evet ulu önder bir dinsizdi... olabilir... kendi tercihidir... ve kimse gibi o da bu konuda yargılanamaz... ama dil devrimi evet; sadece bunu bağışlayamıyorum...
geçen kimi bir çift gün olur ki, kimse bilmez kaç seneye tekâ/bül eder derkene, heceyi /bûl olacakken /bül yapmak, katil bir devriğin dil cinayetinin neticesidir, ve habil/ kardeşi değil maktulüdür kabilin, ki celladına aşıklar okur yazar olabilseydi hakikatte, içinde tekâ/bûl geçen cümleleri, komik bulur muydu hiç,
ve şimdi bu sorunun cevabını ise muhtemelen ikimizde biliyoruz aziz dostum, bir ömre, bir nesle bedel olur bazen; aşk…,
derken, bir varmış bir yokmuş…, konuşmaya başladığında söyleyebildiği ilk kelime üç harfli ve tek heceli, kendi adıymış…, biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış, dur durak nedir bilmeden, büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar kocaman dünyasında ayak basmadık yer bırakmayan, okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış, afacan ve toprak kokulu, adı; aşk…,
ve üstadım, alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin, şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan, ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu, insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,
evrenin görüp göreceği en büyük ve tek aşk-ı hakikî olan, yaradanla son elçisinin aşkı, /k/s/avruk değildir…, başa taç, yürek bezeyen ve gönle sultandır; aşk,
kimi duygular vardır, aşkımtırak ve dünya metası, gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter, tek tük aşklar da vardır ki, varı yoğu baştan ayağa hasret, ve ışıltılı ilham, ve efsunlarla gelen muhabbettir…, bütün berheva olacakların üzerinden aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz ve asrî aşk…,
bu arada; hay/hak karagözüm deyip, esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak seslendiğinde hacivat arkadaşına, güya karagöz de nasıl arifane her sözü çağrışımla anlıyorsa, işte öyleyiz biz de, kendimizden gurbete düştüğümüzdeki, her ayrılıkta ve aşk; söyle hayata, bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,
~~ ~~
evet ulu önder bir dinsizdi... olabilir... kendi tercihidir... ve kimse gibi o da bu konuda yargılanamaz... ama dil devrimi evet; sadece bunu bağışlayamıyorum...
geçen kimi bir çift gün olur ki,
kimse bilmez kaç seneye tekâ/bül eder derkene,
heceyi /bûl olacakken /bül yapmak,
katil bir devriğin dil cinayetinin neticesidir,
ve habil/ kardeşi değil maktulüdür kabilin,
ki celladına aşıklar okur yazar olabilseydi hakikatte,
içinde tekâ/bûl geçen cümleleri,
komik bulur muydu hiç,
ve şimdi bu sorunun cevabını ise
muhtemelen ikimizde biliyoruz aziz dostum,
bir ömre,
bir nesle bedel olur bazen; aşk…,
rahmetle anıyoruz... sağlam ülkücüydü...
Büyüklere masallar
derken, bir varmış bir yokmuş…,
konuşmaya başladığında söyleyebildiği
ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
kendi adıymış…,
biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
dur durak nedir bilmeden,
büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
kocaman dünyasında
ayak basmadık yer bırakmayan,
okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
afacan ve toprak kokulu,
adı; aşk…,
ve üstadım,
alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,
evrenin görüp göreceği en büyük
ve tek aşk-ı hakikî olan,
yaradanla son elçisinin aşkı,
/k/s/avruk değildir…,
başa taç, yürek bezeyen ve
gönle sultandır; aşk,
kimi duygular vardır,
aşkımtırak ve dünya metası,
gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
tek tük aşklar da vardır ki,
varı yoğu baştan ayağa hasret,
ve ışıltılı ilham,
ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
bütün berheva olacakların üzerinden
aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
ve asrî aşk…,
bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
seslendiğinde hacivat arkadaşına,
güya karagöz de nasıl arifane
her sözü çağrışımla anlıyorsa,
işte öyleyiz biz de,
kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
her ayrılıkta ve
aşk; söyle hayata,
bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,