Unutmadım! Her an'ıma hunharca nüfuz ederken nasıl unutabilirim ki¿ Kelimelerin kifayesiz kaldığı değil, bittiği yerde dili lâl etmek icap eder, gözü ırak; susmak için değil, çığlık çığlığa duymak için, gönülden ırak etmek için değil, tam da gönülden hissetmek için... Omzumda onurlu bir ayrılık hırkası, bir ayağım aşiyanın eşiğinde, diğer ayağım çukurda beklemekteyim; ne gitmek için ne de kalmak... Ben ucunda nur görünen yolların adanmış ve meczup yolcusu, zamanın boşluğunda soluklanıyorum; yorulduğum için değil, daha çok koşacağım için, ne Sana ne de bir başkasına... O hâlde "Ey yolcu! Yol nereye gider, neye varır?" diye sorarsan; "Teyemmüm ettiğim hiçbir toprakta yoktu ayaklarının kokusu.." derim. Senin değil, toprağa bulanmış ruhunun, Rabb'in özene bezene yarattığı... Ne de acizce geliyor kulağa değil mi¿ Allah katında acziyet olmaz Cimcime Sultan, teslimiyet makamında secdeler ediyor ruhum suretinde görünen Yaradan'a... En derinlerinde, mayana un, tuz ve su olmak isterken tezgaha sıçrayan katıklar misaliydim, aynı misal hayatından da geçip gitmekteyim... Oradan oraya savruluyor kelimeler, özneler, yüklemler, "Kompozisyonun ama teması nedir?" sorusuna ise hiçbir talebe cevap veremiyor... Biliyor musun? Alkol, suda sonsuz çözünüyor. Vücudumuzun çoğunluğu su ise insan neden belirli bir kadehten sonra tıkanıyor¿ Peki şunu biliyor musun? Abartılamayan tek duygu özlemmiş. Eğer ki ben Seni özlemişsem, Sen neden benim kollarımın arasında, nefesin ciğerlerimde değil¿ Bacakların neden belimi sarmıyor¿ Neden en etkileyici tonunda ismimin "zikredildiğini" duymuyorum¿ Neden hâlâ boşlukların var¿ Neden bir delilik yapıp da tüm benliğimi içine akıtmayı, bir parça Sen bir parça benden muazzam bir Biz'e tevekkül etmeyi düşünmüyorum¿ Kokun nerede¿ Teninin ruhumu kamaştıran tadı¿ O hâlde ben Seni özlememiş mi oluyorum¿ Yoksa bazı şeyleri mi abartıyorum¿ Ya da hiçbir .ok yapamıyor muyum¿ Fotoğrafın değişmiş. Eski evinin kapısının önündeki hâlini koymuşsun. Seni öpmelere doyamıyordum... Dudaklarını yememek için kendimi zor tutuyordum... Tam da o eşikte, Sana son bakışlarımı atıyordum, gözlerimin önünden süzülürken, gönlüme pare pare yer ederken... Konu çok dağıldı; bir film şeridi misali geçmektesin gözlerimin önünden. Ben mi ölüyorum, yoksa Seni mi öldürüyorum; bilmiyorum!
Belki kendince şunu düşünüyor olabilirsin; "Gitme ihtimalimden bahsedince gerçek yüzünü gördüm, beni yok saydı, benden vazgeçti..." Hayır! Numaramı gözünü bile kırpmadan sildiğin (Sonradan tekrar kaydetmen bir anlam ifade etmiyor.), Sana tek bir kelamında dahi yalan söylemeyen bana o masada inanmamakta ısrar ettiğin, sonra arkanı dönüp ardına bile bakmadan gittiğin an'ların toplamında ben Sana veda ettim. Ve gördüğün (ya da hâlâ görmediğin ya da asla görmeyeceğin) gibi benim Seni sevmek için Sana ihtiyacım yok! Ve ben Raif Efendi değilim; sadece artık Sana yenilmek suretiyle tekrardan kesilmeye and içilmiş iletişimimize yön vermek istemiyorum.
Ne ağrıma gidiyor biliyor musun? Belki telefonda numarasını görüp oflaya puflaya cevapladığın, yani öyle ya da böyle istemeyerek de olsa bir şekilde iletişim hâlinde olduğun onca insan var hayatında. Ben ise Sen beni "ne olarak" konumlandırıyorsan o şekilde geçinip gidiyordum Seninle, gıkım çıkmadan; sanırım bu fazlalık geldi Sana, bunu kaldıramadın. Sitem değil, suçlama değil, seçim(in) ve karar(ım).
