Kulak verin sözlerime iyice, Herkes öldürebilir sevdiğini Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimileri yaşlı iken öldürür; Şehvetli ellerle öldürür kimi Kimi altından ellerle öldürür; Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur, Kimi satar kimi de satın alır; Kimi gözyaşı döker öldürürken, Kimi kılı kıpırdamadan öldürür; Herkes öldürebilir sevdiğini Ama herkes öldürdü diye ölmez.
Özdemir Asaf (?) çevirisi ile;
Her insan öldürür gene de sevdiğini Bu böyle bilinsin herkes tarafından, Kiminin ters bakışından gelir ölüm, Kiminin iltifatından, Korkağın öpücüğünden, Cesurun kılıcından!
Kimisi aşkını gençlikte öldürür, Yaşını başını almışken kimi; Biri Şehvet'in elleriyle boğazlar, Birinin altındır elleri, Yumuşak kalpli bıçak kullanır Çünkü ceset soğur hemen.
Kimi pek az sever, kimi derinden, Biri müşteridir, diğeri satıcı; Kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi, Kiminden ne bir ah, ne bir figan: Çünkü her insan öldürür sevdiğini, Gene de ölmez insan.
burası 1870 lerde henüz kızların ilkokuldan sonra liseye gönderilmediği evlenme çağı geldi diyerek evlendirildiği yıllarda kızlarda okusun diyerek padişah 2. abdülhamidin memleketin dört bir tarafında bir seferberlik şeklinde yaptırdığı bir kız okulu. yıl şimdi 1991. saçlarımızın iki yanda örgülü olarak okula gittiğimiz yıllar. kalın dizimize kadar beyaz çoraplar giyip lacivert jile içine beyaz gömlek giyilen. disiplin uğruna farklı renk toka taktı diye ya da ince çorap giydiği için sıradan ayrıldığımız kenarda bekletyildiğimiz ve okulun tüm akıllı kurallara uyan uyumlu öğrencilerinin ve asık suratlı öğretmenlerinin bize suçluymuşuz gibi bakarak geçmelerinin sağlandığı yıllar. istiklal marşı okunurken kıpırdadı diye bir genç kızımızı okul müdürümüzün büstün önüne çağırıp binlerce öğrencinin gözü önünde ki bunu özellikle yapıyordu diğerlerine de göz dağı olsun diye bir tokat aşkeylediği yıllar. binamız tarihi bir yapı evet sultan 2. abdülhamidin kızlarımız da okusun diye gayret eden sultanımızın inşa ettirdiği bu güzelim taş binada ki ne kadar sağlammış iki yüzyıldır ayaktadır ve hala yıllara meydan okumaktadır- inkılap tarihi kitaplarında kızıl sultan diye anlatıldığı yıllar. ve hiç unutamadığım bir anıdır. inkılap tarihi hocamız ben konuyu anlatmak için kara tahtanın önündeyken tatlı bir müdahele yapıp demişti ki kızlar bilmelisiniz ki abdülhamid kızıl değildir. siz böyle okuyun ama doğrusunun bu olmadığını bilin. ah güzel hocam nasıl bir yaman çelişkiymiş o yıllar farkedememiştim o gün o saniye o tahta sıralarda. biz ecdadımızı onun yaptırdığı bu binada ecnebinin isteği ve keyfi için menfaati için kötülüyorduk. bu gün atatürkü eleştirdik diye feryad edenler ölen birinin kutsallığını burada unutmuş görünüyorlardı. bir gün okulumuza bir fizik hocası geldi.bu hoca diğerleri gibi değildi. bir farklıydı. kızlar onu hamam böceğine benzetmişlerdi acımasızca ve daha o gün adı hamam böceği kalmıştı. oldukça esmer bir teni ve çok zayıf uzun boylu olması basık ve iri bir burnu olması ve karizmatik olmayan tiz bir sese sahip olması onlara bu hakkı vermişti. üstelik köylü şivesiyle konuşuyor ve her tür yapmacıktan uzak içinden geldiği gibi davranıyordu. o sınıfta tahtanın önünden başlayıp pencerede ve tekrar kapının önüne kadar olan mesafede sürmekte olan voltalarını attıkça onlar arkasından suratları şekilden şekle girerek komikleştiklerini farketmeyerek gülerlerdi. o yanlarına yaklaşıp defterlerine eğilip bir şeyi düzeltmek falan gibi bir sebeple diyaloğa girmeye