Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Olay Olay
Olay Olay

' İNANÇ GÖRÜNMEYENE İNANMAKTIR, GÖRÜNMEYENE İNANIRSANIZ BAŞKALARININ GÖREMEDİKLERİNİ GÖRÜRSÜNÜZ '.......SAĞLIK..MUTLULUK...HUZUR VE NEŞE DOLU GÜNLER DİLEĞİYLE...

  • şu an ne dinliyorum07.03.2011 - 16:58

    Yarın Adının Ne Olacağını Bilemessin...
    Senai Demirci

  • şu an ne dinliyorum23.01.2011 - 13:58

    Mahşer...
    Dursun Ali ERZİNCANLI

  • hayat?22.01.2011 - 08:02

    HAYAT BENİ İSTEDİĞİN KADAR ÜZ, ŞÜKRÜMDEN BİR PARÇA BİLE EKSİLTEMEYECEKSİN.. NASILSA ÜZÜNTÜM GİBİ SENDE BİRGÜN BİTECEKSİN...! B.Y

  • vefasız29.12.2010 - 17:00

    Ey Vefasız! !

    Ayrılık derdiyle yıkılmış bedenim.
    Hayilini görmek icin zorda olsa acık dura bilen gözlerim var
    Senin bana bıraktığın tek hatıra.
    Keşke gözlerime baka baka diyebilseydin
    Ki ayrılmalıyız artık ama bu kalleşce gidişine hangi yürek dayanırdı
    Hangi yürek hadi cesaretin yoktu diyelim
    Yasanmış o güzel yılların anısına bir kac satırda mı yazamadın ey vefasız
    Şimdi o sokaklarda gezdiğimiz yerlerde boynu bükük geziyorum
    Seni bana soran olur ise bir çift dolu gözle başımı öne eğıyorum
    Bilmem beni bu hale düşürmeye ne hakkın vardı
    Zaten gece olunca sensizliğin tam 12 sinde
    Elimde kalan son resminle kendimi avutmaya calışıyorum
    Ağlamaksı gözlerle düşünmek
    Düşündükce daha cok caresiz kalmak
    Ve senin bir başkasının olusunun hayalini kurmak herşeyden acı
    Bunları bana yaşatmaya hakkın varmıydı
    Dünyamı karartmaya, yüreğimin kapılarını herkese kapatmaya,
    uykularımı kabusa cevirmeye,
    İki sevgili dolaşırken gözlerimi doldurmaya hakkın varmıydı
    Ey vefasız hakkın varmıydı.
    Bugün yıkılışımın yıldönümü
    Yüreğim hala senin bıraktığın gibi bomboş
    Eski ve harabe bir ev gibi eskimiş resmini de bir albüm içinde saklıyorum
    Ve dilimde mırıldandığım sadece şu sarkı sözleri var…….
    (tek tesellim kaldı oda hayalin onuda al eğer acımıyorsan
    Hic düşünme beni ne olur halim, hep uzaklarda kal acımıyorsan
    Yaktın sevgi denen duygularımı yıktın dağlar gibi umutlarımı
    Çaldın bu günümü yarınlarımı;
    Gel canımıda al acımıyorsan,
    Unutmak istesem unutulmuyor seven gönül sözle avutulmuyor
    Bir kadeh boşalıp biri doluyor kır kadehlerimide acımıyorsan)
    Diye sürüp giden sadece bu şarkı var dilimde artık
    Eskisi gibi gecelerim ağlamaklı günlerim boynu bükük geçmiyor
    Çünki seni herşeye rağmen unutmaya çalışıyorum
    Ama şunuda iyi bilki vefasız sana verdiğim duyguları,
    Mutluluğu heyecanı kısacası o büyük aşkımı
    Sana Helal Etmiyorum…!
    Haram olsun ey vafasız…!
    Gün gelirde birgün, sende benim gibi seversen
    Yüreğin hasret, gözlerin yaş dolsun ey vefasız…!
    Ey Vefasız – Umut Sandalı

