Yok o kadar sürmez iyi bir beş yıllık kalkınma planıyla güven ortamı da tekrar oluşursa ilk iki yılın sonlarında ülke genelinde rahatlamayı hissederiz. :)) ama şu konuda haklısınız hakikaten gelecek hükümet enkaz devralacak.
O gün cenazeye gelen insanlardan dinlediğim onlarca hikayeden biriydi ikiz kızlarınkisi ve içimi tuhaf bir huzur kapladı bu çok garip bir duyguydu çok üzgündüm ama bir yandan da çok güzel bir insanın hayatında var olmuş ve onunla herkese nasip olmayacak kadar güzel dokuz yıl geçirmiştim. Bana, gölgesinde oyunlar oynatan, çok güzel insani vasıflar kazandıran, hatta şiirler yazmama vesile olan bana okumayı yazmayı sevdiren, her şeyden önemlisi de yaş almak değil de yaşamayı öğreten ilk öğretmenime teşekkür ederim beni bu günlere hazırladığın için sana müteşekkirim babam. Hayat akıp geçiyor kimse olduğu gibi ve olduğu noktada kalmıyor. Hayat inişler ve çıkışlarla dolu bir yolculuk serüveni. Bu yolculukta elbette benimde herkes gibi inişlerim de oldu çıkışlarım da
Maalesef Sevgili annem, pehlivan öldükten sonra hiçbir zaman eskisi gibi hayata sarılamadı işini yapamıyor zar zor gidiyordu işine. Verdiği birçok dersi iptal etmiş günün büyük bölümünü evde geçiriyordu. Artık kahvaltıları annem hazırlıyor babamın yokluğunu doldurmaya çalışıyordu artık şarkılar söylemiyordum her sabah yatağına bahçeden bir gül koparıp bırakır ve oraya koyduğum küçük süslü bir defterim vardı her sabah bir söz yazardım. İlk yazdığım söz. “ bugün seni görmeyeli sekiz gün oldu yemeğimi yedim ama şarkı söyleyemiyorum. Aklım ve kalbim arasındaki yol çok uzun çok yorucu.”
( yıllar sonra lise yıllarında aynı söze benzer bir sözü okudum)
“Dünyada hiçbir yol, kalp ile beyin arasındaki kadar uzun değildir.” Selma Lagerlöf
Zaman çok çabuk akıp gidiyordu anne kız büyük ailemiz sayesinde toparlanmıştık yıllar sonra on iki yaşıma geldiğimde bir gün bahçemizde akşam yemeği yemiştik amcam çok güzel saz çalardı bana; hadi bir şarkı söyle dedi ve çalmaya başladı.
Önce o söyledi sonra hep birlikte eşlik etmeğe başladık peş peşe geldi türküler şarkılar herkes için çok güzel bir akşam olmuştu bir an gözüm gül ağacına doğru daldı. Sanki pehlivan oradan bize bakıp gülümsüyordu tatlı bir burukluk kapladı içimi. Amcam ve annem durumu hemen farkettiler ve amcam başıyla işaret edip yanına gitmemi istedi dizine oturup boynuna sarıldım. Bir anda hüzünlü hava dağıldı içimden. O gece çok güzel geçmişti. Günler birbirini kovalarken annem rahatsızlandı ve beyincikte tümör olduğunu öğrendik artık hem okula gidiyor hem de annemle ilgileniyordum çünkü ameliyat olduktan sonra yüz felci olup aynı zamanda tek taraflı felç geçiriyordu. Beş yıl onu yaşatmayı başardık. Artık üniversitesi yılları başlamıştı benim için. İlk yılımda annemi de kaybettim. Çok zor geçen yıllar yarış edercesine geliyordu art arda. Ailemin desteği özellikle de amcamın sayesinde okulum bitti ve bir iş bulup çalışmaya başladım. Bir gökdelenin en son katından yere çakılmış gibiydim. İş saatlerinin haricinde Sadece yemek yiyor ve uyuyordum. Ama bir gün bile pehlivanın yatağına gül bırakmayı ihmal etmedim. Bahçedeki güller solduğunda yakınımızdaki