fuzuli der ki bir şiirinde mealen: 'elde ettiğine kanaat edip oturma.zira yükselmek hususunda ne kadar istekli ve ihtiraslı olursan merteben o kadar artar.kemal derecesini istemek hususnda gayretsiz ve tembel olma.sonunda ziyanlı çıkarsın.'
Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus, Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi, Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus Efkârı sakimane ile âleme karşı Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit, Âmali harisanesini eyledi tezyit... Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur, Tırnaklarını aileler kalbine saplar; Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar, Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur... Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük. Ey gazii mecruhu vega dideye döndük. Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail, Ey enmilei sürbu cinayata delâil Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr, Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar, Ey varlığı bir millet için bâdii zillet. Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet, Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur, Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur. Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler.. Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler... Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken Âtimizi dendanı harisin kemirirken Bir gün Rumeli dağları envara boyandı; Hürriyetin enfası ile herkes uyandı. MUSTAFA KEMAL ŞANLI ORDU GAZETESİ: 24 Kasım 1908
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarihler söylememiş bunu Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları Doğudan çıkan biz Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz Türk sadece bir milletin adı değil, Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığınlar, Ey yığın yığın insan gafletleri Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Hakikat nerede?
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir, Beyaz taş var, onun altında bayraklar Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken... Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir Asker yatıyor... Onun hâbı istirahate çekildiği şu Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler. Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar Nâle eylediler, çocuklar ağladılar. Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak, Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan Ona nâilini intizar olmuş! ...
Türkülerde dizeler olsam, çığırırmıydın beni? Şiirlerde kafiyelere bürünsem, hecelermiydin ismimi? Kendi gölgesine yaslanmış Bir çocuk gibi ağlasam.. Sessizce ve içten hıçkırıklarla.. Ağlarmıydın sende benimle? Cevabın ' hayır ' olsun ne olur.. Gözyaşlarıma bağışıklı yüreğim Görmek istemez gözlerinde ki nemi Ve sende görme bende saklı seni.. Git hadi! Tebessümlerimle uğurluyorum seni Bilirsin.. Gösteremem sevgimi. Hele gözlerimi, ıslakken asla görmemelisin. Bir daha zayıf ruhlu birini asla sevmemelisin. Git! Sende ne bırakmışsam, ister topla götür.. İster fırlat suratıma.. Yeter ki sen dim dik dur..
Hakikati söylersin anlaşılan tek hecedir ha! Sen gidecek olursun henüz derler merhaba Bazen baygın bakarlar bazen de bakarlar bön Lafın sonu gelmiş, ha! İşin yoksa başa dön.
Kabzolunur sanki ruhlar duyunca bir nasihat Kör kulağa ninni diyen safdildedir kabahat Zalim rahat mazlum rahat sen de vur kafayı yat Bizim millet uyanır sura üflenen saat
Çok gemiler batırmış tecrübeli kaptanlar Göreve talip ise öncelik hakları var Bu dünyanın çivisi oynayalı çok olmuş Her çivinin yanına çekiç resmi konulmuş
Resimlerle idare edilir oldu millet Yemek resmi et resmi ya da çıplak siluet Tv.de maç var bu gün bu da açlığa diyet Allah akıl vermiş ya kullanması eziyet.