kalktığında derhal geri çekilip suratlarını buruşturuyorlardı. diğer yakışıklı buldukları ve açıkca kur yapmaktan utanmayıp hatta bu konuda birbirleriyle yarıştıkları fizik hocalarına hiç benzemiyordu bu. hatta o yakışıklı hocaları onların kendisine lan ilgilerinden o kadar bunalıyordu ki kendileriyle dalga geçerek bu utanmazlıklarını yüzlerine vurarak gününe neşe katıyordu. ama onlar bunu bile ondan gelecek bir ilgi olarak kabul edip sırıtarak mihnetle karşılıyorlardı. günler günleri kovaladı. çirkin fizik hocamız bu kızların eğlencesi olarak okulumuzdaki bir dönemini tamamlamıştı . karneler yaklaşıyordu. havalar ısınmıştı. gene bir gün okul çıkışı her zaman olduğu gibi eve gitmek için dolmuşa binmiştim. baktım biri geliyor . yanıma oturmak için izin istedi. başımı kaldırdığımda aa fizik hocamız. . tabii buyrun dedim. bir hoca yanıma oturmak için izin istemişti. o yıllar öyleydi . bir erkek bir bayanın yanına otururken nezaket gereği izin isterdi . ama o bir öğretmendi. ben onun öğrencisi. çok duygulanmıştım. adımı biliyordu, yüz kişilik sınıfta. oysa fiziğim ne kötüydü, nasıl da silik bir öğrenciydim. bir kaç cümlelik sohbet ettik. ve durakta bir grup insan daha bindi. bizim kızlar da vardı içlerinde. fizik hocamı her gördüğünde bir gülesi gelenler. gıcık olanlar. onu yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bulanlardan bir kaçı yani. hocamız ne mi yaptı ayağa kalktı. buyrun dedi ve en yakınındakine yer verdi. hepsi sustu o an kısa bir an bir sessizlik oldu. aaa kibarmış. o çipçirkin komik yaratık ne de kibarmış bayanlara çocuğu yaşında da olsa yer verirmiş. ah güzel hocam. yüreği güzel beyefendi hocam. neler neler düşündüm o an. gözlerim doldu. acaba arkandan gülem krizine giren bu kızların suratlarının ne şekil aldığını görüyor muydun, tahmin edebiliyor muydun, lakabının hamam böceği olduğunu hiç duymuş muydun., şu nezaket gösterip yerini verdiğin kızlardan birinin yanına yaklaşmaya kalktığında ihtiyaç duyup , nasıl tiksintiyle geri çekildiklerini farketmiş miydin. canım hocam sen öyle koca bir yüreğe öyle güzel bir karaktere sahipsin ki bilsen de yerini verirdin. biliyorum. seni hiç unutmadım
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı Ayın yıldızların çağlayarak Berrak şelaler yaparak Coşku içinde aktığı Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık Adı Ferhat mıydı neydi Koyunların, kuşların, böceklerin ve çiçeklerin Sadakatten mest oldukları Herbirinin gözlerinde Kaybolur gibi kayar gibi Dalıp gittiğimiz o saadet evreni Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan
Yaslan göğsüme sevdiğim Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir Toprak gibidir Sen ki bulut gibisin Ay gibisin güneş gibi bazen
Usul usul inen Yağmur tıpırtılarını Dinler gibi Dalıp gitmiştik Sen konuşuyordun İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun Onlar ki konuklarımızdı Adları Keremdi,Yusuftu, Kaystı Hepside ezelden tanıdıktı dosttu.
ha bu arada alev alatlı sadece edebiyatı.izda yeri yoktur. sosyoloji de ekonomik analizlerde psikolojik analizlerde de alev alatlı bir otoritedir. onu edebiyatımızla sinirsınırlamak onun bu yönlerine büyük haksizlik olur.
dondurmam gaymak paylaşımı suppperrrrrr
ve deli diyorlar desinler değişmeyen arkadaşım samimi olmanı çok beğendim kendi adıma. kutlarim
can yücel yazısı gerçekten güzeldi. tesekkurler
miraç sevgili peygamberin yaşadığı ve bize ibretler gösterdiği en muazzam olaylardan biri.
tüm islam aleminin ve güzide milletimin ve tabii kürsümün miraç gecesi kutlu olsun.
