sürmeli bakar dünyaya gözlerim kurşun gibi deler geçer sözlerim bozgunların, yenilgilerin ve hezimetlerin kadınıyım gün batımlarıyla oynaşır yatarım gece yarısında uyanır gitar ritmlerine raks ederek kalkarım...
dalmayı hiç deneme sakın böyle bir kadının okyanusuna henüz uzanırken onun kıyılarına ve demir atarken limanlarına başlamadan biter tüm yolculuklarım...
kırılmasın düşlerin çelişkili düşüncelerimden çünkü ben yüzeyselim, derinliğim oldukça şefkatli aynı zamanda esen rüzgarım ve yerden yere vuran boranım...
kendine aşık bir kadınım hem erkeksi hem dişiyim dünyanın tüm kadınlarıyım melek kadar temiz şeytan kadar kötüyüm ben...
ben bir çocuğum kendi içinde işkence görmüş bir kadınım inatçılık ve yaramazlık dişi dünyamdaki çocuğun yankıları ve benim yüzümdür bileziklerim, aynalarım söylediğim mahremlerim ve sırlarımdır...
her yaşta mücadele veren kadınlar gibi yastığıma baş koyan kadınım rüya görürüm, düşlerim bazen ilahiler mırıldanır, dualar okurum şarkılar söylerim kimi zaman gülümserim bilinmeyenlere içimdeki kadınla onun beklediği ve hiç başlamayan yolculuğunda...
işte böyle inatçı bir kadın bu hoşlanır oyuncak bebeğime bağırmaktan sınırlarımı zorlamaktan gözlerimin rengine alaylı gülmekten ve zaferini tüm dünyaya haykırmaktan...
Dostum... her an, her zaman seni özleyen, seni arzulayan hasretini çeken düşlerinde seninle saraylar inşa eden bir an seninle öteki an sana karşı duran günlere ve kaderine meydan okuyan bu kadında ne bulursun ki ümitsiz ve imkansız bir aşk olur henüz başlamadan....
bu kadın ki, sana en güzel giysileri giydirir gücünü Samson’dan alarak siyah saçlarını tıraş edip tarayarak sana gizemler, sırlar getirir yenilgiye uğramış, zafer kazanmış elinde bir püro ve peçelerle örtülmüş hem kötü tercihlerini ve yanlış seçimlerini sana anlatabilecek kadar cesur kalmış...
şarkılar söyleyip yuhalanınca tereddüt etmeye bile zaman bulamadan kaçacaksın biliyorum! kendine çekip kalbini çalan bu kadından
çelişkilerle dolu bir kadınım ben evet! aynı anda ateş ve buzla oynayan etrafı güneşle sarılmış bir kadın avuçlarında mehtap açan yıldızları tutan ...bir kadın...
Dostum... şaşırtmasın sözlerim seni giyinen ve soyunan bir kadından daha ihtişamlı başka bir şey olamaz böyle bir kadına dünya gelse karşı duramaz ve şaşırmaktan kendini alamaz...
Ve Sen... hep çamur ve kerpiçten bir adam olarak kalacaksın sözlerimin peşinden koşacaksın ve seni her teslim alışımın ardından şaşacaksın her an şaşıracaksın her zaman evet şaşacak... ve şaşıracaksın...
her yağışımın ardından eriyecek ve her esintimden sonra yıkılacaksın...
Abir Zaki/Woman of Contradiction Çeviri: Muammer Çelik
Sen Vaktinden çok sonra gelen...Sevdalı bir yağmur gibisin..Çisil çisil gözlerimden......
Sen Çıldırmış şairlerin...Titreyen mısralarında...Bahsettiği o perisin..
Pencereler önünde çürürken...Senden kalan çiçekler Hayalin gözlerimin önünde...Bize ağlıyorum.......
Pencereler önünde çürürken...O güzelim yıllarım Hayalin gözlerimin önünde....Bize ağlıyorum...
Güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım Her insanın bir öyküsü vardır ya...Benimki de böyle işte..... Bu sabah pencereden bak....Bu koca şehri sana bıraktım
-^^Kendinden kaçmaktan yorgun düşmüş...sisler içindeki ürkek bir tavşandan farksız^^...diye cevap verdim...
-^^Nasıl yani? ^^..dedi..
-^^Kötü hissettiğin bir anda...bana bunu sen söylemiştin...şimdi tam da o mooddayım^^...dedim...
