Bu baharın hangi kanlı çiçeklere gebe olduğunu kimse bilmiyor. Sanattan anlamayan ileri gelenlerin Fütürizmin her devirde temsilcisi olmalarının ironik olduğunu düşünüyorum. Kitapları, kütüphaneleri yakarsanız, insanları savaşa davet ederseniz, savaşın ve getirdiklerinin bir yeniliğin müjdesi olduğunu neşe içinde açıklarsanız size diktatör bir faşist derler. Oysa insan ne tuhaf. Tepeye bakın, en tepeye. Size oradan gülümseyen adam Filippo Tomasso Marinetti değilse kimdir?
Kan dökmeye karşı duyulan açlık ve ilgiden bir sanatın geliştiğini düşününce tüylerim diken diken oluyor. Yenilik denilince önce yok etmek aklımıza gelsin diye sanat yapılmış. Düşünsenize!
Bir resme baktığımızda elbetteki her zaman tatlı bir esinti, yumuşak bir müzik hissi duymayız ama buram buram şiddet kokan bir resmi göstermek için sergi açmayı ve bu resmi görmek için çaba harcamayı, o resmin hissettirdikleri karşısında keyif almayı ben anlayamıyorum.
Bence bizim Dünya olarak ‘’beka’’ sorunumuz var. Ölümsüz olmak için önce öldürmenin gerektiğini bize doğa mı öğretti? Daha bir dakika önce nefes alabilen bir canlının nefessiz kalmasından sorumlu olmak nasıl bir keyif verebilir ki?
Şimdi buradan daha geniş kapsamlı bir düşünmeye geçiyorum. Milyonlarca insanın ölmesi, sakat kalması, acı çekmesi, sevdiği insanlardan olması anlamına geliyor ‘’savaş’’ kelimesi. Tacizlerin, tecavüzlerin, işkencelerin ve en kötüsü çocuk cinayetlerinin legalleşmesi anlamına geliyor. Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Yaşadığınız ortamın olumsuz yönde başkalaştığı bir değişimden bahsediyoruz.
Bize bunu bir güzellikmiş gibi sunan Marinetti için savaş, “Gün ışığını gören en güzel fütürist şiir,” demekmiş. Bunu söylediği İtalya’da üç yıl içinde çoğu köylü çocuğu olmak üzere yarım milyon asker öldü. Dikkat edin, köylü çocuğu! Bu gerçekler hiç değişmiyor. Bir emel, bir ülkü, bir ideal uğruna ölmesi gerekenler hep o ‘’köylü çocukları’’ oluyor. Bu Dünyanın tüm savaşlarının değişmez piyonu fukaraların omuzlarına yüklediğimiz vatan, bayrak, beka, toprak ve kan sorumluluğu ile ölmelerini sanatsal bir keyif ile izliyoruz. Bu değişimin bizleri mankurtlara çevirdiğini elbetteki göremiyoruz. Başlarımıza geçirilen deve derileri artık hepimizi istedikleri kıvama getirdi.
Sanat denilince insanın yüzünce belirecek bir tebessüm kadar yaşama sevincinin bile çok görüldüğü lanet bir yaşamak bizimkisi. Tarih sahnesinden savaşların harareti düşerken silinen fütüristik bakış aslında her zaman aramızda nefes alıp veriyordu. Bir savaş sahnesini büyük bir keyifle izlediğimiz filmleri, şiddet içerikli bilgisayar oyunlarını, hayatın içinden gelip geçerken birbirimize olan davranışlarımızı bir tuvale yansıtsak mükemmel bir fütüristik eser yaratmış olurduk. Sibernetik tutkuların distopik kurgularla birleştirildiği hayallerin artık ete kemiğe büründüğü zamanlardayız. Gelecek için bugünü yok etmekten asla vazgeçemediğimiz sürece geleceğin bugünden pek farkı olmayacak. Yeni yetişen nesillere öğretilerimizin değişmediği bir toplumun üreteceği hep aynı şeyler olacak.
Bir tablo hayal edin şimdi. Bir silahtan atılmış kurşunun ve o kurşundan bir haber elindeki oyuncak araba ile gülümseyerek oynayan bir çocuğun hareketlerinin başarı ile resmedildiği bir tablo bu baktığınız. Burada sanatsal bir başarıdan mı bahsedersiniz? Şiddetinin derin acısından mı bahsedersiniz? Yoksa bu derin acıyı size yansıtan sanatçının başarısıdan mı bahsedersiniz? Böyle bir resim neden yapılıyor? Böyle resimler neden yaşanıyor? İlk Fütürist ressam Boccioni bu akımın ilk öncüsü olarak savaşarak ölürken acaba hala istediği bumuydu?
Saldırganlığın ve teknolojik değişimin hızla arttığı günümüzde sanatın bu yolla yükseltileceğine inananlar keşke olsalardı. Dünyanın tek hijyen yönteminin bu olduğunu savunanlar şimdi sanattan bu kadar uzak yaşayan bir Dünya için mi bunu istediler? Kan ve dehşet kokan bir akımın avangart takımı tarafından bu kadar destek bulmasına şaşırmayınız. Çünkü onlar ‘köylü çocukları’’ değiller. O köylü çocuklarının resimlerine sergilerde keyifle seyredenler takımından bahsediyoruz. Cyberpunk ya da Neo-Fütürist akımların içerikteki kan ve şiddet açlığında aslında hiçbir değişiklik yok. Buradan yapılacak çıkarım sürekli değişimi gelecekten bekleyen insanoğlunun içindeki canavarı durdurmadığı sürece bir dajavunun içinde dönüp duracağından artık haberi olmalı.
Bütün izimlerin canı cehenneme. Sosyalizmin en büyük temsilcisi Sovyet Rusya’sının kuyrukları şimdi kapitalist tanzimlerinde varlık için uzuyor. Bizler ise bekanın sınır ötesi harekâtlarda arandığı fütüristik bir sanatın objeleri olarak kanımızı akıtıyoruz. Yoksulluğun ve bolluğun toplumsal olarak paylaşıldığı kocaman yalanlar ile yeni şiirlere kafiye oluyoruz.
Elbetteki bu akımın en iyi ifade edileceği şey bir tuvalet objesi olmalıydı. Ben şimdi Marcel Duchamp’ın pisuvarından muhteşem yaratıcı ruhum ile bir klozet yaptıktan sonra üzerine oturup John Cage’in dört otuz üçlük susuşunu taklit edeceğim. Benden sonra gelecek nesil sifonu çeksin lütfen.
gerçek manada aklını kaybetmişlerin akla hitap edecek bir şeyler söylemeleri mümkün değil. çoğunluğun belirlediği sınırları ihlal ederek konuşanlar 'ki bunlar deli değiller' işte onlar...
Kadın gecenin karanlığında koşuyordu. Nefese nefese bir takip. Kadın bembeyaz elbisesiyle karanlık geceyi delerek ormanlık arazide hiç durmadan koşuyordu. Ciğerleri deliniyormuş gibi nefes alıyordu… Çok korkmuştu. Arada arkasına bakıyor yeniden koşmaya başlıyordu.
Defalarca tökezleyip düşmüştü. Elbisesi dallara takılıp yırtılmıştı. Karanlığı yaran bir ışık gördü. Seçemediği bazı gölgeler .. Durdu…. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Acaba bu onlardan biri olabilir miydi ? O yöne giderse kurtulacak mıydı ? Yoksa yoksa …. Donup kalmıştı. Bir kurt sesi …… Tanrım bu uluma… Artık dayanamıyordu. Oradan bir an önce kurtulmalıydı.. Işığın güvenli olup olmadığını bilemediğinden aksi yöne koşmaya devam etti..
