kaldı ki başbakan alkol almayın demiyor alkol alıp sarhoş olup kimle geceyi geçirdiğinizi bilmeyin demiyor bir den bire bir bulantıyla o gece yaptığının ayırdına varmayın demiyor bunları yapın yapmasına da o geceden hasıl olan veledi zinalarınızı yazıktır öldürmeyin diyor, devlet ne olursa olsun o evlada bakar diyor, bu cinayettir yahu diyor. hangisi canlılara daha saygılı. içip içip azan geceyi kimle geçirdiğini bile bilmeyen ve ogecenin meyvesi dirimi yok etmek için soluğu acımasız paragöz cerrahların sedyesinde alan o modern saçı röfleli çağdaş feminist kadınalr mı kürtaja ne olursa olsun karşı çıkan adam mı.
üniversiteyi bitirmiştim, temel eğitim kursuna alınmıştık bir ay süreli, ardından görev yerlerimize gidecektik. kursun son günleri bir kaç arkadaş bir restoranda yemek yiyip güzel zaman geçirelim istemiştik. grupta her kes birbirini bu kursta bir kaç haftadır tanıyordu. yemeklerimizi garsonluk yapan gence söylüyorduk. bizler et yemekleri söyledik. malum adanadayız ve adanalılar et severdirler. içimizden biri saçları kısacık kesilmiş, simsiyah renkte neredeyse cinsiyetini tamamen flulaştırmak isteyen bir kız arkadaş bize tiksintiyle bakıyordu. sıra ona geldiğinde ben salata alayım dedi, ben bir vejeteryanım dedi. o zamanlar vegan ismi yaygın kullanılmıyordu. bize de et yiyeceğimiz için pisliklermişiz gibi bakıyordu. bir süre sonra ordövür tabaklarında minik peynirli pideler geldi. ben vegan arkadaşımın bunu makul karşılayacağını düşünerek ve aç olduğumdan sevinçle elimi uzattım tam yiyeceğim arkadaş bu peynirden yapılmış bunu da yememeliyiz dedi, ben daha başka neler yenmemeli canlılara saygımızdan dedim kaldı ki için için peynir niçin yemememiz gerektiğini anlayamamış ve kızmıştım. arkadaşım yumurta süt ve benzeri hayvansal hiçbir şey yenmemeli canlılara ve ekolojiye saygısızlık diye uzun bir nutuk çekti. biz o gün et siparişlerimizi iptal ettik. biraz arkadaşımıza saygıdan biraz da ekolojiye o güne kadar çektirdiklerimizden utanarak. şimdi düşündüm de bu doğaya ve tek hücreli bile olsa canlılığa bu kadar önem veren bu arkadaşım hatta peynir bile yemeyip süt dahi içmeyi hayvanlara saygısızlık olarak gören bu entellektüelizmin doruklarında gezen modern arkadaşım hayvanlardan faydalanmayı ilkellik sayan güzide arkadaşım kürtaj yasaklanmalı diyen başbakanımıza direnildiğinde meseleyi sadece kadın açısından değerlendirmeyi ve refleksif tepkiler vermeyi uygun bulan odtülü modern kızlarımız feminist bacılarımız yürürken karşı çıktı mı kürtaj canlılara saygısızlıktır dedi mi, her bakımdan gelişimini tamamlamış bir cenini öldürmek yaşam hakkını elinden almak bir cinayettir diyebildi mi. ben hiç bir veganın ya da eko sistem yanlısının bu ayaklanmalara karşı çıktığını duymadım, kürtajı kınayan tek açıklamaya cılız bile olsa rastlamadım. her olayda her tartışmada olduğu gibi türkiyede bu meselede de başbakan islam kimliğinden dolayı öcüleştirildi, yerildi ve yalnız bırakılmaya çalışıldı. bir peynirli pide yemeyenler bu çelişkiyi nasıl izah ediyor merak etmekten kendimi alamadım
Hani bir oyun vardir biri bir kelime soyler digeri onun son harfiyle baslayan bir kelime daha ve oyun boyle surup gider. Son kelimem ne oldu simdi. Simdi haydi atilla ilhan oradan al.
