aşka aşık, aşka tutkunsun ve çimenli tepeler kadar yumuşak nazarlıdır gözlerin senin…,
ve bezeli yüzün hicap nakışlarıyla…, yağmur sonrasında toprak nasıl tüterse, öyle bürür rabıtandaki aşka meftunu, halis çapalı ve elbistan bağırlı lisanın,
ki petek motifli bir bardak çay deminde kaynar senin, hay/dan ihsan yüreğin, mim; aşk…,
suflî meşgalelerden kurtarılıp, kabaran/çalkalanan konukluğuma sunulan, bu hal ile gördüm ki; geceden beridir süren, bereketli bir sabah yağmuru misalisin sen, kendini elbistan merkezli depremlerle, ansızın anımsatan, nurhak/ceyhan aşk…,
ömre bedel anlarımız olacaktır diye, mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik, soran bakışlarla…; anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası, hızır/ilyas sohbeti misali ve bir sahur vakti işte yine şimdi, ve bir yanda tan yeri, bir yanda saçlarım ağarıyor…, aziz hatıralarla yaşanan ve muhabbet bağları fasılasız, bir {/boş/enkaz/ ev} kadar, eş/siz; aşk…,
her daim huzurunda olduğumu bile bile, ah incitmediğim cihetini bırakmadım vefanın, ki insanca pek insancaydı sorarsan, alemlerin özeti olmanın temsil yüklüsünden beklenecek muhabbet…, nerdesin; mesafelerin buncasını aşamazdım girmeseydin kollarıma ve şimdi, koyma kendimi özlemek yoksunluğu içinde ah nola/yâr…,
raylı sistemin ve metronun hangi trenine binsem, ve gerek otursam gerekse ayakta kalsam sensiz, bindiğim vagon ya hüzün ya kahır taşıyor sessiz, hangi istasyonda ineceğimin bir önemi kalmıyor ve indiğim istasyonda iniyor, o kahır ve o hüzün de benimle…,
ki heves hırsızı dağılmış zihnim; ve/us/ us/lu dur aklım..., her gece saat yârimde, içimde bir çiçek silkelenir; turuncu gül polenleri, duyulabilen yegâne ses olan nefesimin sığındığı genzimi yakarak…,
o cin ali koşarak saatleri geri alır, ve kendine yalan söylemeyi sever, kızçelerin ip atladığı gibi bir rahatlıkla…, masal bulamacı işte;
her gece saat tam yârimde, bir şiir; cibinliğini çeker paravanın arkasında ve son dizesini yazmadan, kendine koşar yalın ayaklarıyla…,
ki yazgıları ortak ve bir noktaya bakan gözlerde, hani; karları erimeye yüz tutmuş bir korunun, ağaç dalları arasından süzülen o solgun gün ışığı hüzmesi altındaki, kamaşıklıkla, kırk yamalı paltosuna bürünmüş ve, yuva sıcaklığından geçmiş bir evsizin, bağrı yufkalığınca, üşümek ister dizeler…,
dilencilerle karıştırılır; ama dilencilerin çoğunun evi vardır..ben aksine daha gururlu olduklarını düşünürüm.göz teması kurmaz hiç konuşmaz öylece otururlar..
aşka aşık,
aşka tutkunsun ve
çimenli tepeler kadar
yumuşak nazarlıdır gözlerin senin…,
ve bezeli yüzün hicap nakışlarıyla…,
yağmur sonrasında toprak nasıl tüterse,
öyle bürür rabıtandaki aşka meftunu,
halis çapalı ve elbistan bağırlı lisanın,
ki petek motifli
bir bardak çay deminde kaynar senin,
hay/dan ihsan yüreğin, mim; aşk…,
suflî meşgalelerden kurtarılıp,
kabaran/çalkalanan konukluğuma sunulan,
bu hal ile gördüm ki;
geceden beridir süren,
bereketli bir sabah yağmuru misalisin sen,
kendini elbistan merkezli depremlerle,
ansızın anımsatan,
nurhak/ceyhan aşk…,
ömre bedel anlarımız olacaktır diye,
mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik,
soran bakışlarla…;
anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası,
hızır/ilyas sohbeti misali ve
bir sahur vakti işte yine şimdi,
ve bir yanda tan yeri,
bir yanda saçlarım ağarıyor…,
aziz hatıralarla yaşanan ve
muhabbet bağları fasılasız,
bir {/boş/enkaz/ ev} kadar,
eş/siz; aşk…,
her daim huzurunda olduğumu bile bile,
ah incitmediğim cihetini bırakmadım vefanın,
ki insanca pek insancaydı sorarsan,
alemlerin özeti olmanın temsil
yüklüsünden beklenecek muhabbet…,
nerdesin;
mesafelerin buncasını aşamazdım
girmeseydin kollarıma ve şimdi,
koyma kendimi özlemek yoksunluğu
içinde ah nola/yâr…,
raylı sistemin ve metronun hangi trenine binsem,
ve gerek otursam gerekse ayakta kalsam sensiz,
bindiğim vagon ya hüzün ya kahır taşıyor sessiz,
hangi istasyonda ineceğimin bir önemi kalmıyor
ve indiğim istasyonda iniyor,
o kahır ve o hüzün de benimle…,
ki heves hırsızı dağılmış zihnim;
ve/us