Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • Öğrenilmiş çaresizliğin acizliği22.02.2026 - 12:53

    ve ayrılığa söyle,
    birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
    gökyüzünde hâlâ yıldızlar
    ya/nı/yor;

    kadim zamanlar kervanı buhurum;
    ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
    zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
    orta mescid öğlesinde
    bir pazar gününde daha,
    sade kahvelerimizi yudumlamaya…,
    ve söylesin şimdi toroslar,
    avare sakarya ovasına,
    sohbetini daha nasıl,
    a/ra/ya/bi/li/rim;

    ki vefaya inançsızlığımı yıkan,
    son çare tabîbim,
    ah;

  • yeşilçam klasikleri22.02.2026 - 12:51

  • Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur22.02.2026 - 12:47

  • İç Sesim22.02.2026 - 12:37

    çift kişilik hatme halkamızda baş başayız
    aklımın ütopyasında…,
    yakılmış bir ağıtın mavi dumanı
    göğe yükselirken durduğumuz
    dîvân huzuru, er geç yine
    bizi bulacak diyorum kendime,

    parmaklarım,
    erdemli parmaklarım yazmaktan,
    gün/ah/a bulandılar kaç zamandır
    rabıta yoksunluğundan;
    sınır dışı edilmiş kelimelere sığınıp,
    itirafçı bir şiirin ilmeği boynumda,
    ellerim,
    ki kemikli örtüsüne baktım,
    ha benim ha senin ellerinle,
    yokluğunun şehrine şiirler yazdım,

    ey kıymetlim,
    beyaz bir kağıt elbet
    kırışık bir karalamaya dönüşebilir,
    dahası hangi yeni eskimez;
    en derinde akan sırdaşlık üstüne
    devrilmiş yazgının mürekkebi,
    cansız hatıralar saçabilir
    o beyaz kırışık kağıda...,

    seslenmeyle teselli buluyorum
    sana hece hece,
    ve tozlu çayhanesinde bir iskemle,
    son dizemin ayak parmaklarına değerken,
    diyor ki iç sesim;
    /kim okursa bu t/aksimi,
    gözbebeklerinden iri siyah kayalar
    devrilecek üzerine/

  • olduğu kadarıyla22.02.2026 - 12:34

  • mavi tuna22.02.2026 - 12:31

  • şalgam22.02.2026 - 12:27

  • garip gelmek22.02.2026 - 12:21

  • aldanmak22.02.2026 - 12:11

  • niyetlenmek22.02.2026 - 12:05

    hayata döndürdün;
    vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı ve yuvasız,
    mülteci yüreğimi sen derde dermanım…,
    ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
    ilham ve işaret ve irşadın
    ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…,
    ki sende simetrimi buldum,

    duru bir göl kıyısında durup,
    derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
    yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
    bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
    nidâsısın, çift kutuplu meşkimin,
    diriliş iksiri kederim…,

    sonra;
    bir reyhanî makamı ziyaretinin,
    en efsunkâr yerinde,
    sabah demli, bir idris çayı yudumlar gibi
    haber ettin;
    bu mülevves ve azmışların
    taşra şehrinden gitme vaktini,
    ki erenler nöbetini
    kim bilsin,
    hangi çile ehline devrettiğini…,

    ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
    sesin yoktu ve yokluğunun,
    ilk günü tükendi ilk…,
    hekimlik talebesinden alınmış,
    bir hediye misvak varlığıyla avunularak,

    oruç sevenlerin sahurunda,
    yüz seksen derecelik görüş açılı
    bir lojmanın minimalist balkonundan,
    imsak ahirinde;
    vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
    sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
    uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
    gaflet mahmurlarının cılız ve
    gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
    sabâya hasret bir ezan kadar,
    buruk
    ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
    ah;