geçiyor günler hicrî, miladî, ve rumî takvim takvim, ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir, ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,
muhtemelen hava meydanlarında, garlarda ve terminallerde, seyahat öncesinin insan yüzlerinde, buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,
yana yatık yaşamaktan yana hayatın, ayazını kesen, lapa lapa yağan karsın vesselam mîrim…,
kuyu çıkrığı, kuyudan her su çekişinde, kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine, işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini, sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…, azadeyim mevcudiyetinden ama, özgürlüğüm sende kaldı, anlıyor musun; sonbaharım...,
ah sevgili hocam, sonbaharım...; kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında, ak yeleli bir burak koşturur..., yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş, ne münasebet, ve yüzümün kan çanağına, durgun aksin yansıyor…,
pür dikkat ve halka halka gözlerin ve, harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle, aklımın bulanık suyu çekilirken, kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur, buruk bir tebessümün, umur görmüş omuzlarından kayan; parka misali…,
susması rahmet, konuşması zahmet lisanımın; eflatun bir gülüşün gözleri yumulu olur, ve kenarında bir kardelen uyurmuş, mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt, dallarını yüzüme eğmiş ve yapraklarının; yanık bir şiir dizesi gibi, yürek patikasına düştüğü bu demde, akıp giden zaman şırıl şırıl, gözlerimin kenarına, sensiz çizikler atar…,
ah üstadım, gözlerinden inciler dökülse, sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna, ağlamaklı bir susuş kadar üşümezdim belki o dem, son yaprağı da düşen dalın gün batımı gölgesinde...,
geçiyor günler hicrî, miladî, ve rumî takvim takvim, ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir, ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,
muhtemelen hava meydanlarında, garlarda ve terminallerde, seyahat öncesinin insan yüzlerinde, buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,
yana yatık yaşamaktan yana hayatın, ayazını kesen, lapa lapa yağan karsın vesselam mîrim…,
kuyu çıkrığı, kuyudan her su çekişinde, kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine, işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini, sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…, azadeyim mevcudiyetinden ama, özgürlüğüm sende kaldı, anlıyor musun; sonbaharım...,
ah sevgili hocam, sonbaharım...; kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında, ak yeleli bir burak koşturur..., yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş, ne münasebet, ve yüzümün kan çanağına, durgun aksin yansıyor…,
pür dikkat ve halka halka gözlerin ve, harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle, aklımın bulanık suyu çekilirken, kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur, buruk bir tebessümün, umur görmüş omuzlarından kayan; parka misali…,
susması rahmet, konuşması zahmet lisanımın; eflatun bir gülüşün gözleri yumulu olur, ve kenarında bir kardelen uyurmuş, mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt, dallarını yüzüme eğmiş ve yapraklarının; yanık bir şiir dizesi gibi, yürek patikasına düştüğü bu demde, akıp giden zaman şırıl şırıl, gözlerimin kenarına, sensiz çizikler atar…,
ah üstadım, gözlerinden inciler dökülse, sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna, ağlamaklı bir susuş kadar üşümezdim belki o dem, son yaprağı da düşen dalın gün batımı gölgesinde...,
güzel kardeşim, sevdayı bilir misin…, var mıdır çekmişliğin…, o halde ağlamayı da bilirsin...,
hayat, sunulmuş bir armağan mıdır kullara tamamen acaba, ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da, başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum, ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun sevdayı…,
ki üstadım; ciğerimin köşesi, sana bağlaya bağlaya umutlarımı tutunuyorum hayata... /unutma bunu/ parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte, ah;
paha biçilmez meskenlerde süren feri geçmiş şömine hayatlarda, o isli camdan ışıyan cılız alev, ne kadar aydınlık verebilirdi yavan ilgili bireylerin odalarına, bu hangi devirde görülmüş, sanalı hakikatli bir firdevs…,
