Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • Aşkın Celladı01.03.2026 - 06:44

    şimdi şizoid bir ayrılıkta,
    kestim senden adım adım
    uzaklaşan ayaklarımı,
    sana bir daha gelememek için,
    sonra; yeniden diktim…,
    sana yeniden,
    mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
    ve sürüklendim yollarında…;

    yeniden kestim/yeniden diktim
    senden kaç kez gittim,
    ve sana kaç kez vardım/
    unuttum;
    bir mürdümün içindeki kurt gibi
    mayhoş kalbimle…,

    kabul et dostum sen de,
    beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
    keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
    hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
    karanlık korkulu bir tünelin,
    kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
    küskünüz aydınlığa ve,
    biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,

    beyaz bir kağıtsa elbet,
    bir müsveddeye dönüşebilir
    ve kalbimin en ücrasının,
    sağlanabilir teması kalbinle;
    ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
    ölü suskunluklar saçabilir pekala,
    beyaz kırışık kağıda...,

    ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin,
    hem bozkır, hem harman yeri kokar…,
    \iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\

    kanatları birbirine dikili,
    ha keklik/güvercin, ha turna/martı,
    atmaca olamadıktan sonra,
    ne ayrılık türküsü söyleyebilir,
    ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…,
    ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\

    gökte bir bulut ağlar turnasına,
    çöplükte muhabbet kırıntısı
    can çekişir martıya,
    kan kaybediyorum kanadımdan
    ve hızlıca düşüyorum,
    düşerken bile uçmayı düşlüyorum,
    ve \budefaölümdenkorkmuyorum\
    ah;

  • içkincilik01.03.2026 - 06:42

    bütün kutupların birleştiği yere
    gelir misin benimle desem,
    mesela orta mescid çayhanesinde
    bir sade türk kahvesi içmeye;
    aklın arkada kalmadan,
    kaygılanmadan hiç,
    hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
    kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
    gelir misin…,

    ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu,
    o şifa evinde yapılan ve hani
    ender vak’alara münhasır,
    son çare iğnesinden beri,
    on sekizinci saat geçiyordu
    ki bittabî on yedimdeydim ve,
    bomboş ve devasa bir bakır kazana,
    şebekesiz bir musluktan sızan damlaların
    aralıksız ve rastgele sesine karışan,
    cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen,
    evsizlere ecel rüzgârın uğultusundan,
    eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,

    ve uykulu da değildim, sersemde;
    sadece olmak istediği yerde olamayanın
    darlanması vardı içimde ve fırladım
    nekahet yatağımdan zıpkın gibi…,
    hay aksilik bu ya,
    metro merdivenlerinden duyuyordum,
    trenin kaçtığını,
    yine geciktim evet huy işte,
    her nikbin gibi muhabbete…,

    yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin;
    toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen,
    bir sağnak yağmur gibi yağdın,
    gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü
    şakaklarımın aklarına sen,
    ah;

    iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın
    ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan,
    ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya
    uğradı yolum, düşe kalka
    bir o yana bir bu yana savruk
    ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı,
    ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve,
    kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;

  • istiap haddini aşmak01.03.2026 - 06:40

  • çimenlik01.03.2026 - 06:25

  • bu ortak paydayı sizinle paylaşıyorum,01.03.2026 - 06:23

    oysa yaşam,
    parmak izi bırakmadan
    eldivenlerini çıkarıyor
    maktulüne tepeden bakarak,
    ve zaman durdu al işte…;
    bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık,
    bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden,
    ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve
    genleri ipotekli devrimcilerden,
    tiyanşan kaçkınlarından,
    ve
    bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,

    ki her sevda bir veda bilirsin,
    affet beni,
    yine yalnızlığa veda zamanı…,
    yazarken bu şiirimsi şeyleri,
    kelimelerim tek tek canıma batıyor,
    harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
    kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
    içimin labirentinde yüzün beliriyor,
    ve beynimin kıvrımlarında,
    çapalı lisanının azarları dolanıyor…,
    ah;

    yapış yapışım,
    koyu lacivert ve havalandırma tertibatlı takkelim,
    el koyduğum doksandokuzluk
    oymalı kakmalı ahşap tespihin kayıp,
    anlık illüzyonum…,
    puzzledan yol arkadaşlığımız,
    yetmişiki saatte imha edilirken,
    bu geçirdiğimiz üç hafta seninle,
    kaç seneye tekâbul eder…;

    şimdi seni siyah bir iplikle dikiyorum,
    yağmurda su çeken kunduramın keçesine,
    rengi karaya çalan bir firaka denk düşsün diye...,
    ah;

  • Defterden silmek01.03.2026 - 06:12



    ---

  • utangaç bir biçimde01.03.2026 - 00:44

    yine de...;
    yoksunluklarımıza inat
    sevgili hüzünbazım,
    adın yankılanır tekrar tekrar içimde,
    çağırırım seni,
    sensiz yetimliğime,
    ki bilirim,
    olmayacaksan da ne bugün ne de yarın,
    yeni hatıralarımda,
    o kaçırdığın bakışlarının peşinde koşmak
    ve utangaç yüzüne bir daha bakmak
    istiyorum,
    ah;

  • Doğanın hassas dengesini kucaklamak01.03.2026 - 00:43

  • meğerse28.02.2026 - 23:40

  • müşgül28.02.2026 - 23:39

    hani mahrecinde gırtlak ortalarının
    pek hafifçe sıkılmasıyla, boğazın
    ortasından akıp gitmesine izin verilip,
    dinleyenlere ferahlık ikram edilen harfin
    telaffuzu gibi ve süreyya yıldız kümesi misali
    aktı/gitti/yitti şu ömrün şair senin,
    ki tasalanmadın gam kervanıyla gelen
    ve payına düşen yükten,
    ah;

    kim istemez kendisine merhamet
    ve refakat eden bir güçle yaşamak
    ve kim razıdır hükmünde olmaya,
    bir sevgisiz gücün;

    ki dizelerimi geçmişlere fatihalar okumak
    ve yosun tutmuş bir taşa kazımak gibi
    yazıyorum ki, eziyet görmesinler ve
    incitilmesinler yağmurda bile;
    itilmesin aşk…,

    kentin yapay şelalelerinin
    uğultusuna karışırken egzoz dumanları
    ve dolmuşlarda uzak mesafelerin ayakta
    yolcuları, her tümsek ve her çukurda sarsılırken
    ve gürültü bezgini kalabalıklara kaldırım taşları
    tuzakken her yağmur sonrası,
    betonla örtülü bulvarda;
    tabiattan koparılan ağaçların dallarına siner
    ve kendi iç kuytusunda yaşar,
    ıssız aşk…,

    perdeli ve mahrem bir dil kokar kalemin,
    felsefe kadar serin kanlısın,
    hukuk kadar düzenli ve,
    ilahiyat kadar da hayatsın sen,
    nun aşk…,

    bahar yağmurlarını getiren kaba yel gibi
    uçkun esen ve oldukça kalın mizacınla,
    kaderindir senin masum dizelere yolunun düşmesi,
    dizelerin ki aşktan utanmaz
    ve aşikârdır aşka dair muradın,
    gizlemek ar gelir sana,
    sevgilinin kokusunun sindiği yerdir vatanın
    sad aşk…,