Taş duvarlara resmetmiş resmini, mahallenin en güzel kızı. Rüzgarda savrulan saçlarının dalgalarında kıvrım olup, savrulmaktır rüzgarda. Kolay mı aşık olmak mahallenin en güzel kızına.
Uğrunda kavga etmek, paylaşmasını bilememek, deli dolu yürekle peşinden sürünmek, derince bakan gözlerinde erimek, erimek. Kolay mı mahallenin en güzel kızını sevmek?
Gözbebeklerinde Hilal`in raksı, gönlünde o ulvi seda. Göğüslemek Kur`an-ı Kerimi, Hilal`in omuzlarında..
Kolay mı aşık olmak ? Kolay mı, mahallenin en güzel kızına aşık olmak?
Deli divane sananlar, hakaretler yağdıranlar, yolundan ayırmaya çalışanlar.
Varsın olsun.
HER YER…HERKES…DENİZ YILDIZI…
Değil mi?
Varsın bilmesinler, anlamasınlar, duymasınlar.
SEVEN…SEVDASINDAN….VAZGEÇECEK ..
Değil ki
Kalabalıklar arasında , ağlamaklı bir çift göz ,sevgilisini uğurlamakta. Üzerinde allı pullu bir gelinlik. Süzülmekte boylu boyunca , sevgilisinin koynuna.
Yeri göğü inletircesine Tekbir sesleri. Okunan Ezan-ı şerife eşlik edercesine , tabutta iki dudak..
Dava büyük, omuzlarda taşınmışsa bu yük. İnmez mi hiç gökten melekler?
Kondurmaz mı alnına buselerini?
Heeyy kolay mı sevmek. Hem de mahallenin en güzel kızını sevmek..
Ruhlar aleminde bir ses duyulur, tüm kulaklarda çınlayan bir ses.
Elestü bi Rabbiküm.(ben sizin Rabbiniz değilmiyim?)
Kullar şaşkın ama o şaşkın kullar içinde bir kul, sesi yükseliyor arşa.
Bela. (evet)
Ruhlar aleminde yaradılan ilk ruh. Bela, evet sen benim Rabbimsin diyen ilk kul.
Büyük bir coşkuyla, muhabbetle bela..
ilk insan, peygamber HZ.Adem, nurdan bir çember geçirmiş alnına. Neslinden HZ. İsmail `in soyuna geçeçek bu nuru hakkıyla taşımakta.
Ve Abdülmüttalibin torunu Abdullah`ın oğlu, kainatın sultanı yeryüzüne ininceye kadar.
Melekler kanatlarıyla kucaklamışlar yeryüzünü. HZ. Amine o gece sevincinden ağlamakta.
Son peygamberin anası olmak şerefiyle en bahtiyar kul.
Ve kundaklıyor melekler, o gül kokulu nebiyi. Elden ele dolaştırıyorlar, kokluyorlar, öpüyorlar.
Ve gül kokuyor her yer. Kainat gül kokuyor..
Mecusilerin ateşleri sönüyor. kafirler şaşkın, sapsarı olmuş yüzleri, gözleri gerilmiş, batıl sürünmekte Hakk`ın karşısında.
Hak geldi, Batıl gitti.şüphesizki batıl hep gidicidir..
Emindin.. Muhammed-ül Emin..herkesin sevip saydığı Muhammed-ül Emin. Ta ki 40 yaşında peygamberlik verilinceye kadar….
Muştuladı melekler gelişini. meleklerin nurlu alınları,yıldızların ışıltısına karışmış, yıldızlar ise sanki kainatı kucaklamış ama senin nurun ise; Ya Muhammed (s.a.s) , nurları aydınlatmış. Yıkıldı putlar, zalimler yere serildi zülümleriyle. Haykırıyordu kainat, tekbir sesleriyle. Hoş geldin diyordu Ya Resül; tüm mahlukat. gelişin bayramımız oldu ve o ne büyük coşkuydu. Batıl yok olmuştu, hakikat karşısında. Bir şamar olmuştu, inkarcıların nabızlarında. Gerildi gözler ama anlamıyordu yürekler….
