Ayrılık derdiyle yıkılmış bedenim. Hayilini görmek icin zorda olsa acık dura bilen gözlerim var Senin bana bıraktığın tek hatıra. Keşke gözlerime baka baka diyebilseydin Ki ayrılmalıyız artık ama bu kalleşce gidişine hangi yürek dayanırdı Hangi yürek hadi cesaretin yoktu diyelim Yasanmış o güzel yılların anısına bir kac satırda mı yazamadın ey vefasız Şimdi o sokaklarda gezdiğimiz yerlerde boynu bükük geziyorum Seni bana soran olur ise bir çift dolu gözle başımı öne eğıyorum Bilmem beni bu hale düşürmeye ne hakkın vardı Zaten gece olunca sensizliğin tam 12 sinde Elimde kalan son resminle kendimi avutmaya calışıyorum Ağlamaksı gözlerle düşünmek Düşündükce daha cok caresiz kalmak Ve senin bir başkasının olusunun hayalini kurmak herşeyden acı Bunları bana yaşatmaya hakkın varmıydı Dünyamı karartmaya, yüreğimin kapılarını herkese kapatmaya, uykularımı kabusa cevirmeye, İki sevgili dolaşırken gözlerimi doldurmaya hakkın varmıydı Ey vefasız hakkın varmıydı. Bugün yıkılışımın yıldönümü Yüreğim hala senin bıraktığın gibi bomboş Eski ve harabe bir ev gibi eskimiş resmini de bir albüm içinde saklıyorum Ve dilimde mırıldandığım sadece şu sarkı sözleri var……. (tek tesellim kaldı oda hayalin onuda al eğer acımıyorsan Hic düşünme beni ne olur halim, hep uzaklarda kal acımıyorsan Yaktın sevgi denen duygularımı yıktın dağlar gibi umutlarımı Çaldın bu günümü yarınlarımı; Gel canımıda al acımıyorsan, Unutmak istesem unutulmuyor seven gönül sözle avutulmuyor Bir kadeh boşalıp biri doluyor kır kadehlerimide acımıyorsan) Diye sürüp giden sadece bu şarkı var dilimde artık Eskisi gibi gecelerim ağlamaklı günlerim boynu bükük geçmiyor Çünki seni herşeye rağmen unutmaya çalışıyorum Ama şunuda iyi bilki vefasız sana verdiğim duyguları, Mutluluğu heyecanı kısacası o büyük aşkımı Sana Helal Etmiyorum…! Haram olsun ey vafasız…! Gün gelirde birgün, sende benim gibi seversen Yüreğin hasret, gözlerin yaş dolsun ey vefasız…! Ey Vefasız – Umut Sandalı
Ben veda etmeyi hiç beceremem. Duygularımı da pek açığa vuramam zaten. Bu veda çok, çok zor geliyor bana…. Aslında hiç böyle son bir görüşmeye gerek yoktu. Ama insanın kanı durmuyor işte, ne varsa bu son anlarda? … Senden hatırlamanı bile istemiyorum, Sadece temizliği ve saflığıyla yaşatalım bu aşkı. Kalbimizin kuytu bir köşesinde… Ne güzel başlamıştı… Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten, En güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık. Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık. Kavgaların en güzelimi biz yaptık, Çünki barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize. Çok sevdim. Fakat doruğuna vardık kutsal duyguların. Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile… Günlerce aylarca yıllarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık. Ne alaylı bakan gözlere, ne de bir dost sözüne aldırdık. Kendi ateşimizle yandık, en önemlisi de birbirimizi anladık. Romantik şarkıları, serin akşam üstleri yaşadık seninle. Gerçek aşkı tattık, seninle; bunu sende biliyorsun. Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi? Biz birlikte olmasakta… Güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz. Şimdi de ayrılığın en güzelini, en zorunu biz yaşıyoruz yine… Lütfen! … Ağlama… Neden benimkilerle yaşıyor göz yaşların? Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin? Güçlüsündür sen… Seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil göz yaşlarını. Havada kararmak üzere. Zaman bize hep acımasızdı zaten. Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde… Sana bir şey söylemek istiyorum. Ne kadar ayrılığa mecbur olsakta unutma ki seni çok seviyorum. Bir de küçük bir istek; arkana dönüp bakma, tamam mı? Her şey burda bitsin, burda kalsın. HOŞÇAKAL…
