Her şeye rağmen yaşamak güzel. Ama herkes için eşit olsa güzellikler daha da güzel olurdu. Türkiyede yaşadığımız bir anı geldi aklıma bir gün sahil yolunda gezerken yaya geçidini kullanıp karşıya geçmek isteyen yaşlı bir teyzeye denk geldim, kadıncağız tam yolu ortalamıştı bir araba kadını görünce yol vermek için durdu. Daha sonra ne mi oldu? yaşlı teyze karşıya daha varmadan arkadan gelen bir araba, teyzeye yol vermek için duran arabaya vurdu. Ve zaman akıp giderken… Sonra yurtdışında çok işlek bir yoldayım ve karşıya geçmem gerekiyor. Işık da yok, eee nasıl geçeceğim? derken, yaya geçidine geldim, geldim de tırstım yani! Ne mi oldu? Ben yaya geçidine geldiğim an bütün arabalar durdu.
:))))
O an kendimi mısır kraliçesi gibi hissettim. Görmedik ki böyle saygı!
O gün çok güldüm, bir yandan da üzüldüm neden dedim? Neden benim ülkemde insana böyle saygı duyulmuyor? Bizim onların halklarından ne eksiğimiz var? Bu beni çok düşündürdü ve üzdü.
Bu örnekte olduğu gibi birçok eksik kaldığımız yerden incitiliyor, kırılıyoruz. Oysaki devletten insani haklarımızı istemek kadar doğal bir protesto yoktur! Bizler haklarımıza sahip çıkmayı değil, çıkmamayı saygı diye yanlış öğrenmişiz. Halbuki hakkına sahip çıkmak kadar saygıdeğer başka bir davranış yoktur. Her şey kendi hakkına ve, ve başkalarının hakkına saygıyla hayat bulur.
Ve şu atasözü çok karşılığını bulur; “ağlamayan çocuğa meme vermezler”
Yaşanılası güzel bir ülke istiyorum ve düşlüyorum işte hepsi bu:) Aydınlık olsun gününüz… Okuyan kişiler… Sevgilerimle.
Yüreği bahar bahçe olanın sözünde çiçekler açarken, zoraki olumlanan bir hayatın akışına ayak uydurmak zorunda kalmış kişilerin en ortak özellikleri sürekli kusur arayıp başkalarını aşağıya çekmek gibi davranışlar sergilemektir. Bir kişiyle olan olumsuz durumlarda hedef alınan kişilerin etrafındaki insanların aklı karışır ve acaba mı? Soruları oluşur. Fakat bu kavga olumsuz kişilerin kendisiyle olduğu için, karşılarındaki aktörler değişir ama olumsuz kişilerin tavrı değişmez. Aslında bu insanların kavgaları kendileriyledir. Fakat unutulmaması gereken bir gerçek var; herkes psikolog ya da psikiyatrist olmadığı için, sağlıklı insanların etkilenmesi ihtimali olduğundan, mümkün olduğunca bu tür kişilerden uzaklaşmak gerekir. En büyük özelliklerinden birisi de bu kişiler ustalıkla yansıtırlar! Yani; Kendilerinde olan biten içsel rahatsızlıklarını sanki seçtikleri insanlar yapıyormuş gibi göstermeyi zaman içinde başarabilirler. Tabii ki bu tamamen uydurdukları senaryo olduğu için. Yine zaman her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya serer. Toplumda maalesef olmadan olmuş gibi yapan çok fazla insan var. Bunun sebeplerinden biri de kalıtımsal faktörlerin haricinde sosyolojik bir sorundan da bahsetmek mümkün. Çok hızlı değişimden kaynaklanan ayak uydurma çabası. Ve mükemmel yaşam standartlarında olmadığımız halde sanki öyle yaşamaya çalışırken herkesin birbirinden çok fazla beklentisi olması ve insanların belli guruplara dahil olabilmek için olduğundan farklı görünmeye zorlanması. Bu çok önemli toplum sosyolojisi açısından gözlemlediğimiz sorunun hem genel uygulamalar hem de bireysel çabalarımızla farkında olarak çözümlenmesi gerekir. Aksi halde bu toplumsal yozlaşmanın da Türk aile yapısını bozacağını, hatta kırılmaların çoktan başladığını şahsen görüyorum.
