Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kafkas
Tuna Kafkas

her uçurum; bir ovaya, sevdalıdır...

  • kardeşim sen özgürsün03.03.2026 - 20:50

    güzel kardeşim,
    sevdayı bilir misin…,
    var mıdır çekmişliğin…,
    o halde ağlamayı da bilirsin...,

    hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
    kullara tamamen acaba,
    ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
    başladı mı dönmeye atlıkarınca,

    bak dostum,
    ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
    ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
    unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
    sevdayı…,

    ki üstadım; ciğerimin köşesi,
    sana bağlaya bağlaya umutlarımı
    tutunuyorum hayata...
    /unutma bunu/
    parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
    ah;

  • Üstad03.03.2026 - 20:49

    Üstadım

    geçiyor günler hicrî, miladî,
    ve rumî takvim takvim,
    ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
    ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,

    muhtemelen hava meydanlarında,
    garlarda ve terminallerde,
    seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
    buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,

    yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
    ayazını kesen,
    lapa lapa yağan karsın vesselam
    mîrim…,

    kuyu çıkrığı,
    kuyudan her su çekişinde,
    kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
    işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
    sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…,
    azadeyim mevcudiyetinden ama,
    özgürlüğüm sende kaldı,
    anlıyor musun;
    sonbaharım...,

    ah üstad;
    bu sonbahar resmindeki,
    ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
    örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
    kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,

    ah sevgili hocam, sonbaharım...;
    kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
    ak yeleli bir burak koşturur...,
    yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
    ne münasebet,
    ve yüzümün kan çanağına,
    durgun aksin yansıyor…,

    pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
    harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
    tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
    aklımın bulanık suyu çekilirken,
    kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
    buruk bir tebessümün,
    umur görmüş omuzlarından kayan;
    parka misali…,

    susması rahmet,
    konuşması zahmet lisanımın;
    eflatun bir gülüşün
    gözleri yumulu olur,
    ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
    mukaddes sonbaharım...,

    solgun bir söğüt,
    dallarını yüzüme eğmiş
    ve yapraklarının;
    yanık bir şiir dizesi gibi,
    yürek patikasına düştüğü bu demde,
    akıp giden zaman şırıl şırıl,
    gözlerimin kenarına,
    sensiz çizikler atar…,

    ah üstadım,
    gözlerinden inciler dökülse,
    sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
    ağlamaklı bir susuş kadar
    üşümezdim belki o dem,
    son yaprağı da düşen dalın
    gün batımı gölgesinde...,


  • Üstad03.03.2026 - 20:48

    Üstadım

    geçiyor günler hicrî, miladî,
    ve rumî takvim takvim,
    ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
    ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,

    muhtemelen hava meydanlarında,
    garlarda ve terminallerde,
    seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
    buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,

    yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
    ayazını kesen,
    lapa lapa yağan karsın vesselam
    mîrim…,

    kuyu çıkrığı,
    kuyudan her su çekişinde,
    kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
    işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
    sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…,
    azadeyim mevcudiyetinden ama,
    özgürlüğüm sende kaldı,
    anlıyor musun;
    sonbaharım...,

    ah üstad;
    bu sonbahar resmindeki,
    ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
    örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
    kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,

    ah sevgili hocam, sonbaharım...;
    kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
    ak yeleli bir burak koşturur...,
    yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
    ne münasebet,
    ve yüzümün kan çanağına,
    durgun aksin yansıyor…,

    pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
    harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
    tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
    aklımın bulanık suyu çekilirken,
    kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
    buruk bir tebessümün,
    umur görmüş omuzlarından kayan;
    parka misali…,

    susması rahmet,
    konuşması zahmet lisanımın;
    eflatun bir gülüşün
    gözleri yumulu olur,
    ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
    mukaddes sonbaharım...,

    solgun bir söğüt,
    dallarını yüzüme eğmiş
    ve yapraklarının;
    yanık bir şiir dizesi gibi,
    yürek patikasına düştüğü bu demde,
    akıp giden zaman şırıl şırıl,
    gözlerimin kenarına,
    sensiz çizikler atar…,

    ah üstadım,
    gözlerinden inciler dökülse,
    sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
    ağlamaklı bir susuş kadar
    üşümezdim belki o dem,
    son yaprağı da düşen dalın
    gün batımı gölgesinde...,

    güzel kardeşim,
    sevdayı bilir misin…,
    var mıdır çekmişliğin…,
    o halde ağlamayı da bilirsin...,

    hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
    kullara tamamen acaba,
    ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
    başladı mı dönmeye atlıkarınca,

    bak dostum,
    ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
    ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
    unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
    sevdayı…,

    ki üstadım; ciğerimin köşesi,
    sana bağlaya bağlaya umutlarımı
    tutunuyorum hayata...
    /unutma bunu/
    parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
    ah;