Ölmek gibi sürüne sürüne, yeğlemek gibi şerefsizce anılmayı Ya da yıkılmak boylu boyunca, bin kere, milyon kere, Ah seni sevmek nasıl birşey bilir misin? Her gün günde en az iki kere düşmek demek, delicesine, Delirmişçesine ahlar çekmek demek, Kalpten çıkmaz bir hançeri taşımak demek yıllarca, Belki bir gün yerinden çıkar o hançer ama yarası asla kapanmaz demek, İşte böyle seni sevmek, delice delirmişçesine haykırmak, Sürüne sürüne yalvarmak demek, alaycı kahkahaların arasında ölmek demek, Ah seni sevmek, seni sevmek var ya, ölüm demek, yaşarken ölmek, Ama seni sevmek yine de ben de sevdim diyebilmek demek, Asla bir daha aptalca sevmemek demek, asla birini incitmemek demek, Ya da incitmekten ölmek kadar korkmak demek, İşte bu seni sevmek, ilk ve en derince bir yara almak ve İkincisinden korkmak korkusundan bin kez ölmek demek, Sevememek bir daha asla eskisi gibi ve gülememek demek, Ah işte seni sevmek bu demek, Bitmiş bir sayfanın tıkırdayan sesleri arasından Ahlı vahlı ağlayan bir genci duymak demek, Gecenin bir yarısı, sen de nerden çıktın demek, Ya da en güzel anında bir ah gibi içine oturmak demek, Tıkalı kalmış hevesler, neşeler, hayaller bu gece bitsin; eskisi gibi ışıltılı güzel günlere başlayalım ne olur demek, içinden yine de her şeye rağmen Doğru olanın bu olduğunu, ayrılmak olduğunu bilmek, Yürürken sokakta yüzümü saklamam demek herkeslerden, Bir daha isteyememek demek sevilmeyi ve sevmeyi, Kahrolası zindanlara ıslah olmuş halde geri dönmek demek, Kimseye öfkelenememek ve duygulanamamak demek, delirmek kısaca Ya da bitmek bir son gibi filmde ama hayır asla bitememek, Seni sevmek, ah işte seni sevmek bu karanlıkta, Ağlar halde üşümek bu odada ya da dişlerini sıkıp ölmeyeceğim demek, Ama bunu derken yaklaşan ölümü hissetmek demek, Of… Oflayınca geçiyor acısı, geçer mi? hep oflasam diner mi acısı? Diye medet ummak demek, ya da sevgisini ateş haldeyken Etten yüreğine canlı canlı bastırmak demek, Bir süre sonra acımaz, kış soğutur diye düşünmek demek, Mümkün olsa yeniden, bin kez, yüzbin kez katlanmak demek bu acılara, Onca acıların arasından sanki cımbızla güzel anları toplamak demek, Güzel anları abartıp da bin kez yaşamak demek, İşte cennetim bu anlarda gizlidir, İşte bana verdiğin sadece budur aslında diye düşünmek demek, Seni sevmek, ah delice, delirmişçesine asla demek, asla! Ve yeniden başlamak her şeye ve her şeye rağmen! Yıkılmadan yoluna devam etmek demek, harabe bir evde yaşamak demek artık Kalbim evimdir! evimse bir harabe artık, işte o artık bir garip misafirhane, Herkese açıktır kapım ne de olsa örtemem her yanımı, Yıkık yanlarınla ortalığa dimdik çıkabilmek demek, ey sevgili sakın yıkılma, İşte seni sevmek yıkıntılarla da olsa ayakta kalabilmek demek, Bir gün mutlaka! diye dişlerini sıkmak, sabırla beklemek güzel günleri, Belki de hiç gelmeyecek baharı, kelebekleri, hoş kokulu bulut evimizi Beklemek, yapayalnız göklerde uçmak demek, hep aynı bulutun etrafında Acaba… acaba… demek, yıllarca buraya, yani aynı hayallere tutsak kalmak, Kalacağını bilmek ve ayrılamamak demek, avuç içindeki kelebeğe bakarken, Hiç kıpırdayamamak ya da bitivermek o güzelliğin içinde, Bitmeyi istemek isterken de öldüğünü bilmemek demek, İşte seni sevmek bitmeyen bir kötü sonda, hep o son anı yaşamak demek, İşte o son ve kötü anlarda bile kıpır kıpır bir yaşam pınarı hissetmek, Onu da saçma sapan şiirlere vurabilmek demek, sonunda yine bitmek… En ucunda hep kalabilmeyi istemek ölümün, Çaresiz kalmak demek, bir tuzakta Ya da mıhlanmak bi koleksiyona kelebek gibi… Yıllar geçerken, yaşamak gözlerde ama çoktan ölmüş olmak demek, Bir ah çekmek ve herkesler duysun istemek, Ya da kimseler duymasın da üzülmesin istemek, İşte seni sevmek, tertemiz defterken daha, yakılmak demek, Küllerin arasında bir tek şiir olarak kalmak böylece, Ve sonrasını yaşamak demek bir ömür boyu, Mezara girip de kurtulmayı ummak demek, Ama asla ölmemek, ölememek Bitmiyor acısı, dinmiyor işte, dinmeyecek derken, Bir amaç bulmak ve bunla yaşamak demek, Ömür boyu mutluluklar dilemek herkese, Asla eskisi kadar mutlu olamayacağını bile bile, Abartmak her şeyi, sevgisini, sevilmeyi, işte ben buyum demek, Eksik, hatalı, kusurlu bir yaşamda, mükemmel işleyen bir zihne rağmen, Hata vermek sonuçlarda, kalpte düzelmez bir yara demek seni sevmek Kelimeleri bulamamak, yazamamak şiirleri eskisi gibi, Ve bitirmek düşleri o düşlerle bitmek demek burada..! ! !
