Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • mayhoş10.01.2024 - 04:57

    bütün kutupların birleştiği yere
    gelir misin benimle desem,
    mesela orta mescid çayhanesinde
    bir sade türk kahvesi içmeye;
    aklın arkada kalmadan,
    kaygılanmadan hiç,
    hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
    kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
    gelir misin…,

    ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu,
    o şifa evinde yapılan ve hani
    ender vak’alara münhasır,
    son çare iğnesinden beri,
    on sekizinci saat geçiyordu
    ki bittabî on yedimdeydim ve,
    bomboş ve devasa bir bakır kazana,
    şebekesiz bir musluktan sızan damlaların
    aralıksız ve rastgele sesine karışan,
    cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen,
    evsizlere ecel rüzgarın uğultusundan,
    eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,

    ve uykulu da değildim, sersemde;
    sadece olmak istediği yerde olamayanın
    darlanması vardı içimde ve fırladım
    nekahet yatağımdan zıpkın gibi…,
    hay aksilik bu ya,
    metro merdivenlerinden duyuyordum,
    trenin kaçtığını,
    yine geciktim evet huy işte,
    her nikbin gibi muhabbete…,

    yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin;
    toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen,
    bir sağnak yağmur gibi yağdın,
    gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü
    şakaklarımın aklarına sen,
    ah;

    iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın
    ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan,
    ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya
    uğradı yolum, düşe kalka
    bir o yana bir bu yana savruk
    ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı,
    ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve,
    kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;

    şimdi şizoid bir ayrılıkta,
    kestim senden adım adım
    uzaklaşan ayaklarımı,
    sana bir daha gelememek için,
    sonra; yeniden diktim…,
    sana yeniden,
    mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
    ve sürüklendim yollarında…;

    yeniden kestim/yeniden diktim
    senden kaç kez gittim,
    ve sana kaç kez vardım/
    unuttum;
    bir mürdümün içindeki kurt gibi
    mayhoş kalbimle…,

    kabul et dostum sen de,
    beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
    keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
    hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
    karanlık korkulu bir tünelin,
    kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
    küskünüz aydınlığa ve,
    biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,

  • mayhoş10.01.2024 - 04:57

    bütün kutupların birleştiği yere
    gelir misin benimle desem,
    mesela orta mescid çayhanesinde
    bir sade türk kahvesi içmeye;
    aklın arkada kalmadan,
    kaygılanmadan hiç,
    hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
    kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
    gelir misin…,

    ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu,
    o şifa evinde yapılan ve hani
    ender vak’alara münhasır,
    son çare iğnesinden beri,
    on sekizinci saat geçiyordu
    ki bittabî on yedimdeydim ve,
    bomboş ve devasa bir bakır kazana,
    şebekesiz bir musluktan sızan damlaların
    aralıksız ve rastgele sesine karışan,
    cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen,
    evsizlere ecel rüzgarın uğultusundan,
    eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,

    ve uykulu da değildim, sersemde;
    sadece olmak istediği yerde olamayanın
    darlanması vardı içimde ve fırladım
    nekahet yatağımdan zıpkın gibi…,
    hay aksilik bu ya,
    metro merdivenlerinden duyuyordum,
    trenin kaçtığını,
    yine geciktim evet huy işte,
    her nikbin gibi muhabbete…,

    yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin;
    toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen,
    bir sağnak yağmur gibi yağdın,
    gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü
    şakaklarımın aklarına sen,
    ah;

    iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın
    ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan,
    ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya
    uğradı yolum, düşe kalka
    bir o yana bir bu yana savruk
    ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı,
    ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve,
    kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;

    şimdi şizoid bir ayrılıkta,
    kestim senden adım adım
    uzaklaşan ayaklarımı,
    sana bir daha gelememek için,
    sonra; yeniden diktim…,
    sana yeniden,
    mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
    ve sürüklendim yollarında…;

    yeniden kestim/yeniden diktim
    senden kaç kez gittim,
    ve sana kaç kez vardım/
    unuttum;
    bir mürdümün içindeki kurt gibi
    mayhoş kalbimle…,

    kabul et dostum sen de,
    beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
    keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
    hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
    karanlık korkulu bir tünelin,
    kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
    küskünüz aydınlığa ve,
    biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,

    beyaz bir kağıtsa elbet,
    bir müsveddeye dönüşebilir
    ve kalbimin en ücrasının,
    sağlanabilir teması kalbinle;
    ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
    ölü suskunluklar saçabilir pekala,
    beyaz kırışık kağıda...,

