Teklif oruç sevenlerin sahurunda, yüz seksen derecelik görüş açılı bir lojmanın minimalist balkonundan, imsak ahirinde; vaktin o derin mavi karanlığı içinde, sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen, gaflet mahmurlarının cılız ve gelişigüzel makamlı seslerine kalmış, sabâya hasret bir ezan kadar, buruk ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin, ah;
kozmik oda sırlı muhabbetinin yokluğundan, çilehanesi yekpare dünya olmuş bir çileye müebbeden girmiş bir sûfî, ne yana baksa, hatta gözleri yumulu, bakmasa da hiçbir yana, aşktan gayrı ne görebilir..., tepeden tırnağa aşk olmuş bir aşka aşığı, kim aşktan yana sınayabilir…
aşka gönül koyan aşık, derya içinde suya küsmüş bir b/alık gibi şaşkın; aşktan, yine aşka varmaktan gayrı, ne yana gidebilir…, sır olmak ve asırlarca suskun kalmanın ötesinde, ne yana…;
iki bilemedin üç günlük, güzel ve nurlu ve derin olan bir hayatı sürmek için, ömrümdeki iki kandilin sönmesinden yana mı teklifin bana ey aşk…, bunca hazin, bunca garip olmasaydı duruşun keşke, ve kapıların bu kadar sürgülü…, ah…;
teklifsiz serserinin kim yada ne olduğunu söylemeye çalışırsam işin bütün büyüsü bozulur; bu, simgesel bir anlatım da değil üstelik; üstü kapalı gönderme diyede bakmamak lazım. o, daha çok bir durumu işaret ediyor; fiil ile özne arasında ara leke. fiilin özneye, öznenin de yer yer fiile dönüştüğü bir varsayım. algı disiplininin dışında, belki biraz olric o. belki dışarısa duyulan bir çıtırdı, belki ansızın karanlıkta kalmak gibi korkularla yüzleşme anının tezahürü. belki biraz ' şey' olma arzusu. eşyalar diye adlandırılma hevesi. uzaya açılmış, boşluğa savrulmuş, cismini ve hacmini hiçbir koşulda tanımlamaya sokmayan bir amorfluk hikayesi. teklifsiz serseri ye suret aramak beyhude bir serüven olacaktır. o bir kent kahramanıdır ve efsanesinin kudreti, meçhul olmasındaki tutarlılıkta sabittir. k.i.
Teklif
oruç sevenlerin sahurunda,
yüz seksen derecelik görüş açılı
bir lojmanın minimalist balkonundan,
imsak ahirinde;
vaktin o derin mavi karanlığı içinde,
sakıncalı ve kuduz köpekler kadar tehlikeli
uyku bölünmüşlüğüyle dinlenen,
gaflet mahmurlarının cılız ve
gelişigüzel makamlı seslerine kalmış,
sabâya hasret bir ezan kadar,
buruk
ve bağrı yufkalanmıştı gayrı gardaş içimin,
ah;
kozmik oda sırlı muhabbetinin yokluğundan,
çilehanesi yekpare dünya olmuş bir çileye
müebbeden girmiş bir sûfî,
ne yana baksa,
hatta gözleri yumulu,
bakmasa da hiçbir yana,
aşktan gayrı ne görebilir...,
tepeden tırnağa aşk olmuş bir aşka aşığı,
kim aşktan yana sınayabilir…
aşka gönül koyan aşık,
derya içinde suya küsmüş bir b/alık gibi şaşkın;
aşktan, yine aşka varmaktan gayrı,
ne yana gidebilir…,
sır olmak ve asırlarca suskun kalmanın ötesinde,
ne yana…;
iki bilemedin üç günlük,
güzel ve nurlu ve derin olan bir hayatı sürmek için,
ömrümdeki iki kandilin sönmesinden yana mı teklifin
bana ey aşk…,
bunca hazin,
bunca garip olmasaydı duruşun keşke,
ve kapıların bu kadar sürgülü…,
ah…;
teklifsiz serserinin kim yada ne olduğunu söylemeye çalışırsam işin bütün büyüsü bozulur;
bu, simgesel bir anlatım da değil üstelik; üstü kapalı gönderme diyede bakmamak lazım.
o, daha çok bir durumu işaret ediyor; fiil ile özne arasında ara leke. fiilin özneye, öznenin de yer yer fiile dönüştüğü bir varsayım.
algı disiplininin dışında, belki biraz olric o. belki dışarısa duyulan bir çıtırdı, belki ansızın karanlıkta kalmak gibi korkularla yüzleşme anının
tezahürü. belki biraz ' şey' olma arzusu. eşyalar diye adlandırılma hevesi. uzaya açılmış, boşluğa savrulmuş, cismini ve hacmini hiçbir
koşulda tanımlamaya sokmayan bir amorfluk hikayesi.
teklifsiz serseri ye suret aramak beyhude bir serüven olacaktır.
o bir kent kahramanıdır ve efsanesinin kudreti, meçhul olmasındaki tutarlılıkta sabittir.
k.i.