  • hoşçakal29.12.2010 - 16:56

    Hoşçakal

    Ben veda etmeyi hiç beceremem.
    Duygularımı da pek açığa vuramam zaten.
    Bu veda çok, çok zor geliyor bana….
    Aslında hiç böyle son bir görüşmeye gerek yoktu.
    Ama insanın kanı durmuyor işte, ne varsa bu son anlarda? …
    Senden hatırlamanı bile istemiyorum,
    Sadece temizliği ve saflığıyla yaşatalım bu aşkı.
    Kalbimizin kuytu bir köşesinde…
    Ne güzel başlamıştı…
    Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten,
    En güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık.
    Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık.
    Kavgaların en güzelimi biz yaptık,
    Çünki barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.
    Çok sevdim.
    Fakat doruğuna vardık kutsal duyguların.
    Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile…
    Günlerce aylarca yıllarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık.
    Ne alaylı bakan gözlere, ne de bir dost sözüne aldırdık.
    Kendi ateşimizle yandık, en önemlisi de birbirimizi anladık.
    Romantik şarkıları, serin akşam üstleri yaşadık seninle.
    Gerçek aşkı tattık, seninle; bunu sende biliyorsun.
    Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi?
    Biz birlikte olmasakta…
    Güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz.
    Şimdi de ayrılığın en güzelini, en zorunu biz yaşıyoruz yine…
    Lütfen! … Ağlama…
    Neden benimkilerle yaşıyor göz yaşların?
    Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin?
    Güçlüsündür sen…
    Seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil göz yaşlarını.
    Havada kararmak üzere.
    Zaman bize hep acımasızdı zaten.
    Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde…
    Sana bir şey söylemek istiyorum.
    Ne kadar ayrılığa mecbur olsakta unutma ki seni çok seviyorum.
    Bir de küçük bir istek; arkana dönüp bakma, tamam mı?
    Her şey burda bitsin, burda kalsın.
    HOŞÇAKAL…

    İnci KANDEMİR

  • seni sevmek29.12.2010 - 16:51

    Seni Sevmek

    Ölmek gibi sürüne sürüne, yeğlemek gibi şerefsizce anılmayı
    Ya da yıkılmak boylu boyunca, bin kere, milyon kere,
    Ah seni sevmek nasıl birşey bilir misin?
    Her gün günde en az iki kere düşmek demek, delicesine,
    Delirmişçesine ahlar çekmek demek,
    Kalpten çıkmaz bir hançeri taşımak demek yıllarca,
    Belki bir gün yerinden çıkar o hançer ama yarası asla kapanmaz demek,
    İşte böyle seni sevmek, delice delirmişçesine haykırmak,
    Sürüne sürüne yalvarmak demek, alaycı kahkahaların arasında ölmek demek,
    Ah seni sevmek, seni sevmek var ya, ölüm demek, yaşarken ölmek,
    Ama seni sevmek yine de ben de sevdim diyebilmek demek,
    Asla bir daha aptalca sevmemek demek, asla birini incitmemek demek,
    Ya da incitmekten ölmek kadar korkmak demek,
    İşte bu seni sevmek, ilk ve en derince bir yara almak ve
    İkincisinden korkmak korkusundan bin kez ölmek demek,
    Sevememek bir daha asla eskisi gibi ve gülememek demek,
    Ah işte seni sevmek bu demek,
    Bitmiş bir sayfanın tıkırdayan sesleri arasından
    Ahlı vahlı ağlayan bir genci duymak demek,
    Gecenin bir yarısı, sen de nerden çıktın demek,
    Ya da en güzel anında bir ah gibi içine oturmak demek,
    Tıkalı kalmış hevesler, neşeler, hayaller bu gece bitsin;
    eskisi gibi ışıltılı güzel günlere başlayalım ne olur demek,
    içinden yine de her şeye rağmen
    Doğru olanın bu olduğunu, ayrılmak olduğunu bilmek,
    Yürürken sokakta yüzümü saklamam demek herkeslerden,
    Bir daha isteyememek demek sevilmeyi ve sevmeyi,
    Kahrolası zindanlara ıslah olmuş halde geri dönmek demek,
    Kimseye öfkelenememek ve duygulanamamak demek, delirmek kısaca
    Ya da bitmek bir son gibi filmde ama hayır asla bitememek,
    Seni sevmek, ah işte seni sevmek bu karanlıkta,
    Ağlar halde üşümek bu odada ya da dişlerini sıkıp ölmeyeceğim demek,
    Ama bunu derken yaklaşan ölümü hissetmek demek,
    Of… Oflayınca geçiyor acısı, geçer mi? hep oflasam diner mi acısı?
    Diye medet ummak demek, ya da sevgisini ateş haldeyken
    Etten yüreğine canlı canlı bastırmak demek,
    Bir süre sonra acımaz, kış soğutur diye düşünmek demek,
    Mümkün olsa yeniden, bin kez, yüzbin kez katlanmak demek bu acılara,
    Onca acıların arasından sanki cımbızla güzel anları toplamak demek,
    Güzel anları abartıp da bin kez yaşamak demek,
    İşte cennetim bu anlarda gizlidir,
    İşte bana verdiğin sadece budur aslında diye düşünmek demek,
    Seni sevmek, ah delice, delirmişçesine asla demek, asla!
    Ve yeniden başlamak her şeye ve her şeye rağmen!
    Yıkılmadan yoluna devam etmek demek, harabe bir evde yaşamak demek artık
    Kalbim evimdir! evimse bir harabe artık, işte o artık bir garip misafirhane,
    Herkese açıktır kapım ne de olsa örtemem her yanımı,
    Yıkık yanlarınla ortalığa dimdik çıkabilmek demek, ey sevgili sakın yıkılma,
    İşte seni sevmek yıkıntılarla da olsa ayakta kalabilmek demek,
    Bir gün mutlaka! diye dişlerini sıkmak, sabırla beklemek güzel günleri,
    Belki de hiç gelmeyecek baharı, kelebekleri, hoş kokulu bulut evimizi
    Beklemek, yapayalnız göklerde uçmak demek, hep aynı bulutun etrafında
    Acaba… acaba… demek, yıllarca buraya, yani aynı hayallere tutsak kalmak,
    Kalacağını bilmek ve ayrılamamak demek, avuç içindeki kelebeğe bakarken,
    Hiç kıpırdayamamak ya da bitivermek o güzelliğin içinde,
    Bitmeyi istemek isterken de öldüğünü bilmemek demek,
    İşte seni sevmek bitmeyen bir kötü sonda, hep o son anı yaşamak demek,
    İşte o son ve kötü anlarda bile kıpır kıpır bir yaşam pınarı hissetmek,
    Onu da saçma sapan şiirlere vurabilmek demek, sonunda yine bitmek…
    En ucunda hep kalabilmeyi istemek ölümün,
    Çaresiz kalmak demek, bir tuzakta
    Ya da mıhlanmak bi koleksiyona kelebek gibi…
    Yıllar geçerken, yaşamak gözlerde ama çoktan ölmüş olmak demek,
    Bir ah çekmek ve herkesler duysun istemek,
    Ya da kimseler duymasın da üzülmesin istemek,
    İşte seni sevmek, tertemiz defterken daha, yakılmak demek,
    Küllerin arasında bir tek şiir olarak kalmak böylece,
    Ve sonrasını yaşamak demek bir ömür boyu,
    Mezara girip de kurtulmayı ummak demek,
    Ama asla ölmemek, ölememek
    Bitmiyor acısı, dinmiyor işte, dinmeyecek derken,
    Bir amaç bulmak ve bunla yaşamak demek,
    Ömür boyu mutluluklar dilemek herkese,
    Asla eskisi kadar mutlu olamayacağını bile bile,
    Abartmak her şeyi, sevgisini, sevilmeyi, işte ben buyum demek,
    Eksik, hatalı, kusurlu bir yaşamda, mükemmel işleyen bir zihne rağmen,
    Hata vermek sonuçlarda, kalpte düzelmez bir yara demek seni sevmek
    Kelimeleri bulamamak, yazamamak şiirleri eskisi gibi,
    Ve bitirmek düşleri o düşlerle bitmek demek burada..! ! !

