Silâh ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim doğacak çocuğumun kanında esen emekçi karımın dimdik bakışlarında ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu silâh ve şark
benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında yekinir yürür orman yekinir yürür toprak yekinir yürür kalabalıklar ve der ki kitabın ortayerinde bütün ırmakları dünyanın kızılırmaktan geçer
açtım kırkıncı kapıyı gördüm ki atın önünde et titrer biryerleri zamanın kırdım kırkıncı kapıyı gördüm ki itin önünde ot ürperip durur hiç olmalardan şakıdı kuş yarıldı nar delirdi ateş ve başladı uğul uğul uğuldamağa bütün ırmakları dünyanın kızılırmak kızılırmak
güneşin ortasında insanlar kımıldaşır ve der ki şakıyan kuş yarılan nar deliren ateş: zaman akıyor omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla anasonlu duyarlığında general nargilelerin bir damla kankurusu çok eski savaşlardan belki silâhların çürümedik biryerlerinde belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları aşka benzer bir karışık kıtlık direnci boyunları kafataslı saray kahramanları yığınlara vatan diye kalan yoksunluk
ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı!
yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği bir kucak sakal sanmak belki de marks'ı toprakları denizleri insanları ingilizlemek silâhlarla beklemek sömürge sofralarını vaşington ağalarının pilâtin dişlerine taze bir kan gibisine gerinir güneşlerde saklar genişliğini şarapçasına altun tepsilerde çok büyük ölür yürek çok büyük hıncı kalır mayonezli kirenaların
yanyana birsofrada sanfransisko ve c.i.a. yâni çuval ve mızrak notrdam'ın kargalarının güldüğü
sakalları incili hümanizma satıcıları halep pazarlarından gecikmiş bir ikindi kışlalar öğlesonları asurbanipal bir böcek ölüsünün geceyi kemirdiği tektanrılı çokyataklı ve çok çok acımaklı ikindi parklarında köpek ve kıral altun ve brovningin karanlık egemenliği
konuşun soytarılar çalgılar susun daha bitmedi açlar salınır o eski sularda cüzzam yalnızlığı kirliliklerin gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara şimdi çoktaaan terekesi o serüven kahramanlığın o bezirgan mutluluk balık tutar şimdi mor kuytularda
ne de çok özlemişiz gökyüzünü kirşiz sevmeyi
kırdım kırkıncı kapıyı kandım o pınarlardan başladı ugul uğul uğuldamağa bütün ırmakları dünyanın kızılırmak kızılırmak
Sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında kuytuların kuytularda ölüme döllenmesi sevişmenin soyutluğu ve çamurluğu duaların çamurluğu ve soyutluğu gökyüzüne insanca bakamamak yâni hiçbir şey yâni utanç ve lavanta yâni mum çoktespihli bir ebabil ki uzar çöllerde uzatır baltazar bayramlarını petrol petrol uzatır köleliği âmin âmin çeşmelerinden hâlâ şehname akan şahlı seccadelerde acem ve anka mezarlık toprak reformu - kölelerin eşelendiği keskin bir ingiliz burnu - de ki abadan ya da bir şah ve allah ve dolar üçlemesi saat tam onikiye beş kala
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında soyubitmiş balıkların akvaryum bezginliği bir dilim ay bir lokma arap - gölgesini güneşten bile esirgeyen - ve şakkulkamer bedeviliği yâni utanç ve lavanta yâni kirli ve kaçak yâni mum kalçaları, kadın pazarlarının - yok başka karanlık vatanseverliği kaçakçılığın - yok başka general nargilelerin madalya törenleri ve şeytan taşlaması petrol kırallarının - yok başka ezik ve utangaç bilgiç ve yoz mum yâni demek istiyorum ki sadakalı sosyalizm soytarılığı
konuşun soytarılar çalgılar susun bekler güzel yarınlarını bu tutsak toprakların çetelerin o sipsivri uykusuzluğu
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında neyin neye düşman olduğu belki de hiç bilinmeyen hergece bir düşük, sam radyosunda hersabah bir komik âdem bir hacıyatmaz ve komünistli bir kıralistan yunanistan'da
hacının develeri gevişirken ay altında ortadoğu'da petrol ve çelik kırallarının gölgesinde bir istanbul akşamı bizans ve kirli türk ve yoksul ve mâcun allaha ve devlete ve bilcümle gölgelere dualar eyliyerek biryanı yangın yıkım biryanı yoksul yetim biryanı dökülür pul pul deniz altun ve kristal karışımı halinde bir istanbul uyanır köprüaltı uykularında
elektıronik müzikli bir hicazkâr ud ve kızıl çağrısı açlığın o devletli tekliğinin kabuğunda bir hamal Ortadoğulu sıla çalgını da vatan yoksulu allaha inanır arapça yoksulluk çeker türkçe ve denizi sever çocukça oraları söyler durmadan oralarda yaşar bıkmadan oralarda ölür istanbullarda
kaktüs kemirenlerinden biri midir brezilya'nın yoksa nil'e tapan ve aç yatan bir fellah mıdır kimbilir belki de rio'lu bir gecekondulu insan nerde başlar belli değil ki istanbulsuz gibi yaşıyarak istanbul'u vatansızlığını vatan diye güzelim gün ortasında elektıronik müzikli bir hicazkâr ud develeşip develeşip dönüşmesi gökdelenlere yanki go hom'lu bir miting alaturka betonarme balkonlarında emperyalizmin ve kasıklarında maydarling amerika yâni bütün devrimcilerin konakladığı en çok özlediklerine düşman yaşıyan bir gecikmiş kıral ve özgür köle sürüyerek zincirlerini kaldırımlarda ana avrat söverek soluna sosyalistine ve bir somun ekmek kaldırımlarda ve bir garip hamal kaldırımlarda ve bir vatanölüsü kaldırımlarda
Ne bulmak içkilerde intiharlarda neye varmak birşeyleri durmadan çoğaltarak çiçek resimleri çizmek güneşli pencerelere ölüleri akreplerle çiyanlarla karıştırarak eski çamaşırları yenilemek dilencilerde bir eski oyuncaktan koca bir gençlik bulup çıkarmak
kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz alı neden moru neden kırmızıyı kimbilir neden severiz
bir kenti geri almak ve davul bir kenti geri vermek ve davul oynaşmak iskeletlerle altunlarla madalyalarla dedeleri gümüşlere altunlara atlara oranlamak bıkıp bıkıp yeniden başlamak sevişmelere kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz alı neden moru neden kırmızıyı neden severiz [kimbilir
dal uyur daldasında yorgun dalların gece büyük büyük anlatır eskimişlerden su değil toprak değil de ki acımışlıklar de ki altun sözcükleri tükenmişliğin oturur direk direk götürür pazar pazar ne ki yaşamak?
umduğum gel sevdiğim gel beklediğim gel gel benim kuşak kuşak yoluna kurban olduğum
Kırmızböceğini tanır mısınız?
güneşin kıyısında kırmızböcekleriyiz bir, maviye çalar türkülerimiz bir, kapkaraya kağnı uzaklığını bilir misiniz kırmızıbiber ve tuz bilir misiniz karlı karanlıkta yalnız yapayalnız ince ince ölmek bilir misiniz bugün bulgurun sonu yarına dur bakalım öbürgün allah kerim bilir misiniz toprağın boynu bükük eller umarsız ağam sen bilirsin bilir misiniz hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz ve işte atombombalarıyla korunur açlığımız
işlemeli mendil ve kurşun harmanyeriyiz hey bre karakol kapısıyız imparatorluk kokar sefaletimiz soyula soyula çıplak güdüle güdüle sürü bütün halklar gibiyiz - biraz kuşdili biraz kahvefalı ve biraz da düş hapisâne avlusuyuz hey bre cennet kuzularıyız helallaşır gibi bakarız dostların gözlerine severiz gülyağını ve bir de aynaları ve bir de aynalarda yiğitlik masallarını sonra azıcık da sakızı azıcık da uçkurhavalarını bıyık burup gazel çekeriz de tenhalarda menhalarda uzatırız boynumuzu elkapılarında sülünler gibi
ve işte türkiyeliyiz hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz hamsiyiz karadeniz'de çukurova'da pamuk uzunyayla'da buğdayız ege'de tütün sınırboylarında gözükara kaçakçılarız istanbul'da kadillaklı karaborsacı ve doğu dağlarında koçero'larız eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde çalışkanız filozofuz dostuz bütün sömürülenler gibi ezik bütün uyananlar gibi kızgın ve doluyuz seslenir yüzyıllar ötesinden pir sultan abdal'ımız 'üstü kanköpüklü meşe seliyiz' etekleriz de kodaman soyguncuları ekmek kapılarında gözümüz gibi koruyup kolladığımız devletin silâhını hey bre yoksul - yetime doğrulturuz
ve işte türkiyeliyiz ateşleriz de mandıraları fabrikaları topal karıncayı melhemleyip salıveririz bir yaprak düşer bir yanbakış götürür biryerlerimizi kan sızar yeşillerden ak mendillere çıkarıp öcümüzü dağbaşlarına ağıtlara ağıtlara dökeriz yüreğimizi
saksıda çiçek kıraçta ceviz örtülerimizde nakış nakış sabır ve gözyaşı vardır bizim
akıyorsak garip çaylar gibi incelerekten dokutuyorsak eğer sonbahar gibi çok ağır olduğumuz içindir mandalar gibi ve balıklar gibi çok kalabalık seviyorsak silâhı ve yoksulluğu susuyorsak kar altında toprakçasına bıçak kemiğe değmediği güneş ufuktan doğmadığı o tozkoparan fırtına kapımızı kırmadığı içindir
Anasının karnını tekmelediğinde temmuz kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda proton -1 uydusu sovyetler'in ve çelik bir kelebekti mariner-4 ensekökünde merih'in şeftali emzikteydi bursa'da pamuk çiçekte çukurova'da ve yeşil bir buluttu buğday konya'da sivas'ta siverek'te
ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini işçi grevce adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir- [yerlerinde örneğin Singapur'da tahran'da belki belki de kordoba'da karakas'da mı desem katanga'da mı yoksa roma'da mı ankara'da mı birileri biryerlerde durmadan yontuyordu barışı mermer mermer öfkeyi demir demir sevgiyi tunç tunç doyumsuz günler aşkına
ölmek birşey değil dostlar hergün ölmek güç açlık o başka ölüm açlık korkusu beter ne atom ne hidrojen ne yangın dağları dümdüz etmeğe - dostlar aç çocukların çığlığı yeter proton-1 mariner-4 güzel akıllı büyük yıldız kaymaları masallar getirirken gecelerime yangından kaçar gibi bölük bölük sırtı yorganlı emekçileri cömert ülkemin göçüyorlardı vatan vatan viyana üzerinden adenover almanyasına 'allı turnam bizim ile gidersen şeker söyle kaymak söyle bal söyle' söyle ki iyi vursun hınzır vurguncu tüyübitmediği soysun tefeci eskiden gemilere bindirip bindirip zencileri allı turnam geçersen ırgat pazarlarından zincirli topraklardan hacizli kapılardan hastane önlerinden geçersen allı turnam
insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden
sabahları yorumlamak güç değil yoksulluğu yorumlamak güç değil nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları esmer ve uzak inmeli antenlerin ardında şaşkın ve grevler döverken komprador marka demokrasinin [duvarlarını yedirip yüreklerini korkularına bir köledüzenin uşağı efendisi cebi dolarlısı da sırtı bitlisi tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde 'arefe gününde bayram ayında' vurdular emekçilerin kongresini kördüler karaydılar çiçeksizdiler ve gelip bir karanlıktan gidiyorlardı bir karanlığa
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam- [sarlığım
kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda proton -1 uydusu sovyetler'in ve kondukonacakken luna'lar tatlı bir öpücük gibi ay'a dilenmek benim ülkemde işsizlik benim ülkemde ve şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde baböf'ü okumak yasak paspas yapıldı demirinden giyotinin direktuvar bir ölü söz lârus'ta oysa bizim buralarda kelepçe yapılıyor hâlâ pitekantıropüs babanın günahsız baltasından
kopmuş toprağından kanayarak kanayarak saçılmış yollara türkü türkü ışık ne vatan nerde ne ki kutsallık!
kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri tanrıya filan değil allı morlu ışıklara dönük yüzleri konuşur elleri ekmek ekmek takırdar çeneleri ölüm yakın lokman uzak anlamak yasak değildi benim ülkemde anlatmak yasak adına grev diyorlardı adına gecekondu bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde ölmek yasak değildi yoluna onun adını koymak yasak tutmuş troya atları subaşlarını madalyalı seyisleri emperyalizmin ak taşın üzerinde iki damla kan biri memet öbürü memet 'arayerde bu kan nedir dost dost dost' görmek yasak değildi benim ülkemde göstermek yasak
ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım buluttan gemilerimle aşardım duymadığım denizleri yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda mapusâne türküleri söylerdim geceleri bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş en hırçın yıldızları en uysal kavaklara işlemek yaprak [yaprak yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah
o tedirgin ellerin bakışları hâlâ sofralarımda hâlâ çizik çizik kanar kaygusu o ekmeksiz akşamlarımın yok artık, dost yüzlü ağaçlarım, gurbet kanatlı gemilerim [yok gömüldü gitti kervanlarım o çıtır çıtır ağustos gecelerinde
bir dilim güneş koyup bir dilim yoksul sevince aşk büyütmek gecelerce gecelerce özlemeklerden bölündüm ayrılıklara parça parça dağıldım yeryüzüne çığlık çığlık şimdi patron yüzlü sabahlardayım şimdi direk direk direnmek
gel benim sevdiceğim gel benim umducağım beklediğim gel gel de bitsin kuşak kuşak yoluna kurban olduğum
binip binip bulutlara ulaştım yıldızlara da kıtalardan kıtalara el sallıyamadım el sallıyamadım turnalar bile geçip gitti türkülerimden ben kaldım buralarda ben işte kaldım buralarda ey dost kırmızıkuşlar kırmızıkuşlar diye diye avuttum hırçın çocuklarımı em, em diye diye ağladıkça ağladıkça masmavi çocuklarım hep işte böyle
insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor anaç bir ağaç gibi dinleniyor kaygularım şimdi güneşte aldanmak ne kolay ne temiz ne ilkel allahım! kalabalıklarla sevmek güzel günleri ne denli güç ne denli güç allahım!
uzay o masallaranası yıldızlı karanlığım karanlığım benim! o şafak tarlalarının ekmeğe dönüşmesi sarıçiçek vakti ölmek ekinler arasında ve şafakleyin bıldırcınlar ve yıldızlar ve tanyeli eşliğinde birşeyleri bulmak ve varamamak vakur bir ağaç gibi kucaklamak evreni ve şafakleyin alfa beta gama ve aynştayn yâni biraz daha iflası korkularımızın insan denilenin karanlık kurtuluşu bir ceviz yaprağı denli basit ve ilkel karışık mı karışık bir ceviz yaprağı gibi
nezaman kaldırsam başımı geceleyin ne denli çok anlamağa çalışsam gökyüzü bir yapraktı unutulmuş not defterinden aynştayn'ın
ne sanat sanat için şarlatanlığı ne savaş için savaş çoktan anlaşıldı hey bekleroğlu taşın taş olmadığı ateşin ateş şimdi deprem çizgileri yığınların gözbebeklerinde şimdi yumruk çiçekleri o sömürge ülkeler aşamazken kel dağları kel dağları düşlerde bile geçtim sesduvarlarını sesduvarlarını düşlerde gibi yedi başlı beyler besledim yüreğimden yedirerek vurdum sonra başlarını beylerin efendilerin yok benim tanrılarla kişilerle hiçbir alışverişim ben artık, düzenlerle boğuşan bir gerçek devim öyle bir dünyayım ki ben-hep özlenmiş hiç yaşanmamış insan ve emekten geçer ekvatorum benim kendim çizerim sabahlarımı-yok benim sabahçıbaşım yok benim lüpçübaşım yok benim hötçübaşım yok yok yok!
Elbet bir bildiği var bu haçaturyan'ın bir bildiği vardı elbet erzurumlu hançerbarı'nın arjantin pampalarında uykusuz çetecilerin benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın lumumba'nın kanının kanayan viyetnam'ın . kurşunlu duvarlara doğan günlerin kalabalık acıların bıçakaçmaz ağızların bir bildiği vardı elbet bir bildiği var bir bildiği olacak elbet
hiç yalan söylemedi kalın çizgilerle susuşu yoksulluğun hiç yalan söylemedi gözlerde zulüm ve çıplak uykularında zengin düşleri milyonların hiç yalan söylemedi
hiç yalan söylemedi bu ozan elbet bir bildiği var bu kayguların birikip birikip durmadan biryerlerde acıların öfkelerin birikip biryerlerde yekinmesi yatanların ve yürümesi akması küçüklerin ve katılması yıkması birşeylerin ve yıkılması yıkılıp yapılması hiç yalan söylemedi bu ozan işte karton kaleleri kapitalizmin işte gözün göze düşman olduğu işte elin ele düşman ve işte benim yeryüzünde güller gibi açılan devrimlerim
kamboçya'da kalkan kamçı şaklar çukurova'da belimde benim istanbul'da verilmeyen hak durdurur dakota'nın volanlarını ve der ki öpüp kaldırdığım ekmek - beni böyle yerdenyere çalan şey - nevyork'ta bitmişse grev ben burda bil ki grev gözcüsüyümdür
benim gözlediğim gel benim yürekyağım gel benim kuşak kuşak yoluna kurban olduğum gel!
elif lâm mim vav he ye direkler arası kubbe a be ce de ve ye ze kadillak marka bir hecindeve saraylardan saraylara aktarılarak eldenele ceptencebe aktarılarak - yürü bre kahpe devran! - kanarmş savaşlarla kıtlıklarla yoksunluklarla bir gözünde nevyork bir gözünde moskova gevişir tespih tespih dökülür dua dua ayışıklı sularında ortadoğu'nun of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar allamalar pullamalar törpülemeler karagünlü saraylı soytarılıklar of!
Yorul ey gayrı akma ey su! ey benim yaratan tedirginliğim tutsak yanım dinmeyen [sızım ey! çıkarıp çıkarıp yeniden çıkarmak bu dağı bu doruğa yorul ey gayrı akma ey su!
durup durup kaygulanmak gibi birşey bu bizim sularla [akıp gitmelerimiz sonsuz bir tren penceresinden savrulan güvercinleriz çok buruk çok buruk bir şarap diyorum sıkın bağları ben hiç ölmediğimi yaşamak istiyorum orman seviyorsam kimbilir dallara düşmanlığımı bayat bir başdönmesi - susmamak diye birşey kantutar beni yoksa - kantutmak diye birşey bırakma beni bırakma beni - çıldırırım diye birşey oysa düştüm develeri - düşlerimde uçaklar şimdi düşlerde başlayınca devrim - ne anladınız? devrim diye birşey - bir gecekondu tenceresinde demek ki önce devrim - ne anladınız? ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa yorul ey gayrı akma ey su!