Emindin. Muhammedül Emin. Kolaymıydı emin olmak, her işte danışılan olmak. Sevilmek ve sayılmak.
Ta ki, o yolculuk gelene kadar… hira da başladı bu yolculuk. herkesten, her şeyden kaçıp, hira mağarasında alemlerin Rabbine sığınır, devamlı tefekkür ederdin. Ve yine böyle birgün de, Cebrail (a.s) ile tanışana kadar..
Cebrail (a.s) kendi suretiyle ilk defa göründü. Sen ise irkildin. Cebrail oku dedi. Ben okuma bilmem. Dedin. -Bu cevap üzerine melek hemen tuttu ve vücudunu sarıp öylesine sıktı ki, tâkâtin neredeyse tükeniyordu..
Sonra gene salıverdi ve “İKRA'“ - “OKU” dedi! ...
'Ben okuyanlardan değilim' dedin…
Der demez yine tuttu ve öyle bir sıktı ki, canına tak dedi... ve salıverdi ve tekrar; “İKRA'“ dedi... , yine sıktı, sonra bıraktı, ve derhal: 'OKU! ...Seni halk eden Rabbinin adıyla OKU' âyetlerini okudu...
mübarek vücudun titriyordu. O halde evine varmıştın. Örtün, üstümü örtün… Yoldaşın, sırdaşın HZ.Hadice, korkma. şüphesizki, sen iyi birisin, akrabanı gözetir, düşkünlere yardım edersin. Şüphesizki, doğrudur, sen Allah`ın Resülüsün. … yüreğiyle sarmıştı, Allah`ın resülünü.
Ey geceler! Okuyun yine o ayetleri. Ciğer yanığı koksun Yine alemler.. Dehşete düşsün Hakikat karşısında gözler..
Çöllere gizlenmiş adımların, nice gözyaşların. Alay ettiler, hor gördüler... geçtiğin yollara leşler attılar, irice taşlar..değer miydi alnına, yara bere olur muydu bedenin. Boykut ettiler, görüşmediler en yakınların, aç ve susuz çöl sıcağında. beddua et dediklerinde.. ya Rab bilmiyorlar, bilseler yapmazlar derdin ağlayarak… İzdivaya çekilirdin hirada, hira şahittir gözyaşlarına. Yüreğinin hıçkırıklarına.
Kovdular yurdundan. Mahzun bakışlarını kabe unutmaz mı hala. Çöl gecelerinde inim inim inler miydi Mekke…. Sabır..sabır.. sabır.. Medine hala zikreder mi bu tesbihi. Bilal`in sesinde, arşa yükselirdi ya Sabır, Ya sabırlar…
Ey çöller! Efendimin ayak seslerinden. Ses verin. Kılıçların gölgesinde, can veren Yiğitlerden bahsedin.. Miğfer olan bedenlerin İmanından yeryüzüne serpin.
Müjde veriyordu Ayet. Mekke kucaklayacaktı nihayet. Nasıl uyuyabilirdi o gözler, nasıl yerinde durabilirdi bedenler. Mekke sesleniyordu; gelin Ey Azizler.
Geliyor İki cihan sultanı. Şehir kollarını açmış sarıyor gül goncasını. Melekler tutuyor Kabe`nin anahtarını.
Peygamberler,yanında peygamberimin Haykırmakta kainat Lailahe illallah, Muhammedürresulullah. Kevserin başında duruyor şehitler Şerbetin sunmakta, tüm ümmetine. Ümmetin ise ayakta, sana doğru koşuyor.
Boynu bükük kaldı güller.. seherlerde garib kaldı bülbüller… Her rebiülevvelde, seherlerde güller açar, bülbüller ötermiş.. kendi lisanında senin ismini söylermiş...
Gel peygamberim Yoluna güller serpeyim. Her güle, ümmetini ekeyim.
“ Ey Zeyneb. İram mevkinden ben geçerken, Seni hatırladım. İçimden gelerek, şöyle dua ettim. Ya Rabbi, Zeyneb`i şen ve esen kıl. Nitekim şimdi güvenli haremde oturmaktadır. Ve emin güvenilir kimsenin kızına, Hak Teala iyi mükafat versin.”