yatağına alabildiğine kırgın ve suyu zehir akan bir nehrin arsız dereleri yoldan çıkmışken, en kritik dönemecinde hayat bağrımda ecinnîler reçetesi bir muska gibi taşınırken, ruhu ve cismi ayrı yönlere aksak bir keklikken ben ve, göğün kirpiklerinin metanol yağmur kıymıklarına sımsıkı sarılmış zifîr gecenin ağarmasını öylece beklerken, ki göğüs kafesim uzlaşmasızken bütün kandillerin söndüğü bu çağla, ve yaşama sevinci özünün çekildiği, olgunluk evresi tenhalığında, inzivasına bigâne bir zavallıyken, mülevves yürek patikasından, meçhuller uçurumuna müflisçe yol hazırlığı yapa dururken; çırpınıyordu gözlerimde varlığına iknasız tuzlu bir deniz akmamak için ummanına senin, saklı illiyyunum;
ki bir yandan yalvar yakar ve fakat ne istediğini bilmez halde huzuruna çıkarken alemlerin rabbinin, ve çağrısı tamam olmuşken…; eski bir seccadenin yorgun alnını öpüyordu hükümsüzlüğüm…
ki kalbim, şiir çöplüğüm ah; ne çok yazılmış, ve yazılmamış dizelerim,
şimdi ayak seslerinizi dinleyip, sonra kapansam kanayan dizlerinize ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi, öpebilsem…,
ki üstünü örttüğüm her acım, bir gece yarısı üstü açık kalan bilincin altını üstüne getiren hırsızken...,
içim; alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı ve ucu saçak saçak suda yüzen bir halat gibi, kocamış kutsal balıkların geçtiği yosun tutmuş yoldayken içim…, bir düşkün silueti yansır aynada bana bakan; bana…,
ve ağlayan bir tebessümü, brunonun sabîsine yamayan rüya çöplüğüm; ne çok görülmüş ve hayal meyal tasalı kâbuslarım, bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi dilsiz dudaklarım…,
ey rabbim, yolda kalmış susuzların imdadına koşar yardımın ve, anımsaması imkansız bir rüyada, muhabbete verilmiş bir sadaka olur kalbim..., ah;
Oyuncak çiziyorum şimdi zihnimin anlayış bekleyen açıklamalarının altını ve tutmayan hesapların dört işlemini yapmayı deniyorken, ikaz lambaları yanıyor her adım başı ve oyuncakları hayatlarımızın, alt üst alt üst alt üst etmede hayatlarımızı, ah;
Ölüm korkusu şimdi şizoid bir ayrılıkta, kestim senden adım adım uzaklaşan ayaklarımı, sana bir daha gelememek için, sonra; yeniden diktim…, sana yeniden, mecburen ve ızdırar içinde koşmak için, ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim senden kaç kez gittim, ve sana kaç kez vardım/ unuttum; bir mürdümün içindeki kurt gibi mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de, beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin, keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile, hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala..., karanlık korkulu bir tünelin, kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi, küskünüz aydınlığa ve, biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet, bir müsveddeye dönüşebilir ve kalbimin en ücrasının, sağlanabilir teması kalbinle; ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep, ölü suskunluklar saçabilir pekala, beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin, hem bozkır, hem harman yeri kokar…, \iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\
kanatları birbirine dikili, ha keklik/güvercin, ha turna/martı, atmaca olamadıktan sonra, ne ayrılık türküsü söyleyebilir, ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…, ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\
gökte bir bulut ağlar turnasına, çöplükte muhabbet kırıntısı can çekişir martıya, kan kaybediyorum kanadımdan ve hızlıca düşüyorum, düşerken bile uçmayı düşlüyorum, ve \budefaölümdenkorkmuyorum\ ah;
Zuhurat sana düşen aşıklar sevgili güvercin, ve fakat tekrar tekrar vakîdir ki, ne ezalar ne cefalar çekti, ne acılara katlandı; keder elinde, tabiatında var bu senin farklı olamazsın, ki can yakmaya elbette taksirlisin, ama gel gör ki, yanmadan bilinmezsin sen, kızıl kor ateşinde…;
uykuyla uyanıklık arasında gördüm seni bir zuhurat gibi her seferinde aşk, ağır göz kapaklarımda, yokluğun kafes, yokluğun kahır, yokluğun; tenha…, ve kanatlanamadım hiç katına, uykuyla uyanıklık arasındaydım,
Teklif oruç sevenlerin sahurunda, yüz seksen derecelik görüş açılı bir lojmanın minimalist balkonundan, imsak ahirinde; vaktin o derin mavi karanlığı içinde, sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen, gaflet mahmurlarının cılız ve gelişigüzel makamlı seslerine kalmış, sabâya hasret bir ezan kadar, buruk ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin, ah;
kozmik oda sırlı muhabbetinin yokluğundan, çilehanesi yekpare dünya olmuş bir çileye müebbeden girmiş bir sûfî, ne yana baksa, hatta gözleri yumulu, bakmasa da hiçbir yana, aşktan gayrı ne görebilir..., tepeden tırnağa aşk olmuş bir aşka aşığı, kim aşktan yana sınayabilir…
aşka gönül koyan aşık, derya içinde suya küsmüş bir b/alık gibi şaşkın; aşktan, yine aşka varmaktan gayrı, ne yana gidebilir…, sır olmak ve asırlarca suskun kalmanın ötesinde, ne yana…;