Amerikan yallama tv.ler baş köşede Dağdaki çoban bile kurmuş çanak anteni Karısını unutmuş görmüş pistte mankeni Kuzu kurda emanet gitti elden memleket
Alkol denizinin derinliklerinde başlayan kasım rüzgarları yerini aralık yağmurlarına bırakırken elimde bir ayın sigara dumanı… aşkın kalbime işleyen akıntıları ruhumun yüksek rakımlarında bir nehir edasıyla dalganıyor ve kalbime akan Dicle nehri kuruyor… bedenimin özgül ağırlığı kendini birkaç damla gözyaşı şeklinde dışa vururken başarıyla başarısızlık arasındaki arafta kendimi sorguya çekiyorum birkaç şiire yön veren hayaller kabuslarımla birleşerek beni Ankara'nın resmi aşklarına sürüklüyor kalp ağrılarımı nikotin dindiriyor siyasi kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissediyorum değişik zamanlarda değişik insanlarla kendi benliğimi yitirme çabasına girişiyorum bir çay deminde kendimi boğmaya çalışıyorum edebiyatın hüznü müziğin ritmiyle sevişmeye başlıyor acılar derinleştikçe aradıklarımı bulmak istediğim yerlerde bulamayacağı anlıyorum bütün hayatımı bir kasım ayında görüyorum ve bu ayı elimden kaçırıyorum geriye şiirler kalıyor… bir de ruhumda oluşan tremorun sesimde bıraktığı derin yara…
bir lokma ekmek alacaktı adam sofrasın da bir mesaj geldi telefonumu telefon yapan kadından 'ben yenik düştüm yokuşlara' diyordu lokmalar boğazıma düğümleniyordu kalktım soframdan, kaçtım karanlığıma.
bir adam ağlıyordu düşlerine bir kadın ağlıyordu sevişlerine...
dur durak bilmeyen ardsız nefesler boğazım da düğümlenirken uzaklardan bir hüzün yağıyordu 'başaramadım yokuşlar da kaldım' inliyordu yüreğim geceme iniyordu,
bir adam ağlıyordu için için bir kadın ağlıyordu benim için...
hıçkırıklar göz yaşlarıma boğulurken dirhem dirhem eriyordum hayata bülbül gülüne küsüyorken nerelere gidip ölmeliydim, “mavilerle seninim” diyorken
bir adam ağlıyordu çaresizliğine bir kadın ağlıyordu kimsesizliğine…
gece saat on iki yi geçmekteyken uyuyordu hüzün yorganlı yatağında aradım, mahmurluğuyla kaldırdım merhaba demeden daha “bırakma dedi sarıl bana”
bir adam ağlıyordu uzaklar da bir kadın ağlıyordu yıldızlar da…
bir ben duydum ağladığını bir o duydu ağladığımı…
sigaram da kalmamış, geceyse kandır hep yandığım; arzularım kadar olan yanımdır.
ey! .. gözleri ıslak kadınım ben sadece sana yangınım…
Şaşırtıcı değil bütün öteki şarkıcılardan Daha güzel şarkı söylemem Çünkü yüreğim beni sevgiye daha çok çekiyor, Ve ben onun emirlerini dinlemeye hazırım Yürek ve gövde, bilgelik ve zeka Güç ve iktidar, hepsini ortaya koydum Dizginler beni öyle sevgiye doğru çekiyor Başka hiçbir şey dinlemiyorum Bu sevgi, darbesini o kadar nazikçe Ve tatlılıkla indirdi ki kalbime Ah acıdan günde yüz kere ölmüyor muyum, Ve neşeden canlanıyorum ya yine yüz kez. Benim hastalığım gerçekten muhteşem; Bu hastalık bütün iyiliklere bedel; Ve hastalığım bana iyi geliyorsa Hastalıktan sonra iyilik onun şifası olur…
Özelime yani kendi sayfama yazılmış, acaba yazılma maksadı neydi diye beni düşünceye sevk eden kıçı kırık mola sırasında yazılmış ' şiir ' diye affınıza sığınarak aksettirdiğim hâkaret...
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Serçe gibisin kardeşim, serçenin telaşı içindesin. Midye gibisin kardeşim, midye gibi kapalı, rahat. Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın maalesef. Koyun gibisin kardeşim, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye. Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf. Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, � demeğe de dilim varmıyor ama � kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
SERGEİBUBKAGİBİZİPLARARİGİBİSOKARİM* (İzmir, Bay, 32) 26.1.2007 00:10
Bir bahçemiz var; Bir taraf çiçekli, bir tarafsa çöl. Bir tarafta gökkuşağı, öbür tarafsa çöl. Sınırda kalmışlardanız biz. Hep sınıfta kalmışlardan çok uzaktayız; Sıkıntı çekmişlere yakın bir yerde.
