekten dilimde tüy bitti “İNSAN OLMADAN MÜSLÜMAN OLUNMAZ!”
Adem Doğantemur...
Cahillere bilgi notu..
Türkiye Türklerindir.
Kılıcının ve bileğinin gücüyle bu ülkeyi kendisine vatan yapmıştır.
Kimliği üst kimliktir.
Tüm farklı kimlikler bu üst kimlik altında özgürce yaşayabilir.
Türk milletini yaşatma ve onu yüceltme ülküsüne TÜRKÇÜLÜK denir. Asla ırkçılıkla alakası yoktur.
Türkçülük bir medeniyetin inşa çabasıdır. Oğuz Kağan dan başlayan binlerce yıllık bir geçmişi vardır. Türklerin kurduğu vatanda, Türk bayrağının dalgalandığı bir ülkede Türkçülük bölücülük değil ortak paydada, üst kimlikte buluşmaktır.
Türk kimliğinin dışında başka bir kimliğin ülkeye egemen kılınması çalışması bölücülüktür.. Böyle biline...!
Ahmet Yavas
DOSTLAR..
Geçtiğimiz iki yıl dünyanın gerçek sahibi Tanrı'nın aymazlıklarımızın bedelini kendi kendimize ödettirdiği yıl oldu.
Güzelce yaşasınlar diye bize sunduğu muhteşem dünyamızı çok kötü kullandık.?? Gökyüzümüzü, yeryüzümüzü, denizlerimizi, ırmaklarımızı kirlettik, ormanlarımızı yağmalayıp, yaktık.??
Evrenin sahibi, akl etmeyi ve bilimi emrederek gelişmeyi, dünyadan daha güzel yararlanmamızı istediğinde biz bunu çok güzel yaptık. Müthiş bir bilim ve teknoloji medeniyeti kurduk. İnsanlık olarak refahın zirvesine ulaştık. Bir şeyi unuttuk. Bilimin yanına dinin merhamet, sevgi ve ahlakını koyamadık. Bencilleştik, kibirlendik, kirlendik. ??
İnsanlar olarak gücümüz arttıkça dünyayı sadece kendimize ait zannettik. Başka canlıları yok saydık. Farklı insanları ötekileştirdik. Onları, sömürmeye, köleleştirmeye çalıştık.Onların zenginliklerini yağmaladık. Bunu sağlamak için modern silahlar geliştirdik. Atom bombasıyla kendi insan kardeşlerimizi yok ettik. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirdik.??
Şimdi, kimimiz nükleer silahların güvencesinde hırs ve iştahlarımızı sürekli biliyoruz..
Kimimiz bu silahların ölümcül korkusu altında sinmiş bir halde yaşıyoruz. Dünyamızdaki sokak kabadayılarının racon kesmesini ürperti ile izliyoruz.
Oysa Yüce Tanrı, sevgiyi, merhameti temel alan bir "KARDEŞLİK TOPLUMU" kurmamız istedi. Barış içinde yaşamamızı emretti. İnsanın insanın kurdu olmadığını yaratılışta eşleri olduğunu bildirdi. Bilimin yanına sevgiyi ve merhameti koymamızı istedi. İnsanı evrenin merkezinde yer alan en değerli varlık olarak belirledi. ??????
Yüce Tanrı, iyi, doğru ve güzel olanı yeryüzünün öğretmenleri olan peygamberleriyle bize öğretti. Bize ilahi mesajlar gönderdi. Birbirimizi sevmeyi birbirimizle kardeş olmayı, birbirimize sarılmayı, empatiyi, yardım etmeyi salık verdi. ??
Din sahiplerine tevhide sarılmayı, şirke bulaşmamayı emretti. Dinlemedik, Tanrı ile aramıza aracılar soktuk. Onun vadettiği güzelliklere ulaşmak için şeyhleri, gavsları, mehdileri aracı kıldık. Bize şahdamarımızdan yakın olanı, sonsuz olanı unuttuk, fani olan din ve umut tacirlerine, suya attığımız paralara, ağaçlara astığımız bez parçalarına bel bağladık.??