Aralıklı olarak zaman zaman ve son 3 aydır kesintisiz "Acaba onu görmek ya da kendimi göstermek için geçtiğimi düşünür mü?" düşüncesiyle geçtiğim odanın önünden bugün geçerken bir kuş kadar hafiftim; çünkü Sen yoktun. Ama ne yalan söyleyeyim, orada olmadığını bilmeme rağmen yine de bir heyecanlandım. Şu yazdıklarımın en acı tarafı ne biliyor musun? Sayılı zamanımızda bunu (tırnak içinde yazdığım kısmı) düşünmeme sebep ne kadar çok yaşanmamışlığımız birikmiş... Ve birikmeye devam etmekte..
Koyduğum o "."ları her gün değil her an geri yalıyorum, sadece bundan Senin haberin yok benim kurbanlar olduğum Ceren'im... Güneş-Uranüs kavuşumluyum ya, türlü türlü senaryolar uydurup, bir de bunlara kendimi inandırıp kulağına üfleyebilecek insanlara yaşamış gibi anlatıyorum; inanıyorlar... Sana olan tüm öfkeme (ki bu Sana olan sevgimin sonsuzluğundandır!) rağmen ben bataklığına tekrardan kendini bulama diye; üzülmeni istemiyorum, mutlu olman kısmı ile ilgilenmiyorum. "Karnında kelebekler uçuşması gerekirken" aksi hissiyatları yaşamaman adına; kinaye yoktur! Bazen şu davranışıma bakıp kendi kendime şunu soruyorum : "Bir gün Ceren'im şu yazdıklarımı okusa acaba Raif Efendi'den bir farkım kalır mı gözünde¿" Ama var Ceren'im, var! Eğer ki benim durumum farklı olsaydı "Senin lügatındaki o erkek tanımını" Sana iliklerine kadar yaşatırdım; kader işte, çok önceden rastlaşacaktık...
?si=oFrMl4Yo48O856Cr
Bir gün denk gelirsen
Gözlerini sımsıkı kapat ve dinle
Benden Sana armağan olsun
Unutmadım!
Her an'ıma hunharca nüfuz ederken nasıl unutabilirim ki¿
Kelimelerin kifayesiz kaldığı değil, bittiği yerde dili lâl etmek icap eder, gözü ırak; susmak için değil, çığlık çığlığa duymak için, gönülden ırak etmek için değil, tam da gönülden hissetmek için...
Omzumda onurlu bir ayrılık hırkası, bir ayağım aşiyanın eşiğinde, diğer ayağım çukurda beklemekteyim; ne gitmek için ne de kalmak... Ben ucunda nur görünen yolların adanmış ve meczup yolcusu, zamanın boşluğunda soluklanıyorum; yorulduğum için değil, daha çok koşacağım için, ne Sana ne de bir başkasına...
O hâlde "Ey yolcu! Yol nereye gider, neye varır?" diye sorarsan; "Teyemmüm ettiğim hiçbir toprakta yoktu ayaklarının kokusu.." derim. Senin değil, toprağa bulanmış ruhunun, Rabb'in özene bezene yarattığı...
Ne de acizce geliyor kulağa değil mi¿ Allah katında acziyet olmaz Cimcime Sultan, teslimiyet makamında secdeler ediyor ruhum suretinde görünen Yaradan'a...
En derinlerinde, mayana un, tuz ve su olmak isterken tezgaha sıçrayan katıklar misaliydim, aynı misal hayatından da geçip gitmekteyim...
Oradan oraya savruluyor kelimeler, özneler, yüklemler, "Kompozisyonun ama teması nedir?" sorusuna ise hiçbir talebe cevap veremiyor...
Biliyor musun? Alkol, suda sonsuz çözünüyor. Vücudumuzun çoğunluğu su ise insan neden belirli bir kadehten sonra tıkanıyor¿
Peki şunu biliyor musun? Abartılamayan tek duygu özlemmiş. Eğer ki ben Seni özlemişsem, Sen neden benim kollarımın arasında, nefesin ciğerlerimde değil¿ Bacakların neden belimi sarmıyor¿ Neden en etkileyici tonunda ismimin "zikredildiğini" duymuyorum¿ Neden hâlâ boşlukların var¿ Neden bir delilik yapıp da tüm benliğimi içine akıtmayı, bir parça Sen bir parça benden muazzam bir Biz'e tevekkül etmeyi düşünmüyorum¿ Kokun nerede¿ Teninin ruhumu kamaştıran tadı¿
O hâlde ben Seni özlememiş mi oluyorum¿ Yoksa bazı şeyleri mi abartıyorum¿ Ya da hiçbir .ok yapamıyor muyum¿
Fotoğrafın değişmiş. Eski evinin kapısının önündeki hâlini koymuşsun. Seni öpmelere doyamıyordum... Dudaklarını yememek için kendimi zor tutuyordum... Tam da o eşikte, Sana son bakışlarımı atıyordum, gözlerimin önünden süzülürken, gönlüme pare pare yer ederken...