iki bilemedin üç günlük, güzel ve nurlu ve derin olan bir hayatı sürmek için, ömrümdeki iki kandilin sönmesinden yana mı teklifin bana ey aşk…, bunca hazin, bunca garip olmasaydı duruşun keşke, ve kapıların bu kadar sürgülü…, ah…;
Bozkır aşk nerdesin, bıraktığın yerde kalamadım ki ben, acaba ne haldesin, gittiğin yerde misin ki sen…,
sürgüne uğramış aşkın, hatırında bir yâr vardır, gurbetidir yârinin olmadığı her mekân meftûnun, zaman solgun, küskün ve ölgündür sürekli, ve donakalır zaman, bozkırın güz güneşi altında, hep;
güzel kardeşim,
sevdayı bilir misin…,
var mıdır çekmişliğin…,
o halde ağlamayı da bilirsin...,
hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
kullara tamamen acaba,
ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum,
ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
sevdayı…,
ki üstadım; ciğerimin köşesi,
sana bağlaya bağlaya umutlarımı
tutunuyorum hayata...
/unutma bunu/
parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
ah;
Üstadım
geçiyor günler hicrî, miladî,
ve rumî takvim takvim,
ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,
muhtemelen hava meydanlarında,
garlarda ve terminallerde,
seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,
yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
ayazını kesen,
lapa lapa yağan karsın vesselam
mîrim…,
kuyu çıkrığı,
kuyudan her su çekişinde,
kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…,
azadeyim mevcudiyetinden ama,
özgürlüğüm sende kaldı,
anlıyor musun;
sonbaharım...,
ah üstad;
bu sonbahar resmindeki,
ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,
ah sevgili hocam, sonbaharım...;
kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
ak yeleli bir burak koşturur...,
yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
ne münasebet,
ve yüzümün kan çanağına,
durgun aksin yansıyor…,
pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
aklımın bulanık suyu çekilirken,
kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
buruk bir tebessümün,
umur görmüş omuzlarından kayan;
parka misali…,
susması rahmet,
konuşması zahmet lisanımın;
eflatun bir gülüşün
gözleri yumulu olur,
ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt,
dallarını yüzüme eğmiş
ve yapraklarının;
yanık bir şiir dizesi gibi,
yürek patikasına düştüğü bu demde,
akıp giden zaman şırıl şırıl,
gözlerimin kenarına,
sensiz çizikler atar…,
ah üstadım,
gözlerinden inciler dökülse,
sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
ağlamaklı bir susuş kadar
üşümezdim belki o dem,
son yaprağı da düşen dalın
gün batımı gölgesinde...,
Üstadım
geçiyor günler hicrî, miladî,
ve rumî takvim takvim,
ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,
muhtemelen hava meydanlarında,
garlarda ve terminallerde,
seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,
yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
ayazını kesen,
lapa lapa yağan karsın vesselam
mîrim…,
kuyu çıkrığı,
kuyudan her su çekişinde,
kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…,
azadeyim mevcudiyetinden ama,
özgürlüğüm sende kaldı,
anlıyor musun;
sonbaharım...,
ah üstad;
bu sonbahar resmindeki,
ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,
ah sevgili hocam, sonbaharım...;
kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
ak yeleli bir burak koşturur...,
yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
ne münasebet,
ve yüzümün kan çanağına,
durgun aksin yansıyor…,
pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
aklımın bulanık suyu çekilirken,
kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
buruk bir tebessümün,
umur görmüş omuzlarından kayan;
parka misali…,
susması rahmet,
konuşması zahmet lisanımın;
eflatun bir gülüşün
gözleri yumulu olur,
ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt,
dallarını yüzüme eğmiş
ve yapraklarının;
yanık bir şiir dizesi gibi,
yürek patikasına düştüğü bu demde,
akıp giden zaman şırıl şırıl,
gözlerimin kenarına,
sensiz çizikler atar…,
ah üstadım,
gözlerinden inciler dökülse,
sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
ağlamaklı bir susuş kadar
üşümezdim belki o dem,
son yaprağı da düşen dalın
gün batımı gölgesinde...,
güzel kardeşim,
sevdayı bilir misin…,
var mıdır çekmişliğin…,
o halde ağlamayı da bilirsin...,
hayat, sunulmuş bir armağan mıdır
kullara tamamen acaba,
ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum,
ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
ve aşkın kadar prangalısın gerçek hayata
unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun
sevdayı…,
ki üstadım; ciğerimin köşesi,
sana bağlaya bağlaya umutlarımı
tutunuyorum hayata...
