Hasret! ! ! ! ! belki cok yazilan ve siradanlasan bir cümle olucak ama ben bunu yüregimden istiyor ve hasretim buna.. Dunnyanin bütün caddelerinde,bütün ücra köselerinde kendini yanliz hisseden,kimsesi olmadigini düsünen insanlarin aslinda yanliz olmadiklarini bilmelerini bilmesine hasretim.. Hasret! ! ! ! ! Savaslarin olmadigi,haklarin dogru yollardan arandigi,kanlarin dökülmedigi günlere hasretim... Hasret! ! ! ! Ben en cokta canim anneme hasretim,,,,,hic bir cocuk anne sevgisini yasamadan onun ölümüne yada gitmesine sahit olmamasina hasretim... Hasret! ! ! Irklarin,kesimlerin,farkli düsüncelerin birbirine sevgi ve saygi ile bakmasina hasretim... Ben hasretim peki ya siz? ? ? ? Saygilar
Sessiz çığlıklar atmaktır.onun sizi duyamamasıdır.Her saniyenizin onun adını zikretmekle dolmasıdır.Hasret belki de bizim korkularımızdan ya da karşımızdaki insanın korkularında doğan acıyla tatlı arası bir duygu.
Aşkta en dayanılmaz şey hasrettir. Ama umudumuz varsa hasret de yaşanır hale gelir. Sevgiliye duyulan hasreti satırlara dökebilmek ise gerçekten çok özeldir. Bunu herkesin yapamadığını biliyoruz. Ama denemelisiniz. Sevgiliniz uzaktaysa ona mutlaka mektup yazın. Özleminizi, aşkınızı, sevdanızı anlatın. Onsuz neler yaptığınızı anlatın. Hayallerinizden, onunla olan geleceğinizden söz edin. Hasretin aşkınızı öldürmesini istemiyorsanız; bunları mutlaka yapın. Tıpkı Nazlı Lal Sezer gibi...
“ Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün her günkünden daha çok istedin yanımda olmanı... kolay değil, sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak. Kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin. Sadece bu ayrılığın bir süreliğine oluşu teselli dolduruyor yüreğime. Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı... Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı? Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana. Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende buluyorum seni. Düşündükçe Nazım olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir... Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan korkarak. Yaşadığım acıları anlatırsa birileri sana, göz yaşlarınla yıka yaralarımı. Bizi bekliyor Hacıkumru, saatçi yokuşu... Seni bekliyor gölet olmuş bir nisan yağmurunun çocuğu. Hadi gel artık. Dayanamıyorum hasretine...”
Dogdugun yerden ayrilmazsan, Sevdigini birakmak zorunda kalmazsan, Aradigin birsey yoksa,veya Bulmak icin onu yorulmuyorsan Unutmak icin caba harcamiyorsan hasret sende dogmamistir daha, neyse beraber büyürsünüz artik!
sabırsızsanız bi şekilde çözersinizde, sabırlıysanız yandınız.
bi şekiller: 'ağır travma sonucu akıl hastahanesine düşüp artık hiç bişey anlamayan bi deliye dönüşmeniz, intihar etmeniz, hasret kaldığınız şeyi gidip aramak bulmak geri almak...vs'...
damlarda görüdüm seni yagan yagmur damlarında damarlada yansiyan güneşle girdin küçük puslu camdan odama bir eksiklik vardi bende içimde çünkü sen yoktun yanimda...
Bugün sana aşık oluşumun bilmem kaçıncı günü. Ve bilmem kaçıncı saati şimdi. Milattan sonra mıydı, yoksa önce mi? Yoksa milat, aşık olmam mıydı gözyaşlarına? Gözyaşlarım, kum saatinin kum taneleri. Aşk, sessiz ve sürekli akışında gizli. Zaman kadar düzenli, Aşk kadar, senin kadar gizemli. Bilmem kaçıncı dakikası sana aşık oluşumun. Her nedense savruldum saçlarınla, Vuruldum yalancı bakışlarına. Yalancı olan sevgi miydi, mestane gözlerin mi bilmem. Yoksa gerçekler miydi yalan olan? Güzel yüzünden arta kalan, Hayalin kadar yalan. Bilmem kaçıncı saniyesi sana aşık oluşumun. Kalbimin kaçıncı haykırışı seni? Kaçıncı duyuşum kapıda sesini? İşte yine gelmeyişin, Hayal kırıklığının hangi saniyesi. Bilmem kaçıncı salisesi sana aşık oluşumun. Ve alışamadığım yokluğunun. Ne zamandır hasretim karbeyaz tenine. Yokluğunda geçen saliseler kadar, Akıttığım gözyaşları kadar, Sana olan sevgim kadar çok hasretim sana. Vuslat bir dua kadar uzak, Ölüm kadar yakın bana, Şimdi sessizce ağladığım mezarının başında...
sevgiye kavuşamamak
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
o bu gece gelecek
hasret sona erecek
söyler bana kuşlar
o bu gece gelecek :)
birgün bitecektir ben bunun için yaşıyorum
Hasretin bölerken uykularımı çaresiz gizledim duygularımı seni kaybetmenin korkularını bir yenebilsem aşk (IM) ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !
insanın içini sızlatan, acıtan bi duygu..