Korkunç bir çığlık yankılandı sessizlikte… .Artık hem korkudan hem yorgunluktan gücü tükeniyordu. Sürekli düşüyor yeniden toparlanıp koşmaya devam ediyordu. Her yeri yara bere içinde kalmıştı. Canı çok yanıyordu.. Arkasına baktığında uzakta seçemediği gölgelerin hala takip ettiğini görüyordu. ‘Ohh Tanrım .Gelmeyin artık ‘ dedi soluk soluğa. Bir tanesi onun gölgesiydi… Öyle miydi? Dikkatle bakmaya devam etti ardına. Artık emindi birisi oydu gölgeler arasındaki ve diğer insan figürleri seçemediği..
Ağaçların arasında bir çift gözü fark etti ona doğru bakan . Tiz bir çığlık… Ağzını kapattı kendisi.. Bir baykuşla burun burunaydı… sürünerek geri hareket etti.. Elleri çok acıyordu. Kan her yerinde.. Kesikler ve diğer yaralar ..
- Katrina bir yere kaçamazsın . Hahahhaah . Hadi ama yeterince uğraştırdın.. Katrinaaa (yarı alaycı bir seslenme ) Hadi güzelim gel babana…
Artık emindi. O buradaydı ve ondan kurtulması neredeyse imkansız. Fişek gibi fırladı yerinden. Korku onu güçlendirmişti sanki. Hiçbir yarasını hissetmiyordu. Eskisinden daha hızlı koşuyordu. Uçurumsal yollar , çalılar kurtlar …. Hiçbir şey umurunda değildi. Sadece koşuyordu. Nefesi gece de yankılanıyordu. Öyle çok koştu ki Ormandan çıkıp bir göl kenarına ulaştığını sonradan far ketti.
Burası çok güzel bir yerdi.. Göl kenarından bir yol uzanıyordu. Yolun iki yanında kavak ağaçları sıralanmıştı. Göle yansıyan ayın görüntüsü şiir gibiydi.. Rüzgar hafif hafif esiyordu. Uğuldayan çayırlar ….Sanki bir mandolin sesi geliyordu kulaklarına.. Kısa bir an bu doğa harikası yerin güzelliğinde kayboldu.. Tıpkı tablo gibiydi…
Ayın yansımasını gözleriyle takip ediyor. .Gölün ışıklarla dansına hayranlık la eşlik ediyordu. Birden bir şeyi far ketti. Evet evet bu bir evdi. Küçük bir bağ eviydi … Uzaktan seçebildiği kadarıyla …. Gitmeliydi… O yöne doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.. Kavak ağaçları arasından geçerken vücudunu yalayıp geçen rüzgar onu rahatlatmıştı. İçinde garip bir huzur vardı. Sanki her şeyi geride bırakmıştı. Artık onu asla bulamayacaklardı.
Koşmaya başladı yeniden. Hızlandı. Evet evet çok yakındı artık. Ama … Gülümsedi yaklaştığı şeyin ev değil de bir değirmen olduğunu görünce. Acaba kimse var mıydı ? Belki de iyi insanlar vardı burada ve ona yardım edeceklerdi .. Kapının önüne geldiğinde durdu. Elleri ve tüm bedeni titriyordu.. Heyecan ve korku birbirine karışmıştı.
Tüm cesaretini topladı ve kapıyı çaldı. Ses yoktu. Burada hiç kimsenin olduğunu sanmıyordu. Kapıyı açıp içeriye doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Kapının gıcırdaması yeni bir korku dalgası başlattı içinde… Artık içerdeydi ve geri dönüş yoktu. Karanlıkta ay ışığının yardımıyla etrafı görmeye çabaladı. Ahşap bir masa ve üzerinde mumlar vardı. El yordamıyla bunları bulabilmişti. Peki bu mumu neyle yakacaktı. Aslında yakmasa daha mı iyi olacaktı ?
Üst katta bir ışık belirdi. Eski ahşap merdivenler gıcırdıyordu. Biri aşağı doğru iniyordu. Artık bu korku ve heyecana dayanamayan bedeni yığılıp kaldı. .
Gözlerini araladığında kendini yatağında buldu. Başında duran hizmetçisi ona şaşkın şaşkın bakıyordu. Gözlerini iri iri açmış onu seyrediyordu.
-İyimisiniz ? Sabah çoktan oldu ve siz sanırım yine kabus gördünüz. Çığlıklarınızı duyunca odanıza izinsiz girmek zorunda kaldım.
-Tamam … Şeyy… Evet iyiyim.. Bana bir bardak su getirir misin ?
Yerinden doğruldu ve bedenini inceledi .Ne kan ne de bir yara belirtisi vardı. Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdü. Narin bedeni çok yorulmuştu. Ama neden ? . Gür sarı saçlarını toplayıp tepesinde sıkıştırdı. Camdan bahçesini seyretti. Yemyeşil di. Çiçeklerle ağaçlardan figürlerle dizayn edilmiş bu bahçeyi çok seviyordu. Ve işte en sevdiği şey de ordaydı. Beyaz atı şımarık şımarık kişniyor ona ait koşu alanında seyisle beraber bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu. Koltuğun üzerindeki sabahlığını üzerine geçirdi.
Hizmetçi suyu getirmişti. Teşekkür ederek suya uzandı. Suyu biraz içip elindeki bardağı inceliyordu. Sonra tırnaklarını fark etti. Elindeki bardağı yere düşürdü. Dehşet içinde ellerine bakıyordu. Tırnaklarının arasında çamur ve çimen…..
Melek eli ayağı karışmış bir halde kalakaldı. İlk kez bir polisten korkmuştu. Komiser Kenan oldukça zeki bir adamdı .Bu Melek için oldukça riskliydi.
- Çok kısa bekleteceğim sizi .Çünkü kıyafetim pek uygun değil. - Sorun değil de yine de uzamazsa sevinirim. - Tabi beş dakika lütfen - Bekliyorum Melek hanım
Adam hem akıllı hem kibar. Melek kendine gel. Yaşayan bir erkek sana çekici mi geldi yani? Saçmalık . Gidip bir bardak su içmeliyim .Yüzümü yıkayıp kendime gelmeliyim . ‘ Melek böyle kendi kendine söylenerek ve dediklerini yaparak sakinleştikten sonra kapıyı açtı.
- Buyurun komiserim. - İçeriye gelebilir miyim ? Size bazı sorular sormam gerek. - Ah şey aslında evim çok müsait değil .İsterseniz ben şubenize geleyim . - O kadar vaktimiz yok . Bu soruların cevaplarını hemen bulmalıyım . - Hayırdır inşallah… ? Cevapların bende olduğundan da çok eminsiniz . - Lütfen sadece on dakikanızı alacağım . Konuştuğumuzda anlayacaksınız.
Melek baktı ki kurtuluş yok .Mecburen…
- Peki madem . Buyurun ama kısa olsun . Çünkü işe gitmem gerek. - Evet tabi ki anlıyorum .