Sonunda ibadet yerlerine, camilerimize bile gidemedik, cemaatle namaz kılmaz hale geldik. Araya şeytan girmesin diye sıklaştırdığımız saflarımızın arasına şeytan değil Corona girdi. Kerametine inandığımız şeyhimizin minicik bir virüs karşısında ne kadar çaresiz kaldığını gördük. Görkemlice, bir kibir abidesi olarak inşa ettiğimiz camilerimize uzaktan bakar olduk.
Sürekli sarıldığımız anne ve babamıza, kardeşlerimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Bir araya geldiğimiz dostlarımızdan ayrıldık, birbirimizle buluşup bir çay içemez, sohbet edemez olduk. Sokağımıza, bahçemize bile çıkamaz olduk. Alıştığımız güzelliklere hasret kaldık. ??????
Bu ne yaman ceza, ne yaman musibettir.
Dileğim odur ki, yeni yıl aklımızı başımıza devşirmemiz için vesile olur inşallah. Önce insan olmanın yüce erdemine ulaşalım. Allah'ın yarattığı canlıların özellikle insan kardeşlerimizin değerini bilelim. Onları ötekileştirmeden, aşağılamadan, incitmeden, ayağına basmadan onlarla birlikte yaşamanın yollarını arayalım.
Lütfen,
Sahip olduğumuz eski güzelliklere yeniden kavuşalım. Yeni bir anlayışla dünyamızı güzelleştirelim. Savaşı değil, barışı yüceltelim. Kini, kavgayı, öfkeyi değil sevgi, saygı ve hoşgörüyü çoğaltalım.
Evrenimizi bozmadan, hor kullanmadan, kıymetini bilerek birlikte, kardeşçe ve mutlu olarak yaşayalım.
Yeni yılınızı yeniden tebrik ediyorum.??????????
Ahmet Yavaş
???????????Günaydın.????????
Her şeye rağmen neşeliyim. Her şeye rağmen mutlu.
Dertlere, telaşelere, sıkıntılara rağmen.
Aylarca evde kapalı kalmama, hayattan sürgün edilmeme rağmen. İçim kıpır kıpır. Sevinçli ve keyifliyim.
Sağolsun ihmal etmedi güneş bugün de doğmayı. İşte gök yüzünde gülümsüyor bana .
Asık suratlı, gülmeyi unutmuş komşu kadını bile bugün gülüyor. Çocuklar mı..? Onların işi zaten gülmek.
Bu kelebekte nerden çıktı. ? Hayata kanat çırpan.
Serçeler karşı ağaçlarda cıvıl cıvıl.
Güvercinler aşk peşinde.
Bademler çiçeğe durmakta. Kediler koşturmakta.
Oraya, buraya savrulmuş çöplere gözlerimi kapadım.
İnadına açan çiçeklerde gözüm. Özgürce yeşeren çimenlerde.
Hafiften soğuk bir rüzgar esiyor.
Pandemiyi, dertleri, sıkıntıları, korkuları, kuşkuları o rüzgara saldım. Alıp götürdü.
Günaydın hayat, günaydın gökyüzü..
Günaydın güzel insanlar.
Günaydın güzel dostlar....????????????
, ???? BEN BÖYLE DEMOKRASİYİ SEVMİYORUM.
Demokrasinin gereği olan seçme ve seçilme işi
bazen demokrasiden soğutuyor beni.
Hukukun üstünlüğü, insan hakları çoğulculuk, adalet, ahlak gibi diğer evrensel değerlerin üstünü örttüğümüz veya cılkını çıkarttığımız gibi seçme ve seçilme işinin de içine ettik. ??
Mazallah bir adem, genel başkan veya başbakan seçilmeyi görsün kıçı tutkalla yapıştırılmış gibi ..Onu koltuğundan sökmek mümkün olmuyor..
Parti içi demokrasi imiş, delege imiş, kongre imiş hepsi hikaye.
Partiyi ele geçiren kişi delegeleri seçiyor, delegeler de onu. Ebedi genel başkansınız artık. Siz ölseniz bile oğullarınız sürdürür saltanatınızı.??
