“Yapmadık,” dedik, inanmadınız. “Gömmedik,” dedik, yine inanmadınız. “Rabbim verdikçe veriyor,” dediniz, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor,” dediniz, bize yine inanmadınız. “Sualtındaydık, deliller dijital, hepsi yalan,” dedik, hiç inanmadınız. “Sonunuzu, hapishane kapılarında ağlattığınız evlatların gözyaşlarıyla, bastonuna tutunarak evladına koşan anaların ahı getirecek,” dedik, oralı olmadınız.
Ne oldu zulmünüzün sonu? Hukuk hepimize lazım mıymış gerçekten? Masumiyet karinesi kitaplarda yazan bir tanımdan çok daha mı fazlasıymış? Evlatlarınızdan mı görmeye başladınız adil düzeninizin sonunu? Sizde mi tadacaktınız hapishane görüş salonlarının soğuk duvarlarını?
Koca bir ömrü aile nedir bilmeden, evladına, eşine, anasına-babasına hasret geçiren insanları, bir günde, hem de tamamen dijital verilere dayanarak, darbeci, terörist, casus, fuhuşçu, şantajcı ilan ettiniz. “Yalan,” dedik, “Komplo,” dedik inanmadınız. Ne oldu da şimdi, dün altına şahsi arabalarınızı tahsis ettiğiniz savcılar, evlatlarınızın rezilliklerini belgelemek için yatakların üzerine serili dolarlarınızı toplarken hukuk aklınıza geliverdi?
Çok şükür bizim evlatlarımıza onurla bırakacağımız bir ismimiz var. Yıllardır bize layık gördüğünüz hapishane hücrelerinin tek tesellisi, iftiraya uğramanın onuru oldu son olaylarla. Sizin evlatlarınıza bırakacağınız neyiniz var Sayın Bakanlar? “Sakın yetim hakkı yemeyin,” diye diye yetiştirilen biz onurlu Türk subayları, değil bir ayakkabı kutusu, bir çift ayakkabının içini dolduracak parayı biriktiremeden ömrümüzü tükettik. Elbette siz bize reva gördünüz diye, siz dün işinize geldi de cemaatin polis ve savcısıyla anlaştınız diye, darbeci, terörist, casus, fuhuşçu, şantajcı olacak değiliz. Ama sizler ve evlatlarınız, göz göre göre bu ülkenin insanlarını enayi yerine koydunuz. Gözlerinin içine baka baka insanlara yalan söylediniz.
Yalanlarınız hiç mi ortaya çıkmaz zannettiniz? Madem sırtınızda böylesi bir yumurta küfesi taşıyordunuz, ne diye efelendiniz bunca masum insana Sayın Bakanlar? Hiç birinize hakkımı helal etmiyor ve hepinize bir kez daha hatırlatmak boynumun borcu olsun diyorum. Dün Türk Silahlı Kuvvetlerini esir alan psikolojik harekât bir teğmenle başlamış Genelkurmay Başkanıyla sona ermişti. Bugün hükümeti esir alan psikolojik harekât Bakan oğullarıyla başladı sonu nerede biter onu da siz düşünün artık Sayın Bakanlar.
“Balyoz,” yalandır. “Ergenekon,” yalandır. “Poyrazköy” ve bağlısı davalar külli yalandır. Bu davaların yalan olduğunu ispatlayacak gerçek Türk hâkimleri dışında kimseye ihtiyacımız yoktur. Bizim cemaat-hükümet ekseninde karar vermeyecek fikri ve vicdanı hür Türk hâkimleri tarafından tekrar yargılanmak dışında başka bir derdimiz olamaz. Hiç kimsenin bizi affetmeye hakkı yok. Sizleri ve sülalenizi ise umarım Türk halkı bir gün affeder.
