kızıl yaprakları katmer katmer ayrılıp, mendile sarılmış goncanın; kış ikindisi akşam ayazında, göz yaşıyla ıslak kaldırımlara bırakılan bir gül dalı gibi, terkedilmiş ve ıssızım…,
ideolojisi olmaz ayaklar altında kalmanın, ve ah ki; evrensel bir buğu gibi göz pınarlarında, ölümsüzlüğe mütemayil bir nefesken, ve; kendisinden gayrısını istemez bir kafes müstakili, ve insanın hayatta bir kere öleceğine kaniyken, sadece tomurcuk gülleri değil, baharın en tazesini getirdin sen bana…, ve bir ölüyü dirilttin, her yanım kan kızılı gül içinde…,
şifa bekleyişlerinde yorgun düşenler, sevilmeyi itham ederler gafillikle, yatalaklık yakıştırırlar kötürümce, oysa beşerce korkular, her dem kamçılanarak yenilenir, ve her dem gençtir, körpedir/diridir; var olmak umudu, ve hasret; yürekte ince bir sızıdır ayrılıkta, ve unutmak da, susmak da meşke dairdir, unutturan mey olsun yeter ki…,
ah şimdi; herkes kendi yükünü taşısın, sonunda bölüştük kederi…, turuncu gülüm, turuncu gülüm, turuncu gülüm; nefe/ss/iz kalmış bir saat kapaklanıyor, acele vedamıza…,
gözlerimden gemiler devriliyor kırmızı sulara, sarıl sarıl sarıl/ma vakti geldi ve bu tasalı musafahasızlığa, bakma ağladığıma…, ağlak bir güvercinim ben, keklik olmaktan uyandırdığın o güvercin ki, bozkırından koparılmış ve ellerin yurdunda garipler garibi, sürgün di/yârında yüreği pas içinde…,
kaldır ayrılığın perdesini hekimim, gözlerimiz son kez kamaşsın ayniyetle, gözbebeklerimiz hicapla yere baksın, uzun sürmez bilirsin zaten, efsunkâr muhabbetler…, hızır ilyas tepesinde bir yetimhane türküsü gibi, şimdi ayrılık…,
II galaksilerin merkezi şu fena aleminin özünde patlayan, acılı yıldız...,
yaşam kadar yoksuldu aşk, ki sevda, yetinmiyor sevdayla..., ve artık melekler kırpıp tüylerini, noksan kanatlarla serpiştiriyor yıldız ölülerini boşluğa…,
kalbime yasladığım keman, büyülü tınısına metal kokular sızdırırken, incinmenin böylesi…, melek kalbinde patlayan acılı yıldız; ve kanayan dize, ah,
kıymetlim; bırak artık ses kayıtlı mesaj yollama, her sözcüğün, yüreğimin zırhına bir kara delik, son bulsun bu dara almalar, vur artık beni, en kanayan dizemden..., ah;
ki ab/şar çağıltısı ve su sesiydin kuytumda akan, künhüme vakıf hekim ırmağı…, ve şırıltısına kapadım gözlerimin kan çanağını; şelale hırsızı nazarın, yüksekten aşağı akan tepe taklak yaşamda, canımı yaktığından habersiz; çokluğunla…, hiç az düşkünün değildim ki senin, ve kabirde çürüyen en son tense, ömrümce taşırım, bakışının izlerini yüzümde…,
ki yaralı retinam, işte böyleyken; bir martı kanadını bile bile, gözlerime batırmışken, yaralı retinam, refakatçi balıklar başucumda ağlarken, şaşkın sözcükler ellerimde yapış yapış ve uğultusunda yalnızlığın acemi hüznü tıka basa dolmuşken içime, dökülmez mısralara inci taneleri, yâr; yâr balların balı, kırıldı içimde bir dal, bir ağıttır ücra suskunluğum, değişen her gün ile gömülüyorum ey en sana…, ah;
tut ki daha çok seviyorum seni, burkulan içimin süreyya sürgünlerinde, acılarınla acılanmak istiyorum…,
hangi yeryüzü, gökyüzüne bakmaz… ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir, ah;
sırdaş yol arkadaşlarını ayıramaz zahirin bozulmuş raconları…, ve ey semavatın oyun kurucusu; cesaret ve sekînet veren bir düş yolla, bu mülevves kuluna…, ki bak saatler eşzamanlı, onbirden üçe; üçten onbire, mütemadiyen, ah;
kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu, ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem; zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa, tufan sonrası durulan umman; kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…, ve konma/göçme aleminin ayrılıkları, için için, içine akan bir ırmak, ah kardeş payı edilen saatlerde, ömür biriktirmek, mümkünlü olaydı; ah nolaydı...,
ilahi, kulağı kesik ve yetmişlik boyacı derviş mustafa dede; ayakkabılar parlıyor amma ne parlıyor, şu çilekeş takunyaları bile boyayacaksın belki lakin, her hevesin peşinden koşulmuyor, koşulmuyor; bilirsin…,
turuncu ve kızıl gül yapraklarını ebeden soldurmayacak rahmet; ıslak kaldırımlara yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi diriltebilse mesela…, ve kendinden gayrısını bilmez kibrin, mülevves göz pınarlarını kurutup, nâdim bir nefesten buğu olaydı, isli, kasvetli kodes camlarında, nolaydı…, ah;
I heyhat, bu bir girdap; kalbimin kuytusundan beni kendine çeken, kederli dağın, gönül uçurumu…
ah eyv/ah, avcıdan habersiz ırmağa inişi karacanın ve eğilip berrak suya, kana kana içmesi kendi kanını, vurulunca kalbinden…; ki büyü(d/l)ü suda kana bulanık halkalar iç içe, iç içe, halka ve girdap... ah,
avcının sağ manipülasyonu, karacanın gözlerinin nemli tortusu, büyülü su, fakat; düşe kalka kat edilen yolların, hangisine pay düşmemiştir, o en yakın vuslattan…,
bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke; kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış, siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının, ve hazza kölelikten azad oluş, ah;
ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…, dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve, bini bir para etmeyecek ömür yangını pişmanlıklar gel/geç/likteyken, bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak mümkünlü; bir yadigâr kutsalı ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…, nolaydı, her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı; ah;
su ve gök nasıl alıyorsa birbirinden rengini, öyle boyandık işte biz, birbirimizin rengine…, ve elbette daima ma/ss/mavi değildik, bulanık ve boz griler sardığında arada her yanımızı, imdat eden aşktı, başımıza kakmadan bunu…,
tiramisu yemeye niyetli yalnız bir akşamımda, ince belli bir bardak sıcak çayın yanında kakaolu krema sosuyla sunulan, ilk tiramisuyu geri çevirerek, sadece kahve kokulu gözlerinde olmak istedim, derde derman tabîbim, derin kahve gözleri çapalı hekimim, ah; elbistan türküleri kadar yanık yüreklim…,
ne vakit birbirimize kaldık ki, zuhûrata tabi olayazarken, ne zaman birbirimizde kaldık…, olup biten her şey, bir çeşit ömür aşırmaktan ibaretti, emanetleri hırsızların taşıdığı bu çağda…,
tamamlanmadığımız için aşk bir işaretti ve, yarım kalmışlığımızın yorgun özlemiyle yüzün dedim, yüzün…; elimde değil, /hep bu hüzün, sisli havaları, pusu ve iri taneli yağmuru sevişimiz ve burnumuzun dibinde tüten, bu filtre kahve kokusunu içimize çekişimiz, bundandı…;