Ben Seni görmeden sevdim… Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim, bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni. Ey gönül bahçemde büyüttüğüm Nazlı Çiçek… Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı… Bu hasret bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek… Ben Seni görmeden sevdim…
Yolunu gözledim bir Medine sabahı. Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım… Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım… Ben seni görmeden sevdim…
Gözlerini gözlerime değdir Efendim. Ellerini ellerime… Sevmeyi Senden öğrendim ilkin… Sevilmesi gereken her şeyi Senden… Şefkat seninle mânâ buldu. Buz çöllerini Seninle aştım… Ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle… Gözlerini gözlerime değdir… Ellerini ellerime Efendim… Ben Seni görmeden sevdim…
Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane… Onlardan biri olmak istedim hep. Her emrine amade… Seninle yaşamak… Seninle ölmek… Seninle ağlamak… Ve Seninle tebessüm etmek… Aynı sofrayı Seninle paylaşmak istedim. Ama en çok Seni, Seni görmek istedim. Göremesem de, Ben Seni görmeden sevdim…
Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi… Hüznü yoldaş ettim… Kâh yeller gibi estim Yemen’de… Kâh Mecnun gibi düştüm çöllere… Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde, Ne zaman, nasıl, kimbilir nerede, Ben Seni görmeden sevdim
Ben Seni görmeden sevdim… Rüyalarım var Sana dair… Özlemlerim var Sana… Al yüreğim Senin olsun Sultan’ım… Uyandır beni Aşk’a… Ey Gül-i Vefa… Ey Rahmet Sağanağı… Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme, Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle… Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman… Boş hülyalara daldım, kayboldum… Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu… Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım…
Ben Seni görmeden sevdim… Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi… En berrak duyguları besledim Sana… En nadide hisleri… Gel Efendim, al götür beni uzaklara… Düşmeden gülün tuzaklara… Gözlerimde yaş akar durur… Bu ayrılık beni yakar vurur… Gözlerini gözlerime değdir… Ellerini ellerime Efendim…
Herkesin konustugu dünyada ben sustum! ne kadar susulacaksa o kadar sustum! kendimle konusuyorum simdi yalniz… yalniz yüregimle dokunuyorum sesime kimse duymuyor…
Sustum! Bin ah sürüp dudaklarima ne kadar susulacaksa o kadar sustum! sustu benimle deniz, sustu deli dalgalar, sustu martilar… umutlarimi sarip rüzgarlara uzaklara savuruyorum her gece yildiz yapip serpiyorum gökyüzüne kimse görmüyor…
Sustum! Tam acilarimi haykiracaktim ki, sustum ne kadar susulacaksa o kadar sustum! bir ciglik kaniyor demedim, en derininde yüregimin… icimdeki volkanlari bogarak sustum! acmadim kimselere yüregimi hanceri sadece kendime sapladim sapladim ve sustum! hüznü yüzümde, acilari gözlerimde topladim sustum! ..
Sustum! sustu dudagimdaki sarki, gözlerimdeki siir yaralari yalayan rüzgar sokaklarinda kahroldugum sehir gözlerim konusuyor yalniz! Saci agarmis hayaller nemli kirpiklerle bulutlandiginda gözlerim gökte simsek olup cakiyorum kimse görmüyor…
Sustum! tuz basip yaralarima! ne kadar susulacaksa o kadar sustum! icinde volkanlar tasiyan bir dervis gibi yaslanip yalnizligin duvarina gül döküp kalabaliklara her gece kimsesiz geziyorum gönül ülkemi kimse bilmiyor…
Sustum! tam sevdigimi haykiracaktim ki, sustum sustu benimle gök, sustu dag, sustu toprak acilar konusuyor simdi yalniz yarali gönlümün sizilari konusuyor tutup öldürüyorum icimdeki sevdalari bir bir atiyorum ucurumlardan kimse görmüyor Ne zaman dudaklarindan öpmeye kalksam hayati saclarini koklasam rüzgarlarin icimde incecik bir sevgi ürperiyor sari hüzünler dökülüyor gönül bahceme gelmiyor bekledigim bahar yaralar merhem tutmuyor gözyasi olup dökülüyorum kaldirimlara kimse silmiyor yagmur dinmiyor sevdigim bilmiyor
Sustum! sustu benimle sari sabir, sustu hasret, sustu zaman yalniz gözlerimle dokunuyorum hayata kimse duymuyor Sustum! icimde dalgalar kabardikca volkanlar gibi sustum sustu dudagimdaki siir gözlerimdeki nehir gönlümdeki yara bulutlar haykirdi isyanimi simsekler haykirdi sadece ben duydum sadece ben Ey besigini sallayip bogdugum hayat ey kucagimda büyütüp öldürdügüm sevgi yaralar merhem tutmuyor geceler avutmuyor ben sustum acilarim konusuyor yalniz yarali gönlümün sizilari konusuyor Ben sustum! susmuyor yüregimi kavuran kasirga pencereme vuran yagmur damlalari susmuyor disarda inleyen rüzgar yildizlar küs ay üzgün yagmur dinmiyor icimde binlerce siir kaniyor her gece kimse bilmiyor kimse duymuyor sustum! sustu benimle sari sabir, sustu hasret, sustu hayat, sustu zaman acilar konusuyor yalniz acilarim konusuyor kimse duymuyor… duymuyor… duymu… duy…
Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden… Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk. İnsan amelleriyle başbaşa…
Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi. Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün. O gün ile aramızda sadece ölüm var…
Anlatan Hazreti Peygamber; Allah mahşer günü öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı insanların tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşır…
Öyle ki insanlar: “İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz? Bizlere şefaat edecek birini bilmiyor musunuz? ” demeye başlarlar. Birbirlerine: “Babamız Adem var” derler ve O’na gelirler. “Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı. Kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti. Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” derler. Adem Aleyhisselam: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki; bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek. Aslında şefaate benim yüzüm yok. Çünkü cennette iken Allah beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben bu yasağa asi oldum. Nefsim…Nefsim…N efsim… Benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
İnsanlar Nuh Aleyhisselam‘a gelecekler. “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul; Abden şekûrâ diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” diyecekler. Nuh Aleyhisselam da şöyle diyecek: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki; bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek. Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavminin aleyhine, beddua olarak yaptım. Nefsim…Nefsim…Nefsim… Benden başkasına gidin. İbrahim Aleyhisselam‘a gidin.”