/unutma bunu/
parantezli ve hicaplı bir iç ses daha işte,
ah;
Sadaka
paha biçilmez meskenlerde süren
feri geçmiş şömine hayatlarda,
o isli camdan ışıyan cılız alev,
ne kadar aydınlık verebilirdi
yavan ilgili bireylerin odalarına,
bu hangi devirde görülmüş,
sanalı hakikatli bir firdevs…,
yatağına alabildiğine kırgın
ve suyu zehir akan bir nehrin
arsız dereleri yoldan çıkmışken,
en kritik dönemecinde hayat
bağrımda ecinnîler reçetesi
bir muska gibi taşınırken,
ruhu ve cismi ayrı yönlere
aksak bir keklikken ben ve,
göğün kirpiklerinin metanol
yağmur kıymıklarına sımsıkı
sarılmış zifîr gecenin ağarmasını
öylece beklerken,
ki göğüs kafesim uzlaşmasızken
bütün kandillerin söndüğü bu çağla,
ve yaşama sevinci özünün çekildiği,
olgunluk evresi tenhalığında,
inzivasına bigâne bir zavallıyken,
mülevves yürek patikasından,
meçhuller uçurumuna müflisçe
yol hazırlığı yapa dururken;
çırpınıyordu gözlerimde varlığına
iknasız tuzlu bir deniz akmamak için
ummanına senin, saklı
illiyyunum;
ki bir yandan yalvar yakar
ve fakat ne istediğini bilmez halde
huzuruna çıkarken alemlerin rabbinin,
ve çağrısı tamam olmuşken…;
eski bir seccadenin yorgun alnını
öpüyordu hükümsüzlüğüm…
ki kalbim,
şiir çöplüğüm ah;
ne çok yazılmış,
ve yazılmamış dizelerim,
şimdi ayak seslerinizi dinleyip,
sonra kapansam kanayan dizlerinize
ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi,
öpebilsem…,
ki üstünü örttüğüm her acım,
bir gece yarısı üstü açık kalan
bilincin altını üstüne getiren
hırsızken...,
içim;
alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı
ve ucu saçak saçak suda yüzen
bir halat gibi,
kocamış kutsal balıkların geçtiği
yosun tutmuş yoldayken içim…,
bir düşkün silueti yansır
aynada bana bakan; bana…,
ve ağlayan bir tebessümü,
brunonun sabîsine yamayan
rüya çöplüğüm;
ne çok görülmüş ve
hayal meyal tasalı kâbuslarım,
bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi
dilsiz dudaklarım…,
ey rabbim,
yolda kalmış susuzların
imdadına koşar yardımın ve,
anımsaması imkansız bir rüyada,
muhabbete verilmiş bir sadaka
olur kalbim...,
ah;
Oyuncak
çiziyorum şimdi zihnimin anlayış bekleyen
açıklamalarının altını ve tutmayan hesapların
dört işlemini yapmayı deniyorken,
ikaz lambaları yanıyor her adım başı
ve oyuncakları hayatlarımızın,
alt üst alt üst alt üst etmede hayatlarımızı,
ah;
Ölüm korkusu
şimdi şizoid bir ayrılıkta,
kestim senden adım adım
uzaklaşan ayaklarımı,
sana bir daha gelememek için,
sonra; yeniden diktim…,
sana yeniden,
mecburen ve ızdırar içinde koşmak için,
ve sürüklendim yollarında…;
yeniden kestim/yeniden diktim
senden kaç kez gittim,
ve sana kaç kez vardım/
unuttum;
bir mürdümün içindeki kurt gibi
mayhoş kalbimle…,
kabul et dostum sen de,
beceriksiziz ikimizde bu bahsinde bahrin,
keza karşılaşırız kuytumuzda bile/bile,