  • Kozalak10.01.2024 - 04:50

    bağrıma bir akasya ek n'olur...;
    garibem,
    ve kalbimde bir kürek mahkumu saklanır,
    vişne ve nar ağaçlarının arasında…

    işte sesleniyor bana,
    hışırdayan kavakların içinden…;
    üşürsen...,
    içinden orman geçen şiirlerimden
    kozalaklar topla,
    sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
    patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri;
    ısınırsın...

    duyup da işittiğim o yankılanan sesle,
    içimden geçen ve nereye gittiğini hiç bilmediğim
    o tren,
    kalbimin tünelinde birden duruverir;
    şaşkın bakışlar, şaşılar ve şehlalar
    ve alacalar içinden geçip,
    kaybolmuş mahcup bir sincap gibi,
    yerime otururum bilirsin; cam kenarına,
    ve elimdeki kozalağı uzatırım kondüktöre
    biletsiz şairem, anlasana; garibem...
    seferîyem…
    içinden okyanus geçen böyle bir göz yok,
    ondandır iç sesime dayanamayıp,
    yüz/süz dönüşlerim sana; aşk…,

    ah/ ciğerime bir akasya ek n'olur...

  • eros10.01.2024 - 04:39

    gece saat tam on ikiyi vurduğunda,
    gözkapaklarının altında uyuyor mudur
    o koyu/derin mavi göl...,
    boncuktan bir kuş firar edip
    emanet şarkısıyla tam yedi kez
    uğrasın pencerene yâren…,
    yasla başını erenler aşkına omzuma,
    ve ömrümce kaybolma bir yere,
    çek sonsuzluğun esrarını içine,
    alnın değdikçe seccadene…
    olmasam da yarınlarda yanında,
    ışığa aşık pervane böcekleri
    ve müşterek dualar
    doğum günü hediyem olsun sana)}]

    içinden geçen bu iç seslerin gibi,
    bildirdiklerinin hepsinden sonra gelen
    gaflet de olmayaydı,
    ah nolaydı…;

    ve okunu esas kendi kalbine fırlatan aptal eros,
    aşkın kerpeteniyle söküyorum mitolojik çivilerini,
    tek tek...,
    şimdi öp o çivi izlerini
    bir bir...,
    ve seni; artık şizofren bir bulutun
    kendini astığı göğe teslim ediyorum...,

    bilge bir kalbin dizlerine kapanmış kalbimle,
    hıçkırarak ağlamak ve bin yıl sürse de ömrüm,
    hakikatine ş(a\e)hid olarak
    teneşirde gözyaşlarınla yunmak,
    ve evvel giden kabri nurluların
    sırlı ırmağında;
    fenanın hiçliğinden arınmak istiyorum…,
    ah;

  • zahir10.01.2024 - 04:31

    ey bütün rotalarımın
    sözleriyle istikamet bulduğu,
    sana attım demir
    ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin,
    ama sor bana neden,
    neden bir turuncu gülün suretiyle gelen,
    vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…,

    ah sevgili içim söyle bana;
    bu kendimden habersizlik gafletinden,
    beni paklasın istemezken teneşir bile,
    kurulduğun keder tahtında,
    bu yakınmasız halin ve
    asude memnuniyetli tavrın,
    hangi mukaddes kabulden gelir,
    söyle…,

    ve zihnimde kandiller söndüğünde,
    kuytumdan bakınca insanlar,
    karınca misal,
    yüzümü cama yaslar izlerim onları,
    hayat;
    aynı filmi yüz milyon kez oynatır,
    herkes kendi yükünü taşır,
    sırtında aşını ve bir başınalığını kalbinde…,

    pencereden bakar hislenirim,
    ufacık tefecik karınca insan…,
    hey hayat;
    ölüyorum an be an,
    ama sor bana neden,
    neden;
    iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar,
    sabah namazından dağılan cami cemaatinin
    en arkasında kalmışlığım neden…,

    gün ağarırken huzur esenin avlusunda,
    nicedir süren muhatapsız bir yaşama,
    sabır sebebinden yumuluyken çapaklı gözlerim;
    umur görmüş sesinden,
    nadaslı kalbime akan o kızıl ateş,
    ve işlerken içime gariplere has sesin,
    ah,
    ne vardı hiç doğmayaydı güneş…,