Melek Kenan’ı salona buyur etti. Kanepeyi ona göstererek kendisi de karşısında ki tek kişilik koltuğa oturdu. Soran gözlerle Kenan’a bakarken bir yandan da heyecanını kontrol etmeye çalışıyordu .Oldukça sakin bir ses tonuyla;
- Buyurun komiserim sizi dinliyorum . - Melek hanım sizin ifadenizi aldığımızı biliyorum .Ancak benim hala anlayamadığım bazı yerler var. - Nedir ? (Melek hem korku hem de heyecanıyla savaş verirken sakin kalmaya devam ediyordu) - Siz doktor bey öldüğünde yanında olan tek kişiydiniz. Ve ifadeniz de siz hastalarla meşgul iken doktorun masada çalıştığını ,onun öldüğünü geç fark ettiğinizi söylemiştiniz . - Evet tam olarak böyle oldu . - Ama doktorun otopsisinde tırnak aralarında deri örnekleri bulundu . Soruşturma sırasında o geceki bütün nöbetçi personelden aldığımız kan örnekleriyle yaptığımız DNA testine göre bu deri kanıtı size ait . - Yani ? ( Melek kalp atışlarının ne kadar hızlandığının farkındaydı. Şimdi bu kendini zeki sanan salağı burada öldürse ne olurdu ki . Hem çok yakışıklı bir adam. Kocası olmasını çok istiyordu Melek . Kafasını toplaması gerekiyor. Doktorun ölürken kendisiyle mücadele ettiğini hatırladı. Nasıl yapmıştı bu hatayı . ..! ) - Bakın Melek hanım . Siz doktoru öldükten dakikalar sonra gördüyseniz zaten ölmüş bir adamın tırnak aralarında doku örneklerinizin olmasını nasıl açıklayacaksınız ? - Hım şey… Aslında çok basit. Doktor vefat etmeden önce bir hasta için kendisinden yardım istedim . Temizlik personelini yemekhane ye göndermiştim ve hastayı yan çevirip pozisyon verdirmem gerekiyordu. Doktor bey bu konuda yardımcı olmuştu. Sanırım bu sırada temas ettik . - Öyle mi ? Peki Melek hanım elinizin üzerinde ki çizik böyle mi oluştu ? - Ha elim mi ? Ah evet …Sanırım … Melek timsah gözyaşlarına sığınıp devam etti. - Çok iyi bir insandı Ahmet bey. Hiç kibri yoktu. Her konuda yardımseverdi.. Ah Ahmet bey nasıl bırakıp gittiniz bizi .
Komiser Kenan sessiz bir şekilde Meleği izledi. Bekledi .. Melek ağlayıp zırlayıp hem zaman kazanıyor hem de Kenan’ın kafasını karıştırıyordu. Yada Melek böyle yaptığını sanıyordu. - Sizi anlıyorum . Daha fazla sizi üzmek ve yormak istemiyorum ama bir iki sorum daha var . İzin verir misiniz ?
Melek oldukça şaşkın bir halde Kenan’ a baktı. İlk kez bir adam karşısında hiçbir numarası işe yaramıyordu. Karşısında oturan adamı ilk kez oldukça dikkatle inceledi. Kenan kumral ve yakışıklı bir adamdı. Ela gözlerinden zeka ve hırs fışkırıyordu. Spor giyim tarzıyla oldukça çekici görünüyordu. Ama onda gizemli bir şeyler vardı. Kenan sanki Melek’i çok iyi tanıyor gibi davranıyordu. Bütün hamlelerini önceden biliyormuş gibi hiçbir şeye şaşırmıyordu.
- Komiserim beni daha önceden tanıyor musunuz ? Sizi bir çocukluk arkadaşıma çok benzettim de lütfen yanlış anlamayın .
Kenan gülümsedi. Gülümsediği anda yanağında minik bir gamze belirdi ve düzgün beyaz dişleri bir kez daha ortaya çıktı. Melek sorgu sırasında da o dişlere bayılmıştı. Ne kadar güzel şeyler yapabilirdi o dişlerden .Takı yada ev süsü için dekor malzemesi..
- Hayır Melek hanım sizi daha önce den tanıdığımı sanmıyorum. Şimdi sorumu soracağım .Siz hasta başında çalışırken eldiven kullanmıyor musunuz ?
Melek bir anda afallamıştı. Adamın büyüsüne kapılıp saçmalamıştı. Elinde eldiven varken doktor onun eline nasıl temas edecek ti ? Şimdi çok fena köşeye sıkışmıştı.
- Şeyy takk takıyorum tabi ki.. Ama o anda unuttum sanırım. Bende farkında değilim ki komiserim. - İlginç..! Sizin gibi bu işe yıllarını vermiş bir hemşire bu önemli detayı nasıl atlamış ki ? - Ya komiserim ne demeye çalışıyorsunuz siz ? Açık konuşursanız ikimizde zaman kaybetmemiş oluruz.
Kenan ayağa kalkıp odanın içinde kısa süre dolaştıktan sonra Melek’e iyice yaklaşıp gözlerinin içine baktı. Yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle önünde diz çöktü. - Melek beni de öldürmek istiyorsun değil mi ? . Şimdi burada beni öldürsen kimsenin ruhu duymaz. Diğer cesetleri yok ettiğin gibi benim de icabıma bakarsın sen. Öyle zekisin ki bu işten de bir şekilde sıyrılırsın kesinlikle. Ama benim sana başka bir teklifim var. Melek şaşkınlıkla donakalmıştı. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemiyordu. Yüzünde şapşal bir ifade ile komiserin bakışlarına esir olmuştu. Onun gözlerinde tanıdık bir vahşet görmüştü. Bu ifadeyi nerede görse tanırdı. Her aynaya baktığında kendi gözlerinde gizlediği bu tutkulu öldürme arzusu şimdi komiserin bakışlarından ona göz kırpıyordu.
- Ne ..? Ne saçmalıyorsunuz siz ? Ben şey.. Çok şaşırttınız beni.. Çok ironik ama sanırım polis çağıracağım. Beni korkutuyorsunuz .. - Hahahhaha . Gerçekten mi ? Melek hala oyun mu oynayacaksın ? Çok merak ediyorsun değil mi teklifimi ? Seni nasıl sobelediğimi çok merak ediyorsun ? Bunca merak içinde şimdi buradan çıkıp gideceksin öylemi ? Sen bunu yapamazsın ki… - Bakın komiserim . Siz nasıl bir hastasınız bilmiyorum ama benden uzak durun. Lütfen derhal evimi terk edin . - Peki Melek o zaman bana söyler misin şu holdeki kitaplığın neden tekerlekleri var ve neden sıklıkla yerinden oynatıyorsun ? Yerdeki parkelerin aşınmış lığına bakınca bunu inkar edemezsin. Ben onun arkasında senin gizli cennetin olduğuna eminim. Madem ki ben her şeyi uyduruyorum sadece o kitaplığın arkasında ne olduğuna bakıp gideceğim . Söz veriyorum . İzin veriyor musun ? - Bana baksana sen elinde arama iznin bile yok ve beni evimde sorgu adı altında taciz ediyorsun . Derhal defol git . - Hımm demek ki doğru iz üzerindeyim Melek. Sen kontrolünü öyle kolayca kaybedecek biri değilsin. Hatta etrafındaki herkesi yıllardır gerçek bir Melek olduğuna inandırmışsın. Zekana ve kontrollü oluşuna hayranım .Hatta senin tüm yeteneklerine hayranım ben .
Melek yavaş yavaş kendine gelmişti. Artık gözlerini hiç kaçırmadan Kenan’ın gözünün içine bakıyordu.
