Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Muhibbi26.12.2004 - 03:03

    sultan süleyman

  • bekir sıtkı erdoğan05.12.2004 - 15:41

    KARA GÖZLÜM EFKARLANMA GÜL GAYRİ

    Kara gözlüm, efkarlanma gül gayri!
    İbibikler, öter ötmez ordayım.
    Mektubunda diyorsun ki: 'Gel Gayri! '
    Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım.

    Ah çekerim resmine her bakışta!
    Bir mahzunluk var o boyun büküşte.
    Emin ol ki, her sigara yakışta,
    Sanki, duman tüter tütmez ordayım...

    Mor dağlara, karargahlar kurulur;
    Eteğinde bölük bölük durulur...
    On dakika istirahat verilir;
    Tüfekleri çatar çatmaz ordayım! ..

    Dağlar taşlar bu hasretlik derdinde;
    Sabır, sebat etmez gönül yurdunda!
    Akşam olur, tepelerin ardında,
    Daha güneş batar batmaz ordayım...

    Aramıza dağlar girmiş koskoca!
    Meraklanma, gönlüm dağlardan yüce...
    Bir gün değil, beş gün değil, her gece,
    Yatağıma yatar yatmaz ordayım...

    Bahar geldi; koyun, kuzu koklaştı,
    İki aşık, senelerdir bekleşti...
    Kara gözlüm, düğün dernek yaklaştı;
    Vatan borcu biter bitmez ordayım!

    BEKİR SITKI ERDOĞAN

  • bekir sıtkı erdoğan05.12.2004 - 15:41

    MARIA

    Sustu Another Life gazinosu
    Sustu şarkılar,
    Paletimde renk sustu, fırçamda şekil
    Ve bu gece ilk defa şimal körfezinde
    Sustu Peramos'un mazgallarından
    Şehre pancur pancur dökülen arya,
    Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar,
    Ne o kor tenli, kızıl saçlı kanarya.
    Bu medar ikliminin tenha gecesinde
    Sardı bambu kamışlarını pişman bir sükut
    Sardı bu sızı
    Hani birdenbire bazen bütün etrafımızı
    Sapsarı bir şüphe sarar ya işte öylesine berbat bir hal var.
    Hiç bir şey düşünmek istemiyorum, hiç bir şey
    Ama dördüncü tarassut kulesinde
    Bir şüpheli sinyal var
    Hayır hayır yalan bütün bunlar
    Artık ne kadere inanıyorum ne fala
    Yalan söylüyor o falcı kadın
    O hintli parya.
    Ben yalnız sana inanıyorum
    Yalnız sana, MARYA...
    Beni kahrediyor böyle geçen her gece
    Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer
    Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener.
    İnan ki sevgili MARYA
    Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder
    Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük
    Ve hepsi angarya.
    Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum
    Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda
    Pol'un ebedi matemine rağmen
    Virjini olabilirdi bu vapurda
    Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun.
    Baharda geleceğim diyordun hani
    Haydi gel daha ne bekliyorsun işte mevsim bahar ya.
    Fırçam neden böyle titrer bilir misin?
    Ve neden resimlerimde fon sapsarı
    Anlıyorsun değil mi yavrum
    Bütün kağıtlara sinmiş anlıyorsun
    Bu tropikal zehir, Bu müzmin malarya,
    Sensiz nasıl da boş iskele, sensiz nasıl da tenha şehir
    Müfreze nöbetçilerinin gözü önünde
    Koydan yıldızları çalmışlar bir bir,
    Yine de birkaç çımacı, birkaç palikarya.
    Ama kim düşünür yıldızları,
    Yüzbaşı Arnold'u vurmuş yerliler
    Matemler içinde tekmil batarya.
    Bu insanlar, bu gök, bu deniz, bu yer
    Birer birer kaybolmaya mahkum, birer birer
    Biz ki çoktan bu sapsarı hasret içinde susuz
    Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz.
    Nasıl, ağlıyor musun MARİA? ..
    Sil gözlerini, sil yavrum
    Bizim yokluğumuzdan ne çıkar
    Aşkımız var ya.

    BEKİR SITKI ERDOĞAN

  • gizli sevda13.06.2004 - 00:19

    Oy Ne İmiş Ne İmiş Aman Aman,
    Kaderim Böyle İmiş.
    Gizli Sevda Çekmesi Aman Aman,
    Ateşten Gömlek İmiş.

  • Hat Sanatı11.06.2004 - 22:35

    Ressam Hasan Kavruk, çıktığı Avrupa gezilerinin birinde, meşhur İspanyol ressam Picasso'nun Paris'teki atölyesine uğrayıp izin verirse atölyesinde çalışarak çok şeyler öğrenmek istediğini belirtir. Bunun üzerine Picasso:

    - Sen Türksün değil mi, der.

    Sonra da oldukça ibretli bir şekilde:

    -Biz bugün sanatta sizin eski hattatlarınızın yaptıklarını yapmaya çalışıyoruz. Sen hemen memleketine dön ve kendi hat sanatını incele, der.