-^^Ne güzel demişim^^...dedi...ukalalıktan uzak tatlı bir edayla...^^Ama sen öyle olma...kalbinin sıcaklığı ile bütün buzdağlarını eriten yorulmaz bir albatros olmak yakışır sana^^....dedi...
-^^Mum sadece etrafını aydınlatırmış....kendine faydası yokmuş^^...diyesim geldi.....
Saat dört yoksun Saat beş, yok Altı, yedi, ertesi gün Daha ertesi
Kitap okurum İçinde sen varsın
Şarkı dinlerim İçinde sen
Oturdum ekmeğimi yerim Karşımda sen oturursun
Çalışırım, Karşımda sen
En güzel deniz, Henüz gidilmemiş olandır En güzel çocuk Henüz büyümedi En güzel günlerimiz Henüz yaşamadıklarımız Ve sana söylemek istediğim En güzel söz Henüz söylememiş olduğum sözdür
^^O şimdi ne yapıyor? Şu anda şimdi, şimdi, şimdi
Evde mi, sokakta mı? Çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm Beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi
O şimdi ne yapıyor Şu anda şimdi, şimdi, şimdi
Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor Belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir Her kara günümde onu bana Tıpış tıpış getiren sevgili Canımın içi ayaklar
Ve ne düşünüyor, beni mi? Yoksa ne bileyim Fasulyenin neden Bir türlü pişmediğini mi?
Yahut insanların çoğunun neden böyle Bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor Şu anda şimdi, şimdi ^^
Saat dört yoksun Saat beş, yok Altı, yedi, ertesi gün Daha ertesi...
ilginç bir enstantane.. bir beyefendiyle tanıştım saçları benden uzun..sarı...ve kıvırcıktı...(benimkilerin belime uzandığını varsayarsak saçların uzunluğunu siz düşünün artık) eski bir gazeteci yazar olan ve asrın don kişotu olan bu ağbimizi bütün çevreci ve savaş karşıtı faaliyetlerde gazetetlerde her gün bizzat görmek mümkün... ismi lazım değil..saygı...sevgi ve desteğimiz büyüktür kendisine..... sohbet muhabbet ettik biraz....
ıraka canlı bomba olarak gitmek yanında birçok savaş karşıtı ve çevreci faaliyete öncülük etmiş...artı istanbuldaki ilk kadın bienalinin yapıtaşı ve fikir babalığını yapmış..... helal dedim içimden... ne çılgın insanlar var şu dünyada... neler duyup bir yaşımıza daha giricez bilmem...
neyse laf kalabalığı arasında sadedleri unutma gibi huylarım vardır... bir türlü gelemem o meşhur sadede..
geliyorum...
karışıklık iyidir hoştur da.. dozunda güzeldir...
ben de çılgın ve deli biriyim kendimce.. ama dağ taş ve bayırları bakü-tiflis-ceyhan boru hattı boyunca envanter çalışması yapmak için yürüyerek araştırma gibi lüküs(!) çılgınlıklarım yoktur...
çok deliliğe müsait-boş-uygun olmak iyi değil...:=))) tadında bırakmak lazım...
tabii ki..salaklık...:=))
Dostum…
şaşırtmasın,
uğratmasın hayal kırıklığına sözlerim
cehennemin olurum yasak aşklarında
cennetin olurum aşka susamışlığında
ben çelişkilerin kadınıyım...
sürmeli bakar dünyaya gözlerim
kurşun gibi deler geçer sözlerim
bozgunların, yenilgilerin
ve hezimetlerin kadınıyım
gün batımlarıyla oynaşır yatarım
gece yarısında uyanır
gitar ritmlerine raks ederek kalkarım...
dalmayı hiç deneme sakın
böyle bir kadının okyanusuna
henüz uzanırken onun kıyılarına
ve demir atarken limanlarına
başlamadan biter tüm yolculuklarım...
kırılmasın düşlerin
çelişkili düşüncelerimden
çünkü ben yüzeyselim, derinliğim oldukça şefkatli
aynı zamanda esen rüzgarım
ve yerden yere vuran boranım...
kendine aşık bir kadınım
hem erkeksi hem dişiyim
dünyanın tüm kadınlarıyım
melek kadar temiz
şeytan kadar kötüyüm ben...