VAR MISIN? Biliyorum şaşıracaksın Son sözler gibi gelecek kulağına Yoo yanılmıyorsun. Son sözler bunlar. Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan Sadece bir ufacık his'tik, Sen bana, ben sana İki satır laf, iki mısralık şiirdik Bir gülücüktük Bir soru işareti Oysa daha fazlasını istemek bencillik mi? Anla artık! Sözler var ama satırlar yetersiz Düşünceler var ama sayfalar yetersiz. Duygular var ama mısralar yetersiz. Anla artık biliyorum bir sen var, bir de ben Uzak uzak yerlerde ayrı ayrı şehirlerde. Ama desem ki, sana: Biz demeye var mısın? Desem ki, ne sen olsun, ne de ben. Bir biz olalım. Var mısın?
Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da, Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Çağırsam bile gelme,yorulma ne olursun, Sen üzülme,incinme,kırılma ne olursun, Beni yanlış anlama,darılma ne olursun, Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı, Aşkımı değerini sır gibi taşımanı, Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Senden tek dileğim var,özel imtiyaz değil, Kulun başka bir kula ibadeti farz değil, Haşa! Yaratan gibi beş vakit namaz değil, Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
şiir neyi değiştirebildi,hangi ayrılık fırtım-nasını bastırdı ya da hafifletti sanki? ? sözcüklerin arkasına geçmek, onlara yüklediğimizi sandığımız derin anlamlara sığınmak, hangi sevdalıyı hayatta tutmaya yetebildi? ? döküldük, kabuklarımızdan soyularak korumasız kalakaldık buralarda...K.İ
siirin su anda bilinmeyen bir ruh hastaliginin belirtisi oldugunu saniyorum. ilerki yuzyillarda iktidarlar hala tarafimizdan yikilmamis olursa, hepimizi timarhanelere tikacaklari kesin. mucadelemiz hem kendimizle, hem dusmanla. gogus goguse savas zamani geldiginde, siir yazmanin anlami kalmayacak; gercek sairler, kalemlerini birakip silahlarini alip sokaklara dokulecekler!
Bu şiir sev diye değil....
Bu şiir gel diye değil.....
Bu şiir...
Seni nasıl seviyorum....
Bil diye yazılmıştır......
fuzuli der ki bir şiirinde mealen:
'elde ettiğine kanaat edip oturma.zira yükselmek hususunda ne kadar istekli ve ihtiraslı olursan merteben o kadar artar.kemal derecesini istemek hususnda gayretsiz ve tembel olma.sonunda ziyanlı çıkarsın.'
şiir, uyanıkken görülen tek rüyadır...
KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER
Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.
MUSTAFA KEMAL
ŞANLI ORDU GAZETESİ: 24 Kasım 1908
HAKİKAT NEREDE?
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?
MUSTAFA KEMAL
BİR ASKERİN MEZARINA
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş! ...
MUSTAFA KEMAL
Harbiye talebesi iken yazmıştır.
Türkülerde dizeler olsam, çığırırmıydın beni?
Şiirlerde kafiyelere bürünsem, hecelermiydin ismimi?
Kendi gölgesine yaslanmış
Bir çocuk gibi ağlasam..
Sessizce ve içten hıçkırıklarla..
Ağlarmıydın sende benimle?
Cevabın ' hayır ' olsun ne olur..
Gözyaşlarıma bağışıklı yüreğim
Görmek istemez gözlerinde ki nemi
Ve sende görme bende saklı seni..
Git hadi!
Tebessümlerimle uğurluyorum seni
Bilirsin.. Gösteremem sevgimi.
Hele gözlerimi, ıslakken asla görmemelisin.
Bir daha zayıf ruhlu birini asla sevmemelisin.
Git! Sende ne bırakmışsam, ister topla götür..
İster fırlat suratıma..
Yeter ki sen dim dik dur..