çiçekçiden alırdım yıllar sonra yatağın üzeri binlerce kurumuş güller ile kaplandı. Okuma hevesim kaçmış, sanki günlerim dolsun da öleyim diye bekler gibi bir ruh haline bürünmüştüm. Günden güne daha da kötü oluyor hayat daha anlamsız geliyordu. Artık hayatın çok anlamsız olduğunu düşündüğüm o son gece işten gelmiş yemek bile yemeden öylece çekyatın üzerine kıvrılmıştım. Bir mezarın başında buldum kendimi hıçkırıklara boğulmuşum ama mezarın kime ait olduğunu bilmiyorum. Birden arkamdan bir el omuzuma dokundu. İrkilerek ayağa kalktım hafifçe ve korkuyla sağ tarafıma doğru arkama baktım gök mavisi bir çift gözle göz göze geldik çok kızgın bakıyordu çok gençti onu görünce daha çok ağlamaya başladım. -Beni tanıdın! O mezar da benim. Ağlama ben pes eden insanları hiç sevmem. Senin gibi pes etseydik koskoca ülkeyi nasıl kurtaracaktık? Hadi artık silkelen derken omuzuma şiddetlice vurdu. Ve ben o acıyla gözlerimi açtığımda. Onların beni bir yerlerden kolladıklarını hissettim yastık sırılsıklam olmuştu... O sabah sanki sihirli bir değnek değmiş gibi hayata tekrar geri dönmüş hayatın her şeye rağmen yaşamaya değer olduğunu ve pes etmenin hayattan vazgeçmenin ne kadar anlamsız olduğunu bir rüya anlatmıştı bana. O günden sonra tekrar okula dönmeye karar verdim. Yeniden sınavlara girdim hatırı sayılır bir puanla yeniden üniversiteye başladım. Hayata tekrar dönmek çok güzeldi güzel insanlar değerli arkadaşlar biriktirmeğe başlamıştım artık. Yavaş yavaş o pamuk şekeri ruhum içimde uyanmaya başlamıştı.
Belki de pamuk şekerleri hayatın acımasız yüzüne daha dayanıklıdır.
Hangi yaşta olursak olalım içimizdeki çocuk hep kalsın bizimle...
Ağustos ayıydı yine bir sabah sahile gitmeden uğradım ona biraz dua okuyup biraz İçimi döktüm. Ben gittiğimde bir tane gül vardı mezarda üzerine minicik bir kuş konup serenat yapar gibi dakikalarca ötünce aşağıdaki dörtlük döküldü dilimden.
Ne olacak sustuysa dilin, bir serçe konar başucunadaki gül ağacına. O gök yüzünden nağmeler çalar Ben sana, senin yazdıklarını okurum. Aslı Birer
Can babaya ithafen.
Ve bir bilgi paylaşmak isterim. Bir efsane dolaşır ağızdan ağıza mezarın şeklinden dolayı. Şarap dökün demiş güya usta. Elbette ki asılsız hiçbir yerde bir kayıt yok. Mezarı ikinci defa yapan Mehmet Aksoy "su taşı' adını vermiş. 110 santimetre uzunluğunda, 40 santimetre eninde olan bu kısım 40 santimetre kalınlığında bir mermer blok ve üzerindeki su kanalından oluşuyor. Can Yücel'in mezarındaki bu su taşı hayatı anlatıyor.
Aman ha! siz siz olun kulaktan dolma söylentilerle kimseyi yapmadığı ve söylemediği şeylerle yaftalayıp, bir de yargılayıp infaz etmeyin. Zira bu en büyük ahlaksızlık ve günahtır.
Halüsinasyon onlar uykusuzluktandır :)))
Aşağıdaki şiirde satır sonundaki soru işaretleri nasıl geldi hiçbir fikrim yok onları görmesin kimse:)))
Gün ola harman ola dediler ??
Derdin ile giryan beni bildin mi ??
Bülbül sana hayran dediler ??
Gül hasretinden soldu bildin mi ??
A.Birer
eylüle girdim eylüle girdim
her ömrün bir eylülü vardır
onca yaşadım
şimdi bildim
Murathan Mungan
Çok istediğim bir şeydi anlatmak, yazmak vakit ayırıp okuduğunuz İçin teşekkür ederim...