Zeyneb, Resül-ü Ekrem Efendimizin ilk kızıydı. Peygamberimiz otuz yaşındayken, HZ. Zeyneb dünyayı şereflendirmişti. HZ. Zeyneb, genç kız olduğunda teyzesi Hale, oğlu Ebu`l As Bin Rebi `ye istedi. Annesi HZ. Hadice bu evliliği uygun görünce Zeyneb de evliliği kabul etti. O sıralar Cenab-ı Hak tarafından bu tarz evliliği yasaklayıcı hüküm gelmemişti. Ta ki vahiy gelene kadar…. Müslüman bir kadının, müşrik bir erkekle evli kalamayacağını açıkça beyan eden ayetler geldiğinde, beraberliklerinin bitmesi gerekiyordu..
Kolay mıydı vazgeçmek.. Yüreği yanarken dininden gayrısını düşünmemek… Zeyneb çok üzülüyordu. Canından çok sevdiği babası medineye hicret etmiş, kocasının müsaade etmeyişi sebebiyle Mekke de kalmıştı. Bir yanda kocası, bir yanda her şeyi. Yüreğinde daha ağır basıyordu babasının yanında olmak, dininin yanında olmak.. Ama nasıl? Uçsuz bucaksız çölleri bir başına aşıp da gidebilirmiydi..
Nihayet o gün gelmişti. Bedir muharebesinde Ebu`l As Müslümanların eline esir düştü. As`ın esir olarak yakalandığı haberi Mekke müşriklerine ulaştı. Mekke halkından herkes kendi esirinin kurtulması için fidye gönderdi. HZ. Zeyneb, As`ın kardeşi Amr`ı fidye ödeyip, As`ı kurtarması için Medine`ye gönderdi. Gönderdiği paraların yanında annesinin kendisine düğün hediyesi olarak verdiği yemen akiki bir gerdanlık vardı.
Gerdanlık huzuru saadetteydi. Resulullah gerdanlığı gördü. Gözlerinin önüne geldi, yoldaşı, üzerine titreyip kol kanat geren ilk hanımı HZ. Hadice. Yüreği merhametle yıkanmış Resul-ü Zişan üzülmüştü. Ağlamışmıydı gözleri, süzülmüşmüydü yanağından gül goncaları….. Şimdi As`ın fidyesiydi, Zeyneb`e annesinin yadigarı. Bu ne büyük bir sevgiydi. Sadakatin en güzeliydi.
- zeyneb`in kocasını bırakmak ister misiniz? Meseleyi anlattı ashaba. Nasıl istemezdi ashab. Canından çok sevdikleri Resulullah rica etmişti. - canımız, malımız sana feda olsun Ya Resulullah.
Fakat usul gereğince esir fidyesiz kalamazdı. Zatı Saadetlerinin damadı olmak hasebiyle istisna teşkil edemezdi. Bunun için anlaşma oldu. Anlaşma gereğince As Mekke`ye döndükten sonra zeyneb`i Medine `ye gönderecekti.
Binbir güçlüklerle Zeyneb babasının yanındaydı. . Müşrikler teklifler sunuyorlar: “ sen O`nu boşa, istediğin kureyş kızını sana verelim.”
'Allah'a yemin olsun ki, eşimden ayrılmam, onun yerine Kureyş'ten, başka bir kadının eşim olmasını da istemem' (İbn Hişam, a.g.e.,1, 652) derdi As.
Şimdi mahzundu Zeyneb`inden ayrıydı. Gözünde nasıl da küçülmüştü bir anda dünya. Çöl gecelerinde rüzgar bu defa Zeyneeeb Zeyneeeeeeeb diye bağırıyordu kulaklarında. Nereye değse gözleri, karşısındaydı Zeyneb`i…
Artık iman ediyordu. Ama bunu söylemek için uygun zamanı bekliyordu. Ticaretle uğraşırdı As. Üzerinde bulunan emanetleri sahiplerine vermeden bunu açıklamak istemiyordu. Çünkü yanlış anlaşılırdı. Ve o gün gelmişti. Emanetleri sahiplerine verdi. İman ettiğini herkese duyurdu.