bir keresinde birbirimize kalmıştık ne gülünç, ikimizin resmi, kayıplar ve arananlar listesinde yan yana asılıydı, yüzümüzde korkunç mutlu bir tebessüm, metal kanatlı bir kuşun koynunda saklanıyorduk, kayıbıydık birbirimizin, kum saatinin bir yüzü sen/bir yüzü bendim, akarken zaman ince taneleriyle, çölleşen zamansızlığında, lehimize işliyordu her şey ve adeta karışıyordu; bu taşra adasının gül bahçelerinde, turuncu ve kızıl güllerin, bir solukluk ömrü kalmış dalları hoyratça budanıyordu…,
boğazımdan aşağı bir şelale köpürürken umutsuz terkide, elimde değildi kan merkezi kapılarında, düşürmemek yüzümü şırıltısına…, o ç/ağlayanın ah;
XIX ince fikirli ve bir kasavetsiz, kadavrasıyım ölümün; savulun leşler…,
anam ağladığında ya da canım yandığında değil, hayatın kokutulmasında, ziyana uğratılmasında ağlarım ben; kadir bilmezler, şeref yoksunu, tıynetsiz, seciyesiz, adi ve aşüfteler ve hamlar elinde…,
hayata yaklaşımını sevdim senin en çok ben, sonra; bakışlarının dipsiz derinliği, büyüsü ve afacanlığını, geriye kalan etini/kemiğiniyse iyi günlerde kullan,
içelim göz/göze gözlerimizi, doldurup aşk tasımıza…; sağlığımıza, hayatta oluşumuza ve yarınlara,
anlatamıyorum…, bu dramatik hayatın yıllarının öyküsünü, ki doksan/dokuzluk bir tesbih ipine dizip, kandil ışığında okudum çilesini, ve kayıt altına aldım, yanık ney nefesleri eşliğinde…,
evet, teslim etmek gerekirse akıl yoğun, hem gönül yoğun ve hem de emek yoğun bir şölendi acılara çalışmak, nefes tüketmek ve yorulmamak, böylesi bir uğraşla…;
katmer katmer döşedik biz ledün ilmini bu dünyanın, sevgisizlikten bütün bütün çöle dönmüş üstüne ki, yağmur ormanı olsun sineler için…,
kan damlasın benizlerinden, yaşlanmasın insanlar göz göre göre ve kalmasın gözleri; fersiz…,
lüle lüle yürekli ve elips nazarlı zarif kızçeler, arslan pençeli delikanlılar, kavruk nesil ana/babalarının enkaz genlerini, ıslah ettikçe, yayılmadığı tek kuş uçmaz kervan geçmez ücrası, kalmayacak yeryüzünde muhabbetin, çok yakın bir gelecekte inanıyorum,
kızıl yaprakları
katmer katmer ayrılıp,
mendile sarılmış goncanın;
kış ikindisi akşam ayazında,
göz yaşıyla ıslak kaldırımlara
bırakılan bir gül dalı gibi,
terkedilmiş ve ıssızım…,
ideolojisi olmaz ayaklar altında kalmanın,
ve ah ki;
evrensel bir buğu gibi göz pınarlarında,
ölümsüzlüğe mütemayil bir nefesken, ve;
kendisinden gayrısını istemez bir kafes müstakili,
ve insanın hayatta bir kere öleceğine kaniyken,
sadece tomurcuk gülleri değil,
baharın en tazesini getirdin sen bana…,
ve bir ölüyü dirilttin,
her yanım kan kızılı gül içinde…,
şifa bekleyişlerinde yorgun düşenler,
sevilmeyi itham ederler gafillikle,
yatalaklık yakıştırırlar kötürümce,
oysa beşerce korkular,
her dem kamçılanarak yenilenir,
ve her dem gençtir,
körpedir/diridir; var olmak umudu,
ve hasret; yürekte ince bir sızıdır ayrılıkta,
ve unutmak da,
susmak da meşke dairdir,
unutturan mey olsun yeter ki…,
ah şimdi;
herkes kendi yükünü taşısın,
sonunda bölüştük kederi…,
turuncu gülüm, turuncu gülüm, turuncu gülüm;
nefe/ss/iz kalmış bir saat kapaklanıyor,
acele vedamıza…,
gözlerimden gemiler devriliyor
kırmızı sulara,
sarıl sarıl sarıl/ma vakti geldi ve
bu tasalı musafahasızlığa,
bakma ağladığıma…,
ağlak bir güvercinim ben,
keklik olmaktan uyandırdığın
o güvercin ki,
bozkırından koparılmış ve
ellerin yurdunda garipler garibi,
sürgün di/yârında yüreği pas içinde…,
