Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerimi yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekâsıyla doymak isterdim kaba solgun kâğıtlar sunardı şehrin insanı bana
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.
Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı ham elmalar yemekten göveren dudaklarım mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını. Azıcık gece alayım yanıma yalnız serçelerin uykusuna yetecek kadar gece böcekler için rutubet örümcekler için kuytu biraz da sabah sisi yabani güvercin kanatları renginde biz artık bunlar olarak gidiyoruz eylesin neyleyecekse şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin bozuk paraların insanı, sivilcelerin.
İşte öldüm, işte son kadife çiçekleri son defneler, baldıranlarla kefenlediler beni bütün kaçaklar için ince bir merhem oldu benim ölümüm bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak benim ölümümden yayılan kırpıntıları boğaz tokluğuna çalışanlar özenle kilitleyecek göğüslerinde benim ölmüş olmamı hiçbir yaprak damarından hiçbir su özünden atamayacak beni ortaya benim ölümüm sürülecek pey akçesi olarak tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca ama neler olup bittiğini hiçbir âyetten hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin.
Şehrin İnsanı kendi türünden milyarlarcasının tam ortasında müthiş bir yalnızlık içinde ölmeye mahkumdur. Ama yinede apaçık olan bu gerçeği görmezlikten gelip kendini dünyanın merkezinde sanmak ve herşeyin kendi etrafında döndüğüne dair garip bir saplantı içinde olmak sadece bu türe mahsus bir hastalıktır. Tedavisi ise henüz bulunamamıştır. Çünkü hastalara teşhis koymaya çalışan hekimlerin büyük çoğnuluğuda bu hastalğın pençesinde kıvranmaktadır (tabiki farkında değildir) .
Şehrin insanı genellikle korkaktır. Bu nedenlede en başta saldıran herzaman kendisi olur.
Şehrin insanı kendini Tanrı olarak görür bu yüzdende kendi rahatı için kendi dışındaki herşeyi yıkmakta sakınca görmez. Şehrin insanı Tanrı olduğuna göre Doğa onun için vardır O'da tabiat üzerine sonsuz tasarruf hakkına sahiptir. Bu yüzden kendi hastalıklarına ilaç bulmak için fareleri ve diğer hayvanları ölümcül deneylerde kullanmakta sakınca görmez.
Kuşlar ve diğer hayvanlar 'Tanrı' nın köleleridir ve onun rahatı için başka bir Tanrı tarafından yaratılmıştır bu yüzden onu öldürmek ve işkence etmek suç sayılmaz.
Şehrin insanı rahatına düşkündür ama yinede herzaman içinde bir huzursuzluk taşır. Bu hiçbir zaman tatmin olamamanın huzursuzluğudur. Şehrin insanı Tanrıdır ve bütün dünyaya sahip olsa bile asla doymayacaktır. Çünkü bu sefer uzaktaki yıldızlar ona pek parlak ve gözalıcı gelecek.
Şehrin insanı ihaneti sever ve hüner olarak kabul eder. Bu yüzden onların en erdemlisi bu sanatı en iyi icra edenleridir. Erdem ise tuzlu suya benzer içtikçe susuzluğunu artırır.
Bu teoriye göre madde olarak düşündüğümüz şey aslında elektriksel sinyaller tarafından beynimizde oluşan algılardan ibarettir. yani aslın dokuduğumu sandığım klavye bir madde deği sadece beynime gönderilen elektirksel sinyallerden dolayı beynimin görme merkezinde böyle bir şekil oluşuyor. yani aslında ben hiçbrişey görmüyorumda gördüğümü sanıyorum... aynı teori matrix tede öne sürülmüştü. teorinin doğruluğu-yanlışlığı bir kenara kime hizmet ettği(yada ne kazandırdığı) henüz açıklık kazanmış değil
Ve son... verilen herşeyi geri istemek, yada fırtlatıp atmak yüzüne tüm verilenleri... 'hiçbirşey eskisi gibi olmayacak biliyorum'dan... 'Zaten Dünyaya hükmetmek gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı' ya ne yaşandıysa unut artık... Şehvetin Teninde bıraktığı o yanık et kokusunu özlemiyor değilim ama geri dönüyorum geri dönmek zorundayım; Kendimi bulduğum, Kendimi evlatlık edindiğim o cami avlusuna...
Aldatmak... Bir gece ansızın Düşünde başka bir meleği görmek... Kırılmaya hakkın yok biliyorsun. Hiçkimse sonsuz sadakat vaadetmedi sana.. Çıldırmakta olduğunu sanabilirsin ama hiçbirşey onu gayrımeşru kılamaz artık.. Artık aşklar eskisi gibi yaşanmıyor çünkü... Anlamalısın ve kurtarmalısın kendini eski ve iyi insanların dünyasından böylece ölmeye devam edeceksin yoksa.... Aldattım evet... Artık başka bir tende erimemi ve başka birinin solğuyla hayatta kalmamı yadsıyamazsın ama.. Buna Kim aldatmak dedi hem anlayamıyorum...
sadece sonu güzel..