Saygı ve sevgiler benden size gelsin. Tuba Hanım
Yok o kadar sürmez iyi bir beş yıllık kalkınma planıyla güven ortamı da tekrar oluşursa ilk iki yılın sonlarında ülke genelinde rahatlamayı hissederiz. :)) ama şu konuda haklısınız hakikaten gelecek hükümet enkaz devralacak.
Yazarken de hem çok zor, hem de güzel, hani hem ekşi hem tatlı, kekremsi duygular işte. Okumanız ve yorumlamanız İçin teşekkür ederim. :)
Pehlivan 7
Rüyalarda Atatürk ve kız çocuğu
O gün cenazeye gelen insanlardan dinlediğim onlarca hikayeden biriydi ikiz kızlarınkisi ve içimi tuhaf bir huzur kapladı bu çok garip bir duyguydu çok üzgündüm ama bir yandan da çok güzel bir insanın hayatında var olmuş ve onunla herkese nasip olmayacak kadar güzel dokuz yıl geçirmiştim. Bana, gölgesinde oyunlar oynatan, çok güzel insani vasıflar kazandıran, hatta şiirler yazmama vesile olan bana okumayı yazmayı sevdiren, her şeyden önemlisi de yaş almak değil de yaşamayı öğreten ilk öğretmenime teşekkür ederim beni bu günlere hazırladığın için sana müteşekkirim babam. Hayat akıp geçiyor kimse olduğu gibi ve olduğu noktada kalmıyor. Hayat inişler ve çıkışlarla dolu bir yolculuk serüveni. Bu yolculukta elbette benimde herkes gibi inişlerim de oldu çıkışlarım da
Maalesef Sevgili annem, pehlivan öldükten sonra hiçbir zaman eskisi gibi hayata sarılamadı işini yapamıyor zar zor gidiyordu işine. Verdiği birçok dersi iptal etmiş günün büyük bölümünü evde geçiriyordu. Artık kahvaltıları annem hazırlıyor babamın yokluğunu doldurmaya çalışıyordu artık şarkılar söylemiyordum her sabah yatağına bahçeden bir gül koparıp bırakır ve oraya koyduğum küçük süslü bir defterim vardı her sabah bir söz yazardım. İlk yazdığım söz.
“ bugün seni görmeyeli sekiz gün oldu yemeğimi yedim ama şarkı söyleyemiyorum. Aklım ve kalbim arasındaki yol çok uzun çok yorucu.”
( yıllar sonra lise yıllarında aynı söze benzer bir sözü okudum)
“Dünyada hiçbir yol, kalp ile beyin arasındaki kadar uzun değildir.”
Selma Lagerlöf
Zaman çok çabuk akıp gidiyordu anne kız büyük ailemiz sayesinde toparlanmıştık yıllar sonra on iki yaşıma geldiğimde bir gün bahçemizde akşam yemeği yemiştik amcam çok güzel saz çalardı bana; hadi bir şarkı söyle dedi ve çalmaya başladı.
Önce o söyledi sonra hep birlikte eşlik etmeğe başladık peş peşe geldi türküler şarkılar herkes için çok güzel bir akşam olmuştu bir an gözüm gül ağacına doğru daldı. Sanki pehlivan oradan bize bakıp gülümsüyordu tatlı bir burukluk kapladı içimi. Amcam ve annem durumu hemen farkettiler ve amcam başıyla işaret edip yanına gitmemi istedi dizine oturup boynuna sarıldım. Bir anda hüzünlü hava dağıldı içimden. O gece çok güzel geçmişti. Günler birbirini kovalarken annem rahatsızlandı ve beyincikte tümör olduğunu öğrendik artık hem okula gidiyor hem de annemle ilgileniyordum çünkü ameliyat olduktan sonra yüz felci olup aynı zamanda tek taraflı felç geçiriyordu. Beş yıl onu yaşatmayı başardık. Artık üniversitesi yılları başlamıştı benim için. İlk yılımda annemi de kaybettim. Çok zor geçen yıllar yarış edercesine geliyordu art arda. Ailemin desteği özellikle de amcamın sayesinde okulum bitti ve bir iş bulup çalışmaya başladım. Bir gökdelenin en son katından yere çakılmış gibiydim. İş saatlerinin haricinde Sadece yemek yiyor ve uyuyordum. Ama bir gün bile pehlivanın yatağına gül bırakmayı ihmal etmedim. Bahçedeki güller solduğunda yakınımızdaki çiçekçiden alırdım yıllar sonra yatağın üzeri binlerce kurumuş güller ile kaplandı. Okuma hevesim kaçmış, sanki günlerim dolsun da öleyim diye bekler gibi bir ruh haline bürünmüştüm. Günden güne daha da kötü oluyor hayat daha anlamsız geliyordu. Artık hayatın çok anlamsız olduğunu düşündüğüm o son gece işten gelmiş yemek bile yemeden öylece çekyatın üzerine kıvrılmıştım. Bir mezarın başında buldum kendimi hıçkırıklara boğulmuşum ama mezarın kime ait olduğunu bilmiyorum. Birden arkamdan bir el omuzuma dokundu. İrkilerek ayağa kalktım hafifçe ve korkuyla sağ tarafıma doğru arkama baktım gök mavisi bir çift gözle göz göze geldik çok kızgın bakıyordu çok gençti onu görünce daha çok ağlamaya başladım.
