bütün kutupların birleştiği yere gelir misin benimle desem, mesela orta mescid çayhanesinde bir sade türk kahvesi içmeye; aklın arkada kalmadan, kaygılanmadan hiç, hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız, kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla, gelir misin…,
ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu, o şifa evinde yapılan ve hani ender vak’alara münhasır, son çare iğnesinden beri, on sekizinci saat geçiyordu ki bittabî on yedimdeydim ve, bomboş ve devasa bir bakır kazana, şebekesiz bir musluktan sızan damlaların aralıksız ve rastgele sesine karışan, cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen, evsizlere ecel rüzgârın uğultusundan, eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,
ve uykulu da değildim, sersemde; sadece olmak istediği yerde olamayanın darlanması vardı içimde ve fırladım nekahet yatağımdan zıpkın gibi…, hay aksilik bu ya, metro merdivenlerinden duyuyordum, trenin kaçtığını, yine geciktim evet huy işte, her nikbin gibi muhabbete…,
yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin; toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen, bir sağnak yağmur gibi yağdın, gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü şakaklarımın aklarına sen, ah;
iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan, ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya uğradı yolum, düşe kalka bir o yana bir bu yana savruk ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı, ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve, kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;
bütün kutupların birleştiği yere
gelir misin benimle desem,
mesela orta mescid çayhanesinde
bir sade türk kahvesi içmeye;
aklın arkada kalmadan,
kaygılanmadan hiç,
hiç tasasız, kanatsız, uçan halısız,
kanayan bir yıldız gibi beyaz izli ışıklarla,
gelir misin…,
ikinci cihan harbi kılıç artıklarının kurduğu,
o şifa evinde yapılan ve hani
ender vak’alara münhasır,
son çare iğnesinden beri,
on sekizinci saat geçiyordu
ki bittabî on yedimdeydim ve,
bomboş ve devasa bir bakır kazana,
şebekesiz bir musluktan sızan damlaların
aralıksız ve rastgele sesine karışan,
cebeci bulvarının gece ayazını tetikleyen,
evsizlere ecel rüzgârın uğultusundan,
eşşek arılarının kovanı gibiydi başım,
ve uykulu da değildim, sersemde;
sadece olmak istediği yerde olamayanın
darlanması vardı içimde ve fırladım
nekahet yatağımdan zıpkın gibi…,
hay aksilik bu ya,
metro merdivenlerinden duyuyordum,
trenin kaçtığını,
yine geciktim evet huy işte,
her nikbin gibi muhabbete…,
yağmalanmış, talan edilmiş bir şehrin;
toza dumana bulanmış bitkileri üstüne inen,
bir sağnak yağmur gibi yağdın,
gençliği; cibilliyetsizlerin maktulü
şakaklarımın aklarına sen,
ah;
iliklerime dek bulandığım kirlerimden yıkadın
ve o yıkıntıdan çıkamazdım sen olmasan,
ömrümce ne bir han ne de bir kervansaraya
uğradı yolum, düşe kalka
bir o yana bir bu yana savruk
ve yalpalaya yalpalaya attım adımlarımı,
ki beyaz bastonsuz bir kördüm ve,
kurtardın hayatımı, işaret diliyle…;