şimdi şizoid bir ayrılıkta, kestim senden adım adım uzaklaşan ayaklarımı, sana bir daha gelememek için, sonra; yeniden diktim…, sana yeniden, mecburen ve ızdırar içinde koşmak için, ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim senden kaç kez gittim, ve sana kaç kez vardım/ unuttum; bir mürdümün içindeki kurt gibi mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de, beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin, keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile, hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala..., karanlık korkulu bir tünelin, kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi, küskünüz aydınlığa ve, biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet, bir müsveddeye dönüşebilir ve kalbimin en ücrasının, sağlanabilir teması kalbinle; ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep, ölü suskunluklar saçabilir pekala, beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin, hem bozkır, hem harman yeri kokar…, \iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\
kanatları birbirine dikili, ha keklik/güvercin, ha turna/martı, atmaca olamadıktan sonra, ne ayrılık türküsü söyleyebilir, ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…, ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\
gökte bir bulut ağlar turnasına, çöplükte muhabbet kırıntısı can çekişir martıya, kan kaybediyorum kanadımdan ve hızlıca düşüyorum, düşerken bile uçmayı düşlüyorum, ve \budefaölümdenkorkmuyorum\ ah;
bütün kutupların birleştiği yere gelir misin benimle desem, mesela orta mescid çayhanesinde bir sade türk kahvesi içmeye; aklın arkada kalmadan, kaygılanmadan hiç, hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız, kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla, gelir misin…,
ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu, o şifa evinde yapılan ve hani ender vak’alara münhasır, son çare iğnesinden beri, on sekizinci saat geçiyordu ki bittabî on yedimdeydim ve, bomboş ve devasa bir bakır kazana, şebekesiz bir musluktan sızan damlaların aralıksız ve rastgele sesine karışan, cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen, evsizlere ecel rüzgârın uğultusundan, eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,
ve uykulu da değildim, sersemde; sadece olmak istediği yerde olamayanın darlanması vardı içimde ve fırladım nekahet yatağımdan zıpkın gibi…, hay aksilik bu ya, metro merdivenlerinden duyuyordum, trenin kaçtığını, yine geciktim evet huy işte, her nikbin gibi muhabbete…,
yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin; toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen, bir sağnak yağmur gibi yağdın, gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü şakaklarımın aklarına sen, ah;
iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan, ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya uğradı yolum, düşe kalka bir o yana bir bu yana savruk ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı, ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve, kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;
oysa yaşam, parmak izi bırakmadan eldivenlerini çıkarıyor maktulüne tepeden bakarak, ve zaman durdu al işte…; bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık, bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden, ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve genleri ipotekli devrimcilerden, tiyanşan kaçkınlarından, ve bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,
ki her sevda bir veda bilirsin, affet beni, yine yalnızlığa veda zamanı…, yazarken bu şiirimsi şeyleri, kelimelerim tek tek canıma batıyor, harflerim içimin kuyusunda ağlıyor, kalbimde bir serseri mayın patlıyor, içimin labirentinde yüzün beliriyor, ve beynimin kıvrımlarında, çapalı lisanının azarları dolanıyor…, ah;