    Türkler, İslâmiyetle şereflendikleri zamanlarda deri işletmeciliğinde oldukça mahirdiler. Kısa zamanda İslam Yazısı'na intibak eden ecdadımız, yazıda da hünerlerini göstermekte gecikmemiş; hat sanatı tarihinde ekol olan Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Ahmed Karahisarî, Mehmed Şefik Efendi ve Mustafa Râkım Efendi gibi güzide sanatkârlar, Türkler arasından yetişmiştir. Ve böylelikle hafızalarda yer eden şu gerçek ortaya çıkmıştır:

    Kur'an-ı Kerim Mekke'de (Hicaz'da) nail oldu.
    Mısır'da okundu.
    İstanbul'da yazıldı.

    İstanbul asırlar boyunca hat sanatının başkenti olmuş ve olmaya devam etmektedir. Tarihe isimlerini celî (büyük) harflerle yazdıran hattatlar, ekseriya İstanbul'da yetişmiş, İstanbul camileri çok kısa aralıklarla icazet merasimlerine tanıklık etmiştir.

  • filistin10.06.2004 - 20:39

    Filistinli bakan: Osmanlı’ya ihanetin bedelini ödüyoruz


    Filistinli Bakan Salim Tamari, Araplar olarak Osmanlı Devleti’ne yaptıkları ihanetin bedelini ödediklerini söyledi.

    Geçen hafta düzenledikleri Filistin gezisine ilişkin bilgi veren Türkiye-Filistin Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Tanrıverdi, Doğuş Kilisesi’nin bulunduğu bölgeyi ziyaretleri sırasında Bakan Tamari’nin, “Osmanlı Türkü’nün kıymetini bilemedik. Onlara ihanet ettik. İhanetin bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Bize yardım edin ve yeni bir sayfa açalım.” dediğini aktardı. TBMM’de düzenlediği basın toplantısına, “Sizlere mazlum ve mağdur Filistin halkının sevgilerini, anaların gözyaşlarını, çocukların feryatlarını getirdim.” sözleriyle başlayan Tanrıverdi, 1,5 saat görüştükleri Filistin lideri Yaser Arafat’ın da “Türkiye’den ilk kez resmi bir heyetin Filistin’e ayak bastığını” ifade ettiğini söyledi.

  • osmanlı imparatorluğu22.05.2004 - 02:27

    Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği 'İnsan Hakları Fermanı' nda şöyle buyurmaktadır:

    Devlet askerleri (Sipahiler) , biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerlerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı' diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar. Ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.

  • osmanlı devleti22.05.2004 - 02:27

    Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği 'İnsan Hakları Fermanı' nda şöyle buyurmaktadır:

    Devlet askerleri (Sipahiler) , biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerlerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı' diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar. Ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.

  • osmanlı22.05.2004 - 02:27

    Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği 'İnsan Hakları Fermanı' nda şöyle buyurmaktadır:

    Devlet askerleri (Sipahiler) , biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerlerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı' diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar. Ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.

  • sultan süleyman22.05.2004 - 02:26

    Kanuni Sultan Süleyman, 1389 yılında Kosova Savaşı ile fethedilen Arnavutluğa bağlı, Belgrad Bölgesi’nde yaşayan halkın haklarının korunması için, 1558 yılında Belgrad Kadısı’na gönderdiği 'İnsan Hakları Fermanı' nda şöyle buyurmaktadır:

    Devlet askerleri (Sipahiler) , biçilmeyip el ile yolunan ottan zorla vergi alırlar imiş, kaldırdım. Askerler, ev yakınında bulunan bağ, bahçe ve bostanlardan yemeklik için üretim yapanlardan para almak isterler imiş, almasınlar, yasakladım. Boş yerlere tarla açanlardan, ihya edenlerden vergi alınmasın. Nehir üzerlerindeki dolap ve karaca değirmenler, yeni yapılmış olsalar dahi fazla vergi alınmasın. Askerler, tarla ürünlerini satmak için, halka pazar yerine götürmelerini isterler imiş, pazara götürülmesin, teklif dahi edilmesin. Askerler ‘boyunduruk hakkı’ diye vergi almasınlar. Askerler savaşa gitseler, geride kalan mallarını köy halkından güvenilir adamlar korusunlar. Yeni evlenen yeniçerilerden ‘gerdek hakkı' diye vergi alınır imiş, bundan böyle alınmasın. Savaş esnasında bile askerler eve girip arı kovanlarına dokunmasınlar. Ve yerleştiği yerde, evleri önünde, sancakları altında kendi geçimleri için ürettikleri arı kovanından dahi vergi alırlar imiş. Onu dahi göresin. Başka kovanlık olmayıp, evleri yanında ve sancakları altında olan kovandan dahi vergi aldırmayasın. Kovan hakkı bahanesi ile askerler savaş esnasında bile bu bahaneyle evlere girmekten men eylensin. Bu husus için şikayet ettirmeyesin.