çiçekler bırakınca renklerini biçimlerini resimler sakal salınca yaldızlı albümlerde eski bir türkü gibi bakışlarından belli bitkilerin sürüp giden yeşillerinden belli kalırız gündengüne yaşlanan sözcüklerde bir akşam saatinde günbatımında gözgöze gelmelerde ve içkiye yenilmelerde bülbüllerin öte öte bitiremedikleri kana benzer kan değil kan gibi korkunç ve karanlık kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda belki de çocukların hiç bitmeyen oyunlarında
ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa
gülersin - menekşeler olur sesin - bırakıp gitmek gözlerine bakınca balıklar cıvıldaşmak - bırakıp gitmek
bir avuç bulut içmek masmavi güvertelerde ağlamak tekil değil - ne anladınız? - bırakıp gitmek kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda
böcekti karanfildi kemandı bonaparttı anarşistti burjuvaydı polisti kenediydi yoksuldu zengindi kıraldı soytarıydı soğuktu sıcaktı ılımandı of değil işte bu değil topunun sülâlesini!
adamı tutup götürüyorlar geceyi burnundan getiriyorlar bütün kırbaçları bütün kelepçeleri bütün alçaklıkları adamı vurup öldürüyorlar
geceyi bir daha yaşamak kolay adamı bir daha öldürmek zor siz bu tutanaktan ne anladınız öldürmek diye birşey - ne anladınız suçsuzdu diyorum - ne anladınız sefaleti yok etmek adamın düşü güzel günler düşünmek işi diyorlar bu kokan balığın başı tevfik fikret diyor devenin başı kime yüklemeli bu iğrenç suçu kime yüklemeli bu iğrenç suçu kime yüklemeli bu iğrenç suçu
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam- [sarlığım
biz ki petrolü kavuçuğu kahvesi ve kakaosuyla ve kastro'su zapata'sı amado'suyla sıcak ve kıvrak bir şarkı gibi düşünürüz atlantikaşırı bağımsızlığı biz ki bir vaşington sineği kondurup bir zenci dağa kanlı bir çocuk başı buluruz viyetnam'dan ve bazan öyle bir sızıyla sarsılır ki antenlerimiz sivaslı bir bağlamadan afrikalı bir tamtamdan daha ilkel ve yalınkat kalır o ipek öfkesiyle leonid kogan
beni ısırdı - bilirim - 18'lerdemondros'larda demokrat suratlıydı bilirim bezirgan dişli hâlâ damlıyor kanım viyetnam'da kırılan dişlerinden ve hâlâ aç dolaşıyor başkent caddelerinde kurtuluş savaşı kahramanlarım çoğunun çoktan söndü ödü ocağı kalmadı çoğundan bir nişan bile işte bundandır ki benim birtürlü gülemiyor gülemiyor gülemiyor işte türkülerim
of ooofff ne de çok seviyorum harita okumayı! sakarya sivas erzurum madrid seul havana hepsini hepsini anlıyorum alev alev budistleriyle saygon linkoln'ün mezartaşı vaşington ve süzgün gözlü kompradorlarıma kurtuluş istanbulu
anlamak hem kolay hem kolay değil
ne ölüm ne aşk ne de işsizlik ve ne de deniz deniz kabarması yüreğin ne içki ne çiçek ne dostluk ve ne de akşam saatleri dişi kentlerin insan bir anda bütün bir evreni birden yaşıyor kan sıçrayınca bağımsızlık bayraklarına
Birgün çıkıp geldiler - anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini - tüketimartıklarım üretimorganlarını ve eski külotlarını - çikletlerini çukulatalarmı getirip bıraktılar - tiklerini mi- miklerini çiğliklerini - gençkızların düşlerini getirip bırak- tılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - iplerini oltalarını konservekutularmı - süttozlarmı soyalarını sa- lemlerini - kısırlıkhaplarmı madalyalarını tasmalarını - bayraklarını bayrakyırtmalarını sövmelerini - anamıza bacımıza çocuğumuza - en çok önem verdiğimiz şeyle- rimize - üretimorganlarını ve tüketimartıklarım kullana- rak - tanrının ve isa'nın ve bizimkilerin izniyle - atlarını seyislerini çombelerini - tıraşlarını ve dişlerini getirip bı- raktılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - son- ra güzel güzel anlaşmaları - sonra güzel güzel sözleş- meleri - sonra güzel güzel paylaşmaları - asılmış- ların ve asılacakların izniyle - vedurmadan durmadan baltazar bayramlarını - sonra güzel güzel savaş uçakla- rını - radarları rampaları atombombalarmı - denizaltı de- nizüstü birşeylerini - bilinçaltı bilinçüstü herşeylerini - piekslerini bitekslerini bitpazarlarını - eroinlerini kokain- lerini getirip bıraktılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar- ve sonra çekilip gitmediler gemilerine ve sonra çekilip gitmediler gemilerine ve sonra çekilip gitmediler gemilerine ve artık okadar çok şey getirdiler ki ve artık okadar çok şey getirdiler ki ve artık okadar çok şey getirdiler ki bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde
acılar ey acılar işsizlik acısı özgürlük acısı bağımsızlık acısı ey ve ey mızmız acılara direnmenin yoksul kahramanlığı ey hergün ölüm ey hergün ölüm toplanın birleşin bir olun acıların şâhı gibi gelin üstüme gelin ve bitsin şu iş
seninle gelecek - çâre yok seninle bu tatlılık ey büyük acı gök incir nasıl ballanırsa acılardan acı koruk nasıl bulursa balların en sarhoşunu o işte o! gel benim darmadağın direncim gücüm emeğim çilem gel gel benim büyük acım gel ve bitir şu işi! kalaylardan mı gelirsin bolivya'lardan rio'nun favelalarmdan mı ispanya'dan mı viyetnam'dan mı zonguldak kömürlerinden mi gelirsin çukurova'lardan mı yellerle mi gelirsin ateşlerle mi uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı gel işte gel gayrı gel gel gel de bitir şu işi
elbet bir bildiği var bu çocukların kolay değil öyle genç ölmek yeşil bir yaprak gibi yüreği koparıp ateşe atmak pek öyle kolay değil hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da yalnız bir bahar çiçeklenir a benim gülüm!
elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi [yüzümün
yaşamak bir köpek gibi tekmelenerek yaşamak öpülüp okşanıp kaldırılarak
ne donkarlosun domuz ahırı ne senatör makdoların oda uşağı ne de hacıfışfışın kurban etidir demokrasi demokrasi denilen o haspanın - a benim gülüm lordlar kamarasına açılmaz kapısı beşikteki bebeler bile biliyor bunu artık biliyor ve unutmuyorlar insan kanıyla işlediğini o teksas tipi demokrasinin
elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi [yüzümün elbet kolay değil öyle genç ölmek
kore bir kan lekesidir akşamlarımızda sızlayan bir kopuk koldur hiroşima uçaklar geçtikçe çırpınan orda uzakdoğu'da gencecik yürekler gibi seğrîşir her bahar barış güvercinleri hiroşima çocuklarının burda benim ülkemde titreşip durur yeni barış güvercinleri
insan karıştırıyor bazan ölmek mi yaşamak yoksa yaşamak mı ölmek
bir karanfil takmak yakaya belki de bir orkide bir baloya gitmek gitmemek bir kumar partisi belki de onlarca hep birdir a benim gülüm onlarca hep aynı değerde afrika'da kaplan ve zenci avıyla bir atom savaşı ve toptan ölüm
çocuklar büyümesin büyümesin tomurcuklar açmasın açmasın ve sularca akmasın o en güzel şey yaşlılar yaşamasın yaşamasın ocaklar tütmesin tütmesin ve yuvalar, gülüm benim gülmesin gülmesin çapraz iki çizgi ak bulutlara gâvur gözlü kargaları emperyalizmin amerikan bitpazarlarında
dünya bir genişleyip alabildiğine daralıyor birden eliçi kadar ve dolar madalyalı bir yular gibi geçmiş boyunlarına ne güvercinin göğsündeki gökkuşağını görür gözleri ne karakarıncanın güneşe günaydınını ne de sevişir gibi işlemenin güzelliği titretir yüreklerini kongo bir açık bonodur belçikalı banker brodel'in kasasında ve mister gülbenkyan'ın purosunda enfes bir tütündür havana duymazlar çeliğin mavi kahkahasını tomurcukta çatlayan gücü görmezler gülüm satarlar bir akşam içkisine o cânım ülkelerin narçiçeği yarınlarını
satarlar gülüm memedi memede vurdurup memedin tarla sınırında memedin karahaberini satarlar memedin memedine ve karagün - hangi karagün? - gelip çatınca davul davul yavruyu memeden koparır gibi koparırlar işleyen elleri işlerinden sokarlar ateşten ateşe gülüm soygun düzeninde göbek atarlar ne sevinç ne kıvanç ne güven bize onlardan kalan bir avuç yorgun umut zincirde bir vatan ve kanrevan türkülerdir
İncecik boyunlu kıraç karpuzu dışı yeşil yeşil içi kırmızı yuvarlana yuvarlana geçer bulutlar meler yanık yanık bağlı bir kuzu nah şuramda koskocaman dağ benim nah şuramda ipincecik bir sızı ceylanları ceylan gibi çizmem ben çizersem hilâl boyunlu çiçekleri çiçek gibi çizmem ben çizersem nakış nakış akarım ince ince de olurum nehir nehir kavgaları kavga gibi çizmem ben çizersem türkü türkü yazmışlar benim için kocaman kitaplara dışı yeşil yeşil de içi kırmızı
neylerim ben kitapları kocaman kitapları efendim okusun benim, canım efendim o kuştüyü salonlarda, canım efendim okusun da büyüsün benim efendim okusun da biliversin aklımdan geçenleri ben işte hep böyle azgelişmişim yâni ben çünkü evet azgelişmişim evet çünkü hayır fakat ben işte azgelişmişim çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş cephelerde mapuslarda aslanım aman kıtlıklarda kıyımlarda kurbanım aman seçimlerde sayımlarda ben varım aman kerpiçlerde küllüklerde hayranım aman şenliklerde şölenlerde ben yokum aman
ben işte hernedense azgelişmişim çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş demiri de kömürü de sökerim aman buğdayı da pirinci de ekerim aman çilem budur benim işte çekerim aman evet çünkü hayhay fakat ben işte azgelişmişim yâni ben çünkü evet hayır fakat azgelişmişim ölüm kalım kıtlık kıyım ben varım aman bayramlarda seyranlarda ben yokum aman soygunlara vurgunlara hayranım aman vatan millet allah patron kurbanım aman kalabalık ve karanlık türküyüm aman