ben bir çocuğum
kendi içinde işkence görmüş bir kadınım
inatçılık ve yaramazlık
dişi dünyamdaki çocuğun yankıları
ve
benim yüzümdür
bileziklerim, aynalarım
söylediğim mahremlerim
ve sırlarımdır...
her yaşta mücadele veren kadınlar gibi
yastığıma baş koyan kadınım
rüya görürüm, düşlerim bazen
ilahiler mırıldanır, dualar okurum
şarkılar söylerim kimi zaman
gülümserim bilinmeyenlere içimdeki kadınla
onun beklediği ve hiç başlamayan yolculuğunda...
işte böyle inatçı bir kadın bu
hoşlanır oyuncak bebeğime bağırmaktan
sınırlarımı zorlamaktan
gözlerimin rengine alaylı gülmekten
ve zaferini tüm dünyaya haykırmaktan...
Dostum...
her an, her zaman
seni özleyen, seni arzulayan
hasretini çeken
düşlerinde seninle saraylar inşa eden
bir an seninle
öteki an sana karşı duran
günlere ve kaderine meydan okuyan
bu kadında ne bulursun ki
ümitsiz ve imkansız bir aşk olur
henüz başlamadan....
bu kadın ki,
sana en güzel giysileri giydirir
gücünü Samson’dan alarak
siyah saçlarını tıraş edip tarayarak
sana gizemler, sırlar getirir
yenilgiye uğramış, zafer kazanmış
elinde bir püro ve
peçelerle örtülmüş
hem kötü tercihlerini
ve yanlış seçimlerini
sana anlatabilecek kadar cesur kalmış...
şarkılar söyleyip yuhalanınca
tereddüt etmeye bile zaman bulamadan
kaçacaksın biliyorum!
kendine çekip
kalbini çalan bu kadından
çelişkilerle dolu bir kadınım ben
evet!
aynı anda
ateş ve buzla oynayan
etrafı güneşle sarılmış bir kadın
avuçlarında mehtap açan
yıldızları tutan
...bir kadın...
Dostum...
şaşırtmasın sözlerim seni
giyinen ve soyunan
bir kadından daha ihtişamlı
başka bir şey olamaz
böyle bir kadına
dünya gelse karşı duramaz
ve şaşırmaktan kendini alamaz...
Ve Sen...
hep çamur ve kerpiçten bir adam olarak kalacaksın
sözlerimin peşinden koşacaksın
ve seni her teslim alışımın ardından
şaşacaksın her an
şaşıracaksın her zaman
evet şaşacak... ve şaşıracaksın...
her yağışımın ardından eriyecek
ve her esintimden sonra yıkılacaksın...
Abir Zaki/Woman of Contradiction
Çeviri: Muammer Çelik
Okyanusun med cezirinden arta kalan dalgalar çekilirken...
Ruhumdaki sonsuz huzursuzlukla başbaşa bırakıyordu beni...
Tarihin tekerrürlerini yaşamaktaki bıkkınlığım...
Artık yeni yaşamların yüzüne kapatıyordu kapılarını umarsızca....
Bense gitmek zorunda olduğum gelecek yolunda...
Günahkar bir adem olarak yürümeye devam ediyordum...
Gözlerimdeki ışıltıları öldürdüler anne...
Maktulse....yıldızlı bir yaz gecesi....
Eternalflame
^^Gel dedim...Buyuramadın...
Anladım kalabalık başın...
Anladım aşklara kapattın kalbini...
Ama yaşanacak mavi günleri var ömrünün...
Mavi sözlerim var...sana sakladığım...
Elimi sana her uzatışımda...
Sana tam dokunacakken..bir serap oluyorsun...
O şevkat dolu sinende...bir aşklık yer var mı? .....^^....diye sordu...
O kadar zordu ki cevap vermek..
Ben ki en zor sınavda bile terlememiştim bugüne dek.....
En zor cevapla karşılık vermek zorundaydım...acı vermemek ve acı çekmemek için...
Sessizliğin sesiyle....
Eternalflame
Sen
Vaktinden çok sonra gelen...Sevdalı bir yağmur gibisin..Çisil çisil gözlerimden......
Sen
Çıldırmış şairlerin...Titreyen mısralarında...Bahsettiği o perisin..
Pencereler önünde çürürken...Senden kalan çiçekler
Hayalin gözlerimin önünde...Bize ağlıyorum.......
