Istese de cok uzagina gidemiyor insan kendisinin Hangi trene binse,icindeki bir adrese variyor sonunda Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor Hangi denize acilsa, yine kendi kiyilarinda buluyor kendini…. B.E
... ne kadar kolay...öylece susup...ardına bakmadan...bakamadan...ağlamadan...ağlayamadan...güçsüzler gibi güçlü görünmek adına...bildiğin her acı kelimeyi kalbine saklayıp bir hançer gibi...bilinmesini istemeden...çaresizce kaçar gibi...gördüğün masum yüzlerin ardında olanı bilip bir hüsn-ü zanna inadına sarılır gibi...kanayan gözlerinle inadına gülmek gibi...kolay işte ne kadar kolay...ölmek gibi...bileklerine çizdiğin isyan gibi...susmak gibi...
yaşama sevincinin tükenip, avuçlarının arasından kayıp yitişini seyrettiğin yokoluşundur... ellerin açık, gözlerin, parmaklarının arasından kan gibi süzülen hayallerine bakakalır. tutmak için sıksan da avuçlarını ne çare.. aralarından sızıp gider parmaklarının. tekrar açtıgında ise sadece ellerinin dokusu arasında kalan kırmızılıkları görürsün...
hakedilmemiş yalnızlıklarında kaybolup gitmek için uzanır adımların, ellerini göğsüne silersin temizlemek adına, göğsünden tüm bedenine işler acısı... cam kırıklarına basarak yürürsün. her adım biraz daha acıtır etini, biraz daha kanatır içini. hani erguvanlar dökülmüştü yollara...
baharlarda gelse misk-i amber,hazanlarda düşse hüzne gebe,buz gibi insanlarda dolaşsa gönül çephelerinde gri bulutlar gibi,cehennem sıçağıda esse kızıl alevler gibi,mutlak bir bitiş varya,bir bitiş,işte kalanlarda var ondan arta...her kalan farklıdır insan yüreğinde,kimine gülümsersin,için ayaklanır heyecanından,kimine gözyaşların vardır buz tuttu tutacak,kiminin gözlerinde akar gözyaşların,kimi yüzünde gülümser... hatırlamak varya hatırlamak..! ! hani 'ne olursa olsun' denirya,sanırım ne olursa olsun kalan bir seda dır arkaya.... gelişler gitmeler içindir,giden olmazsa gelen olmazmış derler,ama hiç düşünmezler mi; giden gitmişse,gelen 'o' mudur..!
zor fakat bunu gerektırıyorsa acı...o gıder sen arkasından sadece bakarsın...elınden bır sey gelmez..elın kolun baglıdır...sonunda gıtmek vardır bunu bıle bıle, yuregını dele dele....
herşeyi umarsızca arkana bırakarak çekip gitmek gitmek yanına sadece anılarını alarak gitmek kaçmak uzaklaşmak herşeyden ve herkezden SUÇ SADECE GİDENDEMİ, GERİDE KALANLARIN HİÇ SUÇU YOKMU! ! ! ? ? ? SUÇ SADECE BENDEMİ, SENİN VEYA SİZLERİN HİÇ SUÇU YOK MU! ! ! ? ? ? GİTTİM GİDİYORUM AMA AŞKINA, AŞKIMA HER ZAMAN SADIK KALDIM...
sevdiği insan için 10 Mart 2006 da doğup büyüdüğü şehri terk eden bir genç kızın kaleminden dökülenlerden bir kesit...
bu hiç olmadı kedicik. hiç olmadı. şimdi bizim kuzenden öğrendimki her şeyi bırakıp gitmişsin. nerdesin,seni böyle kim kırdı,incitti. kedi ben seni 9 canlı dayanıklı biri sanırdım.
Habersiz çekip gitmek...Aslında bu tür eylemler karşımızdaki kişiye, ne derece değer verdiğimizi gösteriyor...Kırılmanın, üzülmenin anlamı yok...Giden gidiyor...