benim için demişler ki kocaman kitaplarda dışı yeşil yeşil de içi kırmızı neylerim ben kitapları kocaman kitapları efendim okusun benim, cânım efendim okusun da biliversin aklımdan geçenleri okusun da açıversin gözünün şafağını turnalar çizeyim gurbetlerime ağıtlar düzeyim yiğitlerime kelepçeler vurulsun bileklerime okusun da büyüsün benim efendim yumuşacık salonlarda cânım efendim
ve der ki şakıyan kuş yarılan nar deliren ateş bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu uşak matti seyretmez de breht'i efendisi puntila'sı seyreder bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu volga mahkûmları'na mahkûmlar değil aristokrat salonlarda efendiler içlenir
damarı pir sultan damarı damarı robson damarı gelir uğul uğul yeraltı nehirlerinden gelir ve bulur yüreğimizi damarı kavga damarı bu ne biçim düzen hey bekleroğlu öfkesi sesinden büyük sesi ününden kocaman ruhi su'yu şu benim her dalı bin dert açan çıra-çakmak ülkemde şu benim yürekleri çıra-çakmak tutuşanlarım değil istanbul sosyetesi alkışlar 'gelin canlar bir olalım tevekkel tu taalâllah'
Ay doğar bedir bedir yel eser ılgıt ılgıt sırıtır sıram sıram elkapıları elkapıları da kölelik kapıları kul olur yiğit
ay doğar hilâl hilâl gün doğar devrim devrim sırıtır sıram sıram elkapıları elkapıları da kölelik kapıları kurtulur yiğit
yeşili çin'den gelir bu kahkahanın kırmızısı afrika'lardan ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu yaşamak yaşamak gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu yaşamak gibi güzel süzüp süzüp güneşi bereketlerden çin'den hindistan'dan amerika'dan taze bir kan gibi dolaşırız biz de bu yeryüzünü
vatan topraksa eğer ormansa nehirse mâdense vatan işçiyse köylüyse aydınsa vatan yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan sevmeyi yenibaştan alkışı yenibaştan bir hesabı vardır bunun sorulur bu hesabı soracaklar bulunur akgün karagünden öcünü alır birgün ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen ürker bu yağma saltanatın o kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin güneş renkli ilk çığlığından lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu marks'lar mao'lar mevlâna'lar mustafa kemaller olur hey bekleroğlu galile'ler gagarin'ler adsız ustalar ve sen olursun işte hey bekleroğlu kıtlıklarda kıranlarda kurtuluşlarda
uyan ey köşem bucağım kırıkkolum iğriboynum sağırkapım dilsizim vaktidir direnmenin vaktidir şimdi karalasın göbeğinde güzel gün karalasın göbeğinde mutluluk karataş çatladıçatlıyacak
proton -1 mariner - 4 anamın aksütü gibi biliyorum ki aynı kafadan doğma aynı ellerden çıkmadır ve aynı amaçlarla dönmeseler de uzayda anamın aksütü gibi biliyorum ki bir mariner işçisi de özlemektedir [barışı en az bir proton işçisinin sevdiği [kadar Silâh ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim sesimde benim iki yumruk gibi yanyana dövüşüyorlar spartaküslerle viyetkonglar yüreğimde benim ette bıçak gibi yatıyor yarım kalan şarkıları yiğitlerimin öfkemde benim çok dallı bir ağaçtır özlemek doymadan gidenlerimin gözbebeklerinden
yürüdüm üstüne üstüne bunca yıl geçtim dikenlitellerini yasakların bir bir
tavında demir tavında toprak ve tavında yürek gibi kabarık ve alıngan dokundum ateşli kabuğuna güzelin iyinin gerçeğin soyundum kötülüklerden çırçıplak
dünyanın tepesinde bir avuç hışır karga kanat çırpsa uykuları karışır yağmalanmış emeklerden gelir soylulukları yağmalanmış özgürlüklerden dinleri imanları vurgun kelepir toprağın memeleri altun ışıltılı kumları kıyıların emeğin çiçekleri hep onlar için hep onlar için takvimlerin mutlu günleri içimizin karanlığı soframızın öksüzlüğü hiç gülmemesi yüzlerimizin hep onlar için adları morgan da osman da filân da olsa isacı da olsalar muhammetçi de iki dallas domuzu gibi benzerler birbirlerine karagünler için kaldırırlar kadehlerini adanalı bir toprak ağasıyla detroit'li bir otomobil fabrikatörü
dünyanın tepesinde bir avuç hışır dinleri imanları vurgun kelepir şarkılarda bile istemezler güzel günleri ve bacakları çörçil zaferi çizerken havalarda musolini'nin öter faşizm düdücükleri yanki go hom çaçaca maydarling amerika maydarling amerika
Bir oğlum olacak adı temmuz uykusuz korkusuz beter mi beter ben beynimi satarak yaşıyorum o benden proleter
bir oğlum olacak adı temmuz karataşın göbeğinde aşk karataşın göbeğinde barış karataş çatladıçatlıyacak bende bitmeyen kavga onda yeniden başlıyacak
bir oğlum olacak adı temmuz öfkede benden fırtına sevgide deniz ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin temmuz gibi sıcak ve bereketli temmuz gibi uçsuzbucaksız
bir oğlum olacak adı temmuz dilinde en güzel sesi türkçemin kulağı en yiğit şarkılarla delik korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlıyacak ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şef- [talisine ay'dan kendi sesini dinliyecek vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle
ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm dağlarda silâh atmayı sevdim ben ki silâh taşıdım gizli gizli dünyanın bütün devrimlerine boşuna dönmüyor bu rotatifler boşuna bağırmıyor bu kara boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı anamın aksütü gibi biliyorum ki doyumsuz günlere doğacak temmuz doyumsuz günler görecek hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler [gibi günler ama mutlaka
karataşın göbeğinde aşk karataşın göbeğinde barış karataş çatladıçatlıyacak ben direndim yorulmadım o yorulup yıkılmıyacak
devrime olan inancım kaybolduğu an seslerinden kendime geldiğim grup.devrimciliğin olanca ateşi,inanç,ve yarınlar umudunu içinde barındıran bütünleştirici etkisi olan yoldaşlar topluluğu
gurup kızılırmak bir çığlıktır o ırmağın içinde saklanan tüm ağrıların ve sancıların ezilenin mazlumun isyanın dışa vurumu bir alın terinin hakkıdır gurup kızılırmak halkın savaşıdır
Tankların önünden bir dağ düşse toprağa, Çoğalır toprakta dağlara gülen yürek. Dağlarda sokakta fabrikada tarlada; Halkız biz yeniden doğarız ölümlerde...
Kızılırmak benim için çok önemli.Kızılırmak sevgi demek,emek demek,hayat demek ve en önemlisi umut demek.Hiç sıkılmadan ve hergün dinlediğim tek grup.Tabi İlkay Akkaya'nın sesi de süper onu çok seviyorum
sınırlama yapmak istemiyorum ama,tutkuyla dinlediğim ve kente geldiği sürece konserlerini kaçırmamaya çalıştığım grup. emek,yürek ve cesaretin simgesi,vazgeçilmezim...
birkaç en iyi gruptan biri. ilkay akkaya ile birlikte bütünleşen ve büyüyen güzelbir grup. insanların gönlüne akan nehir o güzel müzikleriyle. bu şekilde ve bu yoldan akmaya devam edin. başarılar... tuncay...
Grup kızılırmak....yüreğimin sesidir..sevdadır..umuttur..haykırışım yoldaşımdır..sessizliğimi bozan tebessümdür...yüreklerine sağlık...dinlemekten asla vazgeçmeyeceğim gruptur...
Ekmeğin üstünü dikenler sarmış,Amed şehrim,kirvem, gölge kaseti.Kısaca hepsi çok güzel..
GRUP KIZILIRMAĞI TANIMAK İSTİYORUM İÇERİĞİ NEDİR BİLMEK İSTİYORUM İNSANLARIN HAYATINDA NASIL BİR ANLAM İFADE EDİYO BUNU GERCEKTEN BİLMEK İSTİYORUM SİZİ TANIDIKÇA HAYATIMDA Kİ HERŞEYİN ALNAMINI DAHA İYİ ALNIYACAĞIMA İNANIYORUM DEĞERLİ GÖRÜŞLERİNİZİ BEKLİYORUM HAYATIN SİMGESİ SEVGİYLE KALIN
kızılca kıyamet içinde kapanmaz yaramdır kızılırmak...
KIZILIRMAK
Silâh ve şarkı
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim
doğacak çocuğumun kanında esen
emekçi karımın dimdik bakışlarında
ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu
silâh ve şark
benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin
ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında
yekinir yürür orman
yekinir yürür toprak
yekinir yürür kalabalıklar
ve der ki kitabın ortayerinde
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmaktan geçer
vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım
açtım kırkıncı kapıyı
gördüm ki atın önünde et
titrer biryerleri zamanın
kırdım kırkıncı kapıyı
gördüm ki itin önünde ot
ürperip durur hiç olmalardan
şakıdı kuş
yarıldı nar
delirdi ateş
ve başladı uğul uğul uğuldamağa
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmak
kızılırmak
güneşin ortasında insanlar kımıldaşır
ve der ki şakıyan kuş
yarılan nar
deliren ateş:
zaman akıyor
omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla
anasonlu duyarlığında general nargilelerin
bir damla kankurusu çok eski savaşlardan
belki silâhların çürümedik biryerlerinde
belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları
aşka benzer bir karışık kıtlık direnci
boyunları kafataslı saray kahramanları
yığınlara vatan diye kalan yoksunluk
ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı!
yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda
kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın
bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı
bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens
vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği
bir kucak sakal sanmak belki de marks'ı
toprakları denizleri insanları ingilizlemek
silâhlarla beklemek sömürge sofralarını
vaşington ağalarının pilâtin dişlerine
taze bir kan gibisine gerinir güneşlerde
saklar genişliğini şarapçasına
altun tepsilerde çok büyük ölür yürek
çok büyük hıncı kalır mayonezli kirenaların
yanyana
birsofrada
sanfransisko ve c.i.a.