şiir hayattır
Çok kelamı az eyle,
Vezni sakın unutma.
Kafiyesiz kısırdır,
Şiir derler bu nutka.
H A!
Hakikati söylersin anlaşılan tek hecedir ha!
Sen gidecek olursun henüz derler merhaba
Bazen baygın bakarlar bazen de bakarlar bön
Lafın sonu gelmiş, ha! İşin yoksa başa dön.
Kabzolunur sanki ruhlar duyunca bir nasihat
Kör kulağa ninni diyen safdildedir kabahat
Zalim rahat mazlum rahat sen de vur kafayı yat
Bizim millet uyanır sura üflenen saat
Çok gemiler batırmış tecrübeli kaptanlar
Göreve talip ise öncelik hakları var
Bu dünyanın çivisi oynayalı çok olmuş
Her çivinin yanına çekiç resmi konulmuş
Resimlerle idare edilir oldu millet
Yemek resmi et resmi ya da çıplak siluet
Tv.de maç var bu gün bu da açlığa diyet
Allah akıl vermiş ya kullanması eziyet.
Amerikan yallama tv.ler baş köşede
Dağdaki çoban bile kurmuş çanak anteni
Karısını unutmuş görmüş pistte mankeni
Kuzu kurda emanet gitti elden memleket
Bu şiir gel diye değil.......
Bu şiir sev diye değil......
Bu şiir........
Sana nasıl tapıyorum......
Bil diye yazılmıştır.......
şiir ruh rahatlatıcı bir sanattır...
Alkol denizinin derinliklerinde başlayan kasım rüzgarları
yerini aralık yağmurlarına bırakırken
elimde bir ayın sigara dumanı…
aşkın kalbime işleyen akıntıları
ruhumun yüksek rakımlarında bir nehir edasıyla dalganıyor
ve kalbime akan Dicle nehri kuruyor…
bedenimin özgül ağırlığı
kendini birkaç damla gözyaşı şeklinde dışa vururken
başarıyla başarısızlık arasındaki arafta kendimi sorguya çekiyorum
birkaç şiire yön veren hayaller
kabuslarımla birleşerek beni Ankara'nın resmi aşklarına sürüklüyor
kalp ağrılarımı nikotin dindiriyor
siyasi kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissediyorum
değişik zamanlarda
değişik insanlarla
kendi benliğimi yitirme çabasına girişiyorum
bir çay deminde kendimi boğmaya çalışıyorum
edebiyatın hüznü müziğin ritmiyle sevişmeye başlıyor
acılar derinleştikçe aradıklarımı bulmak istediğim yerlerde bulamayacağı
anlıyorum
bütün hayatımı bir kasım ayında görüyorum
ve bu ayı elimden kaçırıyorum
geriye şiirler kalıyor…
bir de ruhumda oluşan tremorun sesimde bıraktığı derin yara…
http://www.umutfm.com/arsiv.php? kat_id=5&Kat_ad=%C5%9E%C4%B0%C4%B0R&siralama=sureadi&siralamasekli=ASC
ruhsuzluğa birebir...
Ağlayan Gecem
bir lokma ekmek alacaktı adam sofrasın da
bir mesaj geldi telefonumu telefon yapan kadından
'ben yenik düştüm yokuşlara' diyordu
lokmalar boğazıma düğümleniyordu
kalktım soframdan, kaçtım karanlığıma.
bir adam ağlıyordu düşlerine
bir kadın ağlıyordu sevişlerine...
dur durak bilmeyen ardsız nefesler
boğazım da düğümlenirken
uzaklardan bir hüzün yağıyordu
'başaramadım yokuşlar da kaldım'
inliyordu yüreğim geceme iniyordu,
bir adam ağlıyordu için için
bir kadın ağlıyordu benim için...
