. ... ..... ah, odasının penceresinden sarkarak, gökyüzüne bakıp; gel burayaa gel burayaaa diye, rotasının ıssızı uçağa bağıran çocuk, nerden bilebilir ki uçuş ekibinin, o sırada ne halde olduğunu ve o çelik kuşun hangi tarifeli seferini yaptığını; ..... ... .
. ... ..... duyup da işittiğim o yankılanan sesle, içimden geçen ve nereye gittiğini hiç bilmediğim o tren, kalbimin tünelinde birden duruverir; şaşkın bakışlar, şaşılar ve şehlalar ve alacalar içinden geçip, yerime otururum bilirsin; cam kenarına, kaybolmuş mahcup bir sincap gibi, elimdeki kozalağı uzatırım kondüktöre biletsiz şairem, anlasana garibem... ..... ... .
. ... .... bağrıma bir akasya ek n'olur...; garibem, ve kalbimde bir kürek mahkumu saklanır, vişne ve nar ağaçlarının arasında…
işte sesleniyor bana, hışırdayan kavakların içinden…; üşürsen..., içinden orman geçen şiirlerimden kozalaklar topla, sonra yak bir bir ruhunun hirasında, patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri ısınırsın... ..... ... .
ey durulan ve arınan insan, sorsana bir aşka, hani nerdesin…, malum şahsa, yani isimsize, yani herkese ve\veya hiç kimseye sesleniştir bu bilirsin; ah dünya…, nasıl bir rüya bu… her gün gördüğümüz, yeniden yaşamak dediğin... anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza nicedir yeryüzü örtüsü... ..... ... .
. ... ..... XXXIII çöpe atan dost olsun tek, ona yazılmış çileli dizeleri…,
ki çilem; çilemizdi bilirsin, ve kürtajına kıyılamamış bir bebeğin, cami avlusuna bırakılması anında, anasının son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi…, çilemiz;
üç gün üç gece bilinci kovan, çaresiz acılar gibi, bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi, yatağa düşüren bir dermansız dert gibi, ve pençesine düşülen, bir ortaçağ vebası gibi,
kaç kez; kaynar sular indi tepemizden, vedalarda kaç kez…,
ve son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte, ki süreyya da kaybolunca gözden, kulağımıza fısıldanan, (artık yine kendinlesin) oldu…,
ve madem gittiğin yere beni de götürmüyorsun, ötelerdeki menzilinde madem, yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha, anmaz oldunsa adımı ve, ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini, okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle…,
içinden geçen cankurtaranın sirenini de duymuyorsun demektir, ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum…;
ben; ötelere gelemem çağrılı olsam bile kendiliğimden, sen; gittiğin yere yeniden gelemez misin…, ..... ... .
. ... ..... çöpe atan dost olsun tek, ona yazılmış çileli dizeleri…,
ki çilem; çilemizdi bilirsin, ve kürtajına kıyılamamış bir bebeğin, cami avlusuna bırakılması anında, anasının son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi…, çilemiz;
üç gün üç gece bilinci kovan, çaresiz acılar gibi, bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi, yatağa düşüren bir dermansız dert gibi, ve pençesine düşülen, bir ortaçağ vebası gibi, ..... ... .
.
...
.....
ah, odasının penceresinden sarkarak,
gökyüzüne bakıp;
gel burayaa gel burayaaa diye,
rotasının ıssızı uçağa bağıran çocuk,
nerden bilebilir ki uçuş ekibinin,
o sırada ne halde olduğunu
ve o çelik kuşun hangi tarifeli seferini yaptığını;
.....
...
.
.
...
.....
içinden böyle bir okyanus geçen göz yok,
ondandır iç sesime dayanamayışım ve
yüz\süz dönüşlerim aşk…,
ah\ ciğerime bir akasya ek n'olur...
ki çöpe atan dost olsun tek,
ona yazılmış çileli dizeleri…,
ah;
.....
...
.
.
...
.....
duyup da işittiğim o yankılanan sesle,
içimden geçen ve nereye gittiğini hiç bilmediğim
o tren,
kalbimin tünelinde birden duruverir;
şaşkın bakışlar, şaşılar ve şehlalar
ve alacalar içinden geçip,
yerime otururum bilirsin; cam kenarına,
kaybolmuş mahcup bir sincap gibi,
elimdeki kozalağı uzatırım kondüktöre
biletsiz şairem, anlasana garibem...
.....
...
.
.
...
....
bağrıma bir akasya ek n'olur...;
garibem,
ve kalbimde bir kürek mahkumu saklanır,
vişne ve nar ağaçlarının arasında…
işte sesleniyor bana,
hışırdayan kavakların içinden…;
üşürsen...,
içinden orman geçen şiirlerimden
kozalaklar topla,
sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri
ısınırsın...
.....
...
.
.
...
.....
aşk; söyle hayata,
bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,
ey durulan ve arınan insan,
sorsana bir aşka,
hani nerdesin…,
malum şahsa,
yani isimsize,
yani herkese ve\veya hiç kimseye sesleniştir bu bilirsin;
ah dünya…,
nasıl bir rüya bu…
her gün gördüğümüz,
yeniden yaşamak dediğin...
anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
nicedir yeryüzü örtüsü...
.....
...
.
.
...
.....
XXXIII
çöpe atan dost olsun tek,
ona yazılmış çileli dizeleri…,
ki çilem; çilemizdi bilirsin,
ve kürtajına kıyılamamış bir bebeğin,
cami avlusuna bırakılması anında,
anasının son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi…,
çilemiz;
üç gün üç gece bilinci kovan,
çaresiz acılar gibi,
bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
ve pençesine düşülen,
bir ortaçağ vebası gibi,
kaç kez;
kaynar sular indi tepemizden,
vedalarda kaç kez…,
ve son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
ki süreyya da kaybolunca gözden,
kulağımıza fısıldanan,
(artık yine kendinlesin) oldu…,
ve madem gittiğin yere beni de götürmüyorsun,
ötelerdeki menzilinde madem,
yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
anmaz oldunsa adımı ve,
ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
okuyup üflemiyorsan artık içine,
iç sesinle…,
içinden geçen cankurtaranın sirenini de
duymuyorsun demektir,
ki bak kanıyorum,
kan kaybediyorum…;
ben;
ötelere gelemem çağrılı olsam bile kendiliğimden,
sen;
gittiğin yere yeniden gelemez misin…,
.....
...
.
.
...
.....
çöpe atan dost olsun tek,
ona yazılmış çileli dizeleri…,
ki çilem; çilemizdi bilirsin,
ve kürtajına kıyılamamış bir bebeğin,
cami avlusuna bırakılması anında,
anasının son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi…,
çilemiz;
üç gün üç gece bilinci kovan,
çaresiz acılar gibi,
bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
ve pençesine düşülen,
bir ortaçağ vebası gibi,
.....
...
.