Her gözyaşının ayrı bir anlamı vardı. Her damlanın hangi zamanda, hangi mekânda, hangi kişiyle paylaşıldığı önemliydi. Gözyaşları ne kadar çok şeye tercümanlık yapıyordu! Damladığı, süzüldüğü, aktığı veya kana dönüştüğü zaman, hep ayrı manaları vardı. Gözyaşları gizli duyguları açığa vuran mektuplar gibiydi.
Tek yönüm sendin izini kaybettim Bir iz bir yön olmadan düştüm yollara Bir sağa çarptım, bir sola çarptım Savruldukça savruldum hep çıkmazlara
Çınladıkça adın kulağımı kapattım Bir son veremedim içimdeki tiz çığlıklara Hep sendeydi aklım, bedeni aldattım Savruldukça savruldum koldan kollara Bakmadı gitti dönmedi bile arkasına ferhat göcer Eğdim boynumu çaresizce galip gelen gururuma of
Duydum ellere yarmış, yerini yeller almış çoktan Bense kendimi salmış, yüreğini yaralar sarmış yoktan Bir kızı bir oğlu varmış, kendi hayatına dalmış En acısı da beni hatırlamamış unutmuş çoktan
Abdülvahit Kuzecioğlu 1924-2007 arasında yaşamış Kerküklü bir Türkmendir. O, özel sesiyle, küçük yaştan beri ilgi ve eğilim gösterdiği halk müziğine yönelmiştir. Türklerle meskûn Orta-Doğu’daki bütün sahalarda bu konuda tanınmış ve sevilmiştir. Seslendirdiği ve şu anda bizim de bir örneğini dinlediğimiz türküleri, aynı bölgenin Acem, Arap, Kürt vb unsurlarınca da sevilmişlerdir. Şimdi dinlediğimiz, “Baba, bugün dağlar yeşil boyandı” diye hoyrat tarzındaki bir ezgidir. Uzun hava bu Kerkük türküsü, işte bu derecede duygu yüklü ve dokunaklı olunca… İcrâ edilmek için talep de o kadar fazla olmuştur. Nitekim, pek çok sanatçı bu ilâhi nağmeleri seslendirmişlerdir. Seslerin hepsi dinlenebilir kalitededirler. Ne var ki, gene hepsini dinledikten sonra, bizim tercihimiz Siyahal’dan yana olmuştur. Siyahal ise, halk müziğimizin henüz yeni seslerinden biridir; pek de tanınmıyor zâten. Yeniliğine rağmen iyi sestir, dinlenmek gerekir sestir. Zaman-zaman kemanın öne çıktığı bu melodide, kuruluş asl’olarak insan sesi üzerinedir. Müzikte; ölmez, unutulmaz veyâ da klasik denilen müzik örneklerinden biri de budur işte! Doğu müziğinden özel bir örnektir. Batı dünyâsının aryalarına karşı bir alternatiftir, de diyebiliriz. Biz bu tür güzellikleri öyle bir kere veyâ birkaç kere değil, vaktimiz olduğu kadar kesintisiz dinleriz. Şimdi de bunu yapmaktayızdır zâten. Bir yandan işimizi görürken, melodi, kim bilir kaçıncı keredir yeniden ve yeniden dönmektedir!
istanbulda bir perşembe sabahı..kar'ın güneşe nazını dinlemekten daha güzel ne olabilir ki? elbette arka fon da ille de, Ezginin Günlüğü:SİGARAMIN DUMANINA..