- Ne yapmaya çalıştığını anlamadığımı mı sanıyorsun ? Madem ki zekamın farkındasın sence ben bu kankalı itiraf oyununa gelir miyim tatlım .. Sence ben bir seri katil olsam sana burada her şeyi itiraf eder miyim ? Ben dediğin kadar tehlikeli bir seri katilsem sen buradan bunca konuşma sonrasında sağ olarak çıkabilir misin ? Ha komiser yakışıklı ne dersin ? - Melek işte bu sensin .. İşte kendin olmaya başladın. Sıyrıl bütün kimliklerinden artık. Hadi kendimiz olalım. İnan bana ve yeni maceralara bir takım olarak yelken açalım. Bende sana kendi karanlığımı göstermek istiyorum. Belki senin kadar başarılı değilim henüz ama senden öğrendikçe çok daha vahşi işlere imza atabiliriz. Bir tarzımız olur. Melek hadi senin ortağın olmak için can atıyorum. Çalan telefonla ikisi de irkildiler. Bir büyünün içine çekilmiş gibiydiler. Melek kendini toparlamaya çalışarak telefonunu eline aldı. Arayan hastaneden sorumlu hemşire idi. - Bak gördün mü İşe geç kaldım . Arıyorlar .. Onlara ne dememi istersin komiser ? - Benim burada olduğumu söyleme istersen ? Öldürmek zorunda kalırsan benim yüzümden hapse girmeni istemem. Senin gibi bir yetenek parmaklıklar ardında harcanmamalı ..
Bunları söylerken Kenan’ın yüzünde hem çapkın hem de sinsi bir gülümseme vardı. Melek bir tanrıçaymış gibi bakıyordu ona. - Delimi dir nedir ya .. Alo efendim . - Melek neredesin Allah aşkına . Nöbet ekibi çok yorgun .Eğer gelip nöbeti almazsan düşüp bayılacaklar. - Hatice abla çok üzgünüm . Ben nöbete yetişeyim derken evde ayağımı incittim. Evde acı içinde telefonu arıyordum ki sen arayınca yeni buldum. Ben gelemeyeceğim ablacım. Durum fena. Bir doktora gideceğim . - Tamam ablam geçmiş olsun. Rapor falan alırsan haber ver ama. Ona göre yeniden nöbet listesini düzenlemem gerek . Haber ver bana olur mu ? Ya kız çok fenaysa ambulans göndereyim evine. - Yok ablam çok sağ ol. Ben hallederim. Bir taksiye binip yakındaki polikliniğe gideceğim. Ararım ben seni .
Telefonu kapatıp Kenan’a baktı anında. Kenan onu hayranlıkla izliyordu. İlk kez bir erkek ona böyle hayranlıkla bakıyordu ve bu onun gerçekten çok hoşuna gitmişti. Bu kadar yakışıklı bir adam onu nasıl beğenmişti aklı almıyordu. Ama olmuştu işte.
- Melek sen morgdan ceset taşıdığına göre ölü seviyorsun. Bense kadınları kendime aşık edip seviştikten sonra onları diri diri dikmeyi ve kesmeyi seviyorum. Eğer ölü kadınları da seviyorsan onları öldükten sonra sana hediye edebilirim. Gerçi elimden geldiğince onları canlı tutmaya çalışıyorum ama senin için acılarına biraz erken son verebilirim dedi cani bir gülümsemeyle.. - Sen nasıl bir manyaksın be . Hem nereden çıkarıyorsun ki benim morgdan ceset topladığımı falan? - Bak güzelim çözdüm ben seni. Senin nöbetinde ölen bütün cesetler morgdan bir nedenle uçmuş . Dersimi çalışıp geldim .Geçmişte de az ceviz kırmamışsın hepsini araştırdım. Kendim gibi bir manyak görünce tanırım ben. Sen şimdi beni kendine yakın hissetmedin mi ? İşte bende anlıyorum farklı olanları. Biz üstünüz .Diğerleri çöp .. Ben bir ölüm tanrıçası ilk kez buluyorum ama. Diğerleri sadece amatördü. Melek ama tek bir şeyi anlamadım. Yani sana ters bir olay var geçmişinde. - Ha öyle mi ? Diğer her şeyi ben yaptım da sence neyi ben yapmadım çok merak ettim hadi söyle bakalım . - Sen önce Adana Sağlık Meslek Lisesi’nde yatılı okumuşsun. Sonra üniversiteye gitmişsin. İşte Adana da okurken yatakhane de bir yangın çıkmış ve on iki kız öğrenci ve nöbetçi öğretmen yanarak can vermişler. Nasıl olmuşsa sen yanan öğrencilerle aynı koğuşta olmana rağmen sağ kurtulmuşsun. Bunu açıklarsan çok sevineceğim. İlk merak ettiğim şey bu. - Hahahahha .. Delirmişsin sen . Ne yani onca insanı ben mi yaktım? Yok daha neler. Bak bir seri katil olsam bile toplu katliam yapmazdım. Böyle bir şeyi ancak katil devletler yaparlar. Bu beni bile aşar komiser. Denetimsiz bütün yurtlarda böyle bir olay yaşanması muhtemeldir ve katil kesinlikle bir kişi değildir. Kurumlardır.. - Melek sana bayılıyorum ben . Sen hayalimdeki kadınsın. Hadi kır zincirlerini ve bir takım olalım. Birbirimize geride bıraktığımız eserlerimizi anlatalım. Hadi Melek … Hadi çözül artık. - Çözüleyim .. !!! Yahu seni akıllı bir adam sanıyordum ben de. Sence bir seri katil iki kelimeyle çözülür de tüm yaptıklarını bir çırpıda itiraf eder mi ? - Aslında hepimizin içinde yakalanma arzusu yok mu Melek ? İçten içe tüm yaptıklarımızı ,Eserlerimizi, üstünlüklerimizi diğer bütün zavallılara bildirmek istemiyor muyuz? İşte sana fırsat. Hem bu itiraflar sadece ikimizin arasında kalacak hem de sana hayran bir ortak sahibi olacaksın.
Melek ayağa kalktı. Pencerenin yanına gitti. Pencereden dışarıya uzun uzun baktıktan sonra geri döndü. Kenan’a doğru yaklaşıp onu yerden kalkması için işaret etti. Şimdi ikisi de ayakta ve göz göze idiler. Melek yine sinsi ve iğrenç gülümsemesini yüzüne oturtmuştu. Çok iğrenç planlar yaptığı ve bunun hayalinin bile onu heyecanlandırdığı oldukça belliydi. Kenan soran gözlerle Melek’e bakıyordu. Melek sonunda konuşmaya karar verdi. - Sana bir teklifim var komiser. .!!!
carlota'nın davulu'na
çiçek çocuklar
“love, freedom and peace” ve “savaşma, seviş”
CARLOTA'NIN DAVULU
Bu baharın hangi kanlı çiçeklere gebe olduğunu kimse bilmiyor. Sanattan anlamayan ileri gelenlerin Fütürizmin her devirde temsilcisi olmalarının ironik olduğunu düşünüyorum. Kitapları, kütüphaneleri yakarsanız, insanları savaşa davet ederseniz, savaşın ve getirdiklerinin bir yeniliğin müjdesi olduğunu neşe içinde açıklarsanız size diktatör bir faşist derler. Oysa insan ne tuhaf. Tepeye bakın, en tepeye. Size oradan gülümseyen adam Filippo Tomasso Marinetti değilse kimdir?
Kan dökmeye karşı duyulan açlık ve ilgiden bir sanatın geliştiğini düşününce tüylerim diken diken oluyor. Yenilik denilince önce yok etmek aklımıza gelsin diye sanat yapılmış. Düşünsenize!