Sevenler kavuşamazmış bu dünyada. Zeyneb ile As güçlükler, zorluklar karşısında birbirlerini sevmekten vazgeçmediler. Zeyneb çok hastaydı. Ölüm döşeğinde son günleriydi. Vefat ettiğinde, zatı saadetleriyle beraber kocası As, defnettiler. Ayrılık, sevdiğinden ayrılık zor gelmişti As`a. Zeyneb`inden ayrılışının kısa bir süre sonunda, As da bu dünyaya gözlerini yumdu.
Zeyneb ile As Sabrın, sadakatin, aşkın, sevdanın en güzel örneği. Evet. Sevginin hamurunda saygı ve edeb de olsa gerek..
“Uygur erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, Uygur kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz.”
Çinlilerin Uygur Türklerine bakış açısı..
Sessizce boyun büktü,Doğu Türkistan. Garipliği, çaresizliği tüm zerrelerinde hissederek..öz kardeşlerinin aldırmayan nazarlarında, kabuğunun içinde küçüldükçe küçüldü.. oysa o cılız bedenlerinde iki cam vardı ki; bir baksa kardeşi o cam gözlerde kendini görecekti.. Gecelerde bir kız çocuğunun feryadını duyarsanız bilin ki; Doğu Türkistan da sırf kız olduğu için ölüme mahkum olan Ayşelerin, Fatmaların, Zeyneplerin sesidir.
Türk kim dersen, bil ki menem Esaret yurdunda, garib bencileyn..
'90 yaşındayım gözlerim görmüyor, ama mücadele azmimden ve vatana bağlılığımdan hiçbir şey kaybetmedim'
İsa Yusuf Alptekin.
Doğu Türkistan`ın sesi, soluğu, canı, babası, anası… Doğu Türkistan davasının anlatılması için ömrünün sonuna kadar, her türlü zorluğa rağmen mücadele verdi.. Bir sevdaydı Doğu Türkistan, nazlı gelindi Gök Bayrak.. Nazlı gelini dalganacaktı bir gün Al Bayrağın yanında.. Ve o gün gelmişti. Türkiye de bir programda, nazlı gelini Gök Bayrak dalganıyordu Al Bayrağın yanında. Hıçkırarak ağlıyordu koca adam, görmeyen gözlerine inat. Gök Bayrak mahsun değildi, kardeşinin yanında korkusuzca dalgalandıkça dalgalanıyordu..
Bu yüzdendir belki de bir konuşmasında aynen şöyle demişti;
'Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye'nin hakkı olsun....'
Önce el ve ayaklar çivilenir daha sonra ise saatlerce çıplak ayak buz üstünde durdurulur el ve kollar donar ve sonra kesilir yaşayan bir ölüdür artık Müslüman Türk kardeşimiz..
ya Nükleer Denemeler, sırf Müslüman olduğu için yapılan katliamlar..
Ezana hasret kaldı kulaklarımız Kuran`a hasrettir hep gözlerimiz Garibtir dinimiz, imanımız Bir bilsen neler çekir gardaşın..
Ayrılık vakti gelmişti. son yolculuğunda eşlik ediyordu al ve gök bayrak.
Çin Halk Cumhuriyeti Xin Hua Haber Ajansı Halk Gazetesi (Ren min ribao) ’nin 18 Aralık 1995 tarihindeki sayısında Alptekin’in dünyadan ayrılışını “Çin’in düşmanı öldü” başlığıyla çok önemli bir haber olarak dünya kamuoyuna duyurmuştur.
"Sana rağbet ve muhabbeti olan kişiye rağbet etmemen, nasibinde noksana düşmendir. Senden hoşlanmayana rağbet etmense alçalmandır. Senden vazgeçene rağbet etme. " Hz. Ali
Hiçkimse ve hiçbir şey unutulmaz değildir. Önemli olan vefaysa, vefayı hak edenleri hatırlamak en güzelidir.
KOLAY MI AŞIK OLMAK?
HEM DE...
Taş duvarlara resmetmiş resmini, mahallenin en güzel kızı. Rüzgarda savrulan saçlarının dalgalarında kıvrım olup, savrulmaktır rüzgarda. Kolay mı aşık olmak mahallenin en güzel kızına.