İnsanlar İbrahim Aleyhisselam‘a gelecekler. “Ey İbrahim! Sen Allah’ın Peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin. Bize Rabbin nezdinde şefaat et. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? ” diyecekler. İbrahim Aleyhisselam onlara: “Rabbim bugün öyle bir gazaba gelmiş ki; bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek. Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Nefsim…Nefsim…N efsim… Benden başkasına gidin. Musa Aleyhisselam‘a gidin.”
İnsanlar Musa Aleyhisselam‘a gelecekler. “Ey Musa! Sen Allah’ın Peygamberisin. Allah seni risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun.” Musa Aleyhisselam da: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki; bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek. Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü ben öldürülmesiyle emrolunmadığım bir cana kıydım. Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeter. Nefsim…Nefsim…N efsim… Benden başkasına gidin. İsa Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
İnsanlar İsa Aleyhisselam‘a gelecekler. “Ey İsa! Sen Allah’ın Peygamberisin. Meryem’e attığı bir kelamısın. Ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikteyken insanlarla konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et.” İsa Aleyhisselam da diğer peygamber kardeşleri gibi: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki; bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.” diyecek. Nefsim…Nefsim…N efsim… Benden başkasına gidin. Muhammed Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
Ve insanlar bana gelecekler. “Ey Muhammed! Sen Allah’ın Peygamberisin. Bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? ” diyecekler. Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimse için açmadığı methü senaları benim için açacak. Ben onlarla Rabbime methü senalarda bulunacağım. Sonra: “EY MUHAMMED! BAŞINI KALDIR VE İSTE. İSTEDİĞİN SANA VERİLECEK. ŞEFAAT TALEP ET. ŞEFAATİN YERİNE GETİRELECEK.” denilecek. Ben de başımı kaldıracağım: “Ey Rabbim! Ümmetim.” “Ey Rabbim! Ümmetim.” “Ey Rabbim! Ümmetim.”
“EY MUHAMMED! ” denilecek. ÜMMETİNDEN HESABI OLMAYANLARI VE KALPLERİNDE HARDAL TANESİ KADAR İMAN BULUNANLARI CENNET KAPILARINDAN İÇERİ AL.” denilecek.
Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden… Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk. İnsan amelleriyle başbaşa…
Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi. Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün. O gün ile aramızda sadece ölüm var…
Yarın Adının Ne Olacağını Bilemessin...
Senai Demirci
Mahşer...
Dursun Ali ERZİNCANLI
HAYAT BENİ İSTEDİĞİN KADAR ÜZ, ŞÜKRÜMDEN BİR PARÇA BİLE EKSİLTEMEYECEKSİN.. NASILSA ÜZÜNTÜM GİBİ SENDE BİRGÜN BİTECEKSİN...! B.Y
Ey Vefasız! !
Ayrılık derdiyle yıkılmış bedenim.
Hayilini görmek icin zorda olsa acık dura bilen gözlerim var
Senin bana bıraktığın tek hatıra.
Keşke gözlerime baka baka diyebilseydin
Ki ayrılmalıyız artık ama bu kalleşce gidişine hangi yürek dayanırdı
Hangi yürek hadi cesaretin yoktu diyelim
Yasanmış o güzel yılların anısına bir kac satırda mı yazamadın ey vefasız
Şimdi o sokaklarda gezdiğimiz yerlerde boynu bükük geziyorum
Seni bana soran olur ise bir çift dolu gözle başımı öne eğıyorum
Bilmem beni bu hale düşürmeye ne hakkın vardı
Zaten gece olunca sensizliğin tam 12 sinde
Elimde kalan son resminle kendimi avutmaya calışıyorum
Ağlamaksı gözlerle düşünmek
Düşündükce daha cok caresiz kalmak
Ve senin bir başkasının olusunun hayalini kurmak herşeyden acı
Bunları bana yaşatmaya hakkın varmıydı
Dünyamı karartmaya, yüreğimin kapılarını herkese kapatmaya,
uykularımı kabusa cevirmeye,
İki sevgili dolaşırken gözlerimi doldurmaya hakkın varmıydı
Ey vefasız hakkın varmıydı.