Bir resme baktığımızda elbetteki her zaman tatlı bir esinti, yumuşak bir müzik hissi duymayız ama buram buram şiddet kokan bir resmi göstermek için sergi açmayı ve bu resmi görmek için çaba harcamayı, o resmin hissettirdikleri karşısında keyif almayı ben anlayamıyorum.
Bence bizim Dünya olarak ‘’beka’’ sorunumuz var. Ölümsüz olmak için önce öldürmenin gerektiğini bize doğa mı öğretti? Daha bir dakika önce nefes alabilen bir canlının nefessiz kalmasından sorumlu olmak nasıl bir keyif verebilir ki?
Şimdi buradan daha geniş kapsamlı bir düşünmeye geçiyorum. Milyonlarca insanın ölmesi, sakat kalması, acı çekmesi, sevdiği insanlardan olması anlamına geliyor ‘’savaş’’ kelimesi. Tacizlerin, tecavüzlerin, işkencelerin ve en kötüsü çocuk cinayetlerinin legalleşmesi anlamına geliyor. Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Yaşadığınız ortamın olumsuz yönde başkalaştığı bir değişimden bahsediyoruz.
Bize bunu bir güzellikmiş gibi sunan Marinetti için savaş, “Gün ışığını gören en güzel fütürist şiir,” demekmiş. Bunu söylediği İtalya’da üç yıl içinde çoğu köylü çocuğu olmak üzere yarım milyon asker öldü. Dikkat edin, köylü çocuğu! Bu gerçekler hiç değişmiyor. Bir emel, bir ülkü, bir ideal uğruna ölmesi gerekenler hep o ‘’köylü çocukları’’ oluyor. Bu Dünyanın tüm savaşlarının değişmez piyonu fukaraların omuzlarına yüklediğimiz vatan, bayrak, beka, toprak ve kan sorumluluğu ile ölmelerini sanatsal bir keyif ile izliyoruz. Bu değişimin bizleri mankurtlara çevirdiğini elbetteki göremiyoruz. Başlarımıza geçirilen deve derileri artık hepimizi istedikleri kıvama getirdi.
Sanat denilince insanın yüzünce belirecek bir tebessüm kadar yaşama sevincinin bile çok görüldüğü lanet bir yaşamak bizimkisi. Tarih sahnesinden savaşların harareti düşerken silinen fütüristik bakış aslında her zaman aramızda nefes alıp veriyordu. Bir savaş sahnesini büyük bir keyifle izlediğimiz filmleri, şiddet içerikli bilgisayar oyunlarını, hayatın içinden gelip geçerken birbirimize olan davranışlarımızı bir tuvale yansıtsak mükemmel bir fütüristik eser yaratmış olurduk. Sibernetik tutkuların distopik kurgularla birleştirildiği hayallerin artık ete kemiğe büründüğü zamanlardayız. Gelecek için bugünü yok etmekten asla vazgeçemediğimiz sürece geleceğin bugünden pek farkı olmayacak. Yeni yetişen nesillere öğretilerimizin değişmediği bir toplumun üreteceği hep aynı şeyler olacak.
Bir tablo hayal edin şimdi. Bir silahtan atılmış kurşunun ve o kurşundan bir haber elindeki oyuncak araba ile gülümseyerek oynayan bir çocuğun hareketlerinin başarı ile resmedildiği bir tablo bu baktığınız. Burada sanatsal bir başarıdan mı bahsedersiniz? Şiddetinin derin acısından mı bahsedersiniz? Yoksa bu derin acıyı size yansıtan sanatçının başarısıdan mı bahsedersiniz? Böyle bir resim neden yapılıyor? Böyle resimler neden yaşanıyor? İlk Fütürist ressam Boccioni bu akımın ilk öncüsü olarak savaşarak ölürken acaba hala istediği bumuydu?
Saldırganlığın ve teknolojik değişimin hızla arttığı günümüzde sanatın bu yolla yükseltileceğine inananlar keşke olsalardı. Dünyanın tek hijyen yönteminin bu olduğunu savunanlar şimdi sanattan bu kadar uzak yaşayan bir Dünya için mi bunu istediler? Kan ve dehşet kokan bir akımın avangart takımı tarafından bu kadar destek bulmasına şaşırmayınız. Çünkü onlar ‘köylü çocukları’’ değiller. O köylü çocuklarının resimlerine sergilerde keyifle seyredenler takımından bahsediyoruz.
Cyberpunk ya da Neo-Fütürist akımların içerikteki kan ve şiddet açlığında aslında hiçbir değişiklik yok. Buradan yapılacak çıkarım sürekli değişimi gelecekten bekleyen insanoğlunun içindeki canavarı durdurmadığı sürece bir dajavunun içinde dönüp duracağından artık haberi olmalı.
Bütün izimlerin canı cehenneme. Sosyalizmin en büyük temsilcisi Sovyet Rusya’sının kuyrukları şimdi kapitalist tanzimlerinde varlık için uzuyor. Bizler ise bekanın sınır ötesi harekâtlarda arandığı fütüristik bir sanatın objeleri olarak kanımızı akıtıyoruz. Yoksulluğun ve bolluğun toplumsal olarak paylaşıldığı kocaman yalanlar ile yeni şiirlere kafiye oluyoruz.
Elbetteki bu akımın en iyi ifade edileceği şey bir tuvalet objesi olmalıydı. Ben şimdi Marcel Duchamp’ın pisuvarından muhteşem yaratıcı ruhum ile bir klozet yaptıktan sonra üzerine oturup John Cage’in dört otuz üçlük susuşunu taklit edeceğim. Benden sonra gelecek nesil sifonu çeksin lütfen.
D...
Dünya Şiir Günü için ''şiir olsa keşke tüm Dünya''
maria&tüm kadınlara gelsin :))
yüksek sanat severlere :)
Seni bir başkası için acı çekerken gördüm.
Bu , beni sevmiyor oluşundan daha çok acıttı...
Hayalimin dayanabileceği ve yıkamayacağı son duvar.
Aklımın üstünden atlayıp geçemeyeceği tek engel.
mavi
Buda tüm baharlara gelsin :))
lili&marlen'e gelsin
:)))
dünaydın...
çocuklar için, kadınlar için için, bu dünya cehennem ...
Unchein my hearth
gerçek manada aklını kaybetmişlerin akla hitap edecek bir şeyler söylemeleri mümkün değil.
çoğunluğun belirlediği sınırları ihlal ederek konuşanlar 'ki bunlar deli değiller' işte onlar...
Müzeyyen doğur bizi...
Düş e devam Maria Puder
Düş..??
Kadın gecenin karanlığında koşuyordu. Nefese nefese bir takip. Kadın bembeyaz elbisesiyle karanlık geceyi delerek ormanlık arazide hiç durmadan koşuyordu. Ciğerleri deliniyormuş gibi nefes alıyordu… Çok korkmuştu. Arada arkasına bakıyor yeniden koşmaya başlıyordu.
Defalarca tökezleyip düşmüştü. Elbisesi dallara takılıp yırtılmıştı. Karanlığı yaran bir ışık gördü. Seçemediği bazı gölgeler .. Durdu…. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Acaba bu onlardan biri olabilir miydi ? O yöne giderse kurtulacak mıydı ? Yoksa yoksa …. Donup kalmıştı. Bir kurt sesi …… Tanrım bu uluma… Artık dayanamıyordu. Oradan bir an önce kurtulmalıydı.. Işığın güvenli olup olmadığını bilemediğinden aksi yöne koşmaya devam etti..