En derin sevgi ve saygılarımla, özgür bir yeni yıl dileklerimle…
ermeniler azeri topraklarını işgal etti. hocalıda türklere katliyam yaptı. türkiye ermeni açılımı yaptı.azeri türklerini küstürme pahasına ermenilerle yapılan sıcak temaslar anlaşmalar la türkün türke olan güven ve sevgi bağlarını zedelediler.arap ülkelerine bakın birlik ola biliyorlarmı amerika iki arap ülkesini yanına alıyor bi başka arap ülkesini onların yardımı yataklığı ile işgal ediyor kanını akıtıyor petrollerine el koyuyor.eğer araplar arasındaki sevgi ve güven bağları kopmuş olmasaydı bugün araplar bu kadar aşağlanmaz aciz duruma düşürülemezdi son zamanlarda suriyede olanları görüyoruz bizimde bi farkımız kalmadı arap ülkelerinden.biz türklere yapılabilecek en büyük kötülük bu. türkün türke olan sevgi ve güven bağını parçalamak. azeri türkleri şehit mezarlıklarındaki ay yıldızlı bayrağımızı indirmekle kalmadılar şehitliklerdeki ayyıldızlı türk bayrağını temsil eden mermerleri bile söktüler niçin yaptılar bize karşı hissettikleri sevgi ve güven duyguları sarsıldı hayal kırıklığına uğratık azeri kardeşlerimizi. türkün türke hissettiği sevgi ve güven bağlarını parçalamak.işte bu türklüğe yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Hocali Katliamı ve Azerbaycan topraklarının işgali:
Bugün Ermenistan ekonomisi son derece kötü, nüfusu gayet küçük ve hala geçimsizliğini ve saldırganlığını sürdürmeye devam eden bir ülkedir. Sovyetlerin dağılmasından sonra kurulmuş ve hemen ertesi yıl, karışıklıklardan da istifade ederek 1992 Nisanın’da Hocali korkunç katliamını gerçekleştirerek Azerbaycanın Karabağ bölgesini işgal etmiştir. Karabağ yöresi kara ve hava yolları ve geçitler bakımından Güney Kafkasyanın en stratejik noktalarından birisi olup, 16 yıldır Ermeni işgali altındadır vebir milyon’un üstünde Karabağ halkı halen Azerbaycan içinde çadır ve vagonlarda “mülteci” olarak yaşamaktadırlar. İşte Türkiye hudutlarını bu durumu protesto etmek için kapatmış ve bu haksız işgal bitene kadar kapalı tutacağını ilan etmişti.
EDGAR CAYCE EN ÜNLÜ PİŞİSİK YETENEKLERE SAHİP KİŞİLERDEN BİRİDİR 1877'de Kentucky'de doğan, 1945'de Virginia Beach'de hayata gözlerini yuman Edgar Cayce hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan 'okumalar'la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur. Cayce hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin veya beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu. Belki de bu anlarda Cayce'de bambaşka bir akıl canlanıyor ve insanlıkta dolaşan bütün bilgilerden, tıpkı bir kitaplıktan olduğu gibi yararlanıyordu. Bu işlem ışık hızıyla oluyordu. Fakat Edgar Cayce'nin durumunu bugün için açıklama imkânı yoktur. Medyumluk yeteneği ve psişik güçleri çok küçük yaşlarda ortaya çıktı. Edgar Cayce küçükken hastalanmış komaya girmişti. Köyündeki doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce konuşmaya başlamış: 'Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var' demişti. Sonra yapılacak yakının formülünü vermişti. Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. Fakat komadayken söylediklerini hatırlamıyordu ve formül için isimlerini verdiği bitkilerin çoğunu tanımıyordu. Amcasının çiftliğinde çalışmaya başlamış daha sonra Hopkinsville kitaplığında hademelik yapmıştı. Sahip olduğu yeteneği kullanmak istemeyen Cayce küçük bir fotoğrafçı dükkânı açmıştı. Çocukluk arkadaşı Al Layne felçliydi ve ayağını sürüyerek yürüyordu. Çocukluk arkadaşının yalvarmasına dayanamayan Cayce hipnoz uykusuna yatmaya razı oldu. Bu uyku sırasında arkadaşının hastalığının nedenlerini yazdırdı. Uyanınca arkadaşına yazdırdıklarının ne olduğunu dahi anlamadığını, bunun büyücülük olduğunu, ilaçları alıp kullanmamasını tavsiye eder. Ama sekiz gün sonra Al layne'in iyileştiği bütün kasabada konuşulmaya başlanınca insanlar kendisine başvurmaya başlamıştır. Önceleri 'uyurken konuşuyorum diye insanları tedaviye kalkamam' diyerek direnen Cayce, sonunda bazı şartlar ile bu seanslara razı olur. Hastaları görmeyecek, para almayacak ve uyku seanslarında bir doktor hazır bulunacaktı. Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisininde doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı. James Andrews adında bir demiryolu şirketi sahibi Cayce'a gelmişti. Seans sırasında birkaç ilaç ve bir tür adaçayı suyu kullanılması söylenmişti, formülü bulmak imkânsızdı. Gazetelere verilen ilanlardan bir sonuç çıkmayınca tekrar edilen seansların birinde Cayce, ilacın çok karmaşık formülünü yazdırdı. Bu arada şirket sahibi Andrews'e Paris'li genç bir doktordan mektup geldi. Mektubunda ilanda söz edilen adaçayı suyunu yine doktor olan babasının bulduğunu fakat elli yıldan beri yapmadığını yazıyordu. Formülü Cayce'ın yazdırdığı formül ile aynıydı. Hekimler sendikası mahalli sekreteri John Blackburn bir komite ile bütün seansları izler ve sonunda Edgar Cayce'a resmi konsultasyon yapma izni verilir. Cayce'ın sekiz yaşındaki oğlu oynarken bir magnezyum patlamasına sebep olur ve doktorlar bir gözünü kurtarmak için diğerini çıkarmayı önerirler. Bunu kabul etmeyen Cayce, hipnoz sırasında gözlere 15 gün süreyle tannik asit pansumanı uygulanmasını söyler. Doktorlar bunun çılgınlık olduğunu söylemesine rağmen 15 gün sonra çocuğun gözleri iyileşir. Bir uyku seansında 4 reçete yazdırmıştı ve bunların kime uygulanacağı bilinmiyordu. Sonradan kendisine başvuracak dört hastanın reçetesini 48 saat önce yazdırmıştı. Bir seans sırasında da 'Codiron' adında bir ilaç yazdırmıştı ve ilacı yapan firmanın adresini vermişti. Telefon edildiğinde ilaç firması şaşırmıştı, 'nereden duydunuz? formülü yeni bitirdik ve ismini yeni koyduk' diyorlardı. VİKİPEDİ
sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine akıl sınırlarının bittiği yerden cezalar vermek istiyorsan bütün samimiyetinle affet. hissedilen herşeyi arşivleyen kader kendisiyle en iyi biçimde ilgilenicektir. şems-i tebrizi
bir şey yiyorsunuz ve ağzınızda o yediğiniz şeyin için de bi başka şeyi de varlığını hissediyorsunuz ağzınızda bi kıl var dilinizle o kılı bula biliyorsunuz.dilinizi o kıla yönlendirdiğiniz bi his var. onunla biliyorsunuz. yada bilgisayarınız açık bi müzik dinliyorsunuz. bu arada kulağınıza bi başka yerden bi müzik sesi geliyor. o sesi dinliyorsunuz. sonra kendi bilgisayarınızdaki müziği dinliyorsunuz bi birinin anlamaya çalışıyorsunuz sonra öbürünü.kulağınızı bi birine sonrada diğerine yönlendiriyorsun.işte bu yönlendirmeyi yapanı yani o hissi anlatmak farkettirmek istiyorum.bu hissi elektirikli makkapa benzetirim nasılki bu makkabın ucundaki delici ucu çıkartırım yerine zımparayı takarım elimdeki makkap zımpara olur yada zımparayı çıkartırım lokma anahtar takarım elimdeki alet anahtar olur. yani burda kulak göz dil hep bunlar zımpara makkap anahtar yerine olan şeyler o hisse bağlı şeyler has olan o his. sabah uyandınız bedeninizi hissettiniz.bedeninizin doğadaki konumunu hissettiniz yani hacminizi uyandığınızda gözlerinizi açtınız tavanı gördünüz. yanlarınızda ki duvarları hissettiniz altınızı üstünüzü önünüzü arkanızı sağınızı solunuzu hissettiniz o hissi hapsettiniz.yazımın ilk bölümünde yazdığım hissiniz esir oldu maddeye bağlı kaldı demektir bedeninizi ve bedeninizin içinde bulunduğu konumu hissetmiceksiniz sanıyorum hipnozdada bunu yapıyorlar. yazımın ilk başındaki hissi özgür bırakıyorlar. sanırım sıradan olmayan bilgilere böyle ulaşılıyor.bilgiye ulaşmak için sabah uykusu çok önemlidir.anlamakta zorlandığım bilgileri çok rahat anlar ve kavrarım sabah uykularında.