    şimdi ömrümden sesin geçer sabahlarıma,
    bu garip de bizden zahir diyen sesin,
    ki kaç mevsimdir ben kederliyim,
    ve sudan çıkmış bir balık gibi çırpınırım,
    bir kerecik daha sohbetinde olmadan,
    ölmemek için,
    ah;

  • ciğerine işlemek10.01.2024 - 04:28

    aşk afişe olmaz,
    öyle kendi halindedir,
    ve anlaşılmak ihtiyacında da değildir,
    dağ başları mekanı,
    kendiyle kalışları sevincidir,
    zamanı dardır,
    gölge edilmeyişten başkaca bir
    ihsan da istemez kimseden,
    yakınlığı kendinedir,

    kabe kadar yakışır heybetine siy/ah senin aşk,
    ve ah/ın vardır,
    sabah ezanları içine işlerken,
    feryadın…,
    tek göz barakan keza koyu siyahtır,

    ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim;
    kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin,
    aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,

    ama bilirsin,
    yüze vuran keskin soğuğundan,
    ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle,
    atıştıran yağmura karışık,
    ve uğultusuyla sus pus ederek,
    tüm gürültülerini patırtılarını hayatın,
    kuru dallar arasından hırçın esen rüzgara,
    hasretlerimi emanet etmek de,
    mutadım oldu benim…,

  • nafile10.01.2024 - 04:23

    bir şehirden başka bir şehre geçerken,
    bir şiir; yoğun bir şiir bulantısı,
    içimde dövünürken engellenmenin yasına,
    ve kalbimin dik merdivenlerinde,
    tökezleyip düşerken bir yumak olup
    zihnimin labirentlerinden, konardı
    kuş sesleri duaya duran parmaklarıma…,

    çok geçmedi ki,
    küstü bütün kuşlar kendi cıvıltılarına
    ve kustular içime sessizliklerini,

    sonra,
    çöktü üstüme bir rehavet musallatı,
    kendi lisanım türkçeye sarıldım sımsıkı,
    ve alfabeden bir harf koştu imdadıma,
    piyanonun onuncu tuşu misal…;

    sevdim işte…,
    sevdim bile bile bu teatral sonu,
    kadife bordo perdeler açılır ve kapanır;
    yara gibi…,

    sonra,
    hep aynı köpüren şelalenin sesi,
    sürekli o termal nehir yakıcılığı ve,
    kalbimin aşka köleliğine işaret
    keder küpesi parıldar,

    söylesene kalemim;
    sahibine ulaşır mı sesim…,
    beni daha ne kadar,
    ne kadar daha üzebilir,
    içimde köpüren çağlayan ah,
    durmaksızın ağlayan...,

    ve kendinden kaçan bir soysuzun,
    ne çocuğu olduğunun,
    nasıl ve ne önemi olabilir…,
    ki düştükleri hendekte,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzlerini,

    eğildim, yaklaştım, anlamaya çalıştım,
    yüzümü kıbleye döndüm,
    sordum mütemadi terbiyecim olan rabbime,
    nasıl bir körüm ben…,

    gözlerimden bir halat attım sonra,
    sözlerine mevlanın...,
    kıldan ince sırat köprüsü,
    ve ağladıkça gözyaşlarıyla,
    göz kamaştırıcı olur insan…,

    ellerimi gezdirdim kim bilir
    kaç mushafta…,
    tutundum divaneliğin sarhoşluğuna
    aklıma bir daha kavuşmamacasına,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzünü cemiyetin,
    ve dokundum boşluğa,

    nafile;
    yoktu gözlerim yüzümde,
    meğer çift hendekliydi hendese,
    şimdi dedim ağlasam,
    gözyaşlarım olur mu acep,
    bir harabât tekkesinin,
    ayak yolu eşiğine mermer...,
    ah;