Bugün yıkılışımın yıldönümü
Yüreğim hala senin bıraktığın gibi bomboş
Eski ve harabe bir ev gibi eskimiş resmini de bir albüm içinde saklıyorum
Ve dilimde mırıldandığım sadece şu sarkı sözleri var…….
(tek tesellim kaldı oda hayalin onuda al eğer acımıyorsan
Hic düşünme beni ne olur halim, hep uzaklarda kal acımıyorsan
Yaktın sevgi denen duygularımı yıktın dağlar gibi umutlarımı
Çaldın bu günümü yarınlarımı;
Gel canımıda al acımıyorsan,
Unutmak istesem unutulmuyor seven gönül sözle avutulmuyor
Bir kadeh boşalıp biri doluyor kır kadehlerimide acımıyorsan)
Diye sürüp giden sadece bu şarkı var dilimde artık
Eskisi gibi gecelerim ağlamaklı günlerim boynu bükük geçmiyor
Çünki seni herşeye rağmen unutmaya çalışıyorum
Ama şunuda iyi bilki vefasız sana verdiğim duyguları,
Mutluluğu heyecanı kısacası o büyük aşkımı
Sana Helal Etmiyorum…!
Haram olsun ey vafasız…!
Gün gelirde birgün, sende benim gibi seversen
Yüreğin hasret, gözlerin yaş dolsun ey vefasız…!
Ey Vefasız – Umut Sandalı
Hoşçakal
Ben veda etmeyi hiç beceremem.
Duygularımı da pek açığa vuramam zaten.
Bu veda çok, çok zor geliyor bana….
Aslında hiç böyle son bir görüşmeye gerek yoktu.
Ama insanın kanı durmuyor işte, ne varsa bu son anlarda? …
Senden hatırlamanı bile istemiyorum,
Sadece temizliği ve saflığıyla yaşatalım bu aşkı.
Kalbimizin kuytu bir köşesinde…
Ne güzel başlamıştı…
Geceler boyu uykusuz kaldık birbirimizi düşünmekten,
En güzel heyecanları, en güzel bakışları yaşadık.
Hemen aşkı yaşadık, zamanı durdurup utançları ve sitemleri yaşadık.
Kavgaların en güzelimi biz yaptık,
Çünki barışmakta ayrı bir zevk veriyordu bize.
Çok sevdim.
Fakat doruğuna vardık kutsal duyguların.
Aşk yeminleri ettik tutamayacağımızı bile bile…
Günlerce aylarca yıllarca yalnız ikimiz varmış gibi yaşadık.
Ne alaylı bakan gözlere, ne de bir dost sözüne aldırdık.
Kendi ateşimizle yandık, en önemlisi de birbirimizi anladık.
Romantik şarkıları, serin akşam üstleri yaşadık seninle.
Gerçek aşkı tattık, seninle; bunu sende biliyorsun.
Öyleyse hep aynı duygularla kalmalı değil mi?
Biz birlikte olmasakta…
Güzel başlayan çok güzel yaşanan bu aşkı aynı temiz duygularla bitirmeliyiz.
Şimdi de ayrılığın en güzelini, en zorunu biz yaşıyoruz yine…
Lütfen! … Ağlama…
Neden benimkilerle yaşıyor göz yaşların?
Sen benim güçlü kocaman sevgilim değil misin?
Güçlüsündür sen…
Seni hep böyle hatırlamak istiyorum, haydi sil göz yaşlarını.
Havada kararmak üzere.
Zaman bize hep acımasızdı zaten.
Yine öyle çabuk olmamızı istiyor herhalde…
Sana bir şey söylemek istiyorum.
Ne kadar ayrılığa mecbur olsakta unutma ki seni çok seviyorum.
Bir de küçük bir istek; arkana dönüp bakma, tamam mı?
Her şey burda bitsin, burda kalsın.
HOŞÇAKAL…
İnci KANDEMİR
Seni Sevmek
Ölmek gibi sürüne sürüne, yeğlemek gibi şerefsizce anılmayı
Ya da yıkılmak boylu boyunca, bin kere, milyon kere,
Ah seni sevmek nasıl birşey bilir misin?