Uğrunda kavga etmek, paylaşmasını bilememek, deli dolu yürekle peşinden sürünmek, derince bakan gözlerinde erimek, erimek. Kolay mı mahallenin en güzel kızını sevmek?
Gözbebeklerinde Hilal`in raksı, gönlünde o ulvi seda. Göğüslemek Kur`an-ı Kerimi, Hilal`in omuzlarında..
Kolay mı aşık olmak ? Kolay mı, mahallenin en güzel kızına aşık olmak?
Deli divane sananlar, hakaretler yağdıranlar, yolundan ayırmaya çalışanlar.
Varsın olsun.
HER YER…HERKES…DENİZ YILDIZI…
Değil mi?
Varsın bilmesinler, anlamasınlar, duymasınlar.
SEVEN…SEVDASINDAN….VAZGEÇECEK ..
Değil ki
Kalabalıklar arasında , ağlamaklı bir çift göz ,sevgilisini uğurlamakta. Üzerinde allı pullu bir gelinlik. Süzülmekte boylu boyunca , sevgilisinin koynuna.
Yeri göğü inletircesine Tekbir sesleri. Okunan Ezan-ı şerife eşlik edercesine , tabutta iki dudak..
Dava büyük, omuzlarda taşınmışsa bu yük. İnmez mi hiç gökten melekler?
Kondurmaz mı alnına buselerini?
Heeyy kolay mı sevmek. Hem de mahallenin en güzel kızını sevmek..
Bahtinur Cano
Ruhlar aleminde bir ses duyulur, tüm kulaklarda çınlayan bir ses.
Elestü bi Rabbiküm.(ben sizin Rabbiniz değilmiyim?)
Kullar şaşkın ama o şaşkın kullar içinde bir kul, sesi yükseliyor arşa.
Bela. (evet)
Ruhlar aleminde yaradılan ilk ruh. Bela, evet sen benim Rabbimsin diyen ilk kul.
Büyük bir coşkuyla, muhabbetle bela..
ilk insan, peygamber HZ.Adem, nurdan bir çember geçirmiş alnına. Neslinden HZ. İsmail `in soyuna geçeçek bu nuru hakkıyla taşımakta.
Ve Abdülmüttalibin torunu Abdullah`ın oğlu, kainatın sultanı yeryüzüne ininceye kadar.
Melekler kanatlarıyla kucaklamışlar yeryüzünü. HZ. Amine o gece sevincinden ağlamakta.
Son peygamberin anası olmak şerefiyle en bahtiyar kul.
Ve kundaklıyor melekler, o gül kokulu nebiyi. Elden ele dolaştırıyorlar, kokluyorlar, öpüyorlar.
Ve gül kokuyor her yer. Kainat gül kokuyor..
Mecusilerin ateşleri sönüyor. kafirler şaşkın, sapsarı olmuş yüzleri, gözleri gerilmiş, batıl sürünmekte Hakk`ın karşısında.
Hak geldi, Batıl gitti.şüphesizki batıl hep gidicidir..
Emindin.. Muhammed-ül Emin..herkesin sevip saydığı Muhammed-ül Emin. Ta ki 40 yaşında peygamberlik verilinceye kadar….
Muştuladı melekler gelişini. meleklerin nurlu alınları,yıldızların ışıltısına karışmış, yıldızlar ise sanki kainatı kucaklamış ama senin nurun ise; Ya Muhammed (s.a.s) , nurları aydınlatmış.
Yıkıldı putlar, zalimler yere serildi zülümleriyle. Haykırıyordu kainat, tekbir sesleriyle.
Hoş geldin diyordu Ya Resül; tüm mahlukat. gelişin bayramımız oldu ve o ne büyük coşkuydu. Batıl yok olmuştu, hakikat karşısında. Bir şamar olmuştu, inkarcıların nabızlarında. Gerildi gözler ama anlamıyordu yürekler….
Emindin. Muhammedül Emin. Kolaymıydı emin olmak, her işte danışılan olmak. Sevilmek ve sayılmak.
Ta ki, o yolculuk gelene kadar…
hira da başladı bu yolculuk. herkesten, her şeyden kaçıp, hira mağarasında alemlerin Rabbine sığınır, devamlı tefekkür ederdin.
