güneşin kalbe doğuşudur... evet; ışık, doğudan yükselir ve, murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilik ise, her namuslu insan, "gericidir"...
sohbetlerimizin tamam olmayışlığı belki de bir işaretti aşkın bitimsizliğine, bu sureta yarım kalmışlığın yorgun özlemiyle yüzün dedim hep, yüzün…; elimde değil, gittin gideli yoldaşım oldu /bu hüzün, ki sisli havaları ve pusu sevmemiz ve yağmur serpmiş toprak kokusunun burnumuzda tütmesi güz ikindilerinde, bundandı belki de ikimizinde, bu; bitimsizlikten, ah,
bir keresinde kendimize kalmıştık her nasılsa, resimlerimizin, kayıplar ve arananlar listesinde yan yana asılı oluşu gibi, yüzümüzde inanılmaz mutlu bir tebessüm, metal kanatlı bir kuşun koynunda saklanmış ve kaybıydık birbirimizin, kum saatinin bir yanı sen/bir yanı ben, akarken zaman ince taneleriyle, yörüngemizdeydi dünya da sanki…,
gel gör ki neyleyim, o demle eş zamanlı, şu yağmalanmış dünyanın sahipsiz caddelerinde, önce adanmış, sonra ihaleci ve en sonunda da her şeye müsa/it olan haramzade kahpelerce, henüz tomurcuklanmış turuncu ve kızıl güllerin dalları ve hayatın baharındaki gençliğin yarınlara umutları kırılıyordu,
ki şimdi, umutsuz terkide, nasıl düşürmem yüzümü, mazlumları çığ gibi artan bu çağın, yürek dağlayan, kan merkezi kapılarında, ah;
güneşin kalbe doğuşudur... evet; ışık, doğudan yükselir ve, murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilik ise, her namuslu insan, "gericidir"...
sohbetlerimizin tamam olmayışlığı
belki de bir işaretti aşkın bitimsizliğine,
bu sureta yarım kalmışlığın
yorgun özlemiyle yüzün dedim hep, yüzün…;
elimde değil, gittin gideli yoldaşım oldu
/bu hüzün,
ki sisli havaları ve pusu sevmemiz
ve yağmur serpmiş toprak kokusunun
burnumuzda tütmesi güz ikindilerinde,
bundandı belki de ikimizinde,
bu; bitimsizlikten,
ah,
bir keresinde kendimize kalmıştık her nasılsa,
resimlerimizin, kayıplar ve arananlar listesinde
yan yana asılı oluşu gibi,
yüzümüzde inanılmaz mutlu bir tebessüm,
metal kanatlı bir kuşun koynunda saklanmış
ve kaybıydık birbirimizin,
kum saatinin bir yanı sen/bir yanı ben,
akarken zaman ince taneleriyle,
yörüngemizdeydi dünya da sanki…,
gel gör ki neyleyim,
o demle eş zamanlı,
şu yağmalanmış dünyanın sahipsiz caddelerinde,
önce adanmış, sonra ihaleci ve
en sonunda da her şeye müsa/it olan
haramzade kahpelerce,
henüz tomurcuklanmış
turuncu ve kızıl güllerin dalları
ve hayatın baharındaki gençliğin yarınlara umutları
kırılıyordu,
ki şimdi,
umutsuz terkide,
nasıl düşürmem yüzümü,
mazlumları çığ gibi artan bu çağın,
yürek dağlayan,
kan merkezi kapılarında,
ah;