  • Görmeden sevmek29.12.2010 - 16:27

    Ben Seni Görmeden Sevdim

    Ben Seni görmeden sevdim…
    Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim,
    bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni.
    Ey gönül bahçemde büyüttüğüm Nazlı Çiçek…
    Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı…
    Bu hasret bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek…
    Ben Seni görmeden sevdim…

    Yolunu gözledim bir Medine sabahı.
    Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım…
    Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım…
    Ben seni görmeden sevdim…

    Gözlerini gözlerime değdir Efendim.
    Ellerini ellerime…
    Sevmeyi Senden öğrendim ilkin…
    Sevilmesi gereken her şeyi Senden…
    Şefkat seninle mânâ buldu.
    Buz çöllerini Seninle aştım…
    Ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle…
    Gözlerini gözlerime değdir…
    Ellerini ellerime Efendim…
    Ben Seni görmeden sevdim…

    Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane…
    Onlardan biri olmak istedim hep.
    Her emrine amade…
    Seninle yaşamak…
    Seninle ölmek…
    Seninle ağlamak…
    Ve Seninle tebessüm etmek…
    Aynı sofrayı Seninle paylaşmak istedim.
    Ama en çok Seni, Seni görmek istedim.
    Göremesem de,
    Ben Seni görmeden sevdim…

    Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi…
    Hüznü yoldaş ettim…
    Kâh yeller gibi estim Yemen’de…
    Kâh Mecnun gibi düştüm çöllere…
    Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde,
    Ne zaman, nasıl, kimbilir nerede,
    Ben Seni görmeden sevdim