-Beni tanıdın! O mezar da benim. Ağlama ben pes eden insanları hiç sevmem. Senin gibi pes etseydik koskoca ülkeyi nasıl kurtaracaktık? Hadi artık silkelen derken omuzuma şiddetlice vurdu. Ve ben o acıyla gözlerimi açtığımda. Onların beni bir yerlerden kolladıklarını hissettim yastık sırılsıklam olmuştu...
O sabah sanki sihirli bir değnek değmiş gibi hayata tekrar geri dönmüş hayatın her şeye rağmen yaşamaya değer olduğunu ve pes etmenin hayattan vazgeçmenin ne kadar anlamsız olduğunu bir rüya anlatmıştı bana. O günden sonra tekrar okula dönmeye karar verdim. Yeniden sınavlara girdim hatırı sayılır bir puanla yeniden üniversiteye başladım.
Hayata tekrar dönmek çok güzeldi güzel insanlar değerli arkadaşlar biriktirmeğe başlamıştım artık. Yavaş yavaş o pamuk şekeri ruhum içimde uyanmaya başlamıştı.
Belki de pamuk şekerleri hayatın acımasız yüzüne daha dayanıklıdır.
Hangi yaşta olursak olalım içimizdeki çocuk hep kalsın bizimle...
Hayatımdan bir anekdot
Ağustos ayıydı yine bir sabah sahile gitmeden uğradım ona biraz dua okuyup biraz İçimi döktüm.
Ben gittiğimde bir tane gül vardı mezarda üzerine minicik bir kuş konup serenat yapar gibi dakikalarca ötünce aşağıdaki dörtlük döküldü dilimden.
Ne olacak sustuysa dilin, bir serçe konar başucunadaki gül ağacına.
O gök yüzünden nağmeler çalar
Ben sana, senin yazdıklarını okurum.
Aslı Birer
Can babaya ithafen.
Ve bir bilgi paylaşmak isterim. Bir efsane dolaşır ağızdan ağıza mezarın şeklinden dolayı. Şarap dökün demiş güya usta. Elbette ki asılsız hiçbir yerde bir kayıt yok. Mezarı ikinci defa yapan Mehmet Aksoy "su taşı' adını vermiş. 110 santimetre uzunluğunda, 40 santimetre eninde olan bu kısım 40 santimetre kalınlığında bir mermer blok ve üzerindeki su kanalından oluşuyor. Can Yücel'in mezarındaki bu su taşı hayatı anlatıyor.
Aman ha! siz siz olun kulaktan dolma söylentilerle kimseyi yapmadığı ve söylemediği şeylerle yaftalayıp, bir de yargılayıp infaz etmeyin. Zira bu en büyük ahlaksızlık ve günahtır.
Günaydın Turhan bey
Elbet bir gün adaletin çarkları olması gerektiği gibi işlemeğe başlayacak.
Bir ata sözü geldi aklıma:)
YANLIŞ HESAP BAĞDATTAN GERİ DÖNER
İlelebet işleyecek hali yoktu ya. Yeterince her alanda kaos var. Artık düzene geçmenin zamanı gelmişte geçiyor bile.
Saygılarımla...