Şimdi sen boş boş oturup, beyninde takıntıya yol açanları düşünmektesindir… Yanağına elin dayalı sıkılmaktasındır… Ya da gazeteyi almış tersyüz etmektesindir sıkıntıyla… Haklısın… Evet haklısın…Gitmeli buralardan…Gitmeli! ...Denizin betonlar içine sıkıştırılmadığı yerlere gitmeli…Gökyüzünün sokak aralıklarına bölünmediği… 'Kesintisiz Gökyüzü Diyarlarına' gitmeli… Küçük bir çantayla, her şeyi evde unutarak, kısa dönemli mülksüzleşerek, hafifleyerek denize inmeli… Sabaha karşı bir gün bir arabaya atlayıp, hızla yola çıkmalı…Dağ yollarında çeşmelerde durup suları dirseklerden akıtmalı, boynu ıslatmalı, ıslak ıslak rüzgârda durmalı.. İlk kır kahvesi, bir yolculuk sürprizi olarak, civarın en güzel kahvaltısını hazırlayan yer olmalı… Domates güneşi kızıl yansıtırken, salatalıklar insanin içini genişleten kokusuyla kıtırdarken, tepemizdeki ağaçtan yapraklar düşmeli tahta masaya… Şehrin naylonlu ekmeklerinden değil, kol içi gibi beyaz ve yumuşak ekmeklerden getirmeli bir yaşlı, güleç kadın durmadan… Yumurtanın sarısı gün batımının şekerrengi gibi aniden ortaya çıkıvermeli… Cemal Süreyya’nın dediği gibi… 'Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı'…Sonra kekikli yollardan, dikenlerin üzerinde cırcır böceklerinin uyuklatan seslerinden geçmeli… Tuhaf tabelalara, komik kamyon arkası yazılarına gülünmeli… Gevşek gevşek yol alınmalı… Yol su gibi akmalı, şehir üstümüzden başımızdan su gibi akmalı...Akıta akıta iyice temizlenince beyaz boyalı bir pansiyona varmalı...Sabun kokmalı çarşaflar…Her şeyi öylece bırakıp, plansız programsız denize 'cup! ' diye dalmalı…Cup! ..Denizin altına bakmalı…Denizin dibinde güler misin sen? ... Balıklar yanağımızdan geçince, yosunlar ayaklarımızı gıdıklayınca veya aklımıza şimdi şehirde olmadığımız, tam burada olduğumuz gelince... Gülümseyelim. Gönülden, içten gülümseyelim... Sanki denizin dibinde yaşıyormuşsunuz gibi oluyor, bunu denemek ve yaşamak lazım… Bir de şöyle tam dipteyken yüzümüzü suyun yüzüne döndürmeli… Denizin dibinden güneşe baktın mı sen hiç? .. İnsan gümüşbalığı gibi oluyor, nedense… Pansiyon sahibi akşama ahtapot salatasıyla, zeytinyağlı iç bakla yapmalı… Sarımsaklı yoğurdun üzerine, neşe olsun diye iki damla zeytinyağı dökmeli… Nereden bulmuşsa sakız rakısı almış olmalı... Ama sana yasak, sadece ben içeceğim… Çam kokmalı içimiz… Orman gibi bir şey olmalıyız… Eski bir radyo açık olmalı... Müzeyyen Senar 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına“ şarkısını söylemeli… Bütün sevdiğimiz şarkılar art arda gelmeli, ayıkken asla anlatamayacağımız o büyük coşkulu hüzün basmalı göğsümüze… Ve sımsıkı sarılmalıyız… Bir anlık vuslat, bir ömre bedel sevenler için… İki satır bir yere not almak gelmeli içimizden… Sanki peçeteye bir şeyler karalarsak bugünü hep elimizde tutabilecekmişiz gibi… Öyle tuhaf bir şey yani… Yatağa tüy gibi düşmeliyiz sonra… Uyuduğunu bilmemelisin… Rüyana balıklar girmemeli; sen rüyanda kendini bir balık olarak görmelisin… Bir tombul balığa arkadaş olmak için... Ertesi gün daha kim bilir neler yapılacak? .. Uyurken sanki bu yüzden acele edilir… Uyandığında ise bir an durursun, kalkmadan önce, denizin sesini dinlersin… 'Buradayım' dersin… 'Tam burada! “ öyle kendi kendine gülersin… Belki yanındaki yastıkta yatana, bir günaydın öpücüğü kondurursun… Kendini ve onu yeni güne hazırlarsın...Yaa! İşte böyle… Varmısın? … Böyle bir keyfe, yaşam sona ermeden varmısın? … Balıkların ömrü kısa olur, bunu unutma… Ve ben bugün varsam, yarın yokum…
en kolayı belki, belki de en zoru......