Hasret! ! ! ! !
belki cok yazilan ve siradanlasan bir cümle olucak ama ben bunu yüregimden istiyor ve hasretim buna..
Dunnyanin bütün caddelerinde,bütün ücra köselerinde kendini yanliz hisseden,kimsesi olmadigini düsünen insanlarin aslinda yanliz olmadiklarini bilmelerini bilmesine hasretim..
Hasret! ! ! ! !
Savaslarin olmadigi,haklarin dogru yollardan arandigi,kanlarin dökülmedigi günlere hasretim...
Hasret! ! ! !
Ben en cokta canim anneme hasretim,,,,,hic bir cocuk anne sevgisini yasamadan onun ölümüne yada gitmesine sahit olmamasina hasretim...
Hasret! ! !
Irklarin,kesimlerin,farkli düsüncelerin birbirine sevgi ve saygi ile bakmasina hasretim...
Ben hasretim peki ya siz? ? ? ?
Saygilar
hasret = Nazım Hikmet RAN
Yoksun...
Geceler yalnız..
Gündüzler de öyle değil mi sanki...
Ve ben yine her gece umutsuzca sisli şehirdeki binaların arasından kayan bir yıldızın peşine düşüyorum...
Bir gün sana kavuşmayı dilemek için...
Özledim...
Özlemim içimde kor bir alev...yangınlarla külleniyor yağmur ormanları bile...
Teknem rüzgarına hasret...
Martılarım limanlarına...
Başım omuzlarına...
Saçlarımsa ellerine...
Ve gözlerimden akan inciler...artık yitik bir su altı şehrinin yolunu bulamaz olmuş...
bazen tanımadığın,eline,yüzüne hiç dokunmadığın birini yıllardır tanıyormuşçasına özlemek..hasretiyle sevebilmek..beklemek...
en güzel anlatansa ahmet arif belkide..'hasretinle prangalar eskittim...'
mazlum çimenin şarkısında dediği gibi
'gözlerinin dokunduğu
her mekan memleketim
bakıverde uzamasın hadretim,esaretim..
ahmet arif hasretinden prangalar eskitmiş..
beni böyle eskitense prangalı hasretin...'
:(:(:(:(
hasretinden ölsem kapını çalan olmazdım...
bir damla yaş olsam gözünde donar akmazdım...
adım sevgi olsa kalbimden söker atardım...
ya beni sararsa memleket hasreti
Sessiz çığlıklar atmaktır.onun sizi duyamamasıdır.Her saniyenizin onun adını zikretmekle dolmasıdır.Hasret belki de bizim korkularımızdan ya da karşımızdaki insanın korkularında doğan acıyla tatlı arası bir duygu.
Aşkta en dayanılmaz şey hasrettir. Ama umudumuz varsa hasret de yaşanır hale gelir. Sevgiliye duyulan hasreti satırlara dökebilmek ise gerçekten çok özeldir. Bunu herkesin yapamadığını biliyoruz. Ama denemelisiniz. Sevgiliniz uzaktaysa ona mutlaka mektup yazın. Özleminizi, aşkınızı, sevdanızı anlatın. Onsuz neler yaptığınızı anlatın. Hayallerinizden, onunla olan geleceğinizden söz edin. Hasretin aşkınızı öldürmesini istemiyorsanız; bunları mutlaka yapın. Tıpkı Nazlı Lal Sezer gibi...
“ Nedenini bilmediğim bir arzuyla bugün her günkünden daha çok istedin yanımda olmanı... kolay değil, sensiz olmak, içinin yarısını boş tutmak. Kolay değil her sabah bir martı sesiyle irkilmesi bu yoksul bedenimin.
Sadece bu ayrılığın bir süreliğine oluşu teselli dolduruyor yüreğime. Her ne kadar bu sürenin uzunluğunu bilmesek de sonunun olduğunu bilmek umutlandırıcı...
Zaten her şey umut edebilmekle başlamadı mı?
Seni düşünüp de kendimi kaybettiğim vakitlerin anısına yazdım bu mektubu sana.
Bazen otobüste iki sevgilinin başlarını yaslayıp uyurken ki rahatlığında, bazen sokakta babasının elinden tutan bir çocuğun gözlerindeki güvende buluyorum seni.
Düşündükçe Nazım olasım gelir ve hep hasretini bir uçtan bir uca yakasım gelir...