Korkunç bir çığlık yankılandı sessizlikte… .Artık hem korkudan hem yorgunluktan gücü tükeniyordu. Sürekli düşüyor yeniden toparlanıp koşmaya devam ediyordu. Her yeri yara bere içinde kalmıştı. Canı çok yanıyordu.. Arkasına baktığında uzakta seçemediği gölgelerin hala takip ettiğini görüyordu. ‘Ohh Tanrım .Gelmeyin artık ‘ dedi soluk soluğa. Bir tanesi onun gölgesiydi… Öyle miydi? Dikkatle bakmaya devam etti ardına. Artık emindi birisi oydu gölgeler arasındaki ve diğer insan figürleri seçemediği..
Ağaçların arasında bir çift gözü fark etti ona doğru bakan . Tiz bir çığlık… Ağzını kapattı kendisi.. Bir baykuşla burun burunaydı… sürünerek geri hareket etti.. Elleri çok acıyordu. Kan her yerinde.. Kesikler ve diğer yaralar ..
- Katrina bir yere kaçamazsın . Hahahhaah . Hadi ama yeterince uğraştırdın.. Katrinaaa (yarı alaycı bir seslenme ) Hadi güzelim gel babana…
Artık emindi. O buradaydı ve ondan kurtulması neredeyse imkansız. Fişek gibi fırladı yerinden. Korku onu güçlendirmişti sanki. Hiçbir yarasını hissetmiyordu. Eskisinden daha hızlı koşuyordu. Uçurumsal yollar , çalılar kurtlar …. Hiçbir şey umurunda değildi. Sadece koşuyordu. Nefesi gece de yankılanıyordu. Öyle çok koştu ki Ormandan çıkıp bir göl kenarına ulaştığını sonradan far ketti.
Burası çok güzel bir yerdi.. Göl kenarından bir yol uzanıyordu. Yolun iki yanında kavak ağaçları sıralanmıştı. Göle yansıyan ayın görüntüsü şiir gibiydi.. Rüzgar hafif hafif esiyordu. Uğuldayan çayırlar ….Sanki bir mandolin sesi geliyordu kulaklarına.. Kısa bir an bu doğa harikası yerin güzelliğinde kayboldu.. Tıpkı tablo gibiydi…
Ayın yansımasını gözleriyle takip ediyor. .Gölün ışıklarla dansına hayranlık la eşlik ediyordu. Birden bir şeyi far ketti. Evet evet bu bir evdi. Küçük bir bağ eviydi … Uzaktan seçebildiği kadarıyla …. Gitmeliydi… O yöne doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı.. Kavak ağaçları arasından geçerken vücudunu yalayıp geçen rüzgar onu rahatlatmıştı. İçinde garip bir huzur vardı. Sanki her şeyi geride bırakmıştı. Artık onu asla bulamayacaklardı.
Koşmaya başladı yeniden. Hızlandı. Evet evet çok yakındı artık. Ama … Gülümsedi yaklaştığı şeyin ev değil de bir değirmen olduğunu görünce. Acaba kimse var mıydı ? Belki de iyi insanlar vardı burada ve ona yardım edeceklerdi .. Kapının önüne geldiğinde durdu. Elleri ve tüm bedeni titriyordu.. Heyecan ve korku birbirine karışmıştı.
Tüm cesaretini topladı ve kapıyı çaldı. Ses yoktu. Burada hiç kimsenin olduğunu sanmıyordu. Kapıyı açıp içeriye doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Kapının gıcırdaması yeni bir korku dalgası başlattı içinde… Artık içerdeydi ve geri dönüş yoktu. Karanlıkta ay ışığının yardımıyla etrafı görmeye çabaladı. Ahşap bir masa ve üzerinde mumlar vardı. El yordamıyla bunları bulabilmişti. Peki bu mumu neyle yakacaktı. Aslında yakmasa daha mı iyi olacaktı ?
Üst katta bir ışık belirdi. Eski ahşap merdivenler gıcırdıyordu. Biri aşağı doğru iniyordu. Artık bu korku ve heyecana dayanamayan bedeni yığılıp kaldı. .
-Madam Katrina .. Madam Katrina.. Madam uyanın lütfen…
Gözlerini araladığında kendini yatağında buldu. Başında duran hizmetçisi ona şaşkın şaşkın bakıyordu. Gözlerini iri iri açmış onu seyrediyordu.
-İyimisiniz ? Sabah çoktan oldu ve siz sanırım yine kabus gördünüz. Çığlıklarınızı duyunca odanıza izinsiz girmek zorunda kaldım.
-Tamam … Şeyy… Evet iyiyim.. Bana bir bardak su getirir misin ?
Yerinden doğruldu ve bedenini inceledi .Ne kan ne de bir yara belirtisi vardı. Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdü. Narin bedeni çok yorulmuştu. Ama neden ? . Gür sarı saçlarını toplayıp tepesinde sıkıştırdı. Camdan bahçesini seyretti. Yemyeşil di. Çiçeklerle ağaçlardan figürlerle dizayn edilmiş bu bahçeyi çok seviyordu. Ve işte en sevdiği şey de ordaydı. Beyaz atı şımarık şımarık kişniyor ona ait koşu alanında seyisle beraber bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu. Koltuğun üzerindeki sabahlığını üzerine geçirdi.
Hizmetçi suyu getirmişti. Teşekkür ederek suya uzandı. Suyu biraz içip elindeki bardağı inceliyordu. Sonra tırnaklarını fark etti. Elindeki bardağı yere düşürdü. Dehşet içinde ellerine bakıyordu. Tırnaklarının arasında çamur ve çimen…..
D...
Bayım siz hiç öldürüldünüz mü?
Kendi zihnimiz yeterince tımarhane duvarı değil mi benliğimize.
Teşekkür ederim Canan. Sonu size teslim ettim. Ölsün diyorsan ölmüştür :))
Sevgili ''A'' artık buradan sonrasını hayal gücünüze bırakıyorum. Çünkü öykünün devamını yazmamışım :))
O gün sen o seri katili paylaşmasan Melek öylece unutulup gitmişti :)))
İyi bir avcı olan Melek, iyi bir av oldu sanırım.
Olabilir mi?
Katil Melek-5
Melek eli ayağı karışmış bir halde kalakaldı. İlk kez bir polisten korkmuştu. Komiser Kenan oldukça zeki bir adamdı .Bu Melek için oldukça riskliydi.
- Çok kısa bekleteceğim sizi .Çünkü kıyafetim pek uygun değil.
- Sorun değil de yine de uzamazsa sevinirim.
- Tabi beş dakika lütfen
- Bekliyorum Melek hanım
Adam hem akıllı hem kibar. Melek kendine gel. Yaşayan bir erkek sana çekici mi geldi yani? Saçmalık . Gidip bir bardak su içmeliyim .Yüzümü yıkayıp kendime gelmeliyim . ‘ Melek böyle kendi kendine söylenerek ve dediklerini yaparak sakinleştikten sonra kapıyı açtı.
- Buyurun komiserim.
- İçeriye gelebilir miyim ? Size bazı sorular sormam gerek.
- Ah şey aslında evim çok müsait değil .İsterseniz ben şubenize geleyim .
- O kadar vaktimiz yok . Bu soruların cevaplarını hemen bulmalıyım .
- Hayırdır inşallah… ? Cevapların bende olduğundan da çok eminsiniz .