  • sadaka03.03.2026 - 20:44

    Sadaka

    paha biçilmez meskenlerde süren
    feri geçmiş şömine hayatlarda,
    o isli camdan ışıyan cılız alev,
    ne kadar aydınlık verebilirdi
    yavan ilgili bireylerin odalarına,
    bu hangi devirde görülmüş,
    sanalı hakikatli bir firdevs…,

    yatağına alabildiğine kırgın
    ve suyu zehir akan bir nehrin
    arsız dereleri yoldan çıkmışken,
    en kritik dönemecinde hayat
    bağrımda ecinnîler reçetesi
    bir muska gibi taşınırken,
    ruhu ve cismi ayrı yönlere
    aksak bir keklikken ben ve,
    göğün kirpiklerinin metanol
    yağmur kıymıklarına sımsıkı
    sarılmış zifîr gecenin ağarmasını
    öylece beklerken,
    ki göğüs kafesim uzlaşmasızken
    bütün kandillerin söndüğü bu çağla,
    ve yaşama sevinci özünün çekildiği,
    olgunluk evresi tenhalığında,
    inzivasına bigâne bir zavallıyken,
    mülevves yürek patikasından,
    meçhuller uçurumuna müflisçe
    yol hazırlığı yapa dururken;
    çırpınıyordu gözlerimde varlığına
    iknasız tuzlu bir deniz akmamak için
    ummanına senin, saklı
    illiyyunum;

    ki bir yandan yalvar yakar
    ve fakat ne istediğini bilmez halde
    huzuruna çıkarken alemlerin rabbinin,
    ve çağrısı tamam olmuşken…;
    eski bir seccadenin yorgun alnını
    öpüyordu hükümsüzlüğüm…

    ki kalbim,
    şiir çöplüğüm ah;
    ne çok yazılmış,
    ve yazılmamış dizelerim,

    şimdi ayak seslerinizi dinleyip,
    sonra kapansam kanayan dizlerinize
    ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi,
    öpebilsem…,

    ki üstünü örttüğüm her acım,
    bir gece yarısı üstü açık kalan
    bilincin altını üstüne getiren
    hırsızken...,

    içim;
    alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı
    ve ucu saçak saçak suda yüzen
    bir halat gibi,
    kocamış kutsal balıkların geçtiği
    yosun tutmuş yoldayken içim…,
    bir düşkün silueti yansır
    aynada bana bakan; bana…,

    ve ağlayan bir tebessümü,
    brunonun sabîsine yamayan
    rüya çöplüğüm;
    ne çok görülmüş ve
    hayal meyal tasalı kâbuslarım,
    bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi
    dilsiz dudaklarım…,

    ey rabbim,
    yolda kalmış susuzların
    imdadına koşar yardımın ve,
    anımsaması imkansız bir rüyada,
    muhabbete verilmiş bir sadaka
    olur kalbim...,
    ah;

  • kırdığımız oyuncaklar03.03.2026 - 20:41

    Oyuncak
    çiziyorum şimdi zihnimin anlayış bekleyen
    açıklamalarının altını ve tutmayan hesapların
    dört işlemini yapmayı deniyorken,
    ikaz lambaları yanıyor her adım başı
    ve oyuncakları hayatlarımızın,
    alt üst alt üst alt üst etmede hayatlarımızı,
    ah;