Pencereler önünde çürürken...O güzelim yıllarım
Hayalin gözlerimin önünde....Bize ağlıyorum...
Güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım
Her insanın bir öyküsü vardır ya...Benimki de böyle işte.....
Bu sabah pencereden bak....Bu koca şehri sana bıraktım
Başka bir şehrin sabahından....Başka bir dilde...
Elveda....
-^^Nasılsın...iyi misin? ^^...diye sordu..
-^^Kendinden kaçmaktan yorgun düşmüş...sisler içindeki ürkek bir tavşandan farksız^^...diye cevap verdim...
-^^Nasıl yani? ^^..dedi..
-^^Kötü hissettiğin bir anda...bana bunu sen söylemiştin...şimdi tam da o mooddayım^^...dedim...
-^^Ne güzel demişim^^...dedi...ukalalıktan uzak tatlı bir edayla...^^Ama sen öyle olma...kalbinin sıcaklığı ile bütün buzdağlarını eriten yorulmaz bir albatros olmak yakışır sana^^....dedi...
-^^Mum sadece etrafını aydınlatırmış....kendine faydası yokmuş^^...diyesim geldi.....
Dudaklarıma takılı kaldı kelimeler....Diyemedim....
Flame
Saat dört yoksun
Saat beş, yok
Altı, yedi, ertesi gün
Daha ertesi
Kitap okurum
İçinde sen varsın
Şarkı dinlerim
İçinde sen
Oturdum ekmeğimi yerim
Karşımda sen oturursun
Çalışırım,
Karşımda sen
En güzel deniz,
Henüz gidilmemiş olandır
En güzel çocuk
Henüz büyümedi
En güzel günlerimiz
Henüz yaşamadıklarımız
Ve sana söylemek istediğim
En güzel söz
Henüz söylememiş olduğum sözdür
^^O şimdi ne yapıyor?
Şu anda şimdi, şimdi, şimdi
Evde mi, sokakta mı?
Çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
Kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm
Beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi
O şimdi ne yapıyor
Şu anda şimdi, şimdi, şimdi
Belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir
Her kara günümde onu bana
Tıpış tıpış getiren sevgili
Canımın içi ayaklar
Ve ne düşünüyor, beni mi?
Yoksa ne bileyim
Fasulyenin neden
Bir türlü pişmediğini mi?
Yahut insanların çoğunun neden böyle
Bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor
Şu anda şimdi, şimdi ^^
Saat dört yoksun
Saat beş, yok
Altı, yedi, ertesi gün
Daha ertesi...
Ve belki kimbilir...
Yüreğimin büklümleri hep birbirine yapışmaya çalışırlar; ben de yüreğimi açmak için büklümleri hep yeniden çekip koparmak zorunda kalırım.
Wittgenstein
nefes alan bir varlıktır..
arada oksijenle suni teneffüs yaptırmak gerekir...
ilginç bir enstantane..
bir beyefendiyle tanıştım
saçları benden uzun..sarı...ve kıvırcıktı...(benimkilerin belime uzandığını varsayarsak saçların uzunluğunu siz düşünün artık)
eski bir gazeteci yazar olan ve asrın don kişotu olan bu ağbimizi bütün çevreci ve savaş karşıtı faaliyetlerde gazetetlerde her gün bizzat görmek mümkün...
ismi lazım değil..saygı...sevgi ve desteğimiz büyüktür kendisine.....
sohbet muhabbet ettik biraz....
ıraka canlı bomba olarak gitmek yanında birçok savaş karşıtı ve çevreci faaliyete öncülük etmiş...artı istanbuldaki ilk kadın bienalinin yapıtaşı ve fikir babalığını yapmış.....
helal dedim içimden...
ne çılgın insanlar var şu dünyada...
neler duyup bir yaşımıza daha giricez bilmem...
neyse laf kalabalığı arasında sadedleri unutma gibi huylarım vardır...
bir türlü gelemem o meşhur sadede..
geliyorum...
karışıklık iyidir hoştur da..
dozunda güzeldir...
ben de çılgın ve deli biriyim kendimce..
ama dağ taş ve bayırları bakü-tiflis-ceyhan boru hattı boyunca envanter çalışması yapmak için yürüyerek araştırma gibi lüküs(!) çılgınlıklarım yoktur...
çok deliliğe müsait-boş-uygun olmak iyi değil...:=)))
tadında bırakmak lazım...