Bazılarının çok istese de yapamayacağı şey.
giden gider kalan kalakalır:D
gitsem beni kim özler....
en kolayı...
Istese de cok uzagina gidemiyor insan kendisinin
Hangi trene binse,icindeki bir adrese variyor sonunda
Hangi rüzgara tutunsa kendine savruluyor
Hangi denize acilsa, yine kendi kiyilarinda buluyor kendini….
B.E
gitmek. o kaos duygusu,aklın
sarsıntılarla yorgun düsüsü
bilincin karmasası belki de
rehin bırakılacak bir sey yok
unuttuklarından baska
...
ne kadar kolay...öylece susup...ardına bakmadan...bakamadan...ağlamadan...ağlayamadan...güçsüzler gibi güçlü görünmek adına...bildiğin her acı kelimeyi kalbine saklayıp bir hançer gibi...bilinmesini istemeden...çaresizce kaçar gibi...gördüğün masum yüzlerin ardında olanı bilip bir hüsn-ü zanna inadına sarılır gibi...kanayan gözlerinle inadına gülmek gibi...kolay işte ne kadar kolay...ölmek gibi...bileklerine çizdiğin isyan gibi...susmak gibi...
yaşama sevincinin tükenip, avuçlarının arasından kayıp yitişini seyrettiğin yokoluşundur... ellerin açık, gözlerin, parmaklarının arasından kan gibi süzülen hayallerine bakakalır. tutmak için sıksan da avuçlarını ne çare.. aralarından sızıp gider parmaklarının. tekrar açtıgında ise sadece ellerinin dokusu arasında kalan kırmızılıkları görürsün...
hakedilmemiş yalnızlıklarında kaybolup gitmek için uzanır adımların, ellerini göğsüne silersin temizlemek adına, göğsünden tüm bedenine işler acısı... cam kırıklarına basarak yürürsün. her adım biraz daha acıtır etini, biraz daha kanatır içini. hani erguvanlar dökülmüştü yollara...
Yapamadigim...
sevmesem öyle kolay çekip GİTMEK yaralı bir kuş gibi...sevmesem...
herkes duygusala bağlanmış hadi hayırlısı bakalım:D
gidişim......
yürekten değil zorunluluktandı sevdiceğim
kalsam..........
acılarım okunurdu gözlerimden besbelli
gittim........
çünkü acılarımı yalnız yaşamalıydım sevdiceğim
çünkü............
aşkımızın bileti tek kişilikti,
aşk denilen yük sadece benimdi
baharlarda gelse misk-i amber,hazanlarda düşse hüzne gebe,buz gibi insanlarda dolaşsa gönül çephelerinde gri bulutlar gibi,cehennem sıçağıda esse kızıl alevler gibi,mutlak bir bitiş varya,bir bitiş,işte kalanlarda var ondan arta...her kalan farklıdır insan yüreğinde,kimine gülümsersin,için ayaklanır heyecanından,kimine gözyaşların vardır buz tuttu tutacak,kiminin gözlerinde akar gözyaşların,kimi yüzünde gülümser...