bunu anlatabilir miyim bilmiyorum. bir deneyeceğim ve sevgili can çekişmekte olan koyun. sana bir hak ta bunu için borçlanacaksam lütfen ve ölümün sahiciliği adına beni affet. evim okuluma sadece beş dakikalık yürüme mesafesinde . bunun için araba kullanmayıp yürümeyi tercih ediyorum ve arada boş bir toprak zeminli geniş bahçe uzanıyor. bu gün yine sadece bu hayata dair ve gezegenimizdeki ve benim küçük dar dünyamdaki bin bir sorunla kafam dopdolu bir halde geçerken bir koyun sürüsünün yayıldığını gördüm. biraz yaklaşıp ve biraz daha dikkatimi odakladığımda iki adamın gövdelerinin arasından yerde çırpınan kol ve bacaklar gördüm. bir koyun kesiyorlardı. bu her an her saniye mezbahalarda yüzlerce binlerce koyunun hayvanın kesilerek kasaplarımızda ince damak zevkimize uygun dilim dilim yerini aldığı dünyamızda şaşılacak bir durum değildi. ama yine de can acıtacak bir durumdu. bunu bilmek canımın acımasına engel olamıyordu. sürünün bir süre daha yaşayacak olduğu diğer üyeleri başka bir adam tarafından başka bir tarafa doğru sevkediliyordu o esnada. geride kalan bir kaçı içlerinden birinin başına gelen ve hiçte parlak görünmeyen bu durumu şaşkın ürkek bakışlarla izliyordu. durup durup geriye dönüp dönüp. yerde kesilmekte olan hayvanın derin solumaya çalışan son gayretleri hiçbir insanın sarsılmadan edemeyeceği türdendi. ölüm ordaydı. havada asılıydı, solunan havaya karışıyordu ölümü tadan hayvanın nefesleriyle. ve biz yeniden ve yeniden bu havayı yoğun adrenalinli havayı soluyorduk. evet ölüm vardı. tadmamıştım yaşamamıştım ama vardı.
dostlar küsecek bir bir. onları dinlemediğiniz için . susturmaya çalıştığınızdan dolayı . oysa gerçek biriciktir. tektir ve hiç bir balçık onu kapatamayacak örtemeyecek. en çok ta o, gerçeği.
kaldı ki başbakan alkol almayın demiyor alkol alıp sarhoş olup kimle geceyi geçirdiğinizi bilmeyin demiyor bir den bire bir bulantıyla o gece yaptığının ayırdına varmayın demiyor bunları yapın yapmasına da o geceden hasıl olan veledi zinalarınızı yazıktır öldürmeyin diyor, devlet ne olursa olsun o evlada bakar diyor, bu cinayettir yahu diyor. hangisi canlılara daha saygılı. içip içip azan geceyi kimle geçirdiğini bile bilmeyen ve ogecenin meyvesi dirimi yok etmek için soluğu acımasız paragöz cerrahların sedyesinde alan o modern saçı röfleli çağdaş feminist kadınalr mı kürtaja ne olursa olsun karşı çıkan adam mı.
üniversiteyi bitirmiştim, temel eğitim kursuna alınmıştık bir ay süreli, ardından görev yerlerimize gidecektik. kursun son günleri bir kaç arkadaş bir restoranda yemek yiyip güzel zaman geçirelim istemiştik. grupta her kes birbirini bu kursta bir kaç haftadır tanıyordu. yemeklerimizi garsonluk yapan gence söylüyorduk. bizler et yemekleri söyledik. malum adanadayız ve adanalılar et severdirler. içimizden biri saçları kısacık kesilmiş, simsiyah renkte neredeyse cinsiyetini tamamen flulaştırmak isteyen bir kız arkadaş bize tiksintiyle bakıyordu. sıra ona geldiğinde ben salata alayım dedi, ben bir vejeteryanım dedi. o zamanlar vegan ismi yaygın kullanılmıyordu. bize de et yiyeceğimiz için pisliklermişiz gibi bakıyordu. bir süre sonra ordövür tabaklarında minik peynirli pideler geldi. ben vegan arkadaşımın bunu makul karşılayacağını düşünerek ve aç olduğumdan sevinçle elimi uzattım tam yiyeceğim arkadaş bu peynirden yapılmış bunu da yememeliyiz dedi, ben daha başka neler yenmemeli canlılara saygımızdan dedim kaldı ki için için peynir niçin yemememiz gerektiğini anlayamamış ve kızmıştım. arkadaşım yumurta süt ve