at bile sahibine göre kişnermiş :))
“Yapmadık,” dedik, inanmadınız. “Gömmedik,” dedik, yine inanmadınız. “Rabbim verdikçe veriyor,” dediniz, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor,” dediniz, bize yine inanmadınız. “Sualtındaydık, deliller dijital, hepsi yalan,” dedik, hiç inanmadınız. “Sonunuzu, hapishane kapılarında ağlattığınız evlatların gözyaşlarıyla, bastonuna tutunarak evladına koşan anaların ahı getirecek,” dedik, oralı olmadınız.
Ne oldu zulmünüzün sonu? Hukuk hepimize lazım mıymış gerçekten? Masumiyet karinesi kitaplarda yazan bir tanımdan çok daha mı fazlasıymış? Evlatlarınızdan mı görmeye başladınız adil düzeninizin sonunu? Sizde mi tadacaktınız hapishane görüş salonlarının soğuk duvarlarını?
Koca bir ömrü aile nedir bilmeden, evladına, eşine, anasına-babasına hasret geçiren insanları, bir günde, hem de tamamen dijital verilere dayanarak, darbeci, terörist, casus, fuhuşçu, şantajcı ilan ettiniz. “Yalan,” dedik, “Komplo,” dedik inanmadınız. Ne oldu da şimdi, dün altına şahsi arabalarınızı tahsis ettiğiniz savcılar, evlatlarınızın rezilliklerini belgelemek için yatakların üzerine serili dolarlarınızı toplarken hukuk aklınıza geliverdi?
Çok şükür bizim evlatlarımıza onurla bırakacağımız bir ismimiz var. Yıllardır bize layık gördüğünüz hapishane hücrelerinin tek tesellisi, iftiraya uğramanın onuru oldu son olaylarla. Sizin evlatlarınıza bırakacağınız neyiniz var Sayın Bakanlar? “Sakın yetim hakkı yemeyin,” diye diye yetiştirilen biz onurlu Türk subayları, değil bir ayakkabı kutusu, bir çift ayakkabının içini dolduracak parayı biriktiremeden ömrümüzü tükettik. Elbette siz bize reva gördünüz diye, siz dün işinize geldi de cemaatin polis ve savcısıyla anlaştınız diye, darbeci, terörist, casus, fuhuşçu, şantajcı olacak değiliz. Ama sizler ve evlatlarınız, göz göre göre bu ülkenin insanlarını enayi yerine koydunuz. Gözlerinin içine baka baka insanlara yalan söylediniz.
Yalanlarınız hiç mi ortaya çıkmaz zannettiniz? Madem sırtınızda böylesi bir yumurta küfesi taşıyordunuz, ne diye efelendiniz bunca masum insana Sayın Bakanlar? Hiç birinize hakkımı helal etmiyor ve hepinize bir kez daha hatırlatmak boynumun borcu olsun diyorum. Dün Türk Silahlı Kuvvetlerini esir alan psikolojik harekât bir teğmenle başlamış Genelkurmay Başkanıyla sona ermişti. Bugün hükümeti esir alan psikolojik harekât Bakan oğullarıyla başladı sonu nerede biter onu da siz düşünün artık Sayın Bakanlar.