yâni çuval ve mızrak
notrdam'ın kargalarının güldüğü
sakalları incili hümanizma satıcıları
halep pazarlarından gecikmiş bir ikindi
kışlalar öğlesonları asurbanipal
bir böcek ölüsünün geceyi kemirdiği
tektanrılı çokyataklı ve çok çok acımaklı
ikindi parklarında köpek ve kıral
altun ve brovningin karanlık egemenliği
konuşun soytarılar
çalgılar susun
daha bitmedi açlar
salınır o eski sularda cüzzam yalnızlığı kirliliklerin
gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara
şimdi çoktaaan terekesi o serüven kahramanlığın
o bezirgan mutluluk balık tutar şimdi mor kuytularda
ne de çok özlemişiz gökyüzünü kirşiz sevmeyi
kırdım kırkıncı kapıyı
kandım o pınarlardan
başladı ugul uğul uğuldamağa
bütün ırmakları dünyanın
kızılırmak
kızılırmak
Sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu
sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında
kuytuların kuytularda ölüme döllenmesi
sevişmenin soyutluğu ve çamurluğu
duaların çamurluğu ve soyutluğu
gökyüzüne insanca bakamamak
yâni hiçbir şey
yâni utanç ve lavanta
yâni mum
çoktespihli bir ebabil ki uzar çöllerde
uzatır baltazar bayramlarını petrol petrol
uzatır köleliği âmin âmin
çeşmelerinden hâlâ şehname akan
şahlı seccadelerde acem ve anka
mezarlık toprak reformu - kölelerin eşelendiği
keskin bir ingiliz burnu - de ki abadan
ya da bir şah ve allah ve dolar üçlemesi
saat tam onikiye beş kala
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında
soyubitmiş balıkların akvaryum bezginliği
bir dilim ay
bir lokma arap
- gölgesini güneşten bile esirgeyen -
ve şakkulkamer bedeviliği
yâni utanç ve lavanta
yâni kirli ve kaçak
yâni mum
kalçaları, kadın pazarlarının - yok başka
karanlık vatanseverliği kaçakçılığın - yok başka
general nargilelerin madalya törenleri
ve şeytan taşlaması petrol kırallarının - yok başka
ezik ve utangaç
bilgiç ve yoz
mum
yâni demek istiyorum ki
sadakalı sosyalizm soytarılığı
konuşun soytarılar
çalgılar susun
bekler güzel yarınlarını bu tutsak toprakların
çetelerin o sipsivri uykusuzluğu
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında
neyin neye düşman olduğu belki de hiç bilinmeyen
hergece bir düşük, sam radyosunda
hersabah bir komik âdem
bir hacıyatmaz
ve komünistli bir kıralistan yunanistan'da
hacının develeri gevişirken ay altında ortadoğu'da
petrol ve çelik kırallarının gölgesinde bir istanbul akşamı
bizans ve kirli
türk ve yoksul
ve mâcun
allaha ve devlete ve bilcümle gölgelere dualar eyliyerek
biryanı yangın yıkım
biryanı yoksul yetim
biryanı dökülür pul pul
deniz
altun
ve kristal karışımı halinde bir istanbul
uyanır köprüaltı uykularında
elektıronik müzikli bir hicazkâr ud
ve kızıl çağrısı açlığın
o devletli tekliğinin kabuğunda bir hamal Ortadoğulu
sıla çalgını da
vatan yoksulu
allaha inanır arapça
yoksulluk çeker türkçe
ve denizi sever çocukça
oraları söyler durmadan
oralarda yaşar bıkmadan
oralarda ölür istanbullarda
kaktüs kemirenlerinden biri midir brezilya'nın
yoksa nil'e tapan ve aç yatan bir fellah mıdır
kimbilir belki de rio'lu bir gecekondulu
insan nerde başlar belli değil ki
istanbulsuz gibi yaşıyarak istanbul'u
vatansızlığını vatan diye güzelim gün ortasında
elektıronik müzikli bir hicazkâr ud
develeşip develeşip dönüşmesi gökdelenlere
yanki go hom'lu bir miting alaturka
betonarme balkonlarında emperyalizmin
ve kasıklarında maydarling amerika
yâni bütün devrimcilerin konakladığı
en çok özlediklerine düşman yaşıyan
bir gecikmiş kıral ve özgür köle
sürüyerek zincirlerini kaldırımlarda
ana avrat söverek soluna sosyalistine
ve bir somun ekmek kaldırımlarda
ve bir garip hamal kaldırımlarda
ve bir vatanölüsü kaldırımlarda
Ne bulmak içkilerde intiharlarda
neye varmak birşeyleri durmadan çoğaltarak
çiçek resimleri çizmek güneşli pencerelere
ölüleri akreplerle çiyanlarla karıştırarak
eski çamaşırları yenilemek dilencilerde
bir eski oyuncaktan koca bir gençlik bulup çıkarmak
kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz
alı neden moru neden kırmızıyı kimbilir neden severiz
bir kenti geri almak ve davul
bir kenti geri vermek ve davul
oynaşmak iskeletlerle altunlarla madalyalarla
dedeleri gümüşlere altunlara atlara oranlamak
bıkıp bıkıp yeniden başlamak sevişmelere
kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz
alı neden moru neden kırmızıyı neden severiz
[kimbilir
dal uyur daldasında yorgun dalların
gece büyük büyük anlatır eskimişlerden
su değil toprak değil
de ki acımışlıklar
de ki altun sözcükleri tükenmişliğin
oturur direk direk
götürür pazar pazar
ne ki yaşamak?
umduğum gel
sevdiğim gel
beklediğim gel
gel benim
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum
Kırmızböceğini tanır mısınız?
güneşin kıyısında kırmızböcekleriyiz
bir, maviye çalar türkülerimiz
bir, kapkaraya
kağnı uzaklığını bilir misiniz
kırmızıbiber ve tuz
bilir misiniz
karlı karanlıkta yalnız
yapayalnız
ince ince ölmek
bilir misiniz
bugün bulgurun sonu
yarına dur bakalım
öbürgün allah kerim
bilir misiniz
toprağın boynu bükük
eller umarsız
ağam sen bilirsin
bilir misiniz
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz
ve işte atombombalarıyla korunur açlığımız
işlemeli mendil ve kurşun
harmanyeriyiz hey bre
karakol kapısıyız
imparatorluk kokar sefaletimiz
soyula soyula çıplak
güdüle güdüle sürü
bütün halklar gibiyiz - biraz kuşdili
biraz kahvefalı
ve biraz da düş
hapisâne avlusuyuz hey bre
cennet kuzularıyız
helallaşır gibi bakarız dostların gözlerine
severiz gülyağını
ve bir de aynaları
ve bir de aynalarda yiğitlik masallarını
sonra azıcık da sakızı
azıcık da uçkurhavalarını
bıyık burup gazel çekeriz de tenhalarda menhalarda
uzatırız boynumuzu elkapılarında
sülünler gibi
ve işte türkiyeliyiz
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz
hamsiyiz karadeniz'de
çukurova'da pamuk
uzunyayla'da buğdayız
ege'de tütün
sınırboylarında gözükara kaçakçılarız
istanbul'da kadillaklı karaborsacı
ve doğu dağlarında koçero'larız
eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi
uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde
çalışkanız
filozofuz
dostuz
bütün sömürülenler gibi ezik
bütün uyananlar gibi kızgın ve doluyuz
seslenir yüzyıllar ötesinden pir sultan abdal'ımız
'üstü kanköpüklü meşe seliyiz'
etekleriz de kodaman soyguncuları ekmek kapılarında
gözümüz gibi koruyup kolladığımız devletin silâhını
hey bre
yoksul - yetime doğrulturuz
ve işte türkiyeliyiz
ateşleriz de mandıraları fabrikaları
topal karıncayı melhemleyip salıveririz
bir yaprak düşer bir yanbakış götürür biryerlerimizi
kan sızar yeşillerden ak mendillere
çıkarıp öcümüzü dağbaşlarına
ağıtlara ağıtlara dökeriz yüreğimizi
saksıda çiçek
kıraçta ceviz
örtülerimizde nakış nakış sabır ve gözyaşı vardır bizim
akıyorsak garip çaylar gibi incelerekten
dokutuyorsak eğer sonbahar gibi
çok ağır olduğumuz içindir mandalar gibi
ve balıklar gibi çok kalabalık
seviyorsak silâhı ve yoksulluğu
susuyorsak kar altında toprakçasına
bıçak kemiğe değmediği
güneş ufuktan doğmadığı
o tozkoparan fırtına
kapımızı
kırmadığı
içindir
vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım
Anasının karnını tekmelediğinde temmuz
kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda
proton -1 uydusu sovyetler'in
ve çelik bir kelebekti mariner-4
ensekökünde merih'in
şeftali emzikteydi bursa'da
pamuk çiçekte
çukurova'da
ve yeşil bir buluttu buğday
konya'da
sivas'ta
siverek'te
ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini
işçi grevce
adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir-
[yerlerinde
örneğin Singapur'da
tahran'da belki
belki de kordoba'da
karakas'da mı desem katanga'da mı
yoksa roma'da mı ankara'da mı
birileri biryerlerde durmadan yontuyordu
barışı mermer mermer
öfkeyi demir demir
sevgiyi tunç tunç
doyumsuz günler aşkına
ölmek birşey değil dostlar
hergün ölmek güç
açlık
o başka ölüm
açlık korkusu
beter
ne atom ne hidrojen ne yangın
dağları dümdüz etmeğe - dostlar
aç çocukların çığlığı yeter
proton-1
mariner-4
güzel
akıllı
büyük
yıldız kaymaları masallar getirirken gecelerime
yangından kaçar gibi bölük bölük
sırtı yorganlı emekçileri cömert ülkemin
göçüyorlardı vatan vatan
viyana üzerinden
adenover almanyasına
'allı turnam bizim ile gidersen
şeker söyle kaymak söyle bal söyle'
söyle ki iyi vursun hınzır vurguncu
tüyübitmediği soysun tefeci
eskiden gemilere bindirip bindirip zencileri
allı turnam geçersen ırgat pazarlarından
zincirli topraklardan hacizli kapılardan
hastane önlerinden geçersen allı turnam
insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor
birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden
sabahları yorumlamak güç değil
yoksulluğu yorumlamak güç değil
nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları
esmer ve uzak
inmeli antenlerin ardında şaşkın
ve grevler döverken komprador marka demokrasinin
[duvarlarını
yedirip yüreklerini korkularına
bir köledüzenin uşağı efendisi
cebi dolarlısı da
sırtı bitlisi
tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde
'arefe gününde bayram ayında'
vurdular emekçilerin kongresini
kördüler
karaydılar
çiçeksizdiler
ve gelip bir karanlıktan
gidiyorlardı bir karanlığa
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-
[sarlığım
kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda
proton -1 uydusu sovyetler'in
ve kondukonacakken luna'lar
tatlı bir öpücük gibi ay'a
dilenmek benim ülkemde
işsizlik benim ülkemde
ve şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde
baböf'ü okumak yasak
paspas yapıldı demirinden giyotinin
direktuvar bir ölü söz lârus'ta
oysa bizim buralarda
kelepçe yapılıyor hâlâ
pitekantıropüs babanın günahsız baltasından
kopmuş toprağından kanayarak
kanayarak
saçılmış yollara türkü türkü
ışık ne
vatan nerde
ne ki kutsallık!
kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri
tanrıya filan değil
allı morlu ışıklara dönük yüzleri
konuşur elleri ekmek ekmek
takırdar çeneleri
ölüm yakın
lokman uzak
anlamak yasak değildi benim ülkemde
anlatmak yasak
adına grev diyorlardı
adına gecekondu
bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu
yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek
yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde
ölmek yasak değildi yoluna onun
adını koymak yasak
tutmuş troya atları subaşlarını
madalyalı seyisleri emperyalizmin
ak taşın üzerinde iki damla kan
biri memet
öbürü memet
'arayerde bu kan nedir
dost dost dost'
görmek yasak değildi benim ülkemde
göstermek yasak
ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda
nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım
buluttan gemilerimle aşardım duymadığım denizleri
yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda
mapusâne türküleri söylerdim geceleri
bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası
dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş
en hırçın yıldızları en uysal kavaklara işlemek yaprak
[yaprak
yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak
ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah
o tedirgin ellerin bakışları hâlâ sofralarımda
hâlâ çizik çizik kanar kaygusu o ekmeksiz akşamlarımın
yok artık, dost yüzlü ağaçlarım, gurbet kanatlı gemilerim
[yok
gömüldü gitti kervanlarım o çıtır çıtır ağustos gecelerinde
bir dilim güneş koyup bir dilim yoksul sevince
aşk büyütmek
gecelerce gecelerce özlemeklerden
bölündüm ayrılıklara parça parça
dağıldım yeryüzüne çığlık çığlık
şimdi patron yüzlü sabahlardayım
şimdi direk direk direnmek
gel benim sevdiceğim
gel benim umducağım
beklediğim gel
gel de bitsin
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum
binip binip bulutlara ulaştım yıldızlara da
kıtalardan kıtalara el sallıyamadım
el sallıyamadım
turnalar bile geçip gitti türkülerimden
ben kaldım buralarda
ben işte kaldım buralarda ey dost
kırmızıkuşlar
kırmızıkuşlar
diye diye avuttum
hırçın çocuklarımı
em, em
diye diye ağladıkça
ağladıkça
masmavi çocuklarım
hep işte böyle
insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor
anaç bir ağaç gibi dinleniyor kaygularım şimdi güneşte
aldanmak ne kolay
ne temiz
ne ilkel
allahım!
kalabalıklarla sevmek güzel günleri
ne denli güç
ne denli güç
allahım!
uzay
o masallaranası yıldızlı karanlığım
karanlığım benim!
o şafak tarlalarının ekmeğe dönüşmesi
sarıçiçek vakti ölmek ekinler arasında ve şafakleyin
bıldırcınlar ve yıldızlar ve tanyeli eşliğinde
birşeyleri bulmak ve varamamak
vakur bir ağaç gibi kucaklamak evreni ve şafakleyin
alfa
beta
gama
ve aynştayn
yâni biraz daha iflası korkularımızın
insan denilenin karanlık kurtuluşu
bir ceviz yaprağı denli basit ve ilkel
karışık mı karışık bir ceviz yaprağı gibi
nezaman kaldırsam başımı geceleyin
ne denli çok anlamağa çalışsam
gökyüzü bir yapraktı unutulmuş
not defterinden aynştayn'ın
ne sanat sanat için şarlatanlığı
ne savaş için savaş
çoktan anlaşıldı hey bekleroğlu
taşın taş olmadığı
ateşin ateş
şimdi deprem çizgileri yığınların gözbebeklerinde
şimdi yumruk çiçekleri o sömürge ülkeler
aşamazken kel dağları kel dağları düşlerde bile
geçtim sesduvarlarını sesduvarlarını düşlerde gibi
yedi başlı beyler besledim yüreğimden yedirerek
vurdum sonra başlarını beylerin efendilerin
yok benim tanrılarla kişilerle hiçbir alışverişim
ben artık, düzenlerle boğuşan bir gerçek devim
öyle bir dünyayım ki ben-hep özlenmiş hiç yaşanmamış
insan ve emekten geçer ekvatorum benim
kendim çizerim sabahlarımı-yok benim sabahçıbaşım
yok benim lüpçübaşım yok benim hötçübaşım
yok
yok
yok!
Elbet bir bildiği var bu haçaturyan'ın
bir bildiği vardı elbet erzurumlu hançerbarı'nın
arjantin pampalarında uykusuz çetecilerin
benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın
lumumba'nın kanının
kanayan viyetnam'ın .
kurşunlu duvarlara doğan günlerin
kalabalık acıların
bıçakaçmaz ağızların
bir bildiği vardı elbet
bir bildiği var
bir bildiği olacak elbet
hiç yalan söylemedi kalın çizgilerle susuşu yoksulluğun
hiç yalan söylemedi gözlerde zulüm
ve çıplak uykularında zengin düşleri milyonların
hiç yalan söylemedi
hiç yalan söylemedi bu ozan
elbet bir bildiği var bu kayguların
birikip birikip durmadan biryerlerde
acıların öfkelerin birikip biryerlerde
yekinmesi yatanların ve yürümesi
akması küçüklerin ve katılması
yıkması birşeylerin
ve yıkılması
yıkılıp yapılması
hiç yalan söylemedi bu ozan
işte karton kaleleri kapitalizmin
işte gözün göze düşman olduğu
işte elin ele düşman
ve işte benim
yeryüzünde güller gibi açılan devrimlerim
kamboçya'da kalkan kamçı
şaklar çukurova'da belimde benim
istanbul'da verilmeyen hak
durdurur dakota'nın volanlarını
ve der ki öpüp kaldırdığım ekmek
- beni böyle yerdenyere çalan şey -
nevyork'ta bitmişse grev
ben burda bil ki grev gözcüsüyümdür
benim gözlediğim
gel benim yürekyağım
gel benim
kuşak kuşak
yoluna kurban olduğum
gel!
Of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar
cilalar civeleklikler yalancılıklar
karagünlü saraylı soytarılıklar of!
soygunların gölgesinde sosyete adaleti
bre hitlerkırması kurtköpekleri
il duçe döküntüsü yandançarklılar
bre arapsaçı sadakalı sosyalistler eh!
elif lâm mim vav he ye
direkler arası kubbe
a be ce de ve ye ze
kadillak marka bir hecindeve
saraylardan saraylara aktarılarak
eldenele ceptencebe aktarılarak
- yürü bre kahpe devran! -
kanarmş savaşlarla kıtlıklarla yoksunluklarla
bir gözünde nevyork
bir gözünde moskova
gevişir tespih tespih
dökülür dua dua
ayışıklı sularında
ortadoğu'nun
of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar
allamalar pullamalar törpülemeler
karagünlü saraylı soytarılıklar of!
Yorul ey gayrı
akma ey su!
ey benim yaratan tedirginliğim tutsak yanım dinmeyen
[sızım ey!
çıkarıp çıkarıp yeniden çıkarmak bu dağı bu doruğa
yorul ey gayrı
akma ey su!
durup durup kaygulanmak gibi birşey bu bizim sularla
[akıp gitmelerimiz
sonsuz bir tren penceresinden savrulan güvercinleriz
çok buruk çok buruk bir şarap diyorum sıkın bağları
ben hiç ölmediğimi yaşamak istiyorum
orman seviyorsam kimbilir dallara düşmanlığımı
bayat bir başdönmesi - susmamak diye birşey
kantutar beni yoksa - kantutmak diye birşey
bırakma beni bırakma beni - çıldırırım diye birşey
oysa düştüm develeri - düşlerimde uçaklar şimdi
düşlerde başlayınca devrim - ne anladınız?
devrim diye birşey - bir gecekondu tenceresinde
demek ki önce devrim - ne anladınız?
ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa
yorul ey gayrı
akma ey su!