Ve yine böyle birgün de, Cebrail (a.s) ile tanışana kadar..
Cebrail (a.s) kendi suretiyle ilk defa göründü.
Sen ise irkildin.
Cebrail oku dedi.
Ben okuma bilmem. Dedin.
-Bu cevap üzerine melek hemen tuttu ve vücudunu sarıp öylesine sıktı ki, tâkâtin neredeyse tükeniyordu..
Sonra gene salıverdi ve “İKRA'“ - “OKU” dedi! ...
'Ben okuyanlardan değilim' dedin…
Der demez yine tuttu ve öyle bir sıktı ki, canına tak dedi... ve salıverdi ve tekrar;
“İKRA'“ dedi...
, yine sıktı, sonra bıraktı, ve derhal:
'OKU! ...Seni halk eden Rabbinin adıyla OKU' âyetlerini okudu...
mübarek vücudun titriyordu. O halde evine varmıştın. Örtün, üstümü örtün…
Yoldaşın, sırdaşın HZ.Hadice, korkma. şüphesizki, sen iyi birisin, akrabanı gözetir, düşkünlere yardım edersin. Şüphesizki, doğrudur, sen Allah`ın Resülüsün. … yüreğiyle sarmıştı, Allah`ın resülünü.
Ey geceler!
Okuyun yine o ayetleri.
Ciğer yanığı koksun
Yine alemler..
Dehşete düşsün
Hakikat karşısında gözler..
Çöllere gizlenmiş adımların, nice gözyaşların. Alay ettiler, hor gördüler... geçtiğin yollara leşler attılar, irice taşlar..değer miydi alnına, yara bere olur muydu bedenin. Boykut ettiler, görüşmediler en yakınların, aç ve susuz çöl sıcağında. beddua et dediklerinde.. ya Rab bilmiyorlar, bilseler yapmazlar derdin ağlayarak…
İzdivaya çekilirdin hirada, hira şahittir gözyaşlarına. Yüreğinin hıçkırıklarına.
Kovdular yurdundan. Mahzun bakışlarını kabe unutmaz mı hala. Çöl gecelerinde inim inim inler miydi Mekke….
Sabır..sabır.. sabır.. Medine hala zikreder mi bu tesbihi. Bilal`in sesinde, arşa yükselirdi ya Sabır, Ya sabırlar…
Ey çöller!
Efendimin ayak seslerinden.
Ses verin.
Kılıçların gölgesinde, can veren
Yiğitlerden bahsedin..
Miğfer olan bedenlerin
İmanından yeryüzüne serpin.
Müjde veriyordu Ayet. Mekke kucaklayacaktı nihayet. Nasıl uyuyabilirdi o gözler, nasıl yerinde durabilirdi bedenler. Mekke sesleniyordu; gelin Ey Azizler.
Geliyor
İki cihan sultanı.
Şehir kollarını açmış
sarıyor gül goncasını.
Melekler tutuyor
Kabe`nin anahtarını.
Peygamberler,yanında peygamberimin
Haykırmakta kainat
Lailahe illallah, Muhammedürresulullah.
Kevserin başında duruyor şehitler
Şerbetin sunmakta, tüm ümmetine.
Ümmetin ise ayakta, sana doğru koşuyor.
Boynu bükük kaldı güller.. seherlerde garib kaldı bülbüller…
Her rebiülevvelde, seherlerde güller açar, bülbüller ötermiş.. kendi lisanında senin ismini söylermiş...
Gel peygamberim
Yoluna güller serpeyim.
Her güle, ümmetini ekeyim.
Bahtinur Cano
__Zeyneb ile As___
“ Ey Zeyneb.
İram mevkinden ben geçerken,
Seni hatırladım.
İçimden gelerek, şöyle dua ettim.
Ya Rabbi, Zeyneb`i şen ve esen kıl.
Nitekim şimdi güvenli haremde oturmaktadır.
Ve emin güvenilir kimsenin kızına,
Hak Teala iyi mükafat versin.”