hıçkırıklar göz yaşlarıma boğulurken
dirhem dirhem eriyordum hayata
bülbül gülüne küsüyorken
nerelere gidip ölmeliydim,
“mavilerle seninim” diyorken
bir adam ağlıyordu çaresizliğine
bir kadın ağlıyordu kimsesizliğine…
gece saat on iki yi geçmekteyken
uyuyordu hüzün yorganlı yatağında
aradım, mahmurluğuyla kaldırdım
merhaba demeden daha
“bırakma dedi sarıl bana”
bir adam ağlıyordu uzaklar da
bir kadın ağlıyordu yıldızlar da…
bir ben duydum ağladığını
bir o duydu ağladığımı…
sigaram da kalmamış, geceyse kandır
hep yandığım;
arzularım kadar olan yanımdır.
ey! .. gözleri ıslak kadınım
ben sadece sana yangınım…
Orkun Işık
Girsem koynuna gömleksiz
Uyusa da sevsem sessiz
Uyansa dese edepsiz
Çekemem elim vallahi
Latife'm çok hayasızım
Çok severim çok yüzsüzüm
Ar namus yok habersizim
Çalarım gülüm vallahi
Şaşırtıcı değil bütün öteki şarkıcılardan
Daha güzel şarkı söylemem
Çünkü yüreğim beni sevgiye daha çok çekiyor,
Ve ben onun emirlerini dinlemeye hazırım
Yürek ve gövde, bilgelik ve zeka
Güç ve iktidar, hepsini ortaya koydum
Dizginler beni öyle sevgiye doğru çekiyor
Başka hiçbir şey dinlemiyorum
Bu sevgi, darbesini o kadar nazikçe
Ve tatlılıkla indirdi ki kalbime
Ah acıdan günde yüz kere ölmüyor muyum,
Ve neşeden canlanıyorum ya yine yüz kez.
Benim hastalığım gerçekten muhteşem;
Bu hastalık bütün iyiliklere bedel;
Ve hastalığım bana iyi geliyorsa
Hastalıktan sonra iyilik onun şifası olur…
Bernard de Ventadorn
Özelime yani kendi sayfama yazılmış, acaba yazılma maksadı neydi diye beni düşünceye sevk eden kıçı kırık mola sırasında yazılmış ' şiir ' diye affınıza sığınarak aksettirdiğim hâkaret...
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
� demeğe de dilim varmıyor ama �
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
SERGEİBUBKAGİBİZİPLARARİGİBİSOKARİM* (İzmir, Bay, 32)
26.1.2007 00:10
Bir bahçemiz var;
Bir taraf çiçekli, bir tarafsa çöl.
Bir tarafta gökkuşağı, öbür tarafsa çöl.
Sınırda kalmışlardanız biz.
Hep sınıfta kalmışlardan çok uzaktayız;
Sıkıntı çekmişlere yakın bir yerde.
*Bilgin Öçalkan
VAR MISIN?
Biliyorum şaşıracaksın
Son sözler gibi gelecek kulağına
Yoo yanılmıyorsun.
Son sözler bunlar.
Bu uzaklığı kaldırmak için ortadan
Sadece bir ufacık his'tik,
Sen bana, ben sana
İki satır laf, iki mısralık şiirdik
Bir gülücüktük
Bir soru işareti
Oysa daha fazlasını istemek bencillik mi?
Anla artık!
Sözler var ama satırlar yetersiz
Düşünceler var ama sayfalar yetersiz.
Duygular var ama mısralar yetersiz.
Anla artık biliyorum bir sen var, bir de ben
Uzak uzak yerlerde ayrı ayrı şehirlerde.
Ama desem ki, sana:
Biz demeye var mısın?
Desem ki, ne sen olsun, ne de ben.
Bir biz olalım.
Var mısın?
Akın Yıldız
mehmet yelken......doğum günü........
DOĞUM GÜNÜ
kurşuni baharlar küçülttükçe yarınları
yeni bir yıl daha kopuyor
solgun yaprakları gitgide eksilmiş
ömür
takvimlerinden...
anlamını yitirince
ateşi henüz soğumuş
suskun
düşmanlıklar
kendini fazla beğenmiş
bu bencil
hesaplaşmalar,
kim bilir nerede doğar
yıllar önce bizde ölen
yeni
yaşamlar..
