mümkünlü heyhat, bu bir girdap; kalbimin kuytusundan beni kendine çeken, kederli dağın, gönül uçurumu…
ah eyv/ah, avcıdan habersiz ırmağa inişi karacanın ve eğilip berrak suya, kana kana içmesi kendi kanını, vurulunca kalbinden…; ki büyü/d/l/ü suda kana bulanık halkalar iç içe, iç içe, halka ve girdap... ah,
avcının sağ manipülasyonu, karacanın gözlerinin nemli tortusu, büyülü su, fakat; düşe kalka katedilen yolların, hangisine pay düşmemiştir, o en yakın vuslattan…,
bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke; kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış, siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının, ve hazza kölelikten azad oluş, ah;
ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…, dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve, bini bir para etmeyecek ömür yangını pişmanlıklar gel/geç/likteyken, bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak mümkünlü; bir yadigâr kutsalı ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…, nolaydı, her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı; ah;
kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu, ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem; zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa, tufan sonrası durulan umman; kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…, ve konma/göçme aleminin ayrılıkları, için için, içine akan bir ırmak, ah kardeş payı edilen saatlerde, ömür biriktirmek, mümkünlü olaydı; ah nolaydı...,
turuncu ve kızıl gül yapraklarını ebeden soldurmayacak rahmet; ıslak kaldırımlara yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi diriltebilse mesela…, ve kendinden gayrısını bilmez kibrin, mülevves göz pınarlarını kurutup, nâdim bir nefesten buğu olaydı, isli, kasvetli kodes camlarında, nolaydı…, ah;
Ben ben ben diyen sen demeyi beceremeyenler, kendileri hep iyi başkaları hep kötü diye düşünenler... At gözlüğü ile baktıkları için her şeye hayatın tüm güzelliğinden bihaber olan, kendilerini mutsuzluğa ve yalnızlığa 'mahkum' eden insanlar...
mümkünlü
heyhat,
bu bir girdap;
kalbimin kuytusundan beni kendine çeken,
kederli dağın, gönül uçurumu…
ah
eyv/ah,
avcıdan habersiz
ırmağa inişi karacanın
ve eğilip berrak suya,
kana kana içmesi kendi kanını,
vurulunca kalbinden…;
ki büyü/d/l/ü suda
kana bulanık halkalar iç içe,
iç içe,
halka ve girdap...
ah,
avcının sağ manipülasyonu,
karacanın gözlerinin nemli tortusu,
büyülü su, fakat;
düşe kalka katedilen yolların,
hangisine pay düşmemiştir,
o en yakın vuslattan…,
bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke;
kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış,
siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının,
ve hazza kölelikten azad oluş,
ah;
ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…,
dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve,
bini bir para etmeyecek
ömür yangını pişmanlıklar
gel/geç/likteyken,
bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak
mümkünlü;
bir yadigâr kutsalı
ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…,
nolaydı,
her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı;
ah;
kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu,
ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem;
zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa,
tufan sonrası durulan umman;
kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…,
ve konma/göçme aleminin ayrılıkları,
için için,
içine akan bir ırmak,
ah kardeş payı edilen saatlerde,
ömür biriktirmek,
mümkünlü olaydı;
ah nolaydı...,
turuncu ve kızıl gül yapraklarını
ebeden soldurmayacak rahmet;
ıslak kaldırımlara
yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
diriltebilse mesela…,
ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
mülevves göz pınarlarını kurutup,
nâdim bir nefesten buğu olaydı,
isli,
kasvetli kodes camlarında,
nolaydı…,
ah;
Ben ben ben diyen sen demeyi beceremeyenler, kendileri hep iyi başkaları hep kötü diye düşünenler...
At gözlüğü ile baktıkları için her şeye hayatın tüm güzelliğinden bihaber olan, kendilerini mutsuzluğa ve yalnızlığa 'mahkum' eden insanlar...
ne salak bişi bu ya:D
gururu sildim attım sana karşı...
suçum belli,cezam ortada...