Ergül Güzel
Ben dostumun sırtında taşıdığı bir yük olmam. Onun heybesinde hep duyabileceği bir ihtiyaç olurum.
Ben dostumun sırtında taşıdığı bir yük olmam. Onun heybesinde hep duyabileceği bir ihtiyaç olurum.
Hayat bazan çok sıkıcı oluyor, lakin aklıma sevdiklerim gelince bir tatlı sevinç kaplıyor ruhumu... Birde sevildiklerim olsaydı...
Gitmeler vardır ardına bakmadan, gelmeler vardır izin almadan...
Ne ardına bakmadan giden ol, ne de izin almadan gelen...
Zira her ikisinin de sonu biraz hüsran, bolca gözyaşı...
Bir simit ve çay tadında yaşamak
Yaşamak yoksulluğun sofrasını
Büyük bir gönül zenginliği edasında
Adım adım yaklaşan ölümün kıyısında
Bir çok insan siyasi irade ile bizi yönetenleri, bazı kanaat veya cemaat önderlerini büyük övgülerle dinimiz üzerinden sosyal medyda yaptığı paylaşımlarla, dinimizi, inancımızı ve dini değerlerimizi açıkça magazinleştiriyorlar... Kim kimden daha müslüman? Kim kimden daha dindar? Hangi siyasetçi müslüman, hangisi değil. Boşverin bunları canlar...
Bir dine veya dini değere sahip olmak için önce insan olmak lazım. Şimdi soruyorum: Kim insan? Kim dürüst? Kim merhamet ve vicdan sahibi? Kim adil? Kim insana ve insanca yaşama hizmet veriyor? Kim bu güzel dini hakka yakışır değerlerle yaşıyor ve yaşatılması için çaba sarfediyor?
Sosyal medya üzerinden paylaşımlarla ne müslüman olunuyor ne de insan...
Herkes kendinden sormludur. Bunu unutanın da sonu hüsran.
Sevmek eyleme dönüşmedikçe anlam kazanmaz.
Birden durdu adam... ve baktı... derin derin karşısındaki gözlere... güzeldi kadın ama çok güzeldi... gülen gözleriyle, ay parlaklığındaki duru ve masum yüzünde, şefkat ve merhamet adeta tebessüm ediyordu....
Usulca yaklaştı ve sordu adam kadına:
“Sevdam olurmusun?
O derin bakışların içerisinde kaybolan kadın duraksadı ve gülümsedi bilmeden;
“Sevdan olurum ama ya sen hasretim olursan? Diye sordu adama korkuyla...
Adama sustu bir süre...
“Sevdama ateş olup yakamam” dedi kendinden emin bir ses tonuyla...
Gülümsedi kadın bütün masumiyetiyle....
“ Ya sevdam ateş olurda yakarsa seni... dedi titrek sesiyle...
Duraksadı Adam, sustu ve yutkundu...
“Ben yanarım sevdamın ateşiyle, ya sen... yanarmısın benim hasretimle? Diye sordu kadına...
Sustu kadın... baktı derin derin, gözlerine derin derin bakan o gözlere...
Bu suskunluğun, bu sessizliğin içinde büyüyen kocaman sevgiyi kelimelere, cümlelere, kitaplara sığdıramayan insana o kocaman sevgiyi üç harfle anlattı ve öğretti o derin bakışların içinde saklı olan ilahi güç... AŞK...
AŞK hayattır. Hayat menzili uzun bir yoldur. Zordur, dikenlidir, kıştır, borandır ama aynı zamanda bahardır... ancak herşeye rağmen yaşamaya değer ve güzeldir...
Susmak bu kadar yorucuydu madem, konuşacaksın, yazacaksın, anlatacaksın ve paylaşacaksın ki yorulmayasın, incinmeyesin, kırılmayasın... Direneceksin hayata inançlarınla, düşüncelerinle ve eylemlerinle. Kavga edeceksin karanlıkla, başka türlü çıkamazsın aydınlığa... Hayatta paylaşmak güçtür, mutluluktur, güç mutluluk, mutluluk paylaşmaktır. Yersiz kırgınlıkların üzüntülerini yaşamak, acizliktir, zayıflıktır.
İnsanların doğumdan ölüme yürüdüğü yaşam yolunda karşılaştıkları problemlerin en büyüğü bence hayatın acımasızlığı ve adaletsizilğidir. Çözümü mümkün görülmesede bunun bilincede olan ve bu problemin üzerine inanarak, azmederek ve büyük bir cesaretle gidebilmeyi başaran insanlar, belki problemi çözememiş olabilirler ama en azından hayatın acımasızlığını ve adaletsizliğini görmezden gelerek, kendi yüreklerindeki merhamet ve adalet duyğusu ile hem içinde bulundukları toplumu hem de dünyayı güzelleştirmek için tarifi mümkün olmayan büyüklükte ve fedakarlıkta bir mücadele sergilerler. Dünya bu yürekli insanların fedakarlığı ve mücadele azmiyle hala güzel kalabilmektedir. İçinde bulunduğumuz bu karanlık günlerde, hayatımızda bu güzel insanların hiç eksik olmaması dileğiyle..