hep çıkıştaki o ışığa bir adım kala...,
karanlık korkulu bir tünelin,
kendi sıkışık karanlığına aşık olması gibi,
küskünüz aydınlığa ve,
biz ikimiz siy/ah seviyoruz...,
beyaz bir kağıtsa elbet,
bir müsveddeye dönüşebilir
ve kalbimin en ücrasının,
sağlanabilir teması kalbinle;
ki kağıdın üstüne boşalmış mürekkep,
ölü suskunluklar saçabilir pekala,
beyaz kırışık kağıda...,
ve mayası ikiz tabiatlı keklikle güvercin,
hem bozkır, hem harman yeri kokar…,
\iyigeliyorgönülyarasınadenizdenesenrüzgâr\
kanatları birbirine dikili,
ha keklik/güvercin, ha turna/martı,
atmaca olamadıktan sonra,
ne ayrılık türküsü söyleyebilir,
ne de uçuşur göğe sarmaş/dolaş…,
ve \iyigelmiyordurgunluğumapiyanonuntuşları\
gökte bir bulut ağlar turnasına,
çöplükte muhabbet kırıntısı
can çekişir martıya,
kan kaybediyorum kanadımdan
ve hızlıca düşüyorum,
düşerken bile uçmayı düşlüyorum,
ve \budefaölümdenkorkmuyorum\
ah;
Zuhurat
sana düşen aşıklar sevgili güvercin,
ve fakat tekrar tekrar vakîdir ki,
ne ezalar ne cefalar çekti,
ne acılara katlandı; keder elinde,
tabiatında var bu senin farklı olamazsın,
ki can yakmaya elbette taksirlisin,
ama gel gör ki,
yanmadan bilinmezsin sen,
kızıl kor ateşinde…;
uykuyla uyanıklık arasında gördüm seni
bir zuhurat gibi her seferinde aşk,
ağır göz kapaklarımda, yokluğun kafes,
yokluğun kahır, yokluğun; tenha…,
ve kanatlanamadım hiç katına,
uykuyla uyanıklık arasındaydım,
Teklif
oruç sevenlerin sahurunda,
yüz seksen derecelik görüş açılı
bir lojmanın minimalist balkonundan,
imsak ahirinde;
vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
gaflet mahmurlarının cılız ve
gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
sabâya hasret bir ezan kadar,
buruk
ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
ah;
kozmik oda sırlı muhabbetinin yokluğundan,
çilehanesi yekpare dünya olmuş bir çileye
müebbeden girmiş bir sûfî,
ne yana baksa,
hatta gözleri yumulu,
bakmasa da hiçbir yana,
aşktan gayrı ne görebilir...,
tepeden tırnağa aşk olmuş bir aşka aşığı,
kim aşktan yana sınayabilir…
aşka gönül koyan aşık,
derya içinde suya küsmüş bir b/alık gibi şaşkın;
aşktan, yine aşka varmaktan gayrı,
ne yana gidebilir…,
sır olmak ve asırlarca suskun kalmanın ötesinde,
ne yana…;
iki bilemedin üç günlük,
güzel ve nurlu ve derin olan bir hayatı sürmek için,
ömrümdeki iki kandilin sönmesinden yana mı teklifin
bana ey aşk…,
bunca hazin,
bunca garip olmasaydı duruşun keşke,
ve kapıların bu kadar sürgülü…,
ah…;
Bozkır
aşk nerdesin,
bıraktığın yerde kalamadım ki ben,
acaba ne haldesin,
gittiğin yerde misin ki sen…,
sürgüne uğramış aşkın,
hatırında bir yâr vardır,
gurbetidir yârinin olmadığı her mekân meftûnun,
zaman solgun, küskün ve ölgündür sürekli,
ve donakalır zaman,
bozkırın güz güneşi altında, hep;