“Balyoz,” yalandır. “Ergenekon,” yalandır. “Poyrazköy” ve bağlısı davalar külli yalandır. Bu davaların yalan olduğunu ispatlayacak gerçek Türk hâkimleri dışında kimseye ihtiyacımız yoktur. Bizim cemaat-hükümet ekseninde karar vermeyecek fikri ve vicdanı hür Türk hâkimleri tarafından tekrar yargılanmak dışında başka bir derdimiz olamaz. Hiç kimsenin bizi affetmeye hakkı yok. Sizleri ve sülalenizi ise umarım Türk halkı bir gün affeder.
En derin sevgi ve saygılarımla, özgür bir yeni yıl dileklerimle…
Ali Türkşen
Deniz Kurmay Albay
21 Aralık 2013, Cumartesi
Hasdal Askeri Ceza ve Tutukevi
ermeniler azeri topraklarını işgal etti. hocalıda türklere katliyam yaptı. türkiye ermeni açılımı yaptı.azeri türklerini küstürme pahasına ermenilerle yapılan sıcak temaslar anlaşmalar la türkün türke olan güven ve sevgi bağlarını zedelediler.arap ülkelerine bakın birlik ola biliyorlarmı amerika iki arap ülkesini yanına alıyor bi başka arap ülkesini onların yardımı yataklığı ile işgal ediyor kanını akıtıyor petrollerine el koyuyor.eğer araplar arasındaki sevgi ve güven bağları kopmuş olmasaydı bugün araplar bu kadar aşağlanmaz aciz duruma düşürülemezdi son zamanlarda suriyede olanları görüyoruz bizimde bi farkımız kalmadı arap ülkelerinden.biz türklere yapılabilecek en büyük kötülük bu. türkün türke olan sevgi ve güven bağını parçalamak. azeri türkleri şehit mezarlıklarındaki ay yıldızlı bayrağımızı indirmekle kalmadılar şehitliklerdeki ayyıldızlı türk bayrağını temsil eden mermerleri bile söktüler niçin yaptılar bize karşı hissettikleri sevgi ve güven duyguları sarsıldı hayal kırıklığına uğratık azeri kardeşlerimizi. türkün türke hissettiği sevgi ve güven bağlarını parçalamak.işte bu türklüğe yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Hocali Katliamı ve Azerbaycan topraklarının işgali:
Bugün Ermenistan ekonomisi son derece kötü, nüfusu gayet küçük ve hala geçimsizliğini ve saldırganlığını sürdürmeye devam eden bir ülkedir. Sovyetlerin dağılmasından sonra kurulmuş ve hemen ertesi yıl, karışıklıklardan da istifade ederek 1992 Nisanın’da Hocali korkunç katliamını gerçekleştirerek Azerbaycanın Karabağ bölgesini işgal etmiştir. Karabağ yöresi kara ve hava yolları ve geçitler bakımından Güney Kafkasyanın en stratejik noktalarından birisi olup, 16 yıldır Ermeni işgali altındadır vebir milyon’un üstünde Karabağ halkı halen Azerbaycan içinde çadır ve vagonlarda “mülteci” olarak yaşamaktadırlar. İşte Türkiye hudutlarını bu durumu protesto etmek için kapatmış ve bu haksız işgal bitene kadar kapalı tutacağını ilan etmişti.
EDGAR CAYCE EN ÜNLÜ PİŞİSİK YETENEKLERE SAHİP KİŞİLERDEN BİRİDİR 1877'de Kentucky'de doğan, 1945'de Virginia Beach'de hayata gözlerini yuman Edgar Cayce hipnoz ile uyutularak trans halindeyken yaptığı ve kayda alınan 'okumalar'la tanınmıştır. Transta iken yaptığı teşhislerde, kimi değişik vakaların tedavisi için gerekli ilaçların nerede bulunabileceğini tarif etmiş, ayrıca astroloji, reankarnasyon ve Atlantis ile ilgili kehanetlerde bulunmuştur.