  • kadimden beri03.03.2026 - 20:38

    Ölüm korkusu
    şimdi şizoid bir ayrılıkta,
    kestim senden adım adım
    uzaklaşan ayaklarımı,
    sana bir daha gelememek için,
    sonra; yeniden diktim…,
    sana yeniden,
    mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
    ve sürüklendim yollarında…;

    yeniden kestim/yeniden diktim
    senden kaç kez gittim,
    ve sana kaç kez vardım/
    unuttum;
    bir mürdümün içindeki kurt gibi
    mayhoş kalbimle…,

    kabul et dostum sen de,
    beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
    keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
    hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
    karanlık korkulu bir tünelin,
    kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
    küskünüz aydınlığa ve,
    biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,

    beyaz bir kağıtsa elbet,
    bir müsveddeye dönüşebilir
    ve kalbimin en ücrasının,
    sağlanabilir teması kalbinle;
    ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
    ölü suskunluklar saçabilir pekala,
    beyaz kırışık kağıda...,

    ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin,
    hem bozkır, hem harman yeri kokar…,
    \iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\

    kanatları birbirine dikili,
    ha keklik/güvercin, ha turna/martı,
    atmaca olamadıktan sonra,
    ne ayrılık türküsü söyleyebilir,
    ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…,
    ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\

    gökte bir bulut ağlar turnasına,
    çöplükte muhabbet kırıntısı
    can çekişir martıya,
    kan kaybediyorum kanadımdan
    ve hızlıca düşüyorum,
    düşerken bile uçmayı düşlüyorum,
    ve \budefaölümdenkorkmuyorum\
    ah;

  • zuhuratbaba03.03.2026 - 20:35

    Zuhurat
    sana düşen aşıklar sevgili güvercin,
    ve fakat tekrar tekrar vakîdir ki,
    ne ezalar ne cefalar çekti,
    ne acılara katlandı; keder elinde,
    tabiatında var bu senin farklı olamazsın,
    ki can yakmaya elbette taksirlisin,
    ama gel gör ki,
    yanmadan bilinmezsin sen,
    kızıl kor ateşinde…;

    uykuyla uyanıklık arasında gördüm seni
    bir zuhurat gibi her seferinde aşk,
    ağır göz kapaklarımda, yokluğun kafes,
    yokluğun kahır, yokluğun; tenha…,
    ve kanatlanamadım hiç katına,
    uykuyla uyanıklık arasındaydım,

  • teklifsiz serseri03.03.2026 - 20:30

    Teklif
    oruç sevenlerin sahurunda,
    yüz seksen derecelik görüş açılı
    bir lojmanın minimalist balkonundan,
    imsak ahirinde;
    vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
    sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
    uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
    gaflet mahmurlarının cılız ve
    gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
    sabâya hasret bir ezan kadar,
    buruk
    ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
    ah;

    kozmik oda sırlı muhabbetinin yokluğundan,
    çilehanesi yekpare dünya olmuş bir çileye
    müebbeden girmiş bir sûfî,
    ne yana baksa,
    hatta gözleri yumulu,
    bakmasa da hiçbir yana,
    aşktan gayrı ne görebilir...,
    tepeden tırnağa aşk olmuş bir aşka aşığı,
    kim aşktan yana sınayabilir…

    aşka gönül koyan aşık,
    derya içinde suya küsmüş bir b/alık gibi şaşkın;
    aşktan, yine aşka varmaktan gayrı,
    ne yana gidebilir…,
    sır olmak ve asırlarca suskun kalmanın ötesinde,
    ne yana…;

    iki bilemedin üç günlük,
    güzel ve nurlu ve derin olan bir hayatı sürmek için,
    ömrümdeki iki kandilin sönmesinden yana mı teklifin
    bana ey aşk…,
    bunca hazin,
    bunca garip olmasaydı duruşun keşke,
    ve kapıların bu kadar sürgülü…,
    ah…;

  • bozkıra düşen damlalar03.03.2026 - 20:26

    Bozkır
    aşk nerdesin,
    bıraktığın yerde kalamadım ki ben,
    acaba ne haldesin,
    gittiğin yerde misin ki sen…,

    sürgüne uğramış aşkın,
    hatırında bir yâr vardır,
    gurbetidir yârinin olmadığı her mekân meftûnun,
    zaman solgun, küskün ve ölgündür sürekli,
    ve donakalır zaman,
    bozkırın güz güneşi altında, hep;

  • hasretini çekmek03.03.2026 - 20:20