Yetmişüçe merhaba dediğimiz bu günün son saatinde, derin bir zevkle Rast makâmını dinlerken, sıra “Eski dostlar” şarkısına gelince şunları yazmak istemişizdir… Hayri Mumcu aslen Ankaralı olup teknik ressamdır. Ünü, ölümünden sonra bile aynen devâm eden Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’nun da kuzenidir. Ancak, hayat serüveni sırasında kendisinin Ankara’dan uzak kaldığı dönemler olmuştur. İşte böyle uzun bir dönemin sonunda döndüğü Ankara’da, derin bir yalnızlık duygusuna kapılacaktır. Eski dostları olarak bildiği kişiler, bıraktığı yerlerde artık yokturlar. Kimi hayattan ayrılmışlar, kimi de başka yerlere göçmüşlerdir. Kısaca, doğduğu yer olan Ankara’da neredeyse yalnız kalmıştır. Hayri Mumcu eli kalem tutan bir yazardır da. Kabûle göre, söz yazarı veyâ şâirdir. …ve almıştır kalemi eline bu duygularını kâğıda dökmüştür: Eski dostlar, eski dostlar… Yazdığına şöyle bir de bakınca, bunun bir bestenin güftesi olmasını istemiştir. İşte, Bestekâr Gültekin Çeki’yle tam bu sıralar yolu kesişmiştir. Gültekin Çeki… Kendisi aslen Antalyalı olup bir beden eğitimi öğretmenidir. Branşına uygun devlet kadro ve makamlarında bulunmuştur. Diğer yandan kendisinin, iyi bir sesi ve müziğe ilgisi vardır. İşte bu ilgi, onu müzik câmiâsı içine de sokarak, orada gösterdiği yetenekle yükselip Türk Sanat Müziğinin en iyi bestecilerinden biri olmasına kadar götürecektir. Sözün kısası… Hayri Mumcu’nun “eski dostlar”ı, Gültekin Çeki’yle bir Rast şarkıya dönüşecektir ki… Bu şarkı, hâlen bütün zamanların kendi türündeki en iyi, en güzel ve en sevilenlerinden biridir. Hayri Mumcu artık aramızda yoktur. Gültekin Çeki’ye ise uzun ve sağlıklı ömürler… Her iki sanatçıya derin saygılarımızla…
Bu gece müzik programımızda Valsler vardır. Vals, ayrıca eskilerden gelen bir kadın-erkek ortak dansının da adı olur. Tabiatıyla aynı müzik eşliğinde ve ayrıca mütemâdiyen dönerek yapılır. Valsin Almanca olan adı gene Almanca dönmek fiilinden gelmektedir. Dünyâda da zâten Alman dansı olarak tanınmıştır. En çok da Viyana’yla birlikte anılır; Ora’yla özdeştir. Burada hatırlanmalıdır ki, Avusturya asl’olarak bir Alman devletidir. Onlar da Almanca yaşar, Almanca düşünür ve Almanca konuşurlar. Bizim, İngiliz ağzına (Austria) bakarak Avusturya dediğimiz ülkenin kendi dilindeki adı Österreich’tır. Yâni Doğu Devleti. Peki, kimin ve neyin doğusu? Elbetteki Almanların ve Almanya’nın! Vals, dünyâ müzik türleri içinde aristokratlara hitâbetmek gibi özel bir yere sâhiptir. Dans edilen yerlerse, gene aristokratların bulunduğu saraylarla, saray gibi geniş diğer mekânlardır. Şu da var ki, uzun yıllar içinde sevilip yayıldıkça burjuva ve proleter sınıfa da inmiştir. Gençlik yıllarımızda; tango, samba, mambo, rumba, bossa-nova, twist, ça-ça-ça, rock and roll gibi dansların yanında vals de vardı. (Arabesk ve onun karşısındaki Batı akımları bunları itelemiş ötelemişlerdir.) Fakat bu dansı yapanlar diğerlerine göre sayıca daha azdılar. Hattâ, bir çift vals yapmaya kalkarsa, herkes oturur onları seyrederdiler. Biraz hayranlık, biraz da hasetle! Evet hasetle! Çünkü Vals bilmek, Vals yapmak öyle her babayiğidin harcı olmayıp, bir üstünlük sayılırdı! Kolay sayılan diğer danslar ise, kimilerince hayli iyi oynanırken, kimilerince de dans niyetine eşlerinin ayakları çiğnenirdi! Dünyânın ünlü bestecilerinden bâzıları vals üzerinde çalışmışlardır. Ne var ki, bir yandan Viyana’yla özdeş olmuş Vals ve Valsler, diğer yandan baba-oğul Strauss’larla özdeştirler. Viyanalı olan bu adamlardan baba Johann Strauss Valsi yüceltirken, adaşı oğul Johannn Strauss II. ise doruklara çıkarmıştır. Onlardan sonra Rus Dmitri Dmitriyeviç Şostakoviç hatırlanmalıdır; o da bir kaç güzel Vals bestelemiştir. Biz de bu geceki repertuvarımızda bu her üçüne yer vermişizdir. Vals için, yukarıda aristokratlara hitâbeder demiştik. Doğrudur ama, eski bir bürokrat olarak bizim de dinlememizde bir sakınca yoktur herhâlde!