    Ben Seni görmeden sevdim…
    Rüyalarım var Sana dair…
    Özlemlerim var Sana…
    Al yüreğim Senin olsun Sultan’ım…
    Uyandır beni Aşk’a…
    Ey Gül-i Vefa…
    Ey Rahmet Sağanağı…
    Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme,
    Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle…
    Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman…
    Boş hülyalara daldım, kayboldum…
    Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu…
    Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım…

    Ben Seni görmeden sevdim…
    Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi…
    En berrak duyguları besledim Sana…
    En nadide hisleri…
    Gel Efendim, al götür beni uzaklara…
    Düşmeden gülün tuzaklara…
    Gözlerimde yaş akar durur…
    Bu ayrılık beni yakar vurur…
    Gözlerini gözlerime değdir…
    Ellerini ellerime Efendim…

    Umut MÜRARE – Ben Seni Görmeden Sevdim

  • susuyorum28.12.2010 - 18:01

    Sustum!

    “Herkes konustugunu yazar,bense sustuklarimi”


    Herkesin konustugu dünyada
    ben sustum!
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    kendimle konusuyorum simdi yalniz…
    yalniz yüregimle dokunuyorum sesime
    kimse duymuyor…

    Sustum!
    Bin ah sürüp dudaklarima
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    sustu benimle deniz,
    sustu deli dalgalar, sustu martilar…
    umutlarimi sarip rüzgarlara
    uzaklara savuruyorum her gece
    yildiz yapip serpiyorum gökyüzüne
    kimse görmüyor…

    Sustum!
    Tam acilarimi haykiracaktim ki,
    sustum
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    bir ciglik kaniyor demedim, en derininde
    yüregimin…
    icimdeki volkanlari bogarak sustum!
    acmadim kimselere yüregimi
    hanceri sadece kendime sapladim
    sapladim ve sustum!
    hüznü yüzümde,
    acilari gözlerimde topladim sustum! ..

    Sustum!
    sustu dudagimdaki sarki,
    gözlerimdeki siir
    yaralari yalayan rüzgar
    sokaklarinda kahroldugum sehir
    gözlerim konusuyor yalniz!
    Saci agarmis hayaller
    nemli kirpiklerle
    bulutlandiginda gözlerim
    gökte simsek olup cakiyorum
    kimse görmüyor…

    Sustum!
    tuz basip yaralarima!
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    icinde volkanlar tasiyan bir dervis gibi
    yaslanip yalnizligin duvarina
    gül döküp kalabaliklara her gece
    kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
    kimse bilmiyor…

    Sustum!
    tam sevdigimi haykiracaktim ki, sustum
    sustu benimle gök, sustu dag, sustu toprak
    acilar konusuyor simdi yalniz
    yarali gönlümün sizilari konusuyor
    tutup öldürüyorum icimdeki sevdalari bir bir
    atiyorum ucurumlardan
    kimse görmüyor
    Ne zaman
    dudaklarindan öpmeye kalksam hayati
    saclarini koklasam rüzgarlarin
    icimde incecik bir sevgi ürperiyor
    sari hüzünler dökülüyor gönül bahceme
    gelmiyor bekledigim bahar
    yaralar merhem tutmuyor
    gözyasi olup dökülüyorum kaldirimlara
    kimse silmiyor
    yagmur dinmiyor
    sevdigim bilmiyor

    Sustum!
    sustu benimle sari sabir,
    sustu hasret, sustu zaman
    yalniz gözlerimle dokunuyorum hayata
    kimse duymuyor
    Sustum!
    icimde dalgalar kabardikca volkanlar gibi
    sustum
    sustu dudagimdaki siir
    gözlerimdeki nehir
    gönlümdeki yara
    bulutlar haykirdi isyanimi
    simsekler haykirdi
    sadece ben duydum
    sadece ben
    Ey besigini sallayip bogdugum hayat
    ey kucagimda büyütüp öldürdügüm sevgi
    yaralar merhem tutmuyor
    geceler avutmuyor
    ben sustum
    acilarim konusuyor yalniz
    yarali gönlümün sizilari konusuyor
    Ben sustum!
    susmuyor yüregimi kavuran kasirga
    pencereme vuran yagmur damlalari
    susmuyor disarda inleyen rüzgar
    yildizlar küs
    ay üzgün
    yagmur dinmiyor
    icimde binlerce siir kaniyor her gece
    kimse bilmiyor
    kimse duymuyor
    sustum!
    sustu benimle sari sabir, sustu hasret,
    sustu hayat, sustu zaman
    acilar konusuyor yalniz
    acilarim konusuyor
    kimse duymuyor…
    duymuyor…
    duymu…
    duy…

