ve ayrılığa söyle, birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla, gökyüzünde hâlâ yıldızlar ya/nı/yor;
kadim zamanlar kervanı buhurum; ömründe bir türlü dikiş tutturamamış zayıf bir iplik gibi sabırsızım, orta mescid öğlesinde bir pazar gününde daha, sade kahvelerimizi yudumlamaya…, ve söylesin şimdi toroslar, avare sakarya ovasına, sohbetini daha nasıl, a/ra/ya/bi/li/rim;
ki vefaya inançsızlığımı yıkan, son çare tabîbim, ah;
çift kişilik hatme halkamızda baş başayız aklımın ütopyasında…, yakılmış bir ağıtın mavi dumanı göğe yükselirken durduğumuz dîvân huzuru, er geç yine bizi bulacak diyorum kendime,
parmaklarım, erdemli parmaklarım yazmaktan, gün/ah/a bulandılar kaç zamandır rabıta yoksunluğundan; sınır dışı edilmiş kelimelere sığınıp, itirafçı bir şiirin ilmeği boynumda, ellerim, ki kemikli örtüsüne baktım, ha benim ha senin ellerinle, yokluğunun şehrine şiirler yazdım,
ey kıymetlim, beyaz bir kağıt elbet kırışık bir karalamaya dönüşebilir, dahası hangi yeni eskimez; en derinde akan sırdaşlık üstüne devrilmiş yazgının mürekkebi, cansız hatıralar saçabilir o beyaz kırışık kağıda...,
seslenmeyle teselli buluyorum sana hece hece, ve tozlu çayhanesinde bir iskemle, son dizemin ayak parmaklarına değerken, diyor ki iç sesim; /kim okursa bu t/aksimi, gözbebeklerinden iri siyah kayalar devrilecek üzerine/
hayata döndürdün; vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız, mülteci yüreğimi sen derde dermanım…, ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren, ilham ve işaret ve irşadın ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…, ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup, derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya, yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve bir deliorman rahminde ses verensin sesime, nidâsısın, çift kutuplu meşkimin, diriliş iksiri kederim…,
sonra; bir reyhanî makamı ziyaretinin, en efsunkâr yerinde, sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi haber ettin; bu mülevves ve azmışların taşra şehrinden gitme vaktini, ki erenler nöbetini kim bilsin, hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun, sesin yoktu ve yokluğunun, ilk günü tükendi ilk…, hekimlik talebesinden alınmış, bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
oruç sevenlerin sahurunda, yüz seksen derecelik görüş açılı bir lojmanın minimalist balkonundan, imsak ahirinde; vaktin o derin mavi karanlığı içinde, sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen, gaflet mahmurlarının cılız ve gelişigüzel makamlı seslerine kalmış, sabâya hasret bir ezan kadar, buruk ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin, ah;
ve ayrılığa söyle,
birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
gökyüzünde hâlâ yıldızlar
ya/nı/yor;
kadim zamanlar kervanı buhurum;
ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
orta mescid öğlesinde
bir pazar gününde daha,
sade kahvelerimizi yudumlamaya…,
ve söylesin şimdi toroslar,
avare sakarya ovasına,
sohbetini daha nasıl,
a/ra/ya/bi/li/rim;
ki vefaya inançsızlığımı yıkan,
son çare tabîbim,
ah;
çift kişilik hatme halkamızda baş başayız
aklımın ütopyasında…,
yakılmış bir ağıtın mavi dumanı
göğe yükselirken durduğumuz
dîvân huzuru, er geç yine
bizi bulacak diyorum kendime,
parmaklarım,
erdemli parmaklarım yazmaktan,
gün/ah/a bulandılar kaç zamandır
rabıta yoksunluğundan;
sınır dışı edilmiş kelimelere sığınıp,
itirafçı bir şiirin ilmeği boynumda,
ellerim,
ki kemikli örtüsüne baktım,
ha benim ha senin ellerinle,
yokluğunun şehrine şiirler yazdım,
ey kıymetlim,
beyaz bir kağıt elbet
kırışık bir karalamaya dönüşebilir,
dahası hangi yeni eskimez;
en derinde akan sırdaşlık üstüne
devrilmiş yazgının mürekkebi,
cansız hatıralar saçabilir
o beyaz kırışık kağıda...,
seslenmeyle teselli buluyorum
sana hece hece,
ve tozlu çayhanesinde bir iskemle,
son dizemin ayak parmaklarına değerken,
diyor ki iç sesim;
/kim okursa bu t/aksimi,
gözbebeklerinden iri siyah kayalar
devrilecek üzerine/
hayata döndürdün;
vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız,
mülteci yüreğimi sen derde dermanım…,
ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
ilham ve işaret ve irşadın
ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…,
ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup,
derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
nidâsısın, çift kutuplu meşkimin,
diriliş iksiri kederim…,
sonra;
bir reyhanî makamı ziyaretinin,
en efsunkâr yerinde,
sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi
haber ettin;
bu mülevves ve azmışların
taşra şehrinden gitme vaktini,
ki erenler nöbetini
kim bilsin,
hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
sesin yoktu ve yokluğunun,
ilk günü tükendi ilk…,
hekimlik talebesinden alınmış,
bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
oruç sevenlerin sahurunda,
yüz seksen derecelik görüş açılı
bir lojmanın minimalist balkonundan,
imsak ahirinde;
vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
gaflet mahmurlarının cılız ve
gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
sabâya hasret bir ezan kadar,
buruk
ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
ah;