Kültür Sanat Edebiyat Şiir

göçebe sizce ne demek, göçebe size neyi çağrıştırıyor?

göçebe terimi Duygu Oztek tarafından tarihinde eklendi

  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,


  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas

    derken, bir varmış bir yokmuş…,
    konuşmaya başladığında söyleyebildiği
    ilk kelime üç harfli ve tek heceli,
    kendi adıymış…,
    biri kırmızı biri de mavi pabuçları varmış,
    dur durak nedir bilmeden,
    büyüklerin aklının bile alamayacağı kadar
    kocaman dünyasında
    ayak basmadık yer bırakmayan,
    okyanus gözlü bir çocuk yaşarmış,
    afacan ve toprak kokulu,
    adı; aşk…,

    ve üstadım,
    alsancak gar camii imamı turcanı bilirsin,
    şimdi kavruluyormuş od/d/a aşktan,
    ki oysa aşkın nâr/ı cehennem olduğu,
    insanlık tarihi kadar eski bir yalandır,

    evrenin görüp göreceği en büyük
    ve tek aşk-ı hakikî olan,
    yaradanla son elçisinin aşkı,
    /k/s/avruk değildir…,
    başa taç, yürek bezeyen ve
    gönle sultandır; aşk,

    kimi duygular vardır,
    aşkımtırak ve dünya metası,
    gelir, geçer, yaşanır, tükenir ve biter,
    tek tük aşklar da vardır ki,
    varı yoğu baştan ayağa hasret,
    ve ışıltılı ilham,
    ve efsunlarla gelen muhabbettir…,
    bütün berheva olacakların üzerinden
    aşkın olan ve ebediyete kavuşacak aşklar
    bunlardır; selam olsun sana ey ölümsüz
    ve asrî aşk…,

    bu arada; hay/hak karagözüm deyip,
    esma/ül hüsnadan iki güzel ismi anarak
    seslendiğinde hacivat arkadaşına,
    güya karagöz de nasıl arifane
    her sözü çağrışımla anlıyorsa,
    işte öyleyiz biz de,
    kendimizden gurbete düştüğümüzdeki,
    her ayrılıkta ve
    aşk; söyle hayata,
    bir gölge oyunundan fazlası değilsin…,

    ki azizim;
    sen benim boş zamanlarımdın dediğin
    ve ben de mesai saatlerimdin dediğim
    günden beri yarım yamalak, kör topal
    bir yaşam kayıp gidiyor avuçlarımızdan,
    el yordamıyla geçiyor günlerimiz anlasana,

    ah dünya, nasıl bir rüya bu…
    her gün gördüğümüz,
    yeniden yaşamak dediğin...
    anadan üryan bir yalan gibi serildi aramıza
    nicedir yeryüzü örtüsü...

    salıncağını duaları arasında çoktan unutmuş,
    boşluktaki çocukluğuna bön bön kavuşamayan,
    bir üvey üveyik gibi,
    en mahrem yerleri açıkta kalmış bir maymun gibi,
    avcumuzdan geçen yaşam çizgisinin,
    üstüne savruldu alın yazısı harflerinin külü,
    duydun mu, yönsüzüz...
    kendi ömürlerimizin sahte medyumuyuz,

    ah dostum,
    kaldır yüzündeki küflü tebessümü...
    ki ben gözümü açtığım her sabah
    cam küreme bir yaşam ekleyerek
    eksiliyorum, ey hayat senden...

  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas

    ve sonra,
    katmer katmer bezedim muhabbetle,
    bu dünyanın sevgisizlikten bütün bütün
    çöle ve küle dönmüş üstünü ki;
    beyhude yaşlanmasın insanlar göz göre göre,
    kalmasın gözleri fersiz ve,
    kan damlasın benizlerinden,
    henüz göçmüş değilken
    fena aleminden,

    o elips nazarlı zarif kızçeler
    ve arslan pençeli delikanlılar,
    kavruk nesil ana/babalarının enkaz genlerini
    ıslah ettikçe, muhabbetin uğramadığı
    tek kuş uçmaz kervan geçmez ücrası
    kalmayışını görmek istedim yeryüzünün,
    dünya gözüyle,

  • Fatma Sena Gündüz
    Fatma Sena Gündüz

    atalardan gelen birşey sanırım
    maksimum 9 ayda ev değişştirmek
    tam alıştım derken
    yeni bi yer
    ya da
    bi işe yaramamazlıktan

  • Ayşegül Karanfil
    Ayşegül Karanfil

    eski erkek arkadaşım...

  • Ahmet Atmaca
    Ahmet Atmaca

    Bir yerden başka bir yere giden veya yerleşen kişi yada topluluk,

  • Fildişi Kule
    Fildişi Kule

    hamsun'un okunası romanı..

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu

    hayvancilikla gecimlerini saglayan ve bu tercihlerinden dolayi hayvanlarin otlamasi, degisen iklim sartlarinda rahat edebilmeleri icin, mevsimlere göre devamli hareket halinde olan insan toplulugu..

    yörükler,
    tuarekler,

    bunlara benzemese de yerlesik hayata gecmeme ortak noktasinda bulusan çingeneler...