  • Köpeklerin uluması bulutlara zarar vermez.(Arap Atasözü)10.01.2024 - 04:21

    bu köpekler ama neden
    geceleri ulur durur,
    sokaklar onlara kaldığı için mi,
    oysa bu tavırları;
    kör karanlığı şikayettir…,
    uykusuz sevdalılar gibi
    sabah olsun diye ve
    sönsün için kent ışıkları
    hayatın yeni günüyle,

  • kızak10.01.2024 - 04:14

    sonsuzluğu sevmek benim dinim imanım,
    ve benim, sonsuzluğadır ayak ucuna bakan
    nazar berkademim…,
    sonsuzlukta yol almaktır ciğerimin yarası
    ki duasıdır kalbimin,
    vakit tamam dendiğinde,
    o mübarek menzile
    yürümek erenlerce;
    lâhavlevelâkuvveteillâbillah azığıyla,
    ki bu konma göçmenin ayet/el kürsîleri
    ertesinde, bir fatihadır aşk…,
    turna katarları geçer her kandilde içimden,
    ve yutkunarak akar içime kanat sesleri,
    göç mevsimi...,
    ah;

    uzatsam elim sanki dokunacak
    öteler yakınımdayken hep, lakin
    her bağım koptuğunda dağılıyorum senden
    ve yokluğunda yaşaması tuhaf kaçıyor hayatı,
    nicedir özlediğim hekimim…,

    allahın şarkılarından bir buhur sonrası,
    döşeği topraktan tahta bir sedire kıvrılıp,
    dualarla üstünü örtmüşken insanlar,
    hayatla aralarındaki paravan aralanır...,
    ve herkes kendi kadar özlediğiyle kalır,
    ah kalbimizi kussak bedenimizden,
    safrası hayattır ve,
    sarı bir gül gibi uzanır aramıza,
    ötelerle…,

    benliğimizde ötelediğimiz ayrılık;
    kavuşturur bizi esasında sevdiklerimize
    unutmayalım ve çıplak bir tebessümün asıldığı,
    kefen altındaki yüz kadar bizdedir ki…,
    zahirle çevrelenmiş gözlerimin,
    en kuytu yerindeki gözyaşı kadar gönlümde,
    ve bana aitsin ayrılık,
    aşk belki de sadece imkansıza meyyaldir,

    ah hekimim,
    semt çorbacısı sabahı dahi olsa şu her an,
    kimse seni benim kadar sevemez diyemem,
    ömrümün kalbine düşen iç sesli duasın,
    söylediğim her sözden bana gelen yankın
    içime dolan çocukluk sevincimdir…,
    buz tutmuş bir nehrin üstünde,
    kızak kayan kabansız bir çocuğun
    o masum ve sıcak gülücüğüsün sen,
    \ah...,

  • hatıra binaen10.01.2024 - 04:11

    beyzade enderûnu halkalayan kapıların,
    ve zarif mavi camiinin,
    derin ayasofyanın,
    kubbeleri, kilit taşları, revakları geçiyorken
    gözlerimin önünden;
    filika kılıklı bir teknede,
    çağın mahyasına dizilmiş dört kandili düşünüyor
    ve geleceğe bakıyordum…,

    bahar gibiydi hava ama,
    dijital devrin kuzuları ne de olsa,
    martı kanadının yeliyle bile üşüyordular;
    ayaz görmüş,
    bağrı yufka bir babanın yüreğindeki,
    sızıdır aşk…,
    ah,

    garip kalmıştım yine bu dağ başında,
    ki kabaran öfkemi bastırıyordu, mazlum
    hatırımın yıkılmışlığı her nefeste,
    damar damar…,

    hep o hakikatin rengi siy/ah
    ve kâbe örtüsü kadar siy/ah,
    hayran ve afacan gözlerindeydi teselli hekimim,
    sadece, /biraz daha kavisli olabilirdi/
    aşk;