yapış yapışım, koyu lacivert ve havalandırma tertibatlı takkelim, el koyduğum doksandokuzluk oymalı kakmalı ahşap tespihin kayıp, anlık illüzyonum…, puzzledan yol arkadaşlığımız, yetmişiki saatte imha edilirken, bu geçirdiğimiz üç hafta seninle, kaç seneye tekâbul eder…;
şimdi seni siyah bir iplikle dikiyorum, yağmurda su çeken kunduramın keçesine, rengi karaya çalan bir firaka denk düşsün diye..., ah;
yine de...; yoksunluklarımıza inat sevgili hüzünbazım, adın yankılanır tekrar tekrar içimde, çağırırım seni, sensiz yetimliğime, ki bilirim, olmayacaksan da ne bugün ne de yarın, yeni hatıralarımda, o kaçırdığın bakışlarının peşinde koşmak ve utangaç yüzüne bir daha bakmak istiyorum, ah;
hani mahrecinde gırtlak ortalarının pek hafifçe sıkılmasıyla, boğazın ortasından akıp gitmesine izin verilip, dinleyenlere ferahlık ikram edilen harfin telaffuzu gibi ve süreyya yıldız kümesi misali aktı/gitti/yitti şu ömrün şair senin, ki tasalanmadın gam kervanıyla gelen ve payına düşen yükten, ah;
kim istemez kendisine merhamet ve refakat eden bir güçle yaşamak ve kim razıdır hükmünde olmaya, bir sevgisiz gücün;
ki dizelerimi geçmişlere fatihalar okumak ve yosun tutmuş bir taşa kazımak gibi yazıyorum ki, eziyet görmesinler ve incitilmesinler yağmurda bile; itilmesin aşk…,
kentin yapay şelalelerinin uğultusuna karışırken egzoz dumanları ve dolmuşlarda uzak mesafelerin ayakta yolcuları, her tümsek ve her çukurda sarsılırken ve gürültü bezgini kalabalıklara kaldırım taşları tuzakken her yağmur sonrası, betonla örtülü bulvarda; tabiattan koparılan ağaçların dallarına siner ve kendi iç kuytusunda yaşar, ıssız aşk…,
perdeli ve mahrem bir dil kokar kalemin, felsefe kadar serin kanlısın, hukuk kadar düzenli ve, ilahiyat kadar da hayatsın sen, nun aşk…,
bahar yağmurlarını getiren kaba yel gibi uçkun esen ve oldukça kalın mizacınla, kaderindir senin masum dizelere yolunun düşmesi, dizelerin ki aşktan utanmaz ve aşikârdır aşka dair muradın, gizlemek ar gelir sana, sevgilinin kokusunun sindiği yerdir vatanın sad aşk…,
şimdi şizoid bir ayrılıkta,
kestim senden adım adım
uzaklaşan ayaklarımı,
sana bir daha gelememek için,
sonra; yeniden diktim…,
sana yeniden,
mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim
senden kaç kez gittim,
ve sana kaç kez vardım/
unuttum;
bir mürdümün içindeki kurt gibi
mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de,
beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
karanlık korkulu bir tünelin,
kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
küskünüz aydınlığa ve,
biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet,
bir müsveddeye dönüşebilir
ve kalbimin en ücrasının,
sağlanabilir teması kalbinle;
ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
ölü suskunluklar saçabilir pekala,
beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin,
hem bozkır, hem harman yeri kokar…,
\iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\
kanatları birbirine dikili,
ha keklik/güvercin, ha turna/martı,
atmaca olamadıktan sonra,
ne ayrılık türküsü söyleyebilir,
ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…,
ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\
gökte bir bulut ağlar turnasına,
çöplükte muhabbet kırıntısı
can çekişir martıya,
kan kaybediyorum kanadımdan
ve hızlıca düşüyorum,
düşerken bile uçmayı düşlüyorum,
ve \budefaölümdenkorkmuyorum\
ah;
bütün kutupların birleştiği yere
gelir misin benimle desem,
mesela orta mescid çayhanesinde
bir sade türk kahvesi içmeye;
aklın arkada kalmadan,
kaygılanmadan hiç,
hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
gelir misin…,
ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu,
o şifa evinde yapılan ve hani
ender vak’alara münhasır,
son çare iğnesinden beri,
on sekizinci saat geçiyordu
ki bittabî on yedimdeydim ve,
bomboş ve devasa bir bakır kazana,
şebekesiz bir musluktan sızan damlaların