kaldır ayrılığın perdesini hekimim,
gözlerimiz son kez kamaşsın ayniyetle,
gözbebeklerimiz hicapla yere baksın,
uzun sürmez bilirsin zaten,
efsunkâr muhabbetler…,
hızır ilyas tepesinde bir yetimhane türküsü gibi,
şimdi ayrılık…,
II
galaksilerin merkezi şu fena aleminin
özünde patlayan,
acılı yıldız...,
yaşam kadar yoksuldu aşk,
ki sevda,
yetinmiyor sevdayla...,
ve artık melekler
kırpıp tüylerini,
noksan kanatlarla serpiştiriyor
yıldız ölülerini boşluğa…,
kalbime yasladığım keman,
büyülü tınısına metal kokular sızdırırken,
incinmenin böylesi…,
melek kalbinde patlayan acılı yıldız;
ve kanayan dize,
ah,
kıymetlim;
bırak artık ses kayıtlı mesaj yollama,
her sözcüğün,
yüreğimin zırhına bir kara delik,
son bulsun bu dara almalar,
vur artık beni,
en kanayan dizemden...,
ah;
ki ab/şar çağıltısı ve
su sesiydin kuytumda akan,
künhüme vakıf hekim ırmağı…,
ve şırıltısına kapadım gözlerimin kan çanağını;
şelale hırsızı nazarın,
yüksekten aşağı akan tepe taklak yaşamda,
canımı yaktığından habersiz; çokluğunla…,
hiç az düşkünün değildim ki senin,
ve kabirde çürüyen en son tense,
ömrümce taşırım,
bakışının izlerini yüzümde…,
ki yaralı retinam,
işte böyleyken;
bir martı kanadını bile bile,
gözlerime batırmışken,
yaralı retinam,
refakatçi balıklar başucumda ağlarken,
şaşkın sözcükler
ellerimde yapış yapış
ve uğultusunda yalnızlığın
acemi hüznü
tıka basa dolmuşken içime,
dökülmez mısralara inci taneleri, yâr;
yâr balların balı,
kırıldı içimde bir dal,
bir ağıttır ücra suskunluğum,
değişen her gün ile
gömülüyorum ey en sana…,
ah;
tut ki daha çok seviyorum seni,
burkulan içimin süreyya sürgünlerinde,
acılarınla acılanmak istiyorum…,
hangi yeryüzü, gökyüzüne bakmaz…
ve sanılıyor mu ki,
gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir,
ah;
sırdaş yol arkadaşlarını ayıramaz
zahirin bozulmuş raconları…,
ve ey semavatın oyun kurucusu;
cesaret ve sekînet veren bir düş yolla,
bu mülevves kuluna…,
ki bak saatler eşzamanlı,
onbirden üçe;
üçten onbire,
mütemadiyen,
ah;
kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu,
ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem;
zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa,
tufan sonrası durulan umman;
kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…,
ve konma/göçme aleminin ayrılıkları,
için için,
içine akan bir ırmak,
ah kardeş payı edilen saatlerde,
ömür biriktirmek,
mümkünlü olaydı;
ah nolaydı...,
ilahi, kulağı kesik ve yetmişlik
boyacı derviş mustafa dede;
ayakkabılar parlıyor amma ne parlıyor,
şu çilekeş takunyaları bile boyayacaksın belki lakin,
her hevesin peşinden koşulmuyor,
koşulmuyor;
bilirsin…,
turuncu ve kızıl gül yapraklarını
ebeden soldurmayacak rahmet;
ıslak kaldırımlara
yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
diriltebilse mesela…,
ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
mülevves göz pınarlarını kurutup,
nâdim bir nefesten buğu olaydı,
isli,
kasvetli kodes camlarında,
nolaydı…,
ah;
I
heyhat,
bu bir girdap;
kalbimin kuytusundan beni kendine çeken,
kederli dağın, gönül uçurumu…
ah
eyv/ah,
avcıdan habersiz
ırmağa inişi karacanın
ve eğilip berrak suya,
kana kana içmesi kendi kanını,
vurulunca kalbinden…;
ki büyü(d/l)ü suda
kana bulanık halkalar iç içe,
iç içe,
halka ve girdap...