- Lütfen sadece on dakikanızı alacağım . Konuştuğumuzda anlayacaksınız.
Melek baktı ki kurtuluş yok .Mecburen…
- Peki madem . Buyurun ama kısa olsun . Çünkü işe gitmem gerek.
- Evet tabi ki anlıyorum .
Melek Kenan’ı salona buyur etti. Kanepeyi ona göstererek kendisi de karşısında ki tek kişilik koltuğa oturdu. Soran gözlerle Kenan’a bakarken bir yandan da heyecanını kontrol etmeye çalışıyordu .Oldukça sakin bir ses tonuyla;
- Buyurun komiserim sizi dinliyorum .
- Melek hanım sizin ifadenizi aldığımızı biliyorum .Ancak benim hala anlayamadığım bazı yerler var.
- Nedir ? (Melek hem korku hem de heyecanıyla savaş verirken sakin kalmaya devam ediyordu)
- Siz doktor bey öldüğünde yanında olan tek kişiydiniz. Ve ifadeniz de siz hastalarla meşgul iken doktorun masada çalıştığını ,onun öldüğünü geç fark ettiğinizi söylemiştiniz .
- Evet tam olarak böyle oldu .
- Ama doktorun otopsisinde tırnak aralarında deri örnekleri bulundu . Soruşturma sırasında o geceki bütün nöbetçi personelden aldığımız kan örnekleriyle yaptığımız DNA testine göre bu deri kanıtı size ait .
- Yani ? ( Melek kalp atışlarının ne kadar hızlandığının farkındaydı. Şimdi bu kendini zeki sanan salağı burada öldürse ne olurdu ki . Hem çok yakışıklı bir adam. Kocası olmasını çok istiyordu Melek . Kafasını toplaması gerekiyor. Doktorun ölürken kendisiyle mücadele ettiğini hatırladı. Nasıl yapmıştı bu hatayı . ..! )
- Bakın Melek hanım . Siz doktoru öldükten dakikalar sonra gördüyseniz zaten ölmüş bir adamın tırnak aralarında doku örneklerinizin olmasını nasıl açıklayacaksınız ?
- Hım şey… Aslında çok basit. Doktor vefat etmeden önce bir hasta için kendisinden yardım istedim . Temizlik personelini yemekhane ye göndermiştim ve hastayı yan çevirip pozisyon verdirmem gerekiyordu. Doktor bey bu konuda yardımcı olmuştu. Sanırım bu sırada temas ettik .
- Öyle mi ? Peki Melek hanım elinizin üzerinde ki çizik böyle mi oluştu ?
- Ha elim mi ? Ah evet …Sanırım …
Melek timsah gözyaşlarına sığınıp devam etti.
- Çok iyi bir insandı Ahmet bey. Hiç kibri yoktu. Her konuda yardımseverdi.. Ah Ahmet bey nasıl bırakıp gittiniz bizi .
Komiser Kenan sessiz bir şekilde Meleği izledi. Bekledi .. Melek ağlayıp zırlayıp hem zaman kazanıyor hem de Kenan’ın kafasını karıştırıyordu. Yada Melek böyle yaptığını sanıyordu.
- Sizi anlıyorum . Daha fazla sizi üzmek ve yormak istemiyorum ama bir iki sorum daha var . İzin verir misiniz ?
Melek oldukça şaşkın bir halde Kenan’ a baktı. İlk kez bir adam karşısında hiçbir numarası işe yaramıyordu. Karşısında oturan adamı ilk kez oldukça dikkatle inceledi. Kenan kumral ve yakışıklı bir adamdı. Ela gözlerinden zeka ve hırs fışkırıyordu. Spor giyim tarzıyla oldukça çekici görünüyordu. Ama onda gizemli bir şeyler vardı. Kenan sanki Melek’i çok iyi tanıyor gibi davranıyordu. Bütün hamlelerini önceden biliyormuş gibi hiçbir şeye şaşırmıyordu.
- Komiserim beni daha önceden tanıyor musunuz ? Sizi bir çocukluk arkadaşıma çok benzettim de lütfen yanlış anlamayın .
Kenan gülümsedi. Gülümsediği anda yanağında minik bir gamze belirdi ve düzgün beyaz dişleri bir kez daha ortaya çıktı. Melek sorgu sırasında da o dişlere bayılmıştı. Ne kadar güzel şeyler yapabilirdi o dişlerden .Takı yada ev süsü için dekor malzemesi..
- Hayır Melek hanım sizi daha önce den tanıdığımı sanmıyorum. Şimdi sorumu soracağım .Siz hasta başında çalışırken eldiven kullanmıyor musunuz ?
Melek bir anda afallamıştı. Adamın büyüsüne kapılıp saçmalamıştı. Elinde eldiven varken doktor onun eline nasıl temas edecek ti ? Şimdi çok fena köşeye sıkışmıştı.
- Şeyy takk takıyorum tabi ki.. Ama o anda unuttum sanırım. Bende farkında değilim ki komiserim.
- İlginç..! Sizin gibi bu işe yıllarını vermiş bir hemşire bu önemli detayı nasıl atlamış ki ?
- Ya komiserim ne demeye çalışıyorsunuz siz ? Açık konuşursanız ikimizde zaman kaybetmemiş oluruz.
Kenan ayağa kalkıp odanın içinde kısa süre dolaştıktan sonra Melek’e iyice yaklaşıp gözlerinin içine baktı. Yüzünde tuhaf bir gülümsemeyle önünde diz çöktü.
- Melek beni de öldürmek istiyorsun değil mi ? . Şimdi burada beni öldürsen kimsenin ruhu duymaz. Diğer cesetleri yok ettiğin gibi benim de icabıma bakarsın sen. Öyle zekisin ki bu işten de bir şekilde sıyrılırsın kesinlikle. Ama benim sana başka bir teklifim var.
Melek şaşkınlıkla donakalmıştı. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemiyordu. Yüzünde şapşal bir ifade ile komiserin bakışlarına esir olmuştu. Onun gözlerinde tanıdık bir vahşet görmüştü. Bu ifadeyi nerede görse tanırdı. Her aynaya baktığında kendi gözlerinde gizlediği bu tutkulu öldürme arzusu şimdi komiserin bakışlarından ona göz kırpıyordu.
- Ne ..? Ne saçmalıyorsunuz siz ? Ben şey.. Çok şaşırttınız beni.. Çok ironik ama sanırım polis çağıracağım. Beni korkutuyorsunuz ..
- Hahahhaha . Gerçekten mi ? Melek hala oyun mu oynayacaksın ? Çok merak ediyorsun değil mi teklifimi ? Seni nasıl sobelediğimi çok merak ediyorsun ? Bunca merak içinde şimdi buradan çıkıp gideceksin öylemi ? Sen bunu yapamazsın ki…
- Bakın komiserim . Siz nasıl bir hastasınız bilmiyorum ama benden uzak durun. Lütfen derhal evimi terk edin .
- Peki Melek o zaman bana söyler misin şu holdeki kitaplığın neden tekerlekleri var ve neden sıklıkla yerinden oynatıyorsun ? Yerdeki parkelerin aşınmış lığına bakınca bunu inkar edemezsin. Ben onun arkasında senin gizli cennetin olduğuna eminim. Madem ki ben her şeyi uyduruyorum sadece o kitaplığın arkasında ne olduğuna bakıp gideceğim . Söz veriyorum . İzin veriyor musun ?
- Bana baksana sen elinde arama iznin bile yok ve beni evimde sorgu adı altında taciz ediyorsun . Derhal defol git .