Bu yazı uzar ve söylenecek daha çok şeyler var. Keşke bolca zamanım olsa da daha çok yapabilsem. Saygıyla ve sevgiyle okuyan kişiler. :)
Görüyor ve çok memnuniyet duyuyorum, ağır ve ağrılı da olsa geçmiş zekalar ve dehalara, “saygıyla” ilaveten kendi fikirlerini yazabilen kalemler var. Öyle ya herkes herkesten zeka olarak üstün, ya da düşük seviyede olabilmesi objektif bilgi ise bu konuda bilgi ve donanımınızdan ve zekanızdan eminseniz çekimser durmak yerine fikirlerinizi söylemek cesaretini göstermek, akıllıca ve faydalı olacaktır. Nasıl? 1.fayda; Düşünceniz doğru olmayabilir bunu ancak ifade edip tartışmaya açarsak öğrenebiliriz. Bu doğru düşünmek konusunda sizi bir adım ileriye taşıyacak. 2.fayda; düşüncenin doğruluğunu ispat ederek hem kendini yine bir adım ileriye taşımış hem de insanlık adına eksik kalan bir düşünceyi geliştirmiş olacaksın.
Her şeye rağmen yaşamak güzel. Ama herkes için eşit olsa güzellikler daha da güzel olurdu. Türkiyede yaşadığımız bir anı geldi aklıma bir gün sahil yolunda gezerken yaya geçidini kullanıp karşıya geçmek isteyen yaşlı bir teyzeye denk geldim, kadıncağız tam yolu ortalamıştı bir araba kadını görünce yol vermek için durdu. Daha sonra ne mi oldu? yaşlı teyze karşıya daha varmadan arkadan gelen bir araba, teyzeye yol vermek için duran arabaya vurdu.
Ve zaman akıp giderken…
Sonra yurtdışında çok işlek bir yoldayım ve karşıya geçmem gerekiyor. Işık da yok, eee nasıl geçeceğim? derken, yaya geçidine geldim, geldim de tırstım yani! Ne mi oldu? Ben yaya geçidine geldiğim an bütün arabalar durdu.
:))))
O an kendimi mısır kraliçesi gibi hissettim. Görmedik ki böyle saygı!
O gün çok güldüm, bir yandan da üzüldüm neden dedim? Neden benim ülkemde insana böyle saygı duyulmuyor? Bizim onların halklarından ne eksiğimiz var? Bu beni çok düşündürdü ve üzdü.
Bu örnekte olduğu gibi birçok eksik kaldığımız yerden incitiliyor, kırılıyoruz. Oysaki devletten insani haklarımızı istemek kadar doğal bir protesto yoktur! Bizler haklarımıza sahip çıkmayı değil, çıkmamayı saygı diye yanlış öğrenmişiz. Halbuki hakkına sahip çıkmak kadar saygıdeğer başka bir davranış yoktur. Her şey kendi hakkına ve, ve başkalarının hakkına saygıyla hayat bulur.
Ve şu atasözü çok karşılığını bulur;
“ağlamayan çocuğa meme vermezler”
Yaşanılası güzel bir ülke istiyorum ve düşlüyorum işte hepsi bu:)
Aydınlık olsun gününüz…
Okuyan kişiler… Sevgilerimle.
Kırıldığı yerden filizlenir dallar ama bunun için çok yağmurlar yağmalı.
Aslı Birer
Ihlamur kokulu sokaklarda kaldı sevgiler ??
https://youtube.com/shorts/yZ7UiUDnPx8?feature=share
Ona belki gideriz yarın,
Gören gözlü kör güzele,
Çılgın gülüşlü bebeğe,
Yüreği, sızlanan ruhunun göğü
yavrucağa-
Nilgün Marmara
Hani ıhlamur kokusuydu yüreklerimizi şenlendiren…
?si=vQekZ09dsA7fHWMn
Tavrın, halis olsun ki; sözün gümüş, sükutun altın olsun.