Cayce hipnoz uykusundan uyanınca hiçbir şey hatırlamıyordu. Uykudayken bu işi nasıl başardığı sorulduğunda, yaşayan herhangi bir insan beyni ile ilişki kurabildiğini, bu beyin veya beyinlerdeki bilgilerden, kendisine gelen hastaları teşhis edebildiğini, ilaçlar verebildiğini söylüyordu. Belki de bu anlarda Cayce'de bambaşka bir akıl canlanıyor ve insanlıkta dolaşan bütün bilgilerden, tıpkı bir kitaplıktan olduğu gibi yararlanıyordu. Bu işlem ışık hızıyla oluyordu. Fakat Edgar Cayce'nin durumunu bugün için açıklama imkânı yoktur.
Medyumluk yeteneği ve psişik güçleri çok küçük yaşlarda ortaya çıktı. Edgar Cayce küçükken hastalanmış komaya girmişti. Köyündeki doktor tüm çabalarına rağmen onu komadan çıkaramamış, bu haldeyken Cayce konuşmaya başlamış: 'Enseme bir beyzbol topu çarptı. Özel bir yakı yapın ve enseme kuvvetlice basın. Acele edin, yoksa beyin zarının zarar görme ihtimali var' demişti. Sonra yapılacak yakının formülünü vermişti. Ailesi başka çare olmadığı için denilenleri uygular ve akşama doğru ateşi düşen Edgar, ertesi gün ayağa kalkar. Fakat komadayken söylediklerini hatırlamıyordu ve formül için isimlerini verdiği bitkilerin çoğunu tanımıyordu.
Amcasının çiftliğinde çalışmaya başlamış daha sonra Hopkinsville kitaplığında hademelik yapmıştı. Sahip olduğu yeteneği kullanmak istemeyen Cayce küçük bir fotoğrafçı dükkânı açmıştı. Çocukluk arkadaşı Al Layne felçliydi ve ayağını sürüyerek yürüyordu. Çocukluk arkadaşının yalvarmasına dayanamayan Cayce hipnoz uykusuna yatmaya razı oldu. Bu uyku sırasında arkadaşının hastalığının nedenlerini yazdırdı. Uyanınca arkadaşına yazdırdıklarının ne olduğunu dahi anlamadığını, bunun büyücülük olduğunu, ilaçları alıp kullanmamasını tavsiye eder. Ama sekiz gün sonra Al layne'in iyileştiği bütün kasabada konuşulmaya başlanınca insanlar kendisine başvurmaya başlamıştır. Önceleri 'uyurken konuşuyorum diye insanları tedaviye kalkamam' diyerek direnen Cayce, sonunda bazı şartlar ile bu seanslara razı olur. Hastaları görmeyecek, para almayacak ve uyku seanslarında bir doktor hazır bulunacaktı.
Hipnoz uykusu sırasında hastalara koyduğu teşhisler o kadar isabetliydi ki buna hayret eden doktorlar aslında kendisininde doktor olduğunu fakat bu yola saptığını söylüyorlardı.
James Andrews adında bir demiryolu şirketi sahibi Cayce'a gelmişti. Seans sırasında birkaç ilaç ve bir tür adaçayı suyu kullanılması söylenmişti, formülü bulmak imkânsızdı. Gazetelere verilen ilanlardan bir sonuç çıkmayınca tekrar edilen seansların birinde Cayce, ilacın çok karmaşık formülünü yazdırdı. Bu arada şirket sahibi Andrews'e Paris'li genç bir doktordan mektup geldi. Mektubunda ilanda söz edilen adaçayı suyunu yine doktor olan babasının bulduğunu fakat elli yıldan beri yapmadığını yazıyordu. Formülü Cayce'ın yazdırdığı formül ile aynıydı.