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.
Özdemir Asaf (?) çevirisi ile;
Her insan öldürür gene de sevdiğini
Bu böyle bilinsin herkes tarafından,
Kiminin ters bakışından gelir ölüm,
Kiminin iltifatından,
Korkağın öpücüğünden,
Cesurun kılıcından!
Kimisi aşkını gençlikte öldürür,
Yaşını başını almışken kimi;
Biri Şehvet'in elleriyle boğazlar,
Birinin altındır elleri,
Yumuşak kalpli bıçak kullanır
Çünkü ceset soğur hemen.
Kimi pek az sever, kimi derinden,
Biri müşteridir, diğeri satıcı;
Kimi vardır, gözyaşlarıyla bitirir işi,
Kiminden ne bir ah, ne bir figan:
Çünkü her insan öldürür sevdiğini,
Gene de ölmez insan.
burası 1870 lerde henüz kızların ilkokuldan sonra liseye gönderilmediği evlenme çağı geldi diyerek evlendirildiği yıllarda kızlarda okusun diyerek padişah 2. abdülhamidin memleketin dört bir tarafında bir seferberlik şeklinde yaptırdığı bir kız okulu. yıl şimdi 1991. saçlarımızın iki yanda örgülü olarak okula gittiğimiz yıllar. kalın dizimize kadar beyaz çoraplar giyip lacivert jile içine beyaz gömlek giyilen. disiplin uğruna farklı renk toka taktı diye ya da ince çorap giydiği için sıradan ayrıldığımız kenarda bekletyildiğimiz ve okulun tüm akıllı kurallara uyan uyumlu öğrencilerinin ve asık suratlı öğretmenlerinin bize suçluymuşuz gibi bakarak geçmelerinin sağlandığı yıllar. istiklal marşı okunurken kıpırdadı diye bir genç kızımızı okul müdürümüzün büstün önüne çağırıp binlerce öğrencinin gözü önünde ki bunu özellikle yapıyordu diğerlerine de göz dağı olsun diye bir tokat aşkeylediği yıllar. binamız tarihi bir yapı evet sultan 2. abdülhamidin kızlarımız da okusun diye gayret eden sultanımızın inşa ettirdiği bu güzelim taş binada ki ne kadar sağlammış iki yüzyıldır ayaktadır ve hala yıllara meydan okumaktadır- inkılap tarihi kitaplarında kızıl sultan diye anlatıldığı yıllar. ve hiç unutamadığım bir anıdır. inkılap tarihi hocamız ben konuyu anlatmak için kara tahtanın önündeyken tatlı bir müdahele yapıp demişti ki kızlar bilmelisiniz ki abdülhamid kızıl değildir. siz böyle okuyun ama doğrusunun bu olmadığını bilin. ah güzel hocam nasıl bir yaman çelişkiymiş o yıllar farkedememiştim o gün o saniye o tahta sıralarda. biz ecdadımızı onun yaptırdığı bu binada ecnebinin isteği ve keyfi için menfaati için kötülüyorduk. bu gün atatürkü eleştirdik diye feryad edenler ölen birinin kutsallığını burada unutmuş görünüyorlardı.