hatırlamak varya hatırlamak..! ! hani 'ne olursa olsun' denirya,sanırım ne olursa olsun kalan bir seda dır arkaya....
gelişler gitmeler içindir,giden olmazsa gelen olmazmış derler,ama hiç düşünmezler mi;
giden gitmişse,gelen 'o' mudur..!
zor fakat bunu gerektırıyorsa acı...o gıder sen arkasından sadece bakarsın...elınden bır sey gelmez..elın kolun baglıdır...sonunda gıtmek vardır bunu bıle bıle, yuregını dele dele....
''''kimdi giden kimdi kalan giden mi suçluydu herzaman.! '''m.mungan
dur(!)
gitme(!)
beni böyle öldürme(!)
gitmek,
gözlerinde gitmek sürgüne
yatmak,
gözlerinde yatmak zindanı
gözlerin hani...?
kalmanın zıddıdır. gitmek: severim.
herşeyi umarsızca arkana bırakarak çekip gitmek
gitmek yanına sadece anılarını alarak gitmek
kaçmak uzaklaşmak herşeyden ve herkezden
SUÇ SADECE GİDENDEMİ, GERİDE KALANLARIN HİÇ SUÇU YOKMU! ! ! ? ? ?
SUÇ SADECE BENDEMİ, SENİN VEYA SİZLERİN HİÇ SUÇU YOK MU! ! ! ? ? ?
GİTTİM GİDİYORUM AMA AŞKINA, AŞKIMA HER ZAMAN SADIK KALDIM...
sevdiği insan için 10 Mart 2006 da doğup büyüdüğü şehri terk eden bir genç kızın kaleminden dökülenlerden bir kesit...
giden gitmiştir.
gittiği an bitmiştir.
giden kar iz manlenleri kaybetmemiş.
güneş doğduğunda bilmiştir.
bu hiç olmadı kedicik. hiç olmadı.
şimdi bizim kuzenden öğrendimki her şeyi bırakıp gitmişsin.
nerdesin,seni böyle kim kırdı,incitti.
kedi ben seni 9 canlı dayanıklı biri sanırdım.
Habersiz çekip gitmek...Aslında bu tür eylemler karşımızdaki kişiye, ne derece değer verdiğimizi gösteriyor...Kırılmanın, üzülmenin anlamı yok...Giden gidiyor...
Şimdi sen boş boş oturup, beyninde takıntıya yol açanları düşünmektesindir… Yanağına elin dayalı sıkılmaktasındır… Ya da gazeteyi almış tersyüz etmektesindir sıkıntıyla… Haklısın… Evet haklısın…Gitmeli buralardan…Gitmeli! ...Denizin betonlar içine sıkıştırılmadığı yerlere gitmeli…Gökyüzünün sokak aralıklarına bölünmediği… 'Kesintisiz Gökyüzü Diyarlarına' gitmeli… Küçük bir çantayla, her şeyi evde unutarak, kısa dönemli mülksüzleşerek, hafifleyerek denize inmeli… Sabaha karşı bir gün bir arabaya atlayıp, hızla yola çıkmalı…Dağ yollarında çeşmelerde durup suları dirseklerden akıtmalı, boynu ıslatmalı, ıslak ıslak rüzgârda durmalı.. İlk kır kahvesi, bir yolculuk sürprizi olarak, civarın en güzel kahvaltısını hazırlayan yer olmalı… Domates güneşi kızıl yansıtırken, salatalıklar insanin içini genişleten kokusuyla kıtırdarken, tepemizdeki ağaçtan yapraklar düşmeli tahta masaya… Şehrin naylonlu ekmeklerinden değil, kol içi gibi beyaz ve yumuşak ekmeklerden getirmeli bir yaşlı, güleç kadın durmadan… Yumurtanın sarısı gün batımının şekerrengi gibi aniden ortaya çıkıvermeli… Cemal Süreyya’nın dediği gibi… 'Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı'…Sonra kekikli