Dilek türkan
Bir özlem var içimde,
Uzaklara doğru.
Engin denizlere sana,
Ve o aşkımıza.
Sisli bir maziden uzakta,
Yalnızca sana yakın.
Gönlümün dalgalarında sevgim kalsın.
Bitmeyen rüyalarımda hep sen varsın.
Can Atilla - Hamamda İlk Gözyaşları
Her gözyaşının ayrı bir anlamı vardı. Her damlanın hangi zamanda, hangi mekânda, hangi kişiyle paylaşıldığı önemliydi. Gözyaşları ne kadar çok şeye tercümanlık yapıyordu! Damladığı, süzüldüğü, aktığı veya kana dönüştüğü zaman, hep ayrı manaları vardı. Gözyaşları gizli duyguları açığa vuran mektuplar gibiydi.
İskender Pala
Sizzle Ohtaka,Üsküdar'a gideriken...güzel bir yorum,şeker mi şeker...
Esma Başbuğ / Gönlüm özledikçe görürdüm...
sessizliğin sesi.simon&garfunkel.
sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar
Tek yönüm sendin izini kaybettim
Bir iz bir yön olmadan düştüm yollara
Bir sağa çarptım, bir sola çarptım
Savruldukça savruldum hep çıkmazlara
Çınladıkça adın kulağımı kapattım
Bir son veremedim içimdeki tiz çığlıklara
Hep sendeydi aklım, bedeni aldattım
Savruldukça savruldum koldan kollara
Bakmadı gitti dönmedi bile arkasına
ferhat göcer
Eğdim boynumu çaresizce galip gelen gururuma of
Duydum ellere yarmış, yerini yeller almış çoktan
Bense kendimi salmış, yüreğini yaralar sarmış yoktan
Bir kızı bir oğlu varmış, kendi hayatına dalmış
En acısı da beni hatırlamamış unutmuş çoktan
grup demsal-baran bari
Goksel:aciyor
grup munzur................göç(sürgün)
HABERLER YOLLASAM, SENİ ÇAĞIRSAM,
SEVİYORUM DİYE ÇIKSAM BAĞIRSAM.
ALSAM KOLLARIMA, SIKICA SARSAM,
GÖNLÜM ÇOK İSTİYOR, KOLUM SARMIYOR...
HANİ BAZEN GÖNÜL HAYÂL KURAR YA,
HASRETTEN ÇILDIRIR, AKIL BUNAR YA.
SENİ SEVDİĞİMİ HAYKIRMAK VAR YA,
YÜREĞİM SÖYLÜYOR, DİLİM VARMIYOR...
CANIMSIN DER MİYİM EĞER SEVMESEM?
BİLMİYORUM ARTIK SANA NE DESEM?
BİR ÖMÜR BOYUNCA BÖYLE BEKLESEM,
ÖMÜR TÜKENİYOR, ZAMAN KALMIYOR...
HANİ BAZEN GÖNÜL HAYÂL KURAR YA,
HASRETTEN ÇILDIRIR, AKIL BUNAR YA.
SENİ SEVDİĞİMİ HAYKIRMAK VAR YA,
YÜREĞİM SÖYLÜYOR, DİLİM VARMIYOR...
Güfte: Mülazım Yıldırım.
Beste: Bilge Özgen
HİCAZ
Serap Kuzey'den dinlemek çok güzeldi....
