Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • agah04.03.2026 - 01:55

    ah dünya, nasıl bir rüya bu…
    her gün gördüğümüz,
    yeniden yaşamak dediğin...
    anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
    nicedir yeryüzü örtüsü...

    salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
    boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
    bir üvey üveyik gibi,
    en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
    avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
    üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
    duydun mu, yönsüzüz...
    kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,

    ah dostum,
    kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
    ki ben gözümü açtığım her sabah
    cam küreme bir yaşam ekleyerek
    eksiliyorum, ey hayat senden...

  • göçebe04.03.2026 - 01:54

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,


  • göçebe04.03.2026 - 01:53

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,

    ah dünya, nasıl bir rüya bu…
    her gün gördüğümüz,
    yeniden yaşamak dediğin...
    anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
    nicedir yeryüzü örtüsü...

    salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
    boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
    bir üvey üveyik gibi,
    en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
    avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
    üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
    duydun mu, yönsüzüz...
    kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,

    ah dostum,
    kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
    ki ben gözümü açtığım her sabah
    cam küreme bir yaşam ekleyerek
    eksiliyorum, ey hayat senden...

  • bana bi türkü söyle04.03.2026 - 01:52

    Lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…,

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…,
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,

    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…,
    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…,
    ah;

  • bana bi türkü söyle04.03.2026 - 01:51

    Lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…,

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…,
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,

    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…,
    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…,
    ah;

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

  • bordo bereli04.03.2026 - 01:48

  • içgörü vermemek04.03.2026 - 01:45

    hekimim;
    raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi,
    boşalmış bir garın saatlerini
    temizliyorum gözlerimden,
    ki zamana söyle
    bilirsin,
    nurlu bir sabah için ballı bir uykuya
    da/lı/yo/rum;

    ah hiçliğim,
    bir mülevves yol arkadaşın olarak,
    kıpçak süvarileri gibi,
    at sürüyorum keşifsizce,
    darda olmak nedir bilen ve
    gün görmüşlük pîri yüreğimle…;

    yağmura söyle,
    yokluğunda,
    duaların akmakta hastane
    cam/la/rın/dan…,

    hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin,
    bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi,
    çiziyor zamanın plağını
    celâlli sözlerin,
    kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla…,

    ve ayrılığa söyle,
    birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
    gökyüzünde hâlâ yıldızlar
    ya/nı/yor;

    kadim zamanlar kervanı buhurum;
    ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
    zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
    orta mescid öğlesinde
    bir pazar gününde daha,
    sade kahvelerimizi yudumlamaya…,
    ve söylesin şimdi toroslar,
    avare sakarya ovasına,
    sohbetini daha nasıl,
    a/ra/ya/bi/li/rim;

    ki vefaya inançsızlığımı yıkan,
    son çare tabîbim,
    ah;

    gidin bulutlar akdeniz sahillerine,
    aşkın yurduna,
    su serpin yangın yeri kömür gözlü pîrin yüreğine,
    rahmet yüklü hava kütlesi,
    sende yerinde kal
    ki,
    iri ve ılık yağmurumla,
    her iklimden azâdım artık…,

    öyle çok seviyorum ki seni,
    öyle çok,
    sensin benim gökyüzüm
    ve süreyya yıldızım,
    yön duygum,
    iç görüm…,

  • mefkûre04.03.2026 - 01:44

  • suyun ötesindeki yiğit04.03.2026 - 01:38

  • Teşekkürler Tanrım04.03.2026 - 01:34