Hekimler sendikası mahalli sekreteri John Blackburn bir komite ile bütün seansları izler ve sonunda Edgar Cayce'a resmi konsultasyon yapma izni verilir.
Cayce'ın sekiz yaşındaki oğlu oynarken bir magnezyum patlamasına sebep olur ve doktorlar bir gözünü kurtarmak için diğerini çıkarmayı önerirler. Bunu kabul etmeyen Cayce, hipnoz sırasında gözlere 15 gün süreyle tannik asit pansumanı uygulanmasını söyler. Doktorlar bunun çılgınlık olduğunu söylemesine rağmen 15 gün sonra çocuğun gözleri iyileşir.
Bir uyku seansında 4 reçete yazdırmıştı ve bunların kime uygulanacağı bilinmiyordu. Sonradan kendisine başvuracak dört hastanın reçetesini 48 saat önce yazdırmıştı.
Bir seans sırasında da 'Codiron' adında bir ilaç yazdırmıştı ve ilacı yapan firmanın adresini vermişti. Telefon edildiğinde ilaç firması şaşırmıştı, 'nereden duydunuz? formülü yeni bitirdik ve ismini yeni koyduk' diyorlardı. VİKİPEDİ
sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine akıl sınırlarının bittiği yerden cezalar vermek istiyorsan bütün samimiyetinle affet. hissedilen herşeyi arşivleyen kader kendisiyle en iyi biçimde ilgilenicektir. şems-i tebrizi
dünyada
menfaat için
sevgi
gösterisinde
bulunan
insanlar kadar
alçağı yoktur
ŞEYH ŞAMİL
ve önümüzdeki 30 mart secimleri 8 ci secimi.
bir şey yiyorsunuz ve ağzınızda o yediğiniz şeyin için de bi başka şeyi de varlığını hissediyorsunuz ağzınızda bi kıl var dilinizle o kılı bula biliyorsunuz.dilinizi o kıla yönlendirdiğiniz bi his var. onunla biliyorsunuz. yada bilgisayarınız açık bi müzik dinliyorsunuz. bu arada kulağınıza bi başka yerden bi müzik sesi geliyor. o sesi dinliyorsunuz. sonra kendi bilgisayarınızdaki müziği dinliyorsunuz bi birinin anlamaya çalışıyorsunuz sonra öbürünü.kulağınızı bi birine sonrada diğerine yönlendiriyorsun.işte bu yönlendirmeyi yapanı yani o hissi anlatmak farkettirmek istiyorum.bu hissi elektirikli makkapa benzetirim nasılki bu makkabın ucundaki delici ucu çıkartırım yerine zımparayı takarım elimdeki makkap zımpara olur yada zımparayı çıkartırım lokma anahtar takarım elimdeki alet anahtar olur. yani burda kulak göz dil hep bunlar zımpara makkap anahtar yerine olan şeyler o hisse bağlı şeyler has olan o his.
sabah uyandınız bedeninizi hissettiniz.bedeninizin doğadaki konumunu hissettiniz yani hacminizi uyandığınızda gözlerinizi açtınız tavanı gördünüz. yanlarınızda ki duvarları hissettiniz altınızı üstünüzü önünüzü arkanızı sağınızı solunuzu hissettiniz o hissi hapsettiniz.yazımın ilk bölümünde yazdığım hissiniz esir oldu maddeye bağlı kaldı demektir bedeninizi ve bedeninizin içinde bulunduğu konumu hissetmiceksiniz sanıyorum hipnozdada bunu yapıyorlar. yazımın ilk başındaki hissi özgür bırakıyorlar. sanırım sıradan olmayan bilgilere böyle ulaşılıyor.bilgiye ulaşmak için sabah uykusu çok önemlidir.anlamakta zorlandığım bilgileri çok rahat anlar ve kavrarım sabah uykularında.
13 ü sevmem 23 tekin değildir ama 8 den ürkerim