Nereye baksa güzeller güzeli Zeyneb`ini görmekteydi. Fikrinde, gönlünde Zeyneb…
Zeyneb, Resül-ü Ekrem Efendimizin ilk kızıydı. Peygamberimiz otuz yaşındayken, HZ. Zeyneb dünyayı şereflendirmişti. HZ. Zeyneb, genç kız olduğunda teyzesi Hale, oğlu Ebu`l As Bin Rebi `ye istedi. Annesi HZ. Hadice bu evliliği uygun görünce Zeyneb de evliliği kabul etti. O sıralar Cenab-ı Hak tarafından bu tarz evliliği yasaklayıcı hüküm gelmemişti.
Ta ki vahiy gelene kadar….
Müslüman bir kadının, müşrik bir erkekle evli kalamayacağını açıkça beyan eden ayetler geldiğinde, beraberliklerinin bitmesi gerekiyordu..
Kolay mıydı vazgeçmek..
Yüreği yanarken dininden gayrısını düşünmemek…
Zeyneb çok üzülüyordu. Canından çok sevdiği babası medineye hicret etmiş, kocasının müsaade etmeyişi sebebiyle Mekke de kalmıştı. Bir yanda kocası, bir yanda her şeyi. Yüreğinde daha ağır basıyordu babasının yanında olmak, dininin yanında olmak..
Ama nasıl? Uçsuz bucaksız çölleri bir başına aşıp da gidebilirmiydi..
Nihayet o gün gelmişti. Bedir muharebesinde Ebu`l As Müslümanların eline esir düştü. As`ın esir olarak yakalandığı haberi Mekke müşriklerine ulaştı. Mekke halkından herkes kendi esirinin kurtulması için fidye gönderdi. HZ. Zeyneb, As`ın kardeşi Amr`ı fidye ödeyip, As`ı kurtarması için Medine`ye gönderdi. Gönderdiği paraların yanında annesinin kendisine düğün hediyesi olarak verdiği yemen akiki bir gerdanlık vardı.
Gerdanlık huzuru saadetteydi. Resulullah gerdanlığı gördü. Gözlerinin önüne geldi, yoldaşı, üzerine titreyip kol kanat geren ilk hanımı HZ. Hadice. Yüreği merhametle yıkanmış Resul-ü Zişan üzülmüştü. Ağlamışmıydı gözleri, süzülmüşmüydü yanağından gül goncaları…..
Şimdi As`ın fidyesiydi, Zeyneb`e annesinin yadigarı.
Bu ne büyük bir sevgiydi. Sadakatin en güzeliydi.
- zeyneb`in kocasını bırakmak ister misiniz?
Meseleyi anlattı ashaba.
Nasıl istemezdi ashab. Canından çok sevdikleri Resulullah rica etmişti.
- canımız, malımız sana feda olsun Ya Resulullah.
Fakat usul gereğince esir fidyesiz kalamazdı. Zatı Saadetlerinin damadı olmak hasebiyle istisna teşkil edemezdi. Bunun için anlaşma oldu. Anlaşma gereğince As Mekke`ye döndükten sonra zeyneb`i Medine `ye gönderecekti.
Binbir güçlüklerle Zeyneb babasının yanındaydı.
. Müşrikler teklifler sunuyorlar: “ sen O`nu boşa, istediğin kureyş kızını sana verelim.”
'Allah'a yemin olsun ki, eşimden ayrılmam, onun yerine Kureyş'ten, başka bir kadının eşim olmasını da istemem' (İbn Hişam, a.g.e.,1, 652) derdi As.
Şimdi mahzundu Zeyneb`inden ayrıydı.
Gözünde nasıl da küçülmüştü bir anda dünya. Çöl gecelerinde rüzgar bu defa Zeyneeeb Zeyneeeeeeeb diye bağırıyordu kulaklarında.
Nereye değse gözleri, karşısındaydı Zeyneb`i…
Artık iman ediyordu. Ama bunu söylemek için uygun zamanı bekliyordu.
Ticaretle uğraşırdı As. Üzerinde bulunan emanetleri sahiplerine vermeden bunu açıklamak istemiyordu. Çünkü yanlış anlaşılırdı.
Ve o gün gelmişti.
Emanetleri sahiplerine verdi. İman ettiğini herkese duyurdu.