Bir kuş hafifliğinde sana akar yüreğim, yokluğunda yok olmaktan korkarak.
Yaşadığım acıları anlatırsa birileri sana, göz yaşlarınla yıka yaralarımı.
Bizi bekliyor Hacıkumru, saatçi yokuşu...
Seni bekliyor gölet olmuş bir nisan yağmurunun çocuğu.
Hadi gel artık. Dayanamıyorum hasretine...”
hasretinden ölsem
kapını çalan olmazdım
bir damla yaş olsam
gözünde donar akmazdım
adın sevgi olsa
kalbimden söker atardım...
de biter...
geri gel geri gel geri bebek
gözleri sürmeli bebek
ısırır ısıtır dudakları
ıslak ıslak öpmek gerek
geri gel geri gel geri bebek
saçları altın bebek
ısırır ısıtır bakışları
dönüp dönüp bakmak gerek
gel
gitme yalvarırım yalnız koma beni bebek
dünyalar güzeli biricik bebek
hasret ateşiyle kül olmuşum ben bebek
alem yıkılsa ararım
bebek güzel bebek tatlı bebek nazik bebek narin bebek
güzel bebek tatlı bebek nazik bebek narin bebek
Gölge gibi,peşimizde...
Dogdugun yerden ayrilmazsan,
Sevdigini birakmak zorunda kalmazsan,
Aradigin birsey yoksa,veya
Bulmak icin onu yorulmuyorsan
Unutmak icin caba harcamiyorsan
hasret sende dogmamistir daha,
neyse beraber büyürsünüz artik!
Hasret,yüreklerde köz, gözlerde intizar, sevgiye kamçı, gurbette vuslatın adı.
sabırsızsanız bi şekilde çözersinizde, sabırlıysanız yandınız.
bi şekiller: 'ağır travma sonucu akıl hastahanesine düşüp artık hiç bişey anlamayan bi deliye dönüşmeniz, intihar etmeniz, hasret kaldığınız şeyi gidip aramak bulmak geri almak...vs'...
beklemenin verdiği uzüntü ruhu saran sis buğusu
hep var oldun yüreğimde ve yaşadığım sürece de hep var olacaksın hasret..
perişanlık
damlarda görüdüm seni
yagan yagmur damlarında
damarlada yansiyan güneşle
girdin küçük puslu camdan
odama bir eksiklik vardi
bende içimde çünkü
sen yoktun yanimda...
damlalarda gördüm seni
yagan yagnur damlalarında
damlalarda yansıyan güneşle
girdin küçük puslu camdan odama
bir eksiklik vardı bende
içimde
çünkü,
sen yoktun yanım da....
AH ŞU HASRETLİK CEHENNEME GÖLGELİK
İNSANIN MAYASINDAKİ EN BELİRGİN ÖZELLİK
HASRET ZAMANLARI
Bugün sana aşık oluşumun bilmem kaçıncı günü.
Ve bilmem kaçıncı saati şimdi.
Milattan sonra mıydı, yoksa önce mi?
Yoksa milat, aşık olmam mıydı gözyaşlarına?
Gözyaşlarım, kum saatinin kum taneleri.
Aşk, sessiz ve sürekli akışında gizli.
Zaman kadar düzenli,
Aşk kadar, senin kadar gizemli.
Bilmem kaçıncı dakikası sana aşık oluşumun.
Her nedense savruldum saçlarınla,
Vuruldum yalancı bakışlarına.
Yalancı olan sevgi miydi, mestane gözlerin mi bilmem.
Yoksa gerçekler miydi yalan olan?
Güzel yüzünden arta kalan,
Hayalin kadar yalan.
Bilmem kaçıncı saniyesi sana aşık oluşumun.
Kalbimin kaçıncı haykırışı seni?
Kaçıncı duyuşum kapıda sesini?
İşte yine gelmeyişin,
Hayal kırıklığının hangi saniyesi.
Bilmem kaçıncı salisesi sana aşık oluşumun.
Ve alışamadığım yokluğunun.
Ne zamandır hasretim karbeyaz tenine.
Yokluğunda geçen saliseler kadar,
Akıttığım gözyaşları kadar,
Sana olan sevgim kadar çok hasretim sana.
Vuslat bir dua kadar uzak,
Ölüm kadar yakın bana,
Şimdi sessizce ağladığım mezarının başında...
Erdem Demirkol26.02.2001
Sensizliği kumsaldaki kumlara yazmak isterdim,
Dalgalar alıp götürsün diye...
Yalnızlığımı göklere yazmak isterdim,
rüzgarlarla uçup gitsin diye...
Hasreti yıldızlara yazmak isterdim,
Sabah olunca kaybolsun diye...
Sevgimi ağaçlara yazmak isterdim,
Onlarla beraber büyüyüp yücelsin diye...