hayata döndürdün; vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız, mülteci yüreğimi sen derde dermanım…, ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren, ilham ve işaret ve irşadın ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…, ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup, derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya, yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve bir deliorman rahminde ses verensin sesime, nidâsısın, çift kutuplu meşkimin, diriliş iksiri kederim…,
sonra; bir reyhanî makamı ziyaretinin, en efsunkâr yerinde, sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi haber ettin; bu mülevves ve azmışların taşra şehrinden gitme vaktini, ki erenler nöbetini kim bilsin, hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun, sesin yoktu ve yokluğunun, ilk günü tükendi ilk…, hekimlik talebesinden alınmış, bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
oruç sevenlerin sahurunda, yüz seksen derecelik görüş açılı bir lojmanın minimalist balkonundan, imsak ahirinde; vaktin o derin mavi karanlığı içinde, sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen, gaflet mahmurlarının cılız ve gelişigüzel makamlı seslerine kalmış, sabâya hasret bir ezan kadar, buruk ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin, ah;
hayata döndürdün;
vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız,
mülteci yüreğimi sen derde dermanım…,
ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
ilham ve işaret ve irşadın
ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…,
ki sende simetrimi buldum,
duru bir göl kıyısında durup,
derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
nidâsısın, çift kutuplu meşkimin,
diriliş iksiri kederim…,
sonra;
bir reyhanî makamı ziyaretinin,
en efsunkâr yerinde,
sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi
haber ettin;
bu mülevves ve azmışların
taşra şehrinden gitme vaktini,
ki erenler nöbetini
kim bilsin,
hangi çile ehline devrettiğini…,
ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
sesin yoktu ve yokluğunun,
ilk günü tükendi ilk…,
hekimlik talebesinden alınmış,
bir hediye misvak varlığıyla avunularak,
oruç sevenlerin sahurunda,
yüz seksen derecelik görüş açılı
bir lojmanın minimalist balkonundan,
imsak ahirinde;
vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
gaflet mahmurlarının cılız ve
gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
sabâya hasret bir ezan kadar,
buruk
ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
ah;