Sevenler kavuşamazmış bu dünyada. Zeyneb ile As güçlükler, zorluklar karşısında birbirlerini sevmekten vazgeçmediler.
Zeyneb çok hastaydı. Ölüm döşeğinde son günleriydi.
Vefat ettiğinde, zatı saadetleriyle beraber kocası As, defnettiler.
Ayrılık, sevdiğinden ayrılık zor gelmişti As`a.
Zeyneb`inden ayrılışının kısa bir süre sonunda, As da bu dünyaya gözlerini yumdu.
Zeyneb ile As
Sabrın, sadakatin, aşkın, sevdanın en güzel örneği.
Evet. Sevginin hamurunda saygı ve edeb de olsa gerek..
Bahtinur Cano
Bir Sevda Masalı
………………………..
“Uygur erkeklerini sonsuza kadar kölemiz yapalım, Uygur kadınlarını da asırlar boyunca fahişemiz.”
Çinlilerin Uygur Türklerine bakış açısı..
Sessizce boyun büktü,Doğu Türkistan. Garipliği, çaresizliği tüm zerrelerinde hissederek..öz kardeşlerinin aldırmayan nazarlarında, kabuğunun içinde küçüldükçe küçüldü.. oysa o cılız bedenlerinde iki cam vardı ki; bir baksa kardeşi o cam gözlerde kendini görecekti..
Gecelerde bir kız çocuğunun feryadını duyarsanız bilin ki; Doğu Türkistan da sırf kız olduğu için ölüme mahkum olan Ayşelerin, Fatmaların, Zeyneplerin sesidir.
Türk kim dersen, bil ki menem
Esaret yurdunda, garib bencileyn..
'90 yaşındayım gözlerim görmüyor, ama mücadele azmimden ve vatana bağlılığımdan hiçbir şey kaybetmedim'
İsa Yusuf Alptekin.
Doğu Türkistan`ın sesi, soluğu, canı, babası, anası… Doğu Türkistan davasının anlatılması için ömrünün sonuna kadar, her türlü zorluğa rağmen mücadele verdi..
Bir sevdaydı Doğu Türkistan, nazlı gelindi Gök Bayrak..
Nazlı gelini dalganacaktı bir gün Al Bayrağın yanında..
Ve o gün gelmişti. Türkiye de bir programda, nazlı gelini Gök Bayrak dalganıyordu Al Bayrağın yanında.
Hıçkırarak ağlıyordu koca adam, görmeyen gözlerine inat. Gök Bayrak mahsun değildi, kardeşinin yanında korkusuzca dalgalandıkça dalgalanıyordu..
Bu yüzdendir belki de bir konuşmasında aynen şöyle demişti;
'Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye'nin hakkı olsun....'
Önce el ve ayaklar çivilenir
daha sonra ise saatlerce çıplak ayak buz üstünde durdurulur
el ve kollar donar
ve sonra kesilir
yaşayan bir ölüdür artık Müslüman Türk kardeşimiz..
ya Nükleer Denemeler, sırf Müslüman olduğu için yapılan katliamlar..
Ezana hasret kaldı kulaklarımız
Kuran`a hasrettir hep gözlerimiz
Garibtir dinimiz, imanımız
Bir bilsen neler çekir gardaşın..
Ayrılık vakti gelmişti. son yolculuğunda eşlik ediyordu al ve gök bayrak.
Çin Halk Cumhuriyeti Xin Hua Haber Ajansı Halk Gazetesi (Ren min ribao) ’nin 18 Aralık 1995 tarihindeki sayısında Alptekin’in dünyadan ayrılışını “Çin’in düşmanı öldü” başlığıyla çok önemli bir haber olarak dünya kamuoyuna duyurmuştur.
Bahtinur Cano
"Sana rağbet ve muhabbeti olan kişiye rağbet etmemen, nasibinde noksana düşmendir. Senden hoşlanmayana rağbet etmense alçalmandır. Senden vazgeçene rağbet etme. "
Hz. Ali
Hiçkimse ve hiçbir şey unutulmaz değildir. Önemli olan vefaysa, vefayı hak edenleri hatırlamak en güzelidir.
Resetleme durumumuz hep var. Unutmak..