Her gün günde en az iki kere düşmek demek, delicesine,
Delirmişçesine ahlar çekmek demek,
Kalpten çıkmaz bir hançeri taşımak demek yıllarca,
Belki bir gün yerinden çıkar o hançer ama yarası asla kapanmaz demek,
İşte böyle seni sevmek, delice delirmişçesine haykırmak,
Sürüne sürüne yalvarmak demek, alaycı kahkahaların arasında ölmek demek,
Ah seni sevmek, seni sevmek var ya, ölüm demek, yaşarken ölmek,
Ama seni sevmek yine de ben de sevdim diyebilmek demek,
Asla bir daha aptalca sevmemek demek, asla birini incitmemek demek,
Ya da incitmekten ölmek kadar korkmak demek,
İşte bu seni sevmek, ilk ve en derince bir yara almak ve
İkincisinden korkmak korkusundan bin kez ölmek demek,
Sevememek bir daha asla eskisi gibi ve gülememek demek,
Ah işte seni sevmek bu demek,
Bitmiş bir sayfanın tıkırdayan sesleri arasından
Ahlı vahlı ağlayan bir genci duymak demek,
Gecenin bir yarısı, sen de nerden çıktın demek,
Ya da en güzel anında bir ah gibi içine oturmak demek,
Tıkalı kalmış hevesler, neşeler, hayaller bu gece bitsin;
eskisi gibi ışıltılı güzel günlere başlayalım ne olur demek,
içinden yine de her şeye rağmen
Doğru olanın bu olduğunu, ayrılmak olduğunu bilmek,
Yürürken sokakta yüzümü saklamam demek herkeslerden,
Bir daha isteyememek demek sevilmeyi ve sevmeyi,
Kahrolası zindanlara ıslah olmuş halde geri dönmek demek,
Kimseye öfkelenememek ve duygulanamamak demek, delirmek kısaca
Ya da bitmek bir son gibi filmde ama hayır asla bitememek,
Seni sevmek, ah işte seni sevmek bu karanlıkta,
Ağlar halde üşümek bu odada ya da dişlerini sıkıp ölmeyeceğim demek,
Ama bunu derken yaklaşan ölümü hissetmek demek,
Of… Oflayınca geçiyor acısı, geçer mi? hep oflasam diner mi acısı?
Diye medet ummak demek, ya da sevgisini ateş haldeyken
Etten yüreğine canlı canlı bastırmak demek,
Bir süre sonra acımaz, kış soğutur diye düşünmek demek,
Mümkün olsa yeniden, bin kez, yüzbin kez katlanmak demek bu acılara,
Onca acıların arasından sanki cımbızla güzel anları toplamak demek,
Güzel anları abartıp da bin kez yaşamak demek,
İşte cennetim bu anlarda gizlidir,
İşte bana verdiğin sadece budur aslında diye düşünmek demek,
Seni sevmek, ah delice, delirmişçesine asla demek, asla!
Ve yeniden başlamak her şeye ve her şeye rağmen!
Yıkılmadan yoluna devam etmek demek, harabe bir evde yaşamak demek artık
Kalbim evimdir! evimse bir harabe artık, işte o artık bir garip misafirhane,
Herkese açıktır kapım ne de olsa örtemem her yanımı,
Yıkık yanlarınla ortalığa dimdik çıkabilmek demek, ey sevgili sakın yıkılma,
İşte seni sevmek yıkıntılarla da olsa ayakta kalabilmek demek,
Bir gün mutlaka! diye dişlerini sıkmak, sabırla beklemek güzel günleri,
Belki de hiç gelmeyecek baharı, kelebekleri, hoş kokulu bulut evimizi
Beklemek, yapayalnız göklerde uçmak demek, hep aynı bulutun etrafında
Acaba… acaba… demek, yıllarca buraya, yani aynı hayallere tutsak kalmak,
Kalacağını bilmek ve ayrılamamak demek, avuç içindeki kelebeğe bakarken,
Hiç kıpırdayamamak ya da bitivermek o güzelliğin içinde,
Bitmeyi istemek isterken de öldüğünü bilmemek demek,
İşte seni sevmek bitmeyen bir kötü sonda, hep o son anı yaşamak demek,
İşte o son ve kötü anlarda bile kıpır kıpır bir yaşam pınarı hissetmek,
Onu da saçma sapan şiirlere vurabilmek demek, sonunda yine bitmek…
En ucunda hep kalabilmeyi istemek ölümün,
Çaresiz kalmak demek, bir tuzakta
Ya da mıhlanmak bi koleksiyona kelebek gibi…
Yıllar geçerken, yaşamak gözlerde ama çoktan ölmüş olmak demek,
Bir ah çekmek ve herkesler duysun istemek,
Ya da kimseler duymasın da üzülmesin istemek,
İşte seni sevmek, tertemiz defterken daha, yakılmak demek,
Küllerin arasında bir tek şiir olarak kalmak böylece,
Ve sonrasını yaşamak demek bir ömür boyu,
Mezara girip de kurtulmayı ummak demek,
Ama asla ölmemek, ölememek
Bitmiyor acısı, dinmiyor işte, dinmeyecek derken,
Bir amaç bulmak ve bunla yaşamak demek,
Ömür boyu mutluluklar dilemek herkese,
Asla eskisi kadar mutlu olamayacağını bile bile,
Abartmak her şeyi, sevgisini, sevilmeyi, işte ben buyum demek,
Eksik, hatalı, kusurlu bir yaşamda, mükemmel işleyen bir zihne rağmen,
Hata vermek sonuçlarda, kalpte düzelmez bir yara demek seni sevmek
Kelimeleri bulamamak, yazamamak şiirleri eskisi gibi,
Ve bitirmek düşleri o düşlerle bitmek demek burada..! ! !
Ben Seni Görmeden Sevdim
Ben Seni görmeden sevdim…
Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim,
bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni.
