. ... ..... viraj viraj üstüne geçtiğim yollarda, etraflıca seyrederken dört yanı, içinden geçtiğim bu plato ve şu çam yaprakları üstünde gözümü alan o kar kristallerinin ışıltısı, ağırbaşlı adımlarını andırıyor, ve anadolu kadar gurbet çeken bakışlarını…; ..... ... .
. ... ..... güzel kardeşim, sevdayı bilir misin…, var mıdır çekmişliğin…, o halde ağlamayı da bilirsin...,
ah üstadım, gözlerinden inciler dökülse, lapa lapa…, nola kalbimin kuytusuna, ağlamaklı bir susuş kadar, üşümezdim belki o dem, son yaprağı da düşen dalın, gün batımı gölgesinde...,
ve hayat, sunulmuş bir armağan mıdır tamamen acaba, kullara, ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da, başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum, ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün ve aşkın kadar prangalısın hayata unutma, ki tutsaklığınca yudumluyorsun sevdayı…, ..... ... .
. ... ..... susması rahmet, konuşması zahmet lisanımın, kenarında bir kardelen uyur, ve eflatun bir gülüşün, gözleri yumulu olurmuş; mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt, dallarını yüzüme eğmiş, ve yapraklarının; yanık bir şiir dizesi gibi, yürek patikasına düştüğü bu demde, akıp giden zaman şırıl şırıl, gözlerimin kenarına, sensiz çizikler atar…; ..... ... .
. ... ..... günlerden kışa bakan bir güz günü, sesim, sesinde yankı bulmuştu ve, o yıldız kümeli adının açılımını aradım, haftalar boyu,
sonra; adının bir bir kâşifi olduğum açılımlarını, cümle aleme duyurmama, ramak kaldığında, bilinenlerden olmak istemediğini anladım…,
oysa biliyordun sen de yazgımızda, kod çözmek vardı ve, başkaydı yazgımız…, ki hangi deşifre kod, bilinmez kalır…,
gülümsemeyi öğrettin sen bana, hayata çukur çukur ve, gülümsemeni keşfim büyüleyiciydi, güneyin sağnak halinde yağan yağmurlarıyla yolların çukurlarına dolan su birikintileri gibi, iliklerime doldu yokluğun haftalarca, muvassalatsız yolculuklarda…, ..... ... .
.
...
.....
viraj viraj üstüne geçtiğim yollarda,
etraflıca seyrederken dört yanı,
içinden geçtiğim bu plato
ve şu çam yaprakları üstünde gözümü alan
o kar kristallerinin ışıltısı,
ağırbaşlı adımlarını andırıyor,
ve anadolu kadar gurbet çeken bakışlarını…;
.....
...
.
.
...
.....
güzel kardeşim,
sevdayı bilir misin…,
var mıdır çekmişliğin…,
o halde ağlamayı da bilirsin...,
ah üstadım,
gözlerinden inciler dökülse, lapa lapa…,
nola kalbimin kuytusuna,
ağlamaklı bir susuş kadar,
üşümezdim belki o dem,
son yaprağı da düşen dalın,
gün batımı gölgesinde...,
ve hayat,
sunulmuş bir armağan mıdır tamamen acaba,
kullara,
ve acaba kalbimdeki dönme dolap durdu da,
başladı mı dönmeye atlıkarınca,
bak dostum,
ömrüne vurduğun kilit kadar özgürsün
ve
aşkın kadar prangalısın hayata unutma,
ki tutsaklığınca yudumluyorsun sevdayı…,
.....
...
.
.
...
.....
susması rahmet,
konuşması zahmet lisanımın,
kenarında bir kardelen uyur,
ve eflatun bir gülüşün,
gözleri yumulu olurmuş;
mukaddes sonbaharım...,
solgun bir söğüt,
dallarını yüzüme eğmiş,
ve yapraklarının;
yanık bir şiir dizesi gibi,
yürek patikasına düştüğü bu demde,
akıp giden zaman şırıl şırıl,
gözlerimin kenarına,
sensiz çizikler atar…;
.....
...
.
.
...
.....
azadeyim mevcudiyetinden ama,
özgürlüğüm sende kaldı,
anlıyor musun; sonbaharım...,
ah üstad;
bu sonbahar resmindeki,
ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,
.....
...
.
.
...
.....
günlerden kışa bakan bir güz günü,
sesim, sesinde yankı bulmuştu
ve,
o yıldız kümeli adının açılımını aradım,
haftalar boyu,
sonra;
adının bir bir kâşifi olduğum açılımlarını,
cümle aleme duyurmama,
ramak kaldığında,
bilinenlerden olmak istemediğini anladım…,
oysa biliyordun sen de yazgımızda,
kod çözmek vardı ve,
başkaydı yazgımız…,
ki hangi deşifre kod,
bilinmez kalır…,
gülümsemeyi öğrettin sen bana,
hayata çukur çukur ve,
gülümsemeni keşfim büyüleyiciydi,
güneyin sağnak halinde yağan yağmurlarıyla
yolların çukurlarına dolan su birikintileri gibi,
iliklerime doldu yokluğun haftalarca,
muvassalatsız yolculuklarda…,
.....
...
.
https://twitter.com/6Donem/status/1634552055271505921?s=20