- Hımm demek ki doğru iz üzerindeyim Melek. Sen kontrolünü öyle kolayca kaybedecek biri değilsin. Hatta etrafındaki herkesi yıllardır gerçek bir Melek olduğuna inandırmışsın. Zekana ve kontrollü oluşuna hayranım .Hatta senin tüm yeteneklerine hayranım ben .
Melek yavaş yavaş kendine gelmişti. Artık gözlerini hiç kaçırmadan Kenan’ın gözünün içine bakıyordu.
- Ne yapmaya çalıştığını anlamadığımı mı sanıyorsun ? Madem ki zekamın farkındasın sence ben bu kankalı itiraf oyununa gelir miyim tatlım .. Sence ben bir seri katil olsam sana burada her şeyi itiraf eder miyim ? Ben dediğin kadar tehlikeli bir seri katilsem sen buradan bunca konuşma sonrasında sağ olarak çıkabilir misin ? Ha komiser yakışıklı ne dersin ?
- Melek işte bu sensin .. İşte kendin olmaya başladın. Sıyrıl bütün kimliklerinden artık. Hadi kendimiz olalım. İnan bana ve yeni maceralara bir takım olarak yelken açalım. Bende sana kendi karanlığımı göstermek istiyorum. Belki senin kadar başarılı değilim henüz ama senden öğrendikçe çok daha vahşi işlere imza atabiliriz. Bir tarzımız olur. Melek hadi senin ortağın olmak için can atıyorum.
Çalan telefonla ikisi de irkildiler. Bir büyünün içine çekilmiş gibiydiler. Melek kendini toparlamaya çalışarak telefonunu eline aldı. Arayan hastaneden sorumlu hemşire idi.
- Bak gördün mü İşe geç kaldım . Arıyorlar .. Onlara ne dememi istersin komiser ?
- Benim burada olduğumu söyleme istersen ? Öldürmek zorunda kalırsan benim yüzümden hapse girmeni istemem. Senin gibi bir yetenek parmaklıklar ardında harcanmamalı ..
Bunları söylerken Kenan’ın yüzünde hem çapkın hem de sinsi bir gülümseme vardı. Melek bir tanrıçaymış gibi bakıyordu ona.
- Delimi dir nedir ya .. Alo efendim .
- Melek neredesin Allah aşkına . Nöbet ekibi çok yorgun .Eğer gelip nöbeti almazsan düşüp bayılacaklar.
- Hatice abla çok üzgünüm . Ben nöbete yetişeyim derken evde ayağımı incittim. Evde acı içinde telefonu arıyordum ki sen arayınca yeni buldum. Ben gelemeyeceğim ablacım. Durum fena. Bir doktora gideceğim .
- Tamam ablam geçmiş olsun. Rapor falan alırsan haber ver ama. Ona göre yeniden nöbet listesini düzenlemem gerek . Haber ver bana olur mu ? Ya kız çok fenaysa ambulans göndereyim evine.
- Yok ablam çok sağ ol. Ben hallederim. Bir taksiye binip yakındaki polikliniğe gideceğim. Ararım ben seni .
Telefonu kapatıp Kenan’a baktı anında. Kenan onu hayranlıkla izliyordu. İlk kez bir erkek ona böyle hayranlıkla bakıyordu ve bu onun gerçekten çok hoşuna gitmişti. Bu kadar yakışıklı bir adam onu nasıl beğenmişti aklı almıyordu. Ama olmuştu işte.
- Melek sen morgdan ceset taşıdığına göre ölü seviyorsun. Bense kadınları kendime aşık edip seviştikten sonra onları diri diri dikmeyi ve kesmeyi seviyorum. Eğer ölü kadınları da seviyorsan onları öldükten sonra sana hediye edebilirim. Gerçi elimden geldiğince onları canlı tutmaya çalışıyorum ama senin için acılarına biraz erken son verebilirim dedi cani bir gülümsemeyle..
- Sen nasıl bir manyaksın be . Hem nereden çıkarıyorsun ki benim morgdan ceset topladığımı falan?
- Bak güzelim çözdüm ben seni. Senin nöbetinde ölen bütün cesetler morgdan bir nedenle uçmuş . Dersimi çalışıp geldim .Geçmişte de az ceviz kırmamışsın hepsini araştırdım. Kendim gibi bir manyak görünce tanırım ben. Sen şimdi beni kendine yakın hissetmedin mi ? İşte bende anlıyorum farklı olanları. Biz üstünüz .Diğerleri çöp .. Ben bir ölüm tanrıçası ilk kez buluyorum ama. Diğerleri sadece amatördü. Melek ama tek bir şeyi anlamadım. Yani sana ters bir olay var geçmişinde.
- Ha öyle mi ? Diğer her şeyi ben yaptım da sence neyi ben yapmadım çok merak ettim hadi söyle bakalım .
- Sen önce Adana Sağlık Meslek Lisesi’nde yatılı okumuşsun. Sonra üniversiteye gitmişsin. İşte Adana da okurken yatakhane de bir yangın çıkmış ve on iki kız öğrenci ve nöbetçi öğretmen yanarak can vermişler. Nasıl olmuşsa sen yanan öğrencilerle aynı koğuşta olmana rağmen sağ kurtulmuşsun. Bunu açıklarsan çok sevineceğim. İlk merak ettiğim şey bu.
- Hahahahha .. Delirmişsin sen . Ne yani onca insanı ben mi yaktım? Yok daha neler. Bak bir seri katil olsam bile toplu katliam yapmazdım. Böyle bir şeyi ancak katil devletler yaparlar. Bu beni bile aşar komiser. Denetimsiz bütün yurtlarda böyle bir olay yaşanması muhtemeldir ve katil kesinlikle bir kişi değildir. Kurumlardır..
- Melek sana bayılıyorum ben . Sen hayalimdeki kadınsın. Hadi kır zincirlerini ve bir takım olalım. Birbirimize geride bıraktığımız eserlerimizi anlatalım. Hadi Melek … Hadi çözül artık.
- Çözüleyim .. !!! Yahu seni akıllı bir adam sanıyordum ben de. Sence bir seri katil iki kelimeyle çözülür de tüm yaptıklarını bir çırpıda itiraf eder mi ?
- Aslında hepimizin içinde yakalanma arzusu yok mu Melek ? İçten içe tüm yaptıklarımızı ,Eserlerimizi, üstünlüklerimizi diğer bütün zavallılara bildirmek istemiyor muyuz? İşte sana fırsat. Hem bu itiraflar sadece ikimizin arasında kalacak hem de sana hayran bir ortak sahibi olacaksın.
Melek ayağa kalktı. Pencerenin yanına gitti. Pencereden dışarıya uzun uzun baktıktan sonra geri döndü. Kenan’a doğru yaklaşıp onu yerden kalkması için işaret etti. Şimdi ikisi de ayakta ve göz göze idiler. Melek yine sinsi ve iğrenç gülümsemesini yüzüne oturtmuştu. Çok iğrenç planlar yaptığı ve bunun hayalinin bile onu heyecanlandırdığı oldukça belliydi.
Kenan soran gözlerle Melek’e bakıyordu. Melek sonunda konuşmaya karar verdi.
- Sana bir teklifim var komiser. .!!!
D....
Öyküye sıkılıp devam etmemişim. Üzgünüm :(
Maria Puder Katil Melek _5 nerede..
Cok merak ediyorum.. Her ne kadar okurken .. Kötü hissetsem de