TUZAĞA DİKKAT TÜRKİYEM! Suriye'nin, Esat ailesinin baskısından çok daha kötü günlerin henüz başlangıcında olduğunu sen de biliyorsun, ben de ve o da...Kısacası, hepimiz biliyoruz ama bilmezden/görmezden geliyoruz.
Çünkü beklenenden çok daha acılı ve kanlı günler bekliyor bu şanssız ülkeyi; vahşet ve dehşet bekliyor..Dışarıdan müdahale edenleri de içine çekecek bir cehennem bekliyor.
İşte tam bu sırada Dünya halklarının şeytani belası abd’nin maskara başkanı trump çıkıyor sahneye...
Akepe'li sayın Cumhurbaşkanı'nı “çok akıllı, çok güçlü, çok zeki, çok çetin" gibi laflarla yıkayıp yağlıyor, yıkayıp yağlıyor, sonra bir daha ve bir daha...
Gözümüze kaşımıza hayran mı gerçekten, ondan mı yapıyor bu sevimsiz şirin(!)liği?.. Elbette değil!
Bu maskarayı yeniden başkanlığa seçen abd ve abd kuyruğundaki batılı emperyalist devletlerin, egemenliğini yok ederek yıkıma sürükledileri Suriye'nin ne yazık ki adım adım karanlığa doğru yol alan geleceğindeki bataklığa batmak istemediklerinden, o karanlığı ve bataklığı havale edecekleri öngörü ve akıl yoksunu ülke arıyorlar.
... Ki, kendileri de bu arada Orta Doğu'nun petrollerini ve tüm diğer enerji kaynaklarını rahatça "götürsünler" , götürebilsinler.
İki hatırlatmayla bitiriyorum: Malum, çok yakın tarihteki "aldatılmışlıklarımız" hala mizah malzemesi olarak çiğneniyor ağızlarda...Yine sakız olmayalım, e mi?
Ve "demokrasi gelecek" alçakça yalanıyla İslam Devrimi(!)nden sonra kanın gövdeyi götürdüğü İran'ı, paramparça edilen Irak'ı ve Libya'yi , özellikle de kadınlar için iskencehaneye dönen Afganistan'ı u unutmayalım.
Henüz “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948)" ve “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (1979)” ... gibi uluslararası sözleşmelerin çok sonradan geldiği dünya gündeminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde doğrudan kadın haklarına yönelik devrimlerle demokratikleşme yolunda kararlı adımlar atılmaya başlanmıştı.
zamanın gerisinden sürüklendi hep bilincimiz, geciken sevmelerimiz gibi...
ve şimdi zamanın öylesine bir yerinde, ne geri dönmesi olası, ne de ışığı görmesi...
bedelini ödeyemedik yaşamın, ağır geldi, kaldıramadık yükünü, sosuz mutluluklara gebe kavgaların... ve -sonsuzluğu teslim almak istercesine- büyük aşkların...
çünkü bizden büyüktü onlar, çünkü, biz hep çocuktuk.
- SelamünAnşa, n'örün? - AleykümHaçça, eyyin..Sen n'örün? - Görmen mi, ben de eyyin.. - Eyi öleyse, gal sağlıcağınan. - Öyl'ossun..Hadi gaçtım ben. - Gaçma, Allağın emriyle neyim git. - Hi he hö! - Ho ha hu!
TUZAĞA DİKKAT TÜRKİYEM!
Suriye'nin, Esat ailesinin baskısından çok daha kötü günlerin henüz başlangıcında olduğunu sen de biliyorsun, ben de ve o da...Kısacası, hepimiz biliyoruz ama bilmezden/görmezden geliyoruz.
Çünkü beklenenden çok daha acılı
ve kanlı günler bekliyor bu şanssız ülkeyi; vahşet ve dehşet bekliyor..Dışarıdan müdahale edenleri de içine çekecek bir cehennem bekliyor.
İşte tam bu sırada Dünya halklarının şeytani belası abd’nin maskara başkanı trump çıkıyor sahneye...
Akepe'li sayın Cumhurbaşkanı'nı
“çok akıllı, çok güçlü, çok zeki, çok çetin" gibi laflarla yıkayıp yağlıyor, yıkayıp yağlıyor, sonra bir daha ve bir daha...
Gözümüze kaşımıza hayran mı gerçekten, ondan mı yapıyor bu sevimsiz şirin(!)liği?.. Elbette değil!
Bu maskarayı yeniden başkanlığa seçen abd ve abd kuyruğundaki batılı emperyalist devletlerin, egemenliğini yok ederek yıkıma sürükledileri Suriye'nin ne yazık ki adım adım karanlığa doğru yol alan geleceğindeki bataklığa batmak istemediklerinden, o karanlığı ve bataklığı havale edecekleri öngörü ve akıl yoksunu ülke arıyorlar.
... Ki, kendileri de bu arada Orta Doğu'nun petrollerini ve tüm diğer enerji kaynaklarını rahatça "götürsünler" , götürebilsinler.
İki hatırlatmayla bitiriyorum:
Malum, çok yakın tarihteki "aldatılmışlıklarımız" hala mizah malzemesi olarak çiğneniyor ağızlarda...Yine sakız olmayalım,
e mi?
Ve "demokrasi gelecek" alçakça yalanıyla İslam Devrimi(!)nden sonra kanın gövdeyi götürdüğü İran'ı, paramparça edilen Irak'ı ve Libya'yi , özellikle de kadınlar için iskencehaneye dönen Afganistan'ı u unutmayalım.
Henüz
“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948)"
ve
“Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (1979)”
... gibi uluslararası sözleşmelerin çok sonradan geldiği dünya gündeminde
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde doğrudan kadın haklarına yönelik devrimlerle demokratikleşme yolunda kararlı adımlar atılmaya başlanmıştı.
Bu nedenle
CUMHURİYET,
BİR KADIN DEVRİMİDİR!
zamanın gerisinden
sürüklendi hep bilincimiz,
geciken sevmelerimiz gibi...
ve şimdi
zamanın öylesine bir yerinde,
ne geri dönmesi olası,
ne de ışığı görmesi...
bedelini ödeyemedik yaşamın,
ağır geldi,
kaldıramadık yükünü,
sosuz mutluluklara gebe kavgaların...
ve
-sonsuzluğu teslim almak istercesine- büyük aşkların...
çünkü bizden büyüktü onlar,
çünkü,
biz hep çocuktuk.
* Hakan Keskin, Biz Hep Çocuktuk
Biraz da arabesk..Damardannn..Hıck!
?si=fwgiMX9rnS3epC_2
Çadır tiyatrosu soytarısı..Şarlatan.
- SelamünAnşa, n'örün?
- AleykümHaçça, eyyin..Sen n'örün?
- Görmen mi, ben de eyyin..
- Eyi öleyse, gal sağlıcağınan.
- Öyl'ossun..Hadi gaçtım ben.
- Gaçma, Allağın emriyle neyim git.
- Hi he hö!
- Ho ha hu!
THE END
Aşkın ömrü üç yıl...İlk yıl tutku, ikinci yıl şefkat, üçüncü yıl can sıkıntısı...imiş.
...Ayten takmış kafayi, kimden kaptıysa :(((
"Arzu doyurulmadığında ve tutku amaçsız kaldığında, hangi huzurdan söz edilebilir ki?.."
* Meczup, Halil Cibran
"Mesele şu ki, yarın yine yaşamak gerekecek..."
* İntihar Dükkânı, Jean Teule
"Mazi, pişmanlıklarımızla değil, öğrendiklerimizle anlam kazanır."
* Alıntı