Aşk... Ne yenilgidir...ne de zafer... Aşk..üzmemek...kırmamak...sahiplenmek..korumak..kollamak..güvenmek...boş paranoyalara kapılmamak... Ve bir ömür boyu el ele gönül gönüle hiç değilse dostça geleceğe yürümeye hazır olmaktır... Eğer gerçekse tabi..
yanında sevdiğin biri varsa.. yüksek bir tepeden aşağıdaki denizi izliyor ve bir birayı paylaşıyorsan... çok zevkli olabilir.. hayatta hiçbir şey mantıklı olmak zorunda değil..
Olaylar, eski zamanların Seylan’ında (Sri Lanka'da) geçer. Brahman rahibe Leyla, Tanrı’ya uygun bir yaşam sürdürmek için, kapalı bir yaşam biçimine bağlı olarak yaşamaktadır. Tapınak’a gelmeden önce, bir kaçağın hayatını kurtarmıştır. Kaçak, ona, buna karşılık, bir kolye vermiştir. Leyla’nın yüzünde, hiç çıkarmadığı bir peçe vardır. Yüksek rahip Nurabad, Leyla’nın bağlılığının bekçiliğini yapmaktadır. Bu arada, Zurga, balıkçıların kralı seçilmiştir. Canciğer arkadaşı balıkçı Nadir’se, uzun bir aradan sonra memleketine dönmüştür. İki dost, aynı kızı, Leyla’yı sevmektedirler. Nadir’le Leyla, bir gün gizlice görüşürlerken, Nurabad onları görür. Bu, Tanrı’ya küfür etmek demektir. Eski rahibe Leyla ve Nadir, ölüm cezasına çarptırılmışlardır. Leyla, ceza uygulanmadan önce, Zurga’ya boynundaki kolyeyi verir, bunu annesine götürmesini ister. Leyla ve Nadir’in cezası uygulanmak üzeredir; bu sırada, Zurga, yangın çıktığını haber verir. Yangını çıkaran, kendisidir. Kolyeyi görünce, daha önce hayatını kurtaranın Leyla olduğunu anlamıştır. Nurabad, bunlar konuşulurken, gizlendiği yerden olanları duyar. Nadir ve Leyla kaçar kurtulurlarken, sahnede Zurga’nın ölü bedeni görülür.
Georges Bizet'in 24 yaşındayken bestelediği operadır...
Geçimlerini inci avcılığı yaparak kazanan Nadir ve Zurga, birbirlerine sadık kalacaklarına yemin eden ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı olan iki dosttur. Leyla ise kendini dine adamış, adeta bir iffet abidesi olan bir rahibedir. Fakat olaylar hiç de göründüğü gibi gelişmez...İki arkadaş, aynı kadını sevmenin yazgısında dostluklarını zorlu bir sınavdan geçirmek zorunda kalacak...inançlarına ölesiye bağlı Leyla ise, aşkı uğruna her şeyi göze alacaktır... Bir dram örgüsü içinde insanlık,din,gelenek, aşk, dostluk gibi değerlerin arasındaki ilişkiyi değerlendiren bu operanın çoğu zaman Carmen'in gölgesinde kaldığı düşünülse de..Nadir'in aryasıyla insanın gözlerinden akan incilere hakim olamadığını bizzat gördüğüm ve yaşadığım muhteşem başyapıt....
eskiden adetti.. ilkokuldaki tüm öğrencilere en yüksek notlar verilirdi onore etmek babında... herkes mutlu mesut ve azimli olurdu..
şimdi bakıyorum da...minicik bebelerin karnesindeki kırıkların haddi hesabı yok.. insanların pediatrik psikiatrideki ödül-ceza mekanizmasından pek haberleri yok sanırım artık....
Water World../ Kevin Costner...
bazen yoktur...
o zaman dümeni sağa veya sola kırar
Pump İt'i sonuna kadar açar ve 150km/saat benzine basarsınız....
