müstafiyim artık bu, hayata pantolonun paçasından bakan sadakatsizlerin, ve akşam sofrasına bir arada oturamayan aileliği kütükte kalmışların ve sevdasını vatanı bilmeyen, gözdelik ve ikbal peşindeki dilberlerin davasından,
nasıl bir rüya bu… her gün gördüğümüz, yeniden yaşamak dediğin...
anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza nicedir yeryüzü örtüsü... boşluğundaki çocukluğuna döne döne kavuşamayan salıncağını çoktan duaların arasında unutmuş avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin üstüne savruldu alnımızın harflerinin külü duydun mu, yönsüzüz... kendi ömürlerimizin sahte medyûnuyuz, ah dostum, kaldır yüzündeki küflü tebessümü... ki ben gözümü açtığım her sabah cam küreme bir yaşam ekleyerek eksiliyorum, ey hayat senden... bağrıma bir akasya ek n'olur...; garibem, ve kalbimde bir kürek mahkumu saklanır, vişne ve nar ağaçlarının arasında… işte sesleniyor bana, hışırdayan kavakların içinden…; üşürsen..., içinden orman geçen şiirlerimden kozalaklar topla, sonra yak bir bir ruhunun hirasında, patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri ısınırsın... ..... ... .
.
...
.....
biliyorum…,
ağyârın masiva lügati anlamazdı,
yo(l\k) ıraktı, sapaydı; dardı,
(sen korkarsın dardan),
ki ah evet,
iç sesler daima parantezlidir;
karanlıktı…,
(sen korkarsın karanlık dardan)
yârdı,
ve
ardı;
seni senden ayrı koyan,
ah;
.....
...
.
.
...
.....
ve öyleyse sizlerde duyun ulan,
müstafiyim artık bu,
hayata pantolonun paçasından bakan sadakatsizlerin,
ve akşam sofrasına bir arada oturamayan
aileliği kütükte kalmışların ve
sevdasını vatanı bilmeyen,
gözdelik ve ikbal peşindeki
dilberlerin davasından,
ah;
.....
...
.
.
...
.....
ah dünya…,
nasıl bir rüya bu…
her gün gördüğümüz,
yeniden yaşamak dediğin...
anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
nicedir yeryüzü örtüsü...
boşluğundaki çocukluğuna döne döne kavuşamayan
salıncağını çoktan duaların arasında unutmuş
avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin
üstüne savruldu alnımızın harflerinin külü
duydun mu,
yönsüzüz...
kendi ömürlerimizin sahte medyûnuyuz,
ah dostum,
kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
ki ben gözümü açtığım her sabah
cam küreme bir yaşam ekleyerek
eksiliyorum, ey hayat senden...
bağrıma bir akasya ek n'olur...;
garibem,
ve kalbimde bir kürek mahkumu saklanır,
vişne ve nar ağaçlarının arasında…
işte sesleniyor bana,
hışırdayan kavakların içinden…;
üşürsen...,
içinden orman geçen şiirlerimden
kozalaklar topla,
sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri
ısınırsın...
.....
...
.
.
...
....
düğüm düğüm dünyanın uğultularını,
susturan sesindir bana ve,
sesindedir içimi dolduran lavanta kokulu nefes,
adımladığım kaldırım taşları üzerinde,
buz tutmuş su birikintisi çatlağı kadar,
kırılgansın sen aşk…,
erisen bile; suya dönsen bile ne çıkar,
görünenden çok,
görünmez yanları olan gamzeli buzdağısın sen…,
....
...
.
.
...
.....
affet beni,
kelimelerim tek tek canıma batıyor,
harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
içimin labirentinde yüzün beliriyor,
ve beynimin kıvrımlarında,
gamzeli lisanının azarları dolanıyor…,
ah;
....
...
.