Konuşurken bülbüller kıskansın, susunca güller,
Öyle bir sükun yerleşsin ki gözbebeklerine,
günde mihre
gecede mah, huzur bulsun içinde.
Aslı Birer
Boşuna biçme çalıları elin bağında
Bağbozumunu kendi özünde
Gönül bahçende ara dilbaz şair,
Akisleri aklına vuran, kalbinde ayna!
Aslı Birer
Yüreği bahar bahçe olanın sözünde çiçekler açarken, zoraki olumlanan bir hayatın akışına ayak uydurmak zorunda kalmış kişilerin en ortak özellikleri sürekli kusur arayıp başkalarını aşağıya çekmek gibi davranışlar sergilemektir. Bir kişiyle olan olumsuz durumlarda hedef alınan kişilerin etrafındaki insanların aklı karışır ve acaba mı? Soruları oluşur. Fakat bu kavga olumsuz kişilerin kendisiyle olduğu için, karşılarındaki aktörler değişir ama olumsuz kişilerin tavrı değişmez. Aslında bu insanların kavgaları kendileriyledir. Fakat unutulmaması gereken bir gerçek var; herkes psikolog ya da psikiyatrist olmadığı için, sağlıklı insanların etkilenmesi ihtimali olduğundan, mümkün olduğunca bu tür kişilerden uzaklaşmak gerekir. En büyük özelliklerinden birisi de bu kişiler ustalıkla yansıtırlar! Yani; Kendilerinde olan biten içsel rahatsızlıklarını sanki seçtikleri insanlar yapıyormuş gibi göstermeyi zaman içinde başarabilirler. Tabii ki bu tamamen uydurdukları senaryo olduğu için. Yine zaman her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya serer. Toplumda maalesef olmadan olmuş gibi yapan çok fazla insan var. Bunun sebeplerinden biri de kalıtımsal faktörlerin haricinde sosyolojik bir sorundan da bahsetmek mümkün. Çok hızlı değişimden kaynaklanan ayak uydurma çabası. Ve mükemmel yaşam standartlarında olmadığımız halde sanki öyle yaşamaya çalışırken herkesin birbirinden çok fazla beklentisi olması ve insanların belli guruplara dahil olabilmek için olduğundan farklı görünmeye zorlanması. Bu çok önemli toplum sosyolojisi açısından gözlemlediğimiz sorunun hem genel uygulamalar hem de bireysel çabalarımızla farkında olarak çözümlenmesi gerekir. Aksi halde bu toplumsal yozlaşmanın da Türk aile yapısını bozacağını, hatta kırılmaların çoktan başladığını şahsen görüyorum.
Bu yazı uzar ve söylenecek daha çok şeyler var. Keşke bolca zamanım olsa da daha çok yapabilsem.
Saygıyla ve sevgiyle okuyan kişiler. :)
Yeter ki adil olsun bakışlar ve niyetler…
Görüyor ve çok memnuniyet duyuyorum, ağır ve ağrılı da olsa geçmiş zekalar ve dehalara, “saygıyla” ilaveten kendi fikirlerini yazabilen kalemler var. Öyle ya herkes herkesten zeka olarak üstün, ya da düşük seviyede olabilmesi objektif bilgi ise bu konuda bilgi ve donanımınızdan ve zekanızdan eminseniz çekimser durmak yerine fikirlerinizi söylemek cesaretini göstermek, akıllıca ve faydalı olacaktır. Nasıl?
1.fayda; Düşünceniz doğru olmayabilir bunu ancak ifade edip tartışmaya açarsak öğrenebiliriz. Bu doğru düşünmek konusunda sizi bir adım ileriye taşıyacak.
2.fayda; düşüncenin doğruluğunu ispat ederek hem kendini yine bir adım ileriye taşımış hem de insanlık adına eksik kalan bir düşünceyi geliştirmiş olacaksın.