Konu çok dağıldı; bir film şeridi misali geçmektesin gözlerimin önünden. Ben mi ölüyorum, yoksa Seni mi öldürüyorum; bilmiyorum!
20.12.2025
23.49
Kalbim yoruldu,
Ruhum yoruldu,
Kalemim yorulmadı
Adını sayıklamaktan...
Doğacak güneşe emanetsin,
"Sen" kırıntılı hayallerin tadı hiçbir gerçekliğin tarifinde bulunmuyor...
Mayasına kurban olduğum
Şu an radyoda "Yakışıklı" çalıyor, ne vakit dinlesem aklıma bu şarkıyı bana gönderdiğin ve Sen gelirsin; şu an yüzümde tatlı bir tebessüm oluştu
Ama Seni çok seviyorum "."
Belki kendince şunu düşünüyor olabilirsin; "Gitme ihtimalimden bahsedince gerçek yüzünü gördüm, beni yok saydı, benden vazgeçti..." Hayır! Numaramı gözünü bile kırpmadan sildiğin (Sonradan tekrar kaydetmen bir anlam ifade etmiyor.), Sana tek bir kelamında dahi yalan söylemeyen bana o masada inanmamakta ısrar ettiğin, sonra arkanı dönüp ardına bile bakmadan gittiğin an'ların toplamında ben Sana veda ettim. Ve gördüğün (ya da hâlâ görmediğin ya da asla görmeyeceğin) gibi benim Seni sevmek için Sana ihtiyacım yok! Ve ben Raif Efendi değilim; sadece artık Sana yenilmek suretiyle tekrardan kesilmeye and içilmiş iletişimimize yön vermek istemiyorum.
Ne ağrıma gidiyor biliyor musun? Belki telefonda numarasını görüp oflaya puflaya cevapladığın, yani öyle ya da böyle istemeyerek de olsa bir şekilde iletişim hâlinde olduğun onca insan var hayatında. Ben ise Sen beni "ne olarak" konumlandırıyorsan o şekilde geçinip gidiyordum Seninle, gıkım çıkmadan; sanırım bu fazlalık geldi Sana, bunu kaldıramadın. Sitem değil, suçlama değil, seçim(in) ve karar(ım).
Aralıklı olarak zaman zaman ve son 3 aydır kesintisiz "Acaba onu görmek ya da kendimi göstermek için geçtiğimi düşünür mü?" düşüncesiyle geçtiğim odanın önünden bugün geçerken bir kuş kadar hafiftim; çünkü Sen yoktun. Ama ne yalan söyleyeyim, orada olmadığını bilmeme rağmen yine de bir heyecanlandım. Şu yazdıklarımın en acı tarafı ne biliyor musun? Sayılı zamanımızda bunu (tırnak içinde yazdığım kısmı) düşünmeme sebep ne kadar çok yaşanmamışlığımız birikmiş... Ve birikmeye devam etmekte..
Koyduğum o "."ları her gün değil her an geri yalıyorum, sadece bundan Senin haberin yok benim kurbanlar olduğum Ceren'im... Güneş-Uranüs kavuşumluyum ya, türlü türlü senaryolar uydurup, bir de bunlara kendimi inandırıp kulağına üfleyebilecek insanlara yaşamış gibi anlatıyorum; inanıyorlar... Sana olan tüm öfkeme (ki bu Sana olan sevgimin sonsuzluğundandır!) rağmen ben bataklığına tekrardan kendini bulama diye; üzülmeni istemiyorum, mutlu olman kısmı ile ilgilenmiyorum. "Karnında kelebekler uçuşması gerekirken" aksi hissiyatları yaşamaman adına; kinaye yoktur! Bazen şu davranışıma bakıp kendi kendime şunu soruyorum : "Bir gün Ceren'im şu yazdıklarımı okusa acaba Raif Efendi'den bir farkım kalır mı gözünde¿" Ama var Ceren'im, var! Eğer ki benim durumum farklı olsaydı "Senin lügatındaki o erkek tanımını" Sana iliklerine kadar yaşatırdım; kader işte, çok önceden rastlaşacaktık...
Seni Seviyorum; Sana zerre ihtiyaç duymadan...