ah,
avcının sağ manipülasyonu,
karacanın gözlerinin nemli tortusu,
büyülü su, fakat;
düşe kalka kat edilen yolların,
hangisine pay düşmemiştir,
o en yakın vuslattan…,
bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke;
kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış,
siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının,
ve hazza kölelikten azad oluş,
ah;
ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…,
dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve,
bini bir para etmeyecek
ömür yangını pişmanlıklar
gel/geç/likteyken,
bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak
mümkünlü;
bir yadigâr kutsalı
ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…,
nolaydı,
her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı;
ah;
su ve gök nasıl alıyorsa birbirinden rengini,
öyle boyandık işte biz, birbirimizin rengine…,
ve elbette daima ma/ss/mavi değildik,
bulanık ve boz griler sardığında arada her yanımızı,
imdat eden aşktı, başımıza kakmadan bunu…,
tiramisu yemeye niyetli yalnız bir akşamımda,
ince belli bir bardak sıcak çayın yanında
kakaolu krema sosuyla sunulan,
ilk tiramisuyu geri çevirerek,
sadece kahve kokulu gözlerinde olmak istedim,
derde derman tabîbim,
derin kahve gözleri çapalı hekimim,
ah; elbistan türküleri kadar yanık yüreklim…,
ne vakit birbirimize kaldık ki,
zuhûrata tabi olayazarken,
ne zaman birbirimizde kaldık…,
olup biten her şey,
bir çeşit ömür aşırmaktan ibaretti,
emanetleri hırsızların taşıdığı bu çağda…,
tamamlanmadığımız için aşk bir işaretti ve,
yarım kalmışlığımızın yorgun özlemiyle
yüzün dedim, yüzün…;
elimde değil, /hep bu hüzün,
sisli havaları, pusu ve iri taneli
yağmuru sevişimiz ve burnumuzun
dibinde tüten, bu filtre kahve kokusunu
içimize çekişimiz, bundandı…;
bir keresinde birbirimize kalmıştık ne gülünç,
ikimizin resmi, kayıplar ve arananlar listesinde
yan yana asılıydı, yüzümüzde korkunç mutlu bir tebessüm,
metal kanatlı bir kuşun koynunda saklanıyorduk,
kayıbıydık birbirimizin,
kum saatinin bir yüzü sen/bir yüzü bendim,
akarken zaman ince taneleriyle,
çölleşen zamansızlığında,
lehimize işliyordu her şey ve
adeta karışıyordu;
bu taşra adasının gül bahçelerinde,
turuncu ve kızıl güllerin,
bir solukluk ömrü kalmış dalları
hoyratça budanıyordu…,
boğazımdan aşağı bir şelale köpürürken
umutsuz terkide,
elimde değildi kan merkezi kapılarında,
düşürmemek yüzümü şırıltısına…,
o ç/ağlayanın ah;
XIX
ince fikirli ve bir kasavetsiz,
kadavrasıyım ölümün;
savulun leşler…,
anam ağladığında ya da canım yandığında değil,
hayatın kokutulmasında,
ziyana uğratılmasında ağlarım ben;
kadir bilmezler, şeref yoksunu, tıynetsiz,
seciyesiz, adi ve aşüfteler ve
hamlar elinde…,
hayata yaklaşımını sevdim senin en çok ben,
sonra;
bakışlarının dipsiz derinliği,
büyüsü ve afacanlığını,
geriye kalan etini/kemiğiniyse
iyi günlerde kullan,
içelim göz/göze
gözlerimizi, doldurup aşk tasımıza…;
sağlığımıza, hayatta oluşumuza ve
yarınlara,
anlatamıyorum…,
bu dramatik hayatın yıllarının öyküsünü,
ki doksan/dokuzluk bir tesbih ipine dizip,
kandil ışığında okudum çilesini,
ve kayıt altına aldım,
yanık ney nefesleri eşliğinde…,
evet,
teslim etmek gerekirse akıl yoğun,
hem gönül yoğun
ve hem de emek yoğun
bir şölendi acılara çalışmak,
nefes tüketmek ve yorulmamak,
böylesi bir uğraşla…;
katmer katmer döşedik biz ledün ilmini
bu dünyanın, sevgisizlikten bütün bütün
çöle dönmüş üstüne ki,
yağmur ormanı olsun sineler için…,
kan damlasın benizlerinden,
yaşlanmasın insanlar göz göre göre
ve kalmasın gözleri; fersiz…,
lüle lüle yürekli ve elips nazarlı zarif kızçeler,
arslan pençeli delikanlılar,
kavruk nesil ana/babalarının enkaz genlerini,
ıslah ettikçe, yayılmadığı
tek kuş uçmaz kervan geçmez ücrası,
kalmayacak yeryüzünde muhabbetin,
çok yakın bir gelecekte inanıyorum,