Aşk...
Ne yenilgidir...ne de zafer...
Aşk..üzmemek...kırmamak...sahiplenmek..korumak..kollamak..güvenmek...boş paranoyalara kapılmamak...
Ve bir ömür boyu el ele gönül gönüle hiç değilse dostça geleceğe yürümeye hazır olmaktır...
Eğer gerçekse tabi..
yanında sevdiğin biri varsa..
yüksek bir tepeden aşağıdaki denizi izliyor ve bir birayı paylaşıyorsan...
çok zevkli olabilir..
hayatta hiçbir şey mantıklı olmak zorunda değil..
bazen sadece nefes alıp vermekten ibarettir...
mümkün olduğu müddetçe..her gün...tam 36 dakika....
Olaylar, eski zamanların Seylan’ında (Sri Lanka'da) geçer. Brahman rahibe Leyla, Tanrı’ya uygun bir yaşam sürdürmek için, kapalı bir yaşam biçimine bağlı olarak yaşamaktadır. Tapınak’a gelmeden önce, bir kaçağın hayatını kurtarmıştır. Kaçak, ona, buna karşılık, bir kolye vermiştir. Leyla’nın yüzünde, hiç çıkarmadığı bir peçe vardır. Yüksek rahip Nurabad, Leyla’nın bağlılığının bekçiliğini yapmaktadır.
Bu arada, Zurga, balıkçıların kralı seçilmiştir. Canciğer arkadaşı balıkçı Nadir’se, uzun bir aradan sonra memleketine dönmüştür. İki dost, aynı kızı, Leyla’yı sevmektedirler.
Nadir’le Leyla, bir gün gizlice görüşürlerken, Nurabad onları görür. Bu, Tanrı’ya küfür etmek demektir. Eski rahibe Leyla ve Nadir, ölüm cezasına çarptırılmışlardır. Leyla, ceza uygulanmadan önce, Zurga’ya boynundaki kolyeyi verir, bunu annesine götürmesini ister. Leyla ve Nadir’in cezası uygulanmak üzeredir; bu sırada, Zurga, yangın çıktığını haber verir. Yangını çıkaran, kendisidir. Kolyeyi görünce, daha önce hayatını kurtaranın Leyla olduğunu anlamıştır.
Nurabad, bunlar konuşulurken, gizlendiği yerden olanları duyar. Nadir ve Leyla kaçar kurtulurlarken, sahnede Zurga’nın ölü bedeni görülür.
Georges Bizet'in 24 yaşındayken bestelediği operadır...
Geçimlerini inci avcılığı yaparak kazanan Nadir ve Zurga, birbirlerine sadık kalacaklarına yemin eden ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı olan iki dosttur. Leyla ise kendini dine adamış, adeta bir iffet abidesi olan bir rahibedir.
Fakat olaylar hiç de göründüğü gibi gelişmez...İki arkadaş, aynı kadını sevmenin yazgısında dostluklarını zorlu bir sınavdan geçirmek zorunda kalacak...inançlarına ölesiye bağlı Leyla ise, aşkı uğruna her şeyi göze alacaktır...
Bir dram örgüsü içinde insanlık,din,gelenek, aşk, dostluk gibi değerlerin arasındaki ilişkiyi değerlendiren bu operanın çoğu zaman Carmen'in gölgesinde kaldığı düşünülse de..Nadir'in aryasıyla insanın gözlerinden akan incilere hakim olamadığını bizzat gördüğüm ve yaşadığım muhteşem başyapıt....
Nadir'in aryası....
eskiden adetti..
ilkokuldaki tüm öğrencilere en yüksek notlar verilirdi onore etmek babında...
herkes mutlu mesut ve azimli olurdu..
şimdi bakıyorum da...minicik bebelerin karnesindeki kırıkların haddi hesabı yok..
insanların pediatrik psikiatrideki ödül-ceza mekanizmasından pek haberleri yok sanırım artık....