'Önce Gözlerin Terk Etti Beni '
Kerkük Uzun Havası
Abdülvahit Kuzecioğlu 1924-2007 arasında yaşamış Kerküklü bir Türkmendir. O, özel sesiyle, küçük yaştan beri ilgi ve eğilim gösterdiği halk müziğine yönelmiştir. Türklerle meskûn Orta-Doğu’daki bütün sahalarda bu konuda tanınmış ve sevilmiştir. Seslendirdiği ve şu anda bizim de bir örneğini dinlediğimiz türküleri, aynı bölgenin Acem, Arap, Kürt vb unsurlarınca da sevilmişlerdir.
Şimdi dinlediğimiz, “Baba, bugün dağlar yeşil boyandı” diye hoyrat tarzındaki bir ezgidir. Uzun hava bu Kerkük türküsü, işte bu derecede duygu yüklü ve dokunaklı olunca… İcrâ edilmek için talep de o kadar fazla olmuştur. Nitekim, pek çok sanatçı bu ilâhi nağmeleri seslendirmişlerdir. Seslerin hepsi dinlenebilir kalitededirler. Ne var ki, gene hepsini dinledikten sonra, bizim tercihimiz Siyahal’dan yana olmuştur. Siyahal ise, halk müziğimizin henüz yeni seslerinden biridir; pek de tanınmıyor zâten. Yeniliğine rağmen iyi sestir, dinlenmek gerekir sestir.
Zaman-zaman kemanın öne çıktığı bu melodide, kuruluş asl’olarak insan sesi üzerinedir. Müzikte; ölmez, unutulmaz veyâ da klasik denilen müzik örneklerinden biri de budur işte! Doğu müziğinden özel bir örnektir. Batı dünyâsının aryalarına karşı bir alternatiftir, de diyebiliriz.
Biz bu tür güzellikleri öyle bir kere veyâ birkaç kere değil, vaktimiz olduğu kadar kesintisiz dinleriz. Şimdi de bunu yapmaktayızdır zâten. Bir yandan işimizi görürken, melodi, kim bilir kaçıncı keredir yeniden ve yeniden dönmektedir!
Mete Esin
Bir keman sesine bürünür sevda!
Candle in the Wind - Elton John...
istanbulda bir perşembe sabahı..kar'ın güneşe nazını dinlemekten daha güzel ne olabilir ki? elbette arka fon da ille de, Ezginin Günlüğü:SİGARAMIN DUMANINA..
Leman Sam: Anladım ki
Ebru Gündeş: Kaçak
gym class heroes - stereo heart
neşet ertaş-hata benim
Farid Farjad -Robabeh Jan..
Başar Dikici / Sükût
Kulakta Rast Şarkılar
Yetmişüçe merhaba dediğimiz bu günün son saatinde, derin bir zevkle Rast makâmını dinlerken, sıra “Eski dostlar” şarkısına gelince şunları yazmak istemişizdir…
Hayri Mumcu aslen Ankaralı olup teknik ressamdır. Ünü, ölümünden sonra bile aynen devâm eden Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’nun da kuzenidir. Ancak, hayat serüveni sırasında kendisinin Ankara’dan uzak kaldığı dönemler olmuştur. İşte böyle uzun bir dönemin sonunda döndüğü Ankara’da, derin bir yalnızlık duygusuna kapılacaktır. Eski dostları olarak bildiği kişiler, bıraktığı yerlerde artık yokturlar. Kimi hayattan ayrılmışlar, kimi de başka yerlere göçmüşlerdir. Kısaca, doğduğu yer olan Ankara’da neredeyse yalnız kalmıştır.
Hayri Mumcu eli kalem tutan bir yazardır da. Kabûle göre, söz yazarı veyâ şâirdir. …ve almıştır kalemi eline bu duygularını kâğıda dökmüştür: Eski dostlar, eski dostlar… Yazdığına şöyle bir de bakınca, bunun bir bestenin güftesi olmasını istemiştir. İşte, Bestekâr Gültekin Çeki’yle tam bu sıralar yolu kesişmiştir.
Gültekin Çeki… Kendisi aslen Antalyalı olup bir beden eğitimi öğretmenidir. Branşına uygun devlet kadro ve makamlarında bulunmuştur. Diğer yandan kendisinin, iyi bir sesi ve müziğe ilgisi vardır. İşte bu ilgi, onu müzik câmiâsı içine de sokarak, orada gösterdiği yetenekle yükselip Türk Sanat Müziğinin en iyi bestecilerinden biri olmasına kadar götürecektir.