benzeri hayvansal hiçbir şey yenmemeli canlılara ve ekolojiye saygısızlık diye uzun bir nutuk çekti. biz o gün et siparişlerimizi iptal ettik. biraz arkadaşımıza saygıdan biraz da ekolojiye o güne kadar çektirdiklerimizden utanarak. şimdi düşündüm de bu doğaya ve tek hücreli bile olsa canlılığa bu kadar önem veren bu arkadaşım hatta peynir bile yemeyip süt dahi içmeyi hayvanlara saygısızlık olarak gören bu entellektüelizmin doruklarında gezen modern arkadaşım hayvanlardan faydalanmayı ilkellik sayan güzide arkadaşım kürtaj yasaklanmalı diyen başbakanımıza direnildiğinde meseleyi sadece kadın açısından değerlendirmeyi ve refleksif tepkiler vermeyi uygun bulan odtülü modern kızlarımız feminist bacılarımız yürürken karşı çıktı mı kürtaj canlılara saygısızlıktır dedi mi, her bakımdan gelişimini tamamlamış bir cenini öldürmek yaşam hakkını elinden almak bir cinayettir diyebildi mi. ben hiç bir veganın ya da eko sistem yanlısının bu ayaklanmalara karşı çıktığını duymadım, kürtajı kınayan tek açıklamaya cılız bile olsa rastlamadım. her olayda her tartışmada olduğu gibi türkiyede bu meselede de başbakan islam kimliğinden dolayı öcüleştirildi, yerildi ve yalnız bırakılmaya çalışıldı. bir peynirli pide yemeyenler bu çelişkiyi nasıl izah ediyor merak etmekten kendimi alamadım
Hani bir oyun vardir biri bir kelime soyler digeri onun son harfiyle baslayan bir kelime daha ve oyun boyle surup gider. Son kelimem ne oldu simdi. Simdi haydi atilla ilhan oradan al.
her şey tükenecek olduktan sonra ve zaman diye bir yanılsama varken.
kimsenin suçu yok buray haklısın.
bunu anlatabilir miyim bilmiyorum. bir deneyeceğim ve sevgili can çekişmekte olan koyun. sana bir hak ta bunu için borçlanacaksam lütfen ve ölümün sahiciliği adına beni affet. evim okuluma sadece beş dakikalık yürüme mesafesinde . bunun için araba kullanmayıp yürümeyi tercih ediyorum ve arada boş bir toprak zeminli geniş bahçe uzanıyor. bu gün yine sadece bu hayata dair ve gezegenimizdeki ve benim küçük dar dünyamdaki bin bir sorunla kafam dopdolu bir halde geçerken bir koyun sürüsünün yayıldığını gördüm. biraz yaklaşıp ve biraz daha dikkatimi odakladığımda iki adamın gövdelerinin arasından yerde çırpınan kol ve bacaklar gördüm. bir koyun kesiyorlardı. bu her an her saniye mezbahalarda yüzlerce binlerce koyunun hayvanın kesilerek kasaplarımızda ince damak zevkimize uygun dilim dilim yerini aldığı dünyamızda şaşılacak bir durum değildi. ama yine de can acıtacak bir durumdu. bunu bilmek canımın acımasına engel olamıyordu. sürünün bir süre daha yaşayacak olduğu diğer üyeleri başka bir adam tarafından başka bir tarafa doğru sevkediliyordu o esnada. geride kalan bir kaçı içlerinden birinin başına gelen ve hiçte parlak görünmeyen bu durumu şaşkın ürkek bakışlarla izliyordu. durup durup geriye dönüp dönüp. yerde kesilmekte olan hayvanın derin solumaya çalışan son gayretleri hiçbir insanın sarsılmadan edemeyeceği türdendi. ölüm ordaydı. havada asılıydı, solunan havaya karışıyordu ölümü tadan hayvanın nefesleriyle. ve biz yeniden ve yeniden bu havayı yoğun adrenalinli havayı soluyorduk. evet ölüm vardı. tadmamıştım yaşamamıştım ama vardı.
karpuz diyarbakırdan olsa.
oooo savulun kürsünün kralı geliyor.
dostlar küsecek bir bir. onları dinlemediğiniz için . susturmaya çalıştığınızdan dolayı . oysa gerçek biriciktir. tektir ve hiç bir balçık onu kapatamayacak örtemeyecek. en çok ta o, gerçeği.
bir bozgun yaşayacaksınız, bir kırılma dönemi, veremeyeceksiniz bu sınavı
gönüllerde.en çok ta gönüllerde.