aralıksız ve rastgele sesine karışan,
cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen,
evsizlere ecel rüzgârın uğultusundan,
eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,
ve uykulu da değildim, sersemde;
sadece olmak istediği yerde olamayanın
darlanması vardı içimde ve fırladım
nekahet yatağımdan zıpkın gibi…,
hay aksilik bu ya,
metro merdivenlerinden duyuyordum,
trenin kaçtığını,
yine geciktim evet huy işte,
her nikbin gibi muhabbete…,
yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin;
toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen,
bir sağnak yağmur gibi yağdın,
gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü
şakaklarımın aklarına sen,
ah;
iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın
ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan,
ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya
uğradı yolum, düşe kalka
bir o yana bir bu yana savruk
ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı,
ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve,
kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;
oysa yaşam,
parmak izi bırakmadan
eldivenlerini çıkarıyor
maktulüne tepeden bakarak,
ve zaman durdu al işte…;
bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık,
bu altı ok\a hainlik eden kemalistlerden,
ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve
genleri ipotekli devrimcilerden,
tiyanşan kaçkınlarından,
ve
bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…,
ki her sevda bir veda bilirsin,
affet beni,
yine yalnızlığa veda zamanı…,
yazarken bu şiirimsi şeyleri,
kelimelerim tek tek canıma batıyor,
harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
içimin labirentinde yüzün beliriyor,
ve beynimin kıvrımlarında,
çapalı lisanının azarları dolanıyor…,
ah;
yapış yapışım,
koyu lacivert ve havalandırma tertibatlı takkelim,
el koyduğum doksandokuzluk
oymalı kakmalı ahşap tespihin kayıp,
anlık illüzyonum…,
puzzledan yol arkadaşlığımız,
yetmişiki saatte imha edilirken,
bu geçirdiğimiz üç hafta seninle,
kaç seneye tekâbul eder…;
şimdi seni siyah bir iplikle dikiyorum,
yağmurda su çeken kunduramın keçesine,
rengi karaya çalan bir firaka denk düşsün diye...,
ah;
---
yine de...;
yoksunluklarımıza inat
sevgili hüzünbazım,
adın yankılanır tekrar tekrar içimde,
çağırırım seni,
sensiz yetimliğime,
ki bilirim,
olmayacaksan da ne bugün ne de yarın,
yeni hatıralarımda,
o kaçırdığın bakışlarının peşinde koşmak
ve utangaç yüzüne bir daha bakmak
istiyorum,
ah;
hani mahrecinde gırtlak ortalarının
pek hafifçe sıkılmasıyla, boğazın
ortasından akıp gitmesine izin verilip,
dinleyenlere ferahlık ikram edilen harfin
telaffuzu gibi ve süreyya yıldız kümesi misali
aktı/gitti/yitti şu ömrün şair senin,
ki tasalanmadın gam kervanıyla gelen
ve payına düşen yükten,
ah;
kim istemez kendisine merhamet
ve refakat eden bir güçle yaşamak
ve kim razıdır hükmünde olmaya,
bir sevgisiz gücün;
ki dizelerimi geçmişlere fatihalar okumak
ve yosun tutmuş bir taşa kazımak gibi
yazıyorum ki, eziyet görmesinler ve
incitilmesinler yağmurda bile;
itilmesin aşk…,
kentin yapay şelalelerinin
uğultusuna karışırken egzoz dumanları
ve dolmuşlarda uzak mesafelerin ayakta
yolcuları, her tümsek ve her çukurda sarsılırken
ve gürültü bezgini kalabalıklara kaldırım taşları
tuzakken her yağmur sonrası,
betonla örtülü bulvarda;
tabiattan koparılan ağaçların dallarına siner
ve kendi iç kuytusunda yaşar,
ıssız aşk…,
perdeli ve mahrem bir dil kokar kalemin,
felsefe kadar serin kanlısın,
hukuk kadar düzenli ve,
ilahiyat kadar da hayatsın sen,
nun aşk…,
bahar yağmurlarını getiren kaba yel gibi
uçkun esen ve oldukça kalın mizacınla,
kaderindir senin masum dizelere yolunun düşmesi,
dizelerin ki aşktan utanmaz
ve aşikârdır aşka dair muradın,
gizlemek ar gelir sana,
sevgilinin kokusunun sindiği yerdir vatanın
sad aşk…,