yollardan, dikenlerin üzerinde cırcır böceklerinin uyuklatan seslerinden geçmeli… Tuhaf tabelalara, komik kamyon arkası yazılarına gülünmeli… Gevşek gevşek yol alınmalı… Yol su gibi akmalı, şehir üstümüzden başımızdan su gibi akmalı...Akıta akıta iyice temizlenince beyaz boyalı bir pansiyona varmalı...Sabun kokmalı çarşaflar…Her şeyi öylece bırakıp, plansız programsız denize 'cup! ' diye dalmalı…Cup! ..Denizin altına bakmalı…Denizin dibinde güler misin sen? ... Balıklar yanağımızdan geçince, yosunlar ayaklarımızı gıdıklayınca veya aklımıza şimdi şehirde olmadığımız, tam burada olduğumuz gelince... Gülümseyelim. Gönülden, içten gülümseyelim... Sanki denizin dibinde yaşıyormuşsunuz gibi oluyor, bunu denemek ve yaşamak lazım… Bir de şöyle tam dipteyken yüzümüzü suyun yüzüne döndürmeli… Denizin dibinden güneşe baktın mı sen hiç? .. İnsan gümüşbalığı gibi oluyor, nedense… Pansiyon sahibi akşama ahtapot salatasıyla, zeytinyağlı iç bakla yapmalı… Sarımsaklı yoğurdun üzerine, neşe olsun diye iki damla zeytinyağı dökmeli… Nereden bulmuşsa sakız rakısı almış olmalı... Ama sana yasak, sadece ben içeceğim… Çam kokmalı içimiz… Orman gibi bir şey olmalıyız… Eski bir radyo açık olmalı... Müzeyyen Senar 'Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına“ şarkısını söylemeli… Bütün sevdiğimiz şarkılar art arda gelmeli, ayıkken asla anlatamayacağımız o büyük coşkulu hüzün basmalı göğsümüze… Ve sımsıkı sarılmalıyız… Bir anlık vuslat, bir ömre bedel sevenler için… İki satır bir yere not almak gelmeli içimizden… Sanki peçeteye bir şeyler karalarsak bugünü hep elimizde tutabilecekmişiz gibi… Öyle tuhaf bir şey yani… Yatağa tüy gibi düşmeliyiz sonra… Uyuduğunu bilmemelisin… Rüyana balıklar girmemeli; sen rüyanda kendini bir balık olarak görmelisin… Bir tombul balığa arkadaş olmak için... Ertesi gün daha kim bilir neler yapılacak? .. Uyurken sanki bu yüzden acele edilir… Uyandığında ise bir an durursun, kalkmadan önce, denizin sesini dinlersin… 'Buradayım' dersin… 'Tam burada! “ öyle kendi kendine gülersin… Belki yanındaki yastıkta yatana, bir günaydın öpücüğü kondurursun… Kendini ve onu yeni güne hazırlarsın...Yaa! İşte böyle… Varmısın? … Böyle bir keyfe, yaşam sona ermeden varmısın? … Balıkların ömrü kısa olur, bunu unutma… Ve ben bugün varsam, yarın yokum…
ben gidiyorum değerli dostum...
kendine iyi bak,...görüşmek üzere...
seni bekleyene doğru...
kolaycılık............
Bilmediğimiz konularda yanlış konuşmaktansa,kendimize yapacağımız en büyük iyilik gidebilmeyi erdemden sayıp gitmek...
Bazen sessizdir gidişler, bazen de bağıra,ibağıra gidilir...Sonuç hep aynı..Giden ve kalan...
Beni vur...beni onlara verme
Külümü al uzak yollara savur
Dağılsın dağlara dağılsın, bu sevdamız
Ama sen ağlama dur
der şair...