2. Ölüm Cantabile
Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekâsıyla doymak isterdim
kaba solgun kâğıtlar sunardı
şehrin insanı bana
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.
Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivilcelerin.
İşte öldüm, işte son kadife çiçekleri
son defneler, baldıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için ince bir merhem oldu benim ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
benim ölümümden yayılan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerinde
benim ölmüş olmamı
hiçbir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiçbir âyetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin.
İsmet Özel / Üç Firenk Havası
....
Bazende gülümsedim nazikçe
Dinlemediğim belli olmasın diye
Şehrin İnsanı kendi türünden milyarlarcasının tam ortasında müthiş bir yalnızlık içinde ölmeye mahkumdur. Ama yinede apaçık olan bu gerçeği görmezlikten gelip kendini dünyanın merkezinde sanmak ve herşeyin kendi etrafında döndüğüne dair garip bir saplantı içinde olmak sadece bu türe mahsus bir hastalıktır. Tedavisi ise henüz bulunamamıştır. Çünkü hastalara teşhis koymaya çalışan hekimlerin büyük çoğnuluğuda bu hastalğın pençesinde kıvranmaktadır (tabiki farkında değildir) .
Şehrin insanı genellikle korkaktır. Bu nedenlede en başta saldıran herzaman kendisi olur.
Şehrin insanı kendini Tanrı olarak görür bu yüzdende kendi rahatı için kendi dışındaki herşeyi yıkmakta sakınca görmez. Şehrin insanı Tanrı olduğuna göre Doğa onun için vardır O'da tabiat üzerine sonsuz tasarruf hakkına sahiptir. Bu yüzden kendi hastalıklarına ilaç bulmak için fareleri ve diğer hayvanları ölümcül deneylerde kullanmakta sakınca görmez.
Kuşlar ve diğer hayvanlar 'Tanrı' nın köleleridir ve onun rahatı için başka bir Tanrı tarafından yaratılmıştır bu yüzden onu öldürmek ve işkence etmek suç sayılmaz.
Şehrin insanı rahatına düşkündür ama yinede herzaman içinde bir huzursuzluk taşır. Bu hiçbir zaman tatmin olamamanın huzursuzluğudur. Şehrin insanı Tanrıdır ve bütün dünyaya sahip olsa bile asla doymayacaktır. Çünkü bu sefer uzaktaki yıldızlar ona pek parlak ve gözalıcı gelecek.
Şehrin insanı ihaneti sever ve hüner olarak kabul eder. Bu yüzden onların en erdemlisi bu sanatı en iyi icra edenleridir. Erdem ise tuzlu suya benzer içtikçe susuzluğunu artırır.
'Beni çok garip bir dönemimde tanıdın'
Evet oldukça garip :)
Bu teoriye göre madde olarak düşündüğümüz şey aslında elektriksel sinyaller tarafından beynimizde oluşan algılardan ibarettir. yani aslın dokuduğumu sandığım klavye bir madde deği sadece beynime gönderilen elektirksel sinyallerden dolayı beynimin görme merkezinde böyle bir şekil oluşuyor. yani aslında ben hiçbrişey görmüyorumda gördüğümü sanıyorum...
aynı teori matrix tede öne sürülmüştü. teorinin doğruluğu-yanlışlığı bir kenara kime hizmet ettği(yada ne kazandırdığı) henüz açıklık kazanmış değil
Şehrin İnsanı, Şehrin İnsanı, şehrin
Ucuz cesaretlerin insanı, Zarif İhanetlerin
Ve son...
verilen herşeyi geri istemek, yada fırtlatıp atmak yüzüne tüm verilenleri... 'hiçbirşey eskisi gibi olmayacak biliyorum'dan... 'Zaten Dünyaya hükmetmek gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı' ya ne yaşandıysa unut artık...
Şehvetin Teninde bıraktığı o yanık et kokusunu özlemiyor değilim ama geri dönüyorum geri dönmek zorundayım;
Kendimi bulduğum, Kendimi evlatlık edindiğim o cami avlusuna...
Aldatmak...
Bir gece ansızın Düşünde başka bir meleği görmek... Kırılmaya hakkın yok biliyorsun. Hiçkimse sonsuz sadakat vaadetmedi sana.. Çıldırmakta olduğunu sanabilirsin ama hiçbirşey onu gayrımeşru kılamaz artık.. Artık aşklar eskisi gibi yaşanmıyor çünkü... Anlamalısın ve kurtarmalısın kendini eski ve iyi insanların dünyasından böylece ölmeye devam edeceksin yoksa....
Aldattım evet...
Artık başka bir tende erimemi ve başka birinin solğuyla hayatta kalmamı yadsıyamazsın ama.. Buna Kim aldatmak dedi hem anlayamıyorum...