Ey gönül bahçemde büyüttüğüm Nazlı Çiçek…
Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı…
Bu hasret bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek…
Ben Seni görmeden sevdim…
Yolunu gözledim bir Medine sabahı.
Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım…
Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım…
Ben seni görmeden sevdim…
Gözlerini gözlerime değdir Efendim.
Ellerini ellerime…
Sevmeyi Senden öğrendim ilkin…
Sevilmesi gereken her şeyi Senden…
Şefkat seninle mânâ buldu.
Buz çöllerini Seninle aştım…
Ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle…
Gözlerini gözlerime değdir…
Ellerini ellerime Efendim…
Ben Seni görmeden sevdim…
Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane…
Onlardan biri olmak istedim hep.
Her emrine amade…
Seninle yaşamak…
Seninle ölmek…
Seninle ağlamak…
Ve Seninle tebessüm etmek…
Aynı sofrayı Seninle paylaşmak istedim.
Ama en çok Seni, Seni görmek istedim.
Göremesem de,
Ben Seni görmeden sevdim…
Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi…
Hüznü yoldaş ettim…
Kâh yeller gibi estim Yemen’de…
Kâh Mecnun gibi düştüm çöllere…
Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde,
Ne zaman, nasıl, kimbilir nerede,
Ben Seni görmeden sevdim
Ben Seni görmeden sevdim…
Rüyalarım var Sana dair…
Özlemlerim var Sana…
Al yüreğim Senin olsun Sultan’ım…
Uyandır beni Aşk’a…
Ey Gül-i Vefa…
Ey Rahmet Sağanağı…
Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme,
Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle…
Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman…
Boş hülyalara daldım, kayboldum…
Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu…
Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım…
Ben Seni görmeden sevdim…
Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi…
En berrak duyguları besledim Sana…
En nadide hisleri…
Gel Efendim, al götür beni uzaklara…
Düşmeden gülün tuzaklara…
Gözlerimde yaş akar durur…
Bu ayrılık beni yakar vurur…
Gözlerini gözlerime değdir…
Ellerini ellerime Efendim…
Umut MÜRARE – Ben Seni Görmeden Sevdim
Sustum!
“Herkes konustugunu yazar,bense sustuklarimi”
Herkesin konustugu dünyada
ben sustum!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
kendimle konusuyorum simdi yalniz…
yalniz yüregimle dokunuyorum sesime
kimse duymuyor…
Sustum!
Bin ah sürüp dudaklarima
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
sustu benimle deniz,
sustu deli dalgalar, sustu martilar…
umutlarimi sarip rüzgarlara
uzaklara savuruyorum her gece
yildiz yapip serpiyorum gökyüzüne
kimse görmüyor…
Sustum!
Tam acilarimi haykiracaktim ki,
sustum
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
bir ciglik kaniyor demedim, en derininde
yüregimin…
icimdeki volkanlari bogarak sustum!
acmadim kimselere yüregimi
hanceri sadece kendime sapladim
sapladim ve sustum!
hüznü yüzümde,
acilari gözlerimde topladim sustum! ..
Sustum!
sustu dudagimdaki sarki,
gözlerimdeki siir
yaralari yalayan rüzgar
sokaklarinda kahroldugum sehir
gözlerim konusuyor yalniz!
Saci agarmis hayaller
nemli kirpiklerle
bulutlandiginda gözlerim
gökte simsek olup cakiyorum
kimse görmüyor…
Sustum!
tuz basip yaralarima!
ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
icinde volkanlar tasiyan bir dervis gibi
yaslanip yalnizligin duvarina
gül döküp kalabaliklara her gece
kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
kimse bilmiyor…
Sustum!
tam sevdigimi haykiracaktim ki, sustum
sustu benimle gök, sustu dag, sustu toprak
acilar konusuyor simdi yalniz
yarali gönlümün sizilari konusuyor
tutup öldürüyorum icimdeki sevdalari bir bir
atiyorum ucurumlardan
kimse görmüyor
Ne zaman
dudaklarindan öpmeye kalksam hayati
saclarini koklasam rüzgarlarin
icimde incecik bir sevgi ürperiyor
sari hüzünler dökülüyor gönül bahceme
gelmiyor bekledigim bahar
yaralar merhem tutmuyor
gözyasi olup dökülüyorum kaldirimlara
kimse silmiyor
yagmur dinmiyor
sevdigim bilmiyor
Sustum!
sustu benimle sari sabir,
sustu hasret, sustu zaman
yalniz gözlerimle dokunuyorum hayata
kimse duymuyor
Sustum!
icimde dalgalar kabardikca volkanlar gibi
sustum
sustu dudagimdaki siir
gözlerimdeki nehir
gönlümdeki yara
bulutlar haykirdi isyanimi
simsekler haykirdi
sadece ben duydum
sadece ben
Ey besigini sallayip bogdugum hayat
ey kucagimda büyütüp öldürdügüm sevgi
yaralar merhem tutmuyor
geceler avutmuyor
ben sustum
acilarim konusuyor yalniz
yarali gönlümün sizilari konusuyor
Ben sustum!
susmuyor yüregimi kavuran kasirga
pencereme vuran yagmur damlalari
susmuyor disarda inleyen rüzgar
yildizlar küs
ay üzgün
yagmur dinmiyor
icimde binlerce siir kaniyor her gece
kimse bilmiyor
kimse duymuyor
sustum!
sustu benimle sari sabir, sustu hasret,
sustu hayat, sustu zaman
acilar konusuyor yalniz
acilarim konusuyor
kimse duymuyor…
duymuyor…
duymu…
duy…
Nuri CAN
Mahşer
Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden…
Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk.