Sözün kısası… Hayri Mumcu’nun “eski dostlar”ı, Gültekin Çeki’yle bir Rast şarkıya dönüşecektir ki… Bu şarkı, hâlen bütün zamanların kendi türündeki en iyi, en güzel ve en sevilenlerinden biridir.
Hayri Mumcu artık aramızda yoktur. Gültekin Çeki’ye ise uzun ve sağlıklı ömürler… Her iki sanatçıya derin saygılarımızla…
Mete Esin
kendimi dinlemeden kimseyi ama hiçkimseyi dinlemem
alexandra stan...mr.saxobeat
Aristokrat müziği!
Bu gece müzik programımızda Valsler vardır. Vals, ayrıca eskilerden gelen bir kadın-erkek ortak dansının da adı olur. Tabiatıyla aynı müzik eşliğinde ve ayrıca mütemâdiyen dönerek yapılır. Valsin Almanca olan adı gene Almanca dönmek fiilinden gelmektedir. Dünyâda da zâten Alman dansı olarak tanınmıştır. En çok da Viyana’yla birlikte anılır; Ora’yla özdeştir.
Burada hatırlanmalıdır ki, Avusturya asl’olarak bir Alman devletidir. Onlar da Almanca yaşar, Almanca düşünür ve Almanca konuşurlar. Bizim, İngiliz ağzına (Austria) bakarak Avusturya dediğimiz ülkenin kendi dilindeki adı Österreich’tır. Yâni Doğu Devleti. Peki, kimin ve neyin doğusu? Elbetteki Almanların ve Almanya’nın!
Vals, dünyâ müzik türleri içinde aristokratlara hitâbetmek gibi özel bir yere sâhiptir. Dans edilen yerlerse, gene aristokratların bulunduğu saraylarla, saray gibi geniş diğer mekânlardır. Şu da var ki, uzun yıllar içinde sevilip yayıldıkça burjuva ve proleter sınıfa da inmiştir. Gençlik yıllarımızda; tango, samba, mambo, rumba, bossa-nova, twist, ça-ça-ça, rock and roll gibi dansların yanında vals de vardı. (Arabesk ve onun karşısındaki Batı akımları bunları itelemiş ötelemişlerdir.) Fakat bu dansı yapanlar diğerlerine göre sayıca daha azdılar. Hattâ, bir çift vals yapmaya kalkarsa, herkes oturur onları seyrederdiler. Biraz hayranlık, biraz da hasetle! Evet hasetle! Çünkü Vals bilmek, Vals yapmak öyle her babayiğidin harcı olmayıp, bir üstünlük sayılırdı! Kolay sayılan diğer danslar ise, kimilerince hayli iyi oynanırken, kimilerince de dans niyetine eşlerinin ayakları çiğnenirdi!
Dünyânın ünlü bestecilerinden bâzıları vals üzerinde çalışmışlardır. Ne var ki, bir yandan Viyana’yla özdeş olmuş Vals ve Valsler, diğer yandan baba-oğul Strauss’larla özdeştirler. Viyanalı olan bu adamlardan baba Johann Strauss Valsi yüceltirken, adaşı oğul Johannn Strauss II. ise doruklara çıkarmıştır. Onlardan sonra Rus Dmitri Dmitriyeviç Şostakoviç hatırlanmalıdır; o da bir kaç güzel Vals bestelemiştir. Biz de bu geceki repertuvarımızda bu her üçüne yer vermişizdir.
Vals için, yukarıda aristokratlara hitâbeder demiştik. Doğrudur ama, eski bir bürokrat olarak bizim de dinlememizde bir sakınca yoktur herhâlde!
Mete Esin
Sezen Aksu- SENI KIMLER ALDI....
hasret beni yakıyorken sen sefa sürme..
tahammülüm yok güzelim naz edip durma..
aşkın susuz çöllerinde gel beni yorma..
eline düştüm,,
oğuz aksaç :)