bir gün okulumuza bir fizik hocası geldi.bu hoca diğerleri gibi değildi. bir farklıydı. kızlar onu hamam böceğine benzetmişlerdi acımasızca ve daha o gün adı hamam böceği kalmıştı. oldukça esmer bir teni ve çok zayıf uzun boylu olması basık ve iri bir burnu olması ve karizmatik olmayan tiz bir sese sahip olması onlara bu hakkı vermişti. üstelik köylü şivesiyle konuşuyor ve her tür yapmacıktan uzak içinden geldiği gibi davranıyordu. o sınıfta tahtanın önünden başlayıp pencerede ve tekrar kapının önüne kadar olan mesafede sürmekte olan voltalarını attıkça onlar arkasından suratları şekilden şekle girerek komikleştiklerini farketmeyerek gülerlerdi. o yanlarına yaklaşıp defterlerine eğilip bir şeyi düzeltmek falan gibi bir sebeple diyaloğa girmeye kalktığında derhal geri çekilip suratlarını buruşturuyorlardı. diğer yakışıklı buldukları ve açıkca kur yapmaktan utanmayıp hatta bu konuda birbirleriyle yarıştıkları fizik hocalarına hiç benzemiyordu bu. hatta o yakışıklı hocaları onların kendisine lan ilgilerinden o kadar bunalıyordu ki kendileriyle dalga geçerek bu utanmazlıklarını yüzlerine vurarak gününe neşe katıyordu. ama onlar bunu bile ondan gelecek bir ilgi olarak kabul edip sırıtarak mihnetle karşılıyorlardı. günler günleri kovaladı. çirkin fizik hocamız bu kızların eğlencesi olarak okulumuzdaki bir dönemini tamamlamıştı . karneler yaklaşıyordu. havalar ısınmıştı. gene bir gün okul çıkışı her zaman olduğu gibi eve gitmek için dolmuşa binmiştim. baktım biri geliyor . yanıma oturmak için izin istedi. başımı kaldırdığımda aa fizik hocamız. . tabii buyrun dedim. bir hoca yanıma oturmak için izin istemişti. o yıllar öyleydi . bir erkek bir bayanın yanına otururken nezaket gereği izin isterdi . ama o bir öğretmendi. ben onun öğrencisi. çok duygulanmıştım. adımı biliyordu, yüz kişilik sınıfta. oysa fiziğim ne kötüydü, nasıl da silik bir öğrenciydim. bir kaç cümlelik sohbet ettik. ve durakta bir grup insan daha bindi. bizim kızlar da vardı içlerinde. fizik hocamı her gördüğünde bir gülesi gelenler. gıcık olanlar. onu yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bulanlardan bir kaçı yani. hocamız ne mi yaptı ayağa kalktı. buyrun dedi ve en yakınındakine yer verdi. hepsi sustu o an kısa bir an bir sessizlik oldu. aaa kibarmış. o çipçirkin komik yaratık ne de kibarmış bayanlara çocuğu yaşında da olsa yer verirmiş.
ah güzel hocam. yüreği güzel beyefendi hocam. neler neler düşündüm o an. gözlerim doldu. acaba arkandan gülem krizine giren bu kızların suratlarının ne şekil aldığını görüyor muydun, tahmin edebiliyor muydun, lakabının hamam böceği olduğunu hiç duymuş muydun., şu nezaket gösterip yerini verdiğin kızlardan birinin yanına yaklaşmaya kalktığında ihtiyaç duyup , nasıl tiksintiyle geri çekildiklerini farketmiş miydin. canım hocam sen öyle koca bir yüreğe öyle güzel bir karaktere sahipsin ki bilsen de yerini verirdin.
biliyorum.
seni hiç unutmadım
AŞK RİSALESİ
Ama sen uzaklardaydın ey kalbim
Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
Ayın yıldızların çağlayarak
Berrak şelaler yaparak
Coşku içinde aktığı
Bir yerlerdeydi.
Hani bir gün bir çobana rastlamıştık
Adı Ferhat mıydı neydi
Koyunların, kuşların, böceklerin ve çiçeklerin
Sadakatten mest oldukları
Herbirinin gözlerinde
Kaybolur gibi kayar gibi
Dalıp gittiğimiz o saadet evreni
Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan
Yaslan göğsüme sevdiğim
Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir
Toprak gibidir
Sen ki bulut gibisin
Ay gibisin güneş gibi bazen
Usul usul inen
Yağmur tıpırtılarını
Dinler gibi
Dalıp gitmiştik
Sen konuşuyordun
İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
Onlar ki konuklarımızdı
Adları Keremdi,Yusuftu, Kaystı
Hepside ezelden tanıdıktı dosttu.
Erdem Bayazıt
ha bu arada alev alatlı sadece edebiyatı.izda yeri yoktur. sosyoloji de ekonomik analizlerde psikolojik analizlerde de alev alatlı bir otoritedir. onu edebiyatımızla sinirsınırlamak onun bu yönlerine büyük haksizlik olur.