İnsan amelleriyle başbaşa…
Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi.
Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün.
O gün ile aramızda sadece ölüm var…
Anlatan Hazreti Peygamber;
Allah mahşer günü öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar.
Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir.
Güneş onlara yaklaşır.
Gam ve sıkıntı insanların tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşır…
Öyle ki insanlar: “İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz?
Bizlere şefaat edecek birini bilmiyor musunuz? ” demeye başlarlar.
Birbirlerine: “Babamız Adem var” derler ve O’na gelirler.
“Ey Adem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı.
Kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti.
Meleklerine senin önünde secde ettirdi.
Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” derler.
Adem Aleyhisselam: “Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
Aslında şefaate benim yüzüm yok.
Çünkü cennette iken Allah beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben bu yasağa asi oldum.
Nefsim…Nefsim…N efsim…
Benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
İnsanlar Nuh Aleyhisselam‘a gelecekler.
“Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin ilkisin.
Allah seni çok şükreden bir kul; Abden şekûrâ diye isimlendirdi.
İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?
Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? ” diyecekler.
Nuh Aleyhisselam da şöyle diyecek:
“Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavminin aleyhine, beddua olarak yaptım.
Nefsim…Nefsim…Nefsim…
Benden başkasına gidin. İbrahim Aleyhisselam‘a gidin.”
İnsanlar İbrahim Aleyhisselam‘a gelecekler.
“Ey İbrahim! Sen Allah’ın Peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin.
Bize Rabbin nezdinde şefaat et. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? ” diyecekler.
İbrahim Aleyhisselam onlara:
“Rabbim bugün öyle bir gazaba gelmiş ki;
bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum.
Nefsim…Nefsim…N efsim…
Benden başkasına gidin. Musa Aleyhisselam‘a gidin.”
İnsanlar Musa Aleyhisselam‘a gelecekler.
“Ey Musa! Sen Allah’ın Peygamberisin.
Allah seni risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı.
Bize Allah nezdinde şefaatte bulun.”
Musa Aleyhisselam da:
“Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.
Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok.
Çünkü ben öldürülmesiyle emrolunmadığım bir cana kıydım.
Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeter.
Nefsim…Nefsim…N efsim…
Benden başkasına gidin. İsa Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
İnsanlar İsa Aleyhisselam‘a gelecekler.
“Ey İsa! Sen Allah’ın Peygamberisin.
Meryem’e attığı bir kelamısın. Ve kendinden bir ruhsun.
Üstelik sen beşikteyken insanlarla konuşmuştun.
Rabbin nezdinde bize şefaat et.”
İsa Aleyhisselam da diğer peygamber kardeşleri gibi:
“Bugün Rabbim öyle bir gazaba gelmiş ki;
bundan önce ne bir böyle gazaba gelmişliği var ne de bundan sonra gelecek.” diyecek.
Nefsim…Nefsim…N efsim…
Benden başkasına gidin. Muhammed Aleyhisselam‘a gidin.” diyecek.
Ve insanlar bana gelecekler.
“Ey Muhammed! Sen Allah’ın Peygamberisin.
Bütün peygamberlerin sonuncususun.
Allah senin geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu.
Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun.
Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? ” diyecekler.
Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim.
Rabbim için secdeye kapanacağım.
Derken Allah, benden önce hiç kimse için açmadığı methü senaları benim için açacak.
Ben onlarla Rabbime methü senalarda bulunacağım.
Sonra:
“EY MUHAMMED!
BAŞINI KALDIR VE İSTE.
İSTEDİĞİN SANA VERİLECEK.
ŞEFAAT TALEP ET. ŞEFAATİN YERİNE GETİRELECEK.” denilecek.
Ben de başımı kaldıracağım:
“Ey Rabbim! Ümmetim.”
“Ey Rabbim! Ümmetim.”
“Ey Rabbim! Ümmetim.”
“EY MUHAMMED! ” denilecek.
ÜMMETİNDEN HESABI OLMAYANLARI
VE KALPLERİNDE HARDAL TANESİ KADAR İMAN BULUNANLARI
CENNET KAPILARINDAN İÇERİ AL.” denilecek.
Gün öyle bir gün ki, baba evladından kaçar, evlat annesineden…
Ne mal fayda verir insana, ne de çoluk çocuk.
İnsan amelleriyle başbaşa…
Gün öyle bir gün ki, mahşer gibi değil; mahşerin ta kendisi.
Her insanın mutlaka göreceği, yaşayacağı bir gün.
O gün ile aramızda sadece ölüm var…
Dursun Ali ERZİNCANLI
sen ve son ... senai demirci