    Nuri CAN

  • mahşer28.12.2010 - 17:54

    Mahşer

    Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden…
    Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk.
    İnsan amelleriyle başbaşa…

    Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi.
    Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün.
    O gün ile aramızda sadece ölüm var…

    Anlatan Hazreti Peygamber;
    Allah mahşer günü öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar.
    Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir.
    Güneş onlara yaklaşır.
    Gam ve sıkıntı insanların tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşır…

    Öyle ki insanlar: “İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz?
    Bizlere şefaat edecek birini bilmiyor musunuz? ” demeye başlarlar.
    Birbirlerine: “Babamız Adem var” derler ve O’na gelirler.
    “Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı.
    Kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti.
    Meleklerine senin önünde secde ettirdi.
    Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” derler.
    Adem Aleyhisselam: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
    bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
    Aslında şefaate benim yüzüm yok.
    Çünkü cennette iken Allah beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben bu yasağa asi oldum.
    Nefsim…Nefsim…N efsim…
    Benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.

    İnsanlar Nuh Aleyhisselam‘a gelecekler.
    “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin ilkisin.
    Allah seni çok şükreden bir kul; Abden şekûrâ diye isimlendirdi.
    İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?
    Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” diyecekler.
    Nuh Aleyhisselam da şöyle diyecek:
    “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
    bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
    Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavminin aleyhine, beddua olarak yaptım.
    Nefsim…Nefsim…Nefsim…
    Benden başkasına gidin. İbrahim Aleyhisselam‘a gidin.”

    İnsanlar İbrahim Aleyhisselam‘a gelecekler.
    “Ey İbrahim! Sen Allah’ın Peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin.
    Bize Rabbin nezdinde şefaat et. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? ” diyecekler.
    İbrahim Aleyhisselam onlara:
    “Rabbim bugün öyle bir gazaba gelmiş ki;
    bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
    Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum.
    Nefsim…Nefsim…N efsim…
    Benden başkasına gidin. Musa Aleyhisselam‘a gidin.”

    İnsanlar Musa Aleyhisselam‘a gelecekler.
    “Ey Musa! Sen Allah’ın Peygamberisin.
    Allah seni risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı.
    Bize Allah nezdinde şefaatte bulun.”
    Musa Aleyhisselam da:
    “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
    bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
    Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok.
    Çünkü ben öldürülmesiyle emrolunmadığım bir cana kıydım.
    Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeter.
    Nefsim…Nefsim…N efsim…
    Benden başkasına gidin. İsa Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.

    İnsanlar İsa Aleyhisselam‘a gelecekler.
    “Ey İsa! Sen Allah’ın Peygamberisin.
    Meryem’e attığı bir kelamısın. Ve kendinden bir ruhsun.
    Üstelik sen beşikteyken insanlarla konuşmuştun.
    Rabbin nezdinde bize şefaat et.”
    İsa Aleyhisselam da diğer peygamber kardeşleri gibi:
    “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
    bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.” diyecek.
    Nefsim…Nefsim…N efsim…
    Benden başkasına gidin. Muhammed Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.

    Ve insanlar bana gelecekler.
    “Ey Muhammed! Sen Allah’ın Peygamberisin.
    Bütün peygamberlerin sonuncususun.
    Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu.
    Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun.
    Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? ” diyecekler.
    Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim.
    Rabbim için secdeye kapanacağım.
    Derken Allah, benden önce hiç kimse için açmadığı methü senaları benim için açacak.
    Ben onlarla Rabbime methü senalarda bulunacağım.
    Sonra:
    “EY MUHAMMED!
    BAŞINI KALDIR VE İSTE.
    İSTEDİĞİN SANA VERİLECEK.
    ŞEFAAT TALEP ET. ŞEFAATİN YERİNE GETİRELECEK.” denilecek.
    Ben de başımı kaldıracağım:
    “Ey Rabbim! Ümmetim.”
    “Ey Rabbim! Ümmetim.”
    “Ey Rabbim! Ümmetim.”

    “EY MUHAMMED! ” denilecek.
    ÜMMETİNDEN HESABI OLMAYANLARI
    VE KALPLERİNDE HARDAL TANESİ KADAR İMAN BULUNANLARI
    CENNET KAPILARINDAN İÇERİ AL.” denilecek.

    Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden…
    Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk.
    İnsan amelleriyle başbaşa…

    Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi.
    Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün.
    O gün ile aramızda sadece ölüm var…

    Dursun Ali ERZİNCANLI

  • şu an ne dinliyorum07.12.2010 - 10:50

    sen ve son ... senai demirci