çiçekler bırakınca renklerini biçimlerini
resimler sakal salınca yaldızlı albümlerde
eski bir türkü gibi bakışlarından belli
bitkilerin sürüp giden yeşillerinden belli
kalırız gündengüne yaşlanan sözcüklerde
bir akşam saatinde günbatımında
gözgöze gelmelerde ve içkiye yenilmelerde
bülbüllerin öte öte bitiremedikleri
kana benzer kan değil kan gibi korkunç ve karanlık
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda
belki de çocukların hiç bitmeyen oyunlarında
ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa
gülersin - menekşeler olur sesin - bırakıp gitmek
gözlerine bakınca balıklar cıvıldaşmak - bırakıp gitmek
bir avuç bulut içmek masmavi güvertelerde
ağlamak tekil değil - ne anladınız? - bırakıp gitmek
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda
böcekti karanfildi kemandı bonaparttı
anarşistti burjuvaydı polisti kenediydi
yoksuldu zengindi kıraldı soytarıydı
soğuktu sıcaktı ılımandı of
değil işte bu değil
topunun sülâlesini!
adamı tutup götürüyorlar
geceyi burnundan getiriyorlar
bütün kırbaçları bütün kelepçeleri bütün alçaklıkları
adamı vurup öldürüyorlar
geceyi bir daha yaşamak kolay
adamı bir daha öldürmek zor
siz bu tutanaktan ne anladınız
öldürmek diye birşey - ne anladınız
suçsuzdu diyorum - ne anladınız
sefaleti yok etmek adamın düşü
güzel günler düşünmek işi
diyorlar bu kokan balığın başı
tevfik fikret diyor devenin başı
kime yüklemeli bu iğrenç suçu
kime yüklemeli bu iğrenç suçu
kime yüklemeli bu iğrenç suçu
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-
[sarlığım
biz ki
petrolü kavuçuğu kahvesi ve kakaosuyla
ve kastro'su zapata'sı amado'suyla
sıcak ve kıvrak bir şarkı gibi düşünürüz
atlantikaşırı bağımsızlığı
biz ki bir vaşington sineği kondurup bir zenci dağa
kanlı bir çocuk başı buluruz viyetnam'dan
ve bazan
öyle bir sızıyla sarsılır ki antenlerimiz
sivaslı bir bağlamadan
afrikalı bir tamtamdan
daha ilkel ve yalınkat kalır
o ipek öfkesiyle leonid kogan
beni ısırdı
- bilirim -
18'lerdemondros'larda
demokrat suratlıydı
bilirim
bezirgan dişli
hâlâ damlıyor kanım
viyetnam'da kırılan dişlerinden
ve hâlâ aç dolaşıyor başkent caddelerinde
kurtuluş savaşı kahramanlarım
çoğunun çoktan söndü ödü ocağı
kalmadı çoğundan bir nişan bile
işte bundandır ki benim
birtürlü gülemiyor
gülemiyor
gülemiyor işte türkülerim
of ooofff
ne de çok seviyorum harita okumayı!
sakarya sivas erzurum
madrid seul havana
hepsini hepsini anlıyorum
alev alev budistleriyle saygon
linkoln'ün mezartaşı vaşington
ve süzgün gözlü kompradorlarıma kurtuluş istanbulu
anlamak hem kolay
hem kolay değil
ne ölüm
ne aşk
ne de işsizlik
ve ne de deniz deniz kabarması yüreğin
ne içki
ne çiçek
ne dostluk
ve ne de akşam saatleri dişi kentlerin
insan bir anda bütün bir evreni birden yaşıyor
kan sıçrayınca bağımsızlık bayraklarına
Birgün çıkıp geldiler - anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini -
tüketimartıklarım üretimorganlarını ve eski külotlarını -
çikletlerini çukulatalarmı getirip bıraktılar - tiklerini mi-
miklerini çiğliklerini - gençkızların düşlerini getirip bırak-
tılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - iplerini
oltalarını konservekutularmı - süttozlarmı soyalarını sa-
lemlerini - kısırlıkhaplarmı madalyalarını tasmalarını -
bayraklarını bayrakyırtmalarını sövmelerini - anamıza
bacımıza çocuğumuza - en çok önem verdiğimiz şeyle-
rimize - üretimorganlarını ve tüketimartıklarım kullana-
rak - tanrının ve isa'nın ve bizimkilerin izniyle - atlarını
seyislerini çombelerini - tıraşlarını ve dişlerini getirip bı-
raktılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - son-
ra güzel güzel anlaşmaları - sonra güzel güzel sözleş-
meleri - sonra güzel güzel paylaşmaları - asılmış-
ların ve asılacakların izniyle - vedurmadan durmadan
baltazar bayramlarını - sonra güzel güzel savaş uçakla-
rını - radarları rampaları atombombalarmı - denizaltı de-
nizüstü birşeylerini - bilinçaltı bilinçüstü herşeylerini -
piekslerini bitekslerini bitpazarlarını - eroinlerini kokain-
lerini getirip bıraktılar - hergün hergün yeniden getirip
bıraktılar-
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve sonra çekilip gitmediler gemilerine
ve artık okadar çok şey getirdiler ki
ve artık okadar çok şey getirdiler ki
ve artık okadar çok şey getirdiler ki
bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde
acılar ey acılar
işsizlik acısı
özgürlük acısı
bağımsızlık acısı ey
ve ey mızmız acılara direnmenin yoksul kahramanlığı
ey hergün ölüm
ey hergün ölüm
toplanın
birleşin
bir olun
acıların şâhı gibi gelin üstüme
gelin
ve bitsin şu iş
seninle gelecek - çâre yok
seninle bu tatlılık ey büyük acı
gök incir nasıl ballanırsa acılardan
acı koruk nasıl bulursa balların en sarhoşunu
o işte o!
gel benim darmadağın direncim
gücüm
emeğim
çilem gel
gel benim büyük acım
gel ve bitir şu işi!
kalaylardan mı gelirsin bolivya'lardan
rio'nun favelalarmdan mı
ispanya'dan mı viyetnam'dan mı
zonguldak kömürlerinden mi gelirsin
çukurova'lardan mı
yellerle mi gelirsin ateşlerle mi
uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı
gel işte gel gayrı
gel
gel
gel de bitir şu işi
elbet bir bildiği var bu çocukların
kolay değil öyle genç ölmek
yeşil bir yaprak gibi yüreği
koparıp ateşe atmak
pek öyle kolay değil
hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey
her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da
yalnız bir bahar çiçeklenir
a benim gülüm!
elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi
[yüzümün
yaşamak
bir köpek gibi tekmelenerek
yaşamak
öpülüp okşanıp kaldırılarak
ne donkarlosun domuz ahırı
ne senatör makdoların oda uşağı
ne de hacıfışfışın kurban etidir
demokrasi
demokrasi denilen o haspanın - a benim gülüm
lordlar kamarasına açılmaz kapısı
beşikteki bebeler bile biliyor bunu artık
biliyor ve unutmuyorlar
insan kanıyla işlediğini
o teksas tipi demokrasinin
elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi
[yüzümün
elbet kolay değil öyle genç ölmek
kore bir kan lekesidir
akşamlarımızda sızlayan
bir kopuk koldur hiroşima
uçaklar geçtikçe çırpınan
orda
uzakdoğu'da
gencecik yürekler gibi seğrîşir her bahar
barış güvercinleri hiroşima çocuklarının
burda
benim ülkemde
titreşip durur yeni barış güvercinleri
insan karıştırıyor bazan
ölmek mi yaşamak
yoksa yaşamak mı ölmek
bir karanfil takmak yakaya
belki de bir orkide
bir baloya gitmek
gitmemek
bir kumar partisi belki de
onlarca hep birdir a benim gülüm
onlarca hep aynı değerde
afrika'da kaplan ve zenci avıyla
bir atom savaşı ve toptan ölüm
çocuklar büyümesin
büyümesin
tomurcuklar açmasın
açmasın
ve sularca akmasın o en güzel şey
yaşlılar yaşamasın
yaşamasın
ocaklar tütmesin
tütmesin
ve yuvalar, gülüm benim
gülmesin gülmesin
çapraz iki çizgi ak bulutlara
gâvur gözlü kargaları emperyalizmin
amerikan bitpazarlarında
dünya bir genişleyip alabildiğine
daralıyor birden eliçi kadar
ve dolar
madalyalı bir yular gibi geçmiş boyunlarına
ne güvercinin göğsündeki gökkuşağını görür gözleri
ne karakarıncanın güneşe günaydınını
ne de sevişir gibi işlemenin güzelliği titretir yüreklerini
kongo bir açık bonodur
belçikalı banker brodel'in kasasında
ve mister gülbenkyan'ın purosunda
enfes bir tütündür havana
duymazlar çeliğin mavi kahkahasını
tomurcukta çatlayan gücü görmezler gülüm
satarlar bir akşam içkisine
o cânım ülkelerin
narçiçeği yarınlarını
satarlar gülüm
memedi memede vurdurup memedin tarla sınırında
memedin karahaberini satarlar memedin memedine
ve karagün
- hangi karagün? -
gelip çatınca davul davul
yavruyu memeden koparır gibi
koparırlar işleyen elleri işlerinden
sokarlar ateşten ateşe gülüm
soygun düzeninde göbek atarlar
ne sevinç
ne kıvanç
ne güven
bize onlardan kalan
bir avuç yorgun umut
zincirde bir vatan
ve kanrevan türkülerdir
İncecik boyunlu kıraç karpuzu
dışı yeşil yeşil
içi kırmızı
yuvarlana yuvarlana geçer bulutlar
meler yanık yanık bağlı bir kuzu
nah şuramda koskocaman dağ benim
nah şuramda ipincecik bir sızı
ceylanları ceylan gibi çizmem ben
çizersem hilâl boyunlu
çiçekleri çiçek gibi çizmem ben
çizersem nakış nakış
akarım ince ince de olurum nehir nehir
kavgaları kavga gibi çizmem ben
çizersem türkü türkü
yazmışlar benim için kocaman kitaplara
dışı yeşil yeşil de
içi kırmızı
neylerim ben kitapları kocaman kitapları
efendim okusun benim, canım efendim
o kuştüyü salonlarda, canım efendim
okusun da büyüsün benim efendim
okusun da biliversin aklımdan geçenleri
ben işte hep böyle azgelişmişim
yâni ben çünkü evet azgelişmişim
evet çünkü hayır fakat ben işte azgelişmişim
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş
cephelerde mapuslarda aslanım aman
kıtlıklarda kıyımlarda kurbanım aman
seçimlerde sayımlarda ben varım aman
kerpiçlerde küllüklerde hayranım aman
şenliklerde şölenlerde ben yokum aman
ben işte hernedense azgelişmişim
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş
demiri de kömürü de sökerim aman
buğdayı da pirinci de ekerim aman
çilem budur benim işte çekerim aman
evet çünkü hayhay fakat ben işte azgelişmişim
yâni ben çünkü evet hayır fakat azgelişmişim
ölüm kalım kıtlık kıyım ben varım aman
bayramlarda seyranlarda ben yokum aman
soygunlara vurgunlara hayranım aman
vatan millet allah patron kurbanım aman
kalabalık ve karanlık türküyüm aman
benim için demişler ki kocaman kitaplarda
dışı yeşil yeşil de
içi kırmızı
neylerim ben kitapları kocaman kitapları
efendim okusun benim, cânım efendim
okusun da biliversin aklımdan geçenleri
okusun da açıversin gözünün şafağını
turnalar çizeyim gurbetlerime
ağıtlar düzeyim yiğitlerime
kelepçeler vurulsun bileklerime
okusun da büyüsün benim efendim
yumuşacık salonlarda cânım efendim
ve der ki şakıyan kuş
yarılan nar
deliren ateş
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu
uşak matti seyretmez de breht'i
efendisi puntila'sı seyreder
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu
volga mahkûmları'na mahkûmlar değil
aristokrat salonlarda efendiler içlenir
damarı pir sultan damarı
damarı robson damarı
gelir uğul uğul yeraltı nehirlerinden
gelir ve bulur yüreğimizi
damarı kavga damarı
bu ne biçim düzen hey bekleroğlu
öfkesi sesinden büyük
sesi ününden kocaman ruhi su'yu
şu benim her dalı bin dert açan çıra-çakmak ülkemde
şu benim yürekleri çıra-çakmak tutuşanlarım değil
istanbul
sosyetesi
alkışlar
'gelin canlar bir olalım
tevekkel tu taalâllah'
vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım
Ay doğar bedir bedir
yel eser ılgıt ılgıt
sırıtır sıram sıram elkapıları
elkapıları da kölelik kapıları
kul olur yiğit
ay doğar hilâl hilâl
gün doğar devrim devrim
sırıtır sıram sıram elkapıları
elkapıları da kölelik kapıları
kurtulur yiğit
yeşili çin'den gelir bu kahkahanın
kırmızısı afrika'lardan
ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu
yaşamak yaşamak
gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların
gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu
yaşamak gibi güzel
süzüp süzüp güneşi bereketlerden
çin'den hindistan'dan amerika'dan
taze bir kan gibi dolaşırız biz de bu yeryüzünü
vatan topraksa eğer
ormansa nehirse mâdense vatan
işçiyse köylüyse aydınsa vatan
yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan
sevmeyi yenibaştan
alkışı yenibaştan
bir hesabı vardır bunun sorulur
bu hesabı soracaklar bulunur
akgün karagünden öcünü alır birgün
ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen
ürker bu yağma saltanatın
o kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin
güneş renkli ilk çığlığından
lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu
marks'lar mao'lar mevlâna'lar
mustafa kemaller olur hey bekleroğlu
galile'ler gagarin'ler adsız ustalar
ve sen olursun işte hey bekleroğlu
kıtlıklarda
kıranlarda
kurtuluşlarda
uyan ey köşem bucağım
kırıkkolum iğriboynum sağırkapım dilsizim
vaktidir direnmenin
vaktidir şimdi
karalasın göbeğinde güzel gün
karalasın göbeğinde mutluluk
karataş çatladıçatlıyacak
proton -1
mariner - 4
anamın aksütü gibi biliyorum ki
aynı kafadan doğma
aynı ellerden çıkmadır
ve aynı amaçlarla dönmeseler de uzayda
anamın aksütü gibi biliyorum ki
bir mariner işçisi de özlemektedir
[barışı
en az bir proton işçisinin sevdiği
[kadar
Silâh ve şarkı
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim
sesimde benim
iki yumruk gibi yanyana dövüşüyorlar
spartaküslerle viyetkonglar
yüreğimde benim
ette bıçak gibi yatıyor
yarım kalan şarkıları yiğitlerimin
öfkemde benim
çok dallı bir ağaçtır özlemek
doymadan gidenlerimin gözbebeklerinden
yürüdüm üstüne üstüne bunca yıl
geçtim dikenlitellerini yasakların bir bir
tavında demir
tavında toprak
ve tavında yürek gibi kabarık
ve alıngan
dokundum ateşli kabuğuna güzelin
iyinin
gerçeğin
soyundum kötülüklerden çırçıplak
dünyanın tepesinde bir avuç hışır
karga kanat çırpsa uykuları karışır
yağmalanmış emeklerden gelir soylulukları
yağmalanmış özgürlüklerden
dinleri imanları vurgun kelepir
toprağın memeleri
altun ışıltılı kumları kıyıların
emeğin çiçekleri
hep onlar için
hep onlar için takvimlerin mutlu günleri
içimizin karanlığı
soframızın öksüzlüğü
hiç gülmemesi yüzlerimizin
hep onlar için
adları morgan da osman da filân da olsa
isacı da olsalar muhammetçi de
iki dallas domuzu gibi benzerler birbirlerine
karagünler için kaldırırlar kadehlerini
adanalı bir toprak ağasıyla
detroit'li bir otomobil fabrikatörü
dünyanın tepesinde bir avuç hışır
dinleri imanları vurgun kelepir
şarkılarda bile istemezler güzel günleri
ve bacakları çörçil zaferi çizerken havalarda musolini'nin
öter faşizm düdücükleri
yanki go hom çaçaca
maydarling amerika
maydarling amerika
Bir oğlum olacak adı temmuz
uykusuz
korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden proleter
bir oğlum olacak adı temmuz
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladıçatlıyacak
bende bitmeyen kavga
onda yeniden başlıyacak
bir oğlum olacak adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun
ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin
temmuz gibi sıcak ve bereketli
temmuz gibi uçsuzbucaksız
bir oğlum olacak adı temmuz
dilinde en güzel sesi türkçemin
kulağı en yiğit şarkılarla delik
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı
vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlıyacak
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şef-
[talisine
ay'dan kendi sesini dinliyecek
vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle
ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın
iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm
dağlarda silâh atmayı sevdim
ben ki silâh taşıdım gizli gizli
dünyanın bütün devrimlerine
boşuna dönmüyor bu rotatifler
boşuna bağırmıyor bu kara
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı
anamın aksütü gibi biliyorum ki
doyumsuz günlere doğacak temmuz
doyumsuz günler görecek
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz
ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler
[gibi günler
ama mutlaka
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde barış
karataş çatladıçatlıyacak
ben direndim yorulmadım
o yorulup yıkılmıyacak
vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım
geçin sıcak ırmakları kuşlarım
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım
ankara/temmuz 1965
Hasan Hüseyin
PATİ[email protected]
HARAMİ[email protected]
dinlendirme.huzur,özgürlük iyiki varlar
kendimi bulabildiğim tek şey olarak görüyorum
grup kızılırmak bence berrak bisesi temiz bi kalbi ve unutulmamışlıgı anlatıyor
devrime olan inancım kaybolduğu an seslerinden kendime geldiğim grup.devrimciliğin olanca ateşi,inanç,ve yarınlar umudunu içinde barındıran bütünleştirici etkisi olan yoldaşlar topluluğu
genç devrimcilerin sesini tüm millete ve tüm devrimcilere haykırıyo
Bana göre grup kızılırmak devrimci gençliğin sesi
gurup kızılırmak bir çığlıktır
o ırmağın içinde saklanan tüm ağrıların ve sancıların ezilenin mazlumun isyanın dışa vurumu bir alın terinin hakkıdır
gurup kızılırmak halkın savaşıdır
grup kızılırmak adıyamana giderken kaza yaptığı zaman,bestelediği türkü: adıyaman türküsü
Tankların önünden bir dağ düşse toprağa,
Çoğalır toprakta dağlara gülen yürek.
Dağlarda sokakta fabrikada tarlada;
Halkız biz yeniden doğarız ölümlerde...
KIZILIRMAK HALKTIR; YAŞAMDIR YAŞAMAKTIR,ÖZGÜRLÜKTÜR...
EREN ÖZMEN
Kızılırmak benim için çok önemli.Kızılırmak sevgi demek,emek demek,hayat demek ve en önemlisi umut demek.Hiç sıkılmadan ve hergün dinlediğim tek grup.Tabi İlkay Akkaya'nın sesi de süper onu çok seviyorum
devrime olan inancın yitmediğini.bir gün kızılbayrakların meydanlarda boy göstereceğini,adaletin,gerçeğin,devrimci gençliğin bir ışığıdır kızılırmak.
Kızılırmak bana hala bir umut olduğunu çağrıştırıyor.
YALNIZ DEĞİLİZ.
pöhh hiç ama hiç tarzım diil içimi bayıyo....
sınırlama yapmak istemiyorum ama,tutkuyla dinlediğim ve kente geldiği sürece konserlerini kaçırmamaya çalıştığım grup. emek,yürek ve cesaretin simgesi,vazgeçilmezim...
Ah Sensiz
Güneş küsmüş şavkımıyor ah sensiz
Zerdali güzeli gözlerinle bak bana
Keder eş oldu yenemiyorum ah sensiz
Baldan tatlı sözlerinle gül bana
Diken sarmış güllerimi deremiyorum
Gülden nazik ellerini uzat bana
Hasret yanar gecelerim ah sensiz
Davran gülüm esen yel ol gel bana
birkaç en iyi gruptan biri. ilkay akkaya ile birlikte bütünleşen ve büyüyen güzelbir grup. insanların gönlüne akan nehir o güzel müzikleriyle. bu şekilde ve bu yoldan akmaya devam edin. başarılar... tuncay...
mükemmel ve eskimeyen müzik...
Grup kızılırmak....yüreğimin sesidir..sevdadır..umuttur..haykırışım yoldaşımdır..sessizliğimi bozan tebessümdür...yüreklerine sağlık...dinlemekten asla vazgeçmeyeceğim gruptur...
30 kasım da Nazım Hikmet K.M de olacaklar,Tuncay Akdoğan'ı anmak için....
KALİTELİ VE HALKINA DUYARLI MÜZİK ANLAYIŞI OLAN BİR GRUP.
grup yorumsu.