Mehmet YELKEN / Haziran 2001 İzmir
Mehmet YELKEN' in....GÖKYÜZÜ KEDERLENİR.... KİTABINDAN ALINMIŞTIR........
YAĞMURLAR DÜŞER
yağmurlar düşer denizin dibine
sırılsıklam çaresiz
anadan doğma...
yağmurlar düşer beynime
delinmiş hayallerimin çürük tavanından.
cılız bir ışıktan çıkan
paslı bir kurşun girerken
her yanı sıyrık ömrümün
dehlizlerine
uykuya acıkmış göz bebeklerime
yağmurlar düşer...
karanlık ara sokaklarında yitirdim
dörtte üçü haziran
yitik baharlarımın göz pınarlarını…
serin uğultuları matlaştıkça hayatın
bütün köhne acılarıma
yağmurlar düşer…
sibiryalı bir yürek öfkelerimi deliyor
beyin damarlarımın
sızlamasına
aldırmayarak
hesaplaşma vakti geldiğinde
akla - karanın
ömrümün demirbaşına kaydettiğim
vaftizli aşklarıma
yağmurlar düşer…
Mehmet YELKEN.....KASIM 2001/ İZMİR
Ey alev yanaklım, volkan dudaklım,
Ne bir hilafım var, ne gizlim, ne de saklım,
Her şeye erdi de zavallı aklım,
Seni unutmaya ermiyor Ayşen.
Cemal SAFI
Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Çağırsam bile gelme,yorulma ne olursun,
Sen üzülme,incinme,kırılma ne olursun,
Beni yanlış anlama,darılma ne olursun,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı,
Aşkımı değerini sır gibi taşımanı,
Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Senden tek dileğim var,özel imtiyaz değil,
Kulun başka bir kula ibadeti farz değil,
Haşa! Yaratan gibi beş vakit namaz değil,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Cemal Safi
Tuttuğumda daha on yediydim
Bir sevda dalı; istemeden kırmışım...
Kırmızı bir darb-ı meselmişim
Daha yaşken söylenmişim...
Mişler...bakireymişler
Tanrı şahidim olsun,
Ben gözlerimi sakındım hep aşktan...
Şeytana da hiç tapmadım
Hiç çıkartmadım onu baştan...
Rakamları hep zamanı hesaplamak için kulandım
Mişleri saydım; kaç aşkı heba etti diye
Her sevdanın sonunda biraz daha şaşırdım...
Mişler...bakireymişler
Demek Pegasus'u bulutlara gizlenirken vurmuşlar.
İnanayım mı bilmiyorum...
Bu aşkın sonunda da mişler var.
Mişler... bakireymişler
'şuur 'kökünden gelir,öyle büyülü gelir ki kulağınıza eğer,şiirse sözler,şuurunuzu bile uçurabilir...
şiir insanın yaşadığı duygu ve düşünceyi bir konu üzerine kilitlenip yazılan yazılardır
şiir neyi değiştirebildi,hangi ayrılık fırtım-nasını bastırdı ya da hafifletti sanki? ? sözcüklerin arkasına geçmek, onlara yüklediğimizi sandığımız derin anlamlara sığınmak, hangi sevdalıyı hayatta tutmaya yetebildi? ? döküldük, kabuklarımızdan soyularak korumasız kalakaldık buralarda...K.İ
siirin su anda bilinmeyen bir ruh hastaliginin belirtisi oldugunu saniyorum.
ilerki yuzyillarda iktidarlar hala tarafimizdan yikilmamis olursa,
hepimizi timarhanelere tikacaklari kesin.
mucadelemiz hem kendimizle, hem dusmanla.
gogus goguse savas zamani geldiginde, siir yazmanin anlami kalmayacak;
gercek sairler, kalemlerini birakip silahlarini alip sokaklara dokulecekler!
şiir sözcüklerle dertleşme sanatıdır...