...geçip giden günleri düşünüyor, o günler elimde iyice ufalanıp kaybolmadan önce yazabidiğim her şeyi yazıyordum. Ve sonunda şunu anladım, bütün yazdıklarım gerçek, ben yalandım.
Müsait bir zamanda aşkı solladıktan sonra Yalnızlar şeridinden geçtim Nedeni bilmiyorum; ama Başıma bela ol diye seni seçtim Üstelik bu sevgide hız limitini de aşmadım Aştığım şeyler oldu zaman zaman Denizleri aştım bazen Bazen gururu mu? Çoğu zaman sensizliği Çekemediğim şeyler de oldu Başkasının gözlerine değmen mesela Yine de yılmadım hiçbir zaman Sadece içimde seni taşıdım Çoğu şeyi taşımaktan yorulmuşken bu beden İçim acıdı Seni yazdım Serinleyesin diye gölge oldum Üşümeyesin diye güneş Aç kalma diye ekmek Olduklarım olgunlaştırdı beni Olgunlaşmak eşitmiş matematikte sonsuzluğa/sensizliğe Bu gece yalnızlar şeridinden geçtim Aşk meğer bir zehirmiş Ben o zehri gözlerinden içtim
Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz.
Haftanın ilk iş günü için erkenden uyuyacaklara, köşe başında pazarlığa tutuşmak için işe koyulanlara, yenmek için soyulanlara yolda olanlara, yolunda olanlara, solunda ağrı olanlara ve tabiki varlığıyla yeryüzünü yeşerten kaptana gelsin...
Günaydın, depozitosu olmadığından dönmeyenler...
Kendimizi özgürlük çocukları gibi görüyorduk ; misyonumuz , rock'n roll'un devrimci ruhunu korumak,savunmak ve yansıtmaktı.
...geçip giden günleri düşünüyor, o günler elimde iyice ufalanıp kaybolmadan önce yazabidiğim her şeyi yazıyordum. Ve sonunda şunu anladım, bütün yazdıklarım gerçek, ben yalandım.
Müptezeller, Emrah Serbes
En iyisi, bir köşeye çekilip seyirci kalmak, onun için diyorum ki , yaşasın yer altı
Yeraltından Notlar, Dostoyevski
ah ulan ah!
Şu yaşam delilen şey, ne biçim şeydi? Kimi zaman sevinçler veren, kimi zaman içimizi acılarla dolduran, kölesi olduğumuz şu yaşam neyin nesi böyle?'
Pal Sokağı Çocukları, Ferenc Molnar
Müsait bir zamanda aşkı solladıktan sonra
Yalnızlar şeridinden geçtim
Nedeni bilmiyorum;
ama
Başıma bela ol diye seni seçtim
Üstelik bu sevgide hız limitini de aşmadım
Aştığım şeyler oldu zaman zaman
Denizleri aştım bazen
Bazen gururu mu?
Çoğu zaman sensizliği
Çekemediğim şeyler de oldu
Başkasının gözlerine değmen mesela
Yine de yılmadım hiçbir zaman
Sadece içimde seni taşıdım
Çoğu şeyi taşımaktan yorulmuşken bu beden
İçim acıdı
Seni yazdım
Serinleyesin diye gölge oldum
Üşümeyesin diye güneş
Aç kalma diye ekmek
Olduklarım olgunlaştırdı beni
Olgunlaşmak eşitmiş matematikte sonsuzluğa/sensizliğe
Bu gece yalnızlar şeridinden geçtim
Aşk meğer bir zehirmiş
Ben o zehri gözlerinden içtim
F.
Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz.
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Haftanın ilk iş günü için erkenden uyuyacaklara, köşe başında pazarlığa tutuşmak için işe koyulanlara, yenmek için soyulanlara yolda olanlara, yolunda olanlara, solunda ağrı olanlara ve tabiki varlığıyla yeryüzünü yeşerten kaptana gelsin...
ayılalım...