Bir de iyi nutuk atıyor, imamların, tarikat ve cemaatlerin desteğini almışsanız adeta kutsal bir kimliğe bürünüyorsunuz. Her türlü olumsuzluğa, yoksulluğa, işsizliğe, ülkenin geri gitmesine, enflasyonun patlamasına rağmen " erenlerin vardır bir bildiği" çıkarımı ile kutsanıyorsunuz ve sizi kimse yıkamıyor.Dahası din adamları kendilerinin rey verdiği partiye rey vermenin bir iman işi olduğunu, başka bi siyasi partiyi tercih ederek ahiretlerini tehlikeye atmamalarını söyleyebiliyorlar.??
4 yılda bir diye kararlaştırılan seçim, şartlar değişiyor, istekler kabarıyor ve her yıl yapılan bir seçime dönüşüyor. Bedeli trilyonları bulan bir sürü masraf, bir sürü israf.
Seçmen profilimiz genel de çok cahil ve eğitimsiz. Bırakın dünyadan haberdar olmayı kendi ülkesini bile tanımıyor. Rey verdiği partinin programından kesinlikle haberi yok Parti genel Başkanı milletvekilini listesini hazırlıyor seçmeni onaylıyor. Ağam tanımıyor bile seçtiği milletvekilini. Hanım beyinin verdiği partiye, adam şeyhinin dediği yere oyunu veriyor.
Oh ne güzel demokrasi...!
Oy vermede en az lise mezunu olma şartına iyice inanmaya başladım. Aksi takdirde eğiitimsiz ve cahil insan sürülerinin tercihinin sonucuna yıllarca katlanacağız. Oyun kalitesi olmayınca seçilenin de kalitesi olmuyor.??
Ya o seçimlerdeki kirliliklere ne dersiniz:
Birbirine hakaretler, iftira atmalar, teröristlikle suçlamalar.?? .. gibi söz, duygu ve düşünce kirlilikleri.
Her tarafa saçılan afiş, pankart, yazı... gibi görüntü kirlilikleri. .
En çok ta megafonlardan yayılan, bizi yerimizden hoplatan marşlı, şarkılı gürültü kirliliği canımızı yakıyor.
Ya ekranlardaki kirliliği ne dersiniz..?. Ekran kirliliği çok fena. Kakafoninin dibini buluyoruz.??
Uffff. Sevmediğiniz, onaylamadığınız bir lideri aynı anda bütün tv. kanallarında izlemenin dayanılmaz işkencesi.
Haber proğramları ayrı bir çeşni....Muktedirleri savunmaya teşne kadrolu troller, rektörler, dekanlar, sözde fikir adamları, hukukçular.
Birbirini dinlemeyen, gerçekleri örtmek için yalan söyleyen, falanca lidere yalakalık için 4 takla atan zavallılar guruhu.??
Kendinizi kuşatılmış hissediyorsunuz. Birileri cendereye almış, sıkıyor sizi. Bir yere gidemiyorsunuz, bir yere kaçamıyorsunuz. Ülke sizin ülkeniz. Seviyorsunuz, gerekirse uğruna ölüyorsunuz. Nereye gideceksiniz ki..?
Neylersiniz...?
Oturup ağlarsınız..????
Yok yok. Demokrasi bu olmamalı. Ben böyle demokrasiyi sevmiyorum.
Ahmet Yavaş
Arkadaşlar .... Malum yaş itibari ile artık yoruldum.
Bu güzel sayfayı bırakıyorum ve aranızdan ayrılıyorum..????
Sizlerle sohbet etmek,
paylaşım yapmak çok güzeldi.
Güzel dostluklar kurduk ama buraya kadarmış.
Beraber güldük,
Beraber üzüldük ama yolun sonuna geldik
Bazı arkadaşlarla can gibiydik
Özellikle öğretmeni olduğum öğrencilerimle..
Aynı yolda yürüdüğüm, dünyaya aynı pencereden baktığım insanlarla düşüncelerimi paylaşmak güzeldi...
Sizleri seviyorum....
Unutmayın beni
Hakınızı helal edin...
Herşey gönlünüzce olsun ??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
??
Nisan Biiiiiiiiiir.????????
Var mı öyle hemen kaçmak ...14 Mayıs ve sonrası için daha yapacak çooooook işimiz var.??????
Zekice espirilerini çok sevdiğim yol arkadaşım Fatih Ekşi oğlundan esinlenleme..??
Azizim inancın inandırıcı olması şart.
Eğer Yüce Yaratıcıya inanıyorsanız ona karşı saygılı ve dürüst olmalısınız. Emir ve yasaklarını ciddiye almalısınız. Menfaat ve çıkar için, siyasi rant için imanınızı çaldırmamalısınız.
Kim işlerse işlesin Yaratanın haram saydığı şeylere karşı çıkmalı, kötüye kötü, yolsuzluğa yolsuzluk demelisiniz.
Bir araştırma şirketine göre parti ayırımı gözetmeksizin Türkiye seçmeninin %50 ye yakın kesimi kendi cebine dokunmamak kaydıyla iktidar olan partinin yolsuzluk yapmasını normal karşılıyormuş.
Yani bu seçmen profiline göre, bal tutan herkes parmağını yalayabilir, çeşme akıyorken testisini doldurabilir. ( Yani rüşvet alabilir, devlet malını çalar, yolsuzluk yapabilir.)
Biz ne ara bu hale geldik. Hırsızı, arsızı, namussuzu sandıkta aklamak ne yaman terbiyesizliktir.
Derler ki, "çürümüş bir meyve ağacının meyveleri de çürük olurmuş."
Acep diyorum kendisinden umut kesilen, çürümüş bir toplum mu olduk.?
Biz buysak vekillerimizden doğruluk ve dürüstlük beklemeye hakkımız var mı...?
Ahmet Yavaş
Güzel dostlar...??????
İşin aslı hepimiz insanız. Hepimiz 7 milyarlık insanlık ailesinin birer ferdiyiz. Dinimiz, dilimiz, rengimiz, soyumuz farklı da olsa hepimiz Yüce Yaradanın insan olarak yarattığı varlıklarız.
Tıpkı, adı, tadı, şekli, rengi, kokusu farklı çiçekler gibiyiz. İnsanlık bahçesinin güzel çiçekleri...????????
Soy, renk, dil, din, mezhep, cemaat, ideoloji, düşünce ayrılığı gibi hiçbir sebep insanlık bahçesindeki bu çiçeklerin çiğnenme ve ezilme nedeni olmamalıydı. ??
Gel gör ki insanlık ailesi olarak bunu başaramadık. Egomuz boyumuzu aştı. Savaş ve kavgalarla birbirimizi ezdik, çiğnedik, öldürdük, soldurduk.??
Güzel insanlar...
Ülkemizin acil ekonomik kalkınmaya ve sevgi diline ihtiyacı vardır. 7 milyarlık İnsanlığı bir arada tutmak, onların kardeşçe yaşamasını sağlamak elbette zordur... Ama bizler, aynı tasa ve sevinci paylaşan, geçmişte bir arada yaşamış, gelecekte de bir arada yaşama iradesi gösteren, aynı vatanı paylaşan, aynı güzel ülküler etrafında buluşan insanlar olarak kardeşçe yaşamayı basarabilmeliyiz.
Mutlak Hak iddiasıyla mutlak güç devşirmek tehlikelidir. Mutlak güç mutlaka güç zehirlenmesine yol açar ve ülkeyi oligarşinin, diktatörlüğün karanlığına hapseder.??????
Dostlar...
Demokrasi güzeldir. Parlamenter sistem tek adam sisteminden daha güzeldir. (Yaşadık gördük) Tek seslilikten çoğulculuk güzeldir. Tek güç değil, güçler ayrılığı güzeldir. ??
Kin ve nefret söylemi değil sevgi ve merhamet, ehliyet ve liyakat söylemi güzeldir.
İnsanları kardeşliğe çağırmak, camide insan yuhalatmaktan daha güzeldir.
Nepotizm, yandaşlık ve kayırmacılık değil, adalet ve insaf söylemi daha güzeldir..??????
Sevgi ile kalın..??????????
Ahmet Yavaş