ki tutucu bir adamım ben çok doğru, bir yol tuttu mu; geriye çevrilmem öyle kolay kolay, ama yalnız, geri çevrilmenin muhabbete gitmek, anlamına geldiğine inanırsam, yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet; çizgisi orta yerde, bağnazıyım gerçek hayatın…, peki şimdi söyle güzel kardeşim, tam olarak sen neredesin, bak kaç ömürdür buradayım, bu denizin karşısında…, ve ne kadar zaman oldu, yine hiçliğimle bekliyorum, kıpırdamadan, eylemsiz seni…; intiharı seçmiş bir balina kadar ölü, kıyıya vurmuş ve cansız…,
salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş, boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan, bir üvey üveyik gibi, en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi, avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin, üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü, duydun mu, yönsüzüz... kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,
ah dostum, kaldır yüzündeki küflü tebessümü... ki ben gözümü açtığım her sabah cam küreme bir yaşam ekleyerek eksiliyorum, ey hayat senden...
bağrıma bir akasya ek n'olur...; garibem, ve kalbimde bir kürek mahkûmu saklanır, vişne ve nar ağaçlarının arasında…
işte sesleniyor bana, hışırdayan kavakların içinden…; üşürsen..., içinden orman geçen şiirlerimden kozalaklar topla, sonra yak bir bir ruhunun hirasında, patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri; ısınırsın...
oysa göz göze gelmeye korkuyor ve, canım sana feda olsun demeyen kalbimden ve destursuz dilimden mahcuptum…,
asırlar önce başıma gelmiş gibiydi, /herşeyliğin…;
o puslu ve kıyama hasret meydanı sarmıştı yedi yönden muhabbet, ne akrep, ne de yelkovanın, nerelerde gezdiğini bilmiyordum, dijital çağın saatleriniyse zaten sallamıyordum, ki sarkaçsızdılar…;
tavırlı; pek çalımlıydım, gökte ararken yerde bulmuşlar kadar…, bir elmanın iki yarısı olamadıysa da yankılarımız, /tekbir/ sadalı bir mahrem çağrının içine sığıyorduk omuz omuza,
bu terimi de doğru anlamıyorsunuz çoğunuz, ilahi aşk... aşkın ilahisi milahisi olmaz... örümcek bağlamış beyinlerinize bunu belki şöyle anlatabiliriz... kalp... sandığınız kadar bağnaz değil... ilkel değil... basit değil... ve kalp düşünür... beşeri ve dünyevi aşk ve ilahi aşk kavramları temelsizdir... aşk; parçalı ve yamalı değildir, allah gibi yektir yek... vesselam, sizin islamı temsil etme dilinizin içine tükürüm e mi mütedeyyin yazar çizer takımının alayı e mi, dangalaklar...
muallime evet malum, muallimin münnesidir... bu meyanda atatürk müzekker muallimdir, baş öğretmen kıç öğretmen diye de bir şey yoktur... buradan hareketle alemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz sav de baş öğretmen filan değildir... bölmeyin lan bu memleketi ve evlatlarını daha fazla mercimek kadar beyinlerinizle, sağlı sollu alayınızın biliyor sandıklarınızı kıçınıza sokasım var... dürüp dürüp...
ara ki bulasın artık, yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini, kulağına fısıldasam ve bak alınma ama istanbul, nefesin anason ve uluorta döl bereketi kokuyor sokakların, egenin kucağına akıyor bakteri kominleri, gözlerimin tirilyesi, zeytinin karası, kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya, ve ha sendeki ben, ha bendeki sen din kardeşim, al sendeki beni, vur bendeki sana, karma karışık artık bizim mahalle, kördüğüm, ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…,
ve çok kutuplu/kalp kaçağı, elektrik akımından cereyan alan ocaklarda, çingene sarmaşığı ve sırnaşık pişkin yüzsüzlükler…, yanık kozada erdemler ve mecalsiz kelebek olmaya, tırtıldan iyi niyetler…,
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen, kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…, ve kimse haliyle nüfusuna almıyor; sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı, yere bat e mi…,
örülmüş ağına düştük cümleten zehirli örümceğin, ki panzehir ne mi, ah ayol o da sorulur mu, aşk olsun; aşk elbet,
kimimiz var kendimizden başka diyerek…, öfkelerimiz en çok kendimize olmalı, bunu bilseydik hiç değilse keşke,
ah neredesin, korkuyla ümit arasında durmaya muktedir, muvazene/denge, neredesin irade ve karar kılmışlık ve kıyam mukavemeti, öz disiplin, ah;
yakınına düşen sevdaya iyi bak…, /canbaz/ ki bu canınla kumar oynamaya benzemez, çift kutuplu bir ip gibi, sonuna vardığın an, başladığın yer uzağında kalıyor…,
ki bakma aşağıya, uçurumdur ayaklarının altında seni çağıran…, biliyorum eski bir korkuyum ben; gün/ah/kâr, siyah muska..., ah;
ellerini göğe her açışında çatlıyor yüreğim duana…, aklının çeperlerine çarpıp duran bu kanayan imgeler, hep o şiir/de son buluyor canbaz,
çöz gözlerinin düğümünü yürüdün ve bitti yol…, her ayrılığın vardır elbet, sarmaş dolaş kavuşması, sarıl/sarıl/sarıl...;
ki tutucu bir adamım ben çok doğru,
bir yol tuttu mu;
geriye çevrilmem öyle kolay kolay,
ama yalnız,
geri çevrilmenin muhabbete gitmek,
anlamına geldiğine inanırsam,
yön tanımaz olurum ve kararır gözlerim,
evet;
çizgisi orta yerde,
bağnazıyım gerçek hayatın…,
peki şimdi söyle güzel kardeşim,
tam olarak sen neredesin,
bak kaç ömürdür buradayım,
bu denizin karşısında…,
ve ne kadar zaman oldu,
yine hiçliğimle bekliyorum,
kıpırdamadan, eylemsiz seni…;
intiharı seçmiş bir balina kadar ölü,
kıyıya vurmuş ve cansız…,
salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
bir üvey üveyik gibi,
en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
duydun mu, yönsüzüz...
kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,
ah dostum,
kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
ki ben gözümü açtığım her sabah
cam küreme bir yaşam ekleyerek
eksiliyorum, ey hayat senden...
bağrıma bir akasya ek n'olur...;
garibem,
ve kalbimde bir kürek mahkûmu saklanır,
vişne ve nar ağaçlarının arasında…
işte sesleniyor bana,
hışırdayan kavakların içinden…;
üşürsen...,
içinden orman geçen şiirlerimden
kozalaklar topla,
sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri;
ısınırsın...
oysa göz göze gelmeye korkuyor ve,
canım sana feda olsun demeyen kalbimden
ve destursuz dilimden mahcuptum…,
asırlar önce başıma gelmiş gibiydi,
/herşeyliğin…;
o puslu ve kıyama hasret meydanı
sarmıştı yedi yönden muhabbet,
ne akrep, ne de yelkovanın,
nerelerde gezdiğini bilmiyordum,
dijital çağın saatleriniyse zaten sallamıyordum,
ki sarkaçsızdılar…;
tavırlı; pek çalımlıydım,
gökte ararken yerde bulmuşlar kadar…,
bir elmanın iki yarısı olamadıysa da yankılarımız,
/tekbir/ sadalı bir mahrem çağrının
içine sığıyorduk omuz omuza,
bu terimi de doğru anlamıyorsunuz çoğunuz, ilahi aşk... aşkın ilahisi milahisi olmaz... örümcek bağlamış beyinlerinize bunu belki şöyle anlatabiliriz... kalp... sandığınız kadar bağnaz değil... ilkel değil... basit değil... ve kalp düşünür... beşeri ve dünyevi aşk ve ilahi aşk kavramları temelsizdir... aşk; parçalı ve yamalı değildir, allah gibi yektir yek... vesselam, sizin islamı temsil etme dilinizin içine tükürüm e mi mütedeyyin yazar çizer takımının alayı e mi, dangalaklar...
muallime evet malum, muallimin münnesidir... bu meyanda atatürk müzekker muallimdir, baş öğretmen kıç öğretmen diye de bir şey yoktur... buradan hareketle alemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz sav de baş öğretmen filan değildir... bölmeyin lan bu memleketi ve evlatlarını daha fazla mercimek kadar beyinlerinizle, sağlı sollu alayınızın biliyor sandıklarınızı kıçınıza sokasım var... dürüp dürüp...
ara ki bulasın artık,
yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini,
kulağına fısıldasam
ve bak alınma ama istanbul,
nefesin anason ve uluorta
döl bereketi kokuyor sokakların,
egenin kucağına akıyor bakteri kominleri,
gözlerimin tirilyesi,
zeytinin karası,
kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya,
ve ha sendeki ben,
ha bendeki sen din kardeşim,
al sendeki beni,
vur bendeki sana,
karma karışık artık bizim mahalle,
kördüğüm,
ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…,
ve çok kutuplu/kalp kaçağı,
elektrik akımından cereyan alan ocaklarda,
çingene sarmaşığı ve sırnaşık
pişkin yüzsüzlükler…,
yanık kozada erdemler
ve mecalsiz kelebek olmaya,
tırtıldan iyi niyetler…,
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen,
kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…,
ve kimse haliyle nüfusuna almıyor;
sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı,
yere bat e mi…,
örülmüş ağına düştük cümleten zehirli örümceğin,
ki panzehir ne mi,
ah ayol o da sorulur mu,
aşk olsun; aşk elbet,
kimimiz var kendimizden başka diyerek…,
öfkelerimiz en çok kendimize olmalı,
bunu bilseydik hiç değilse keşke,
ah neredesin,
korkuyla ümit arasında durmaya muktedir,
muvazene/denge,
neredesin irade ve
karar kılmışlık
ve kıyam mukavemeti,
öz disiplin,
ah;
yakınına düşen sevdaya iyi bak…,
/canbaz/
ki bu canınla kumar oynamaya benzemez,
çift kutuplu bir ip gibi,
sonuna vardığın an,
başladığın yer
uzağında kalıyor…,
ki bakma aşağıya,
uçurumdur ayaklarının altında
seni çağıran…,
biliyorum eski bir korkuyum ben;
gün/ah/kâr, siyah muska...,
ah;
ellerini göğe her açışında
çatlıyor yüreğim duana…,
aklının çeperlerine çarpıp duran
bu kanayan imgeler,
hep o şiir/de son buluyor canbaz,
çöz gözlerinin düğümünü
yürüdün ve bitti yol…,
her ayrılığın vardır elbet,
sarmaş dolaş kavuşması,
sarıl/sarıl/sarıl...;
görmüyor musun,
gözkapaklarına ektiğim
gül tohumları,
ser/inde tomurcuklanıyor...,
ah,
kalbini allaha bırakan, allahı kalbinde bulur...
dünyanın işini mahşere bırakmadan,
ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı,
güzellikler, iyilikler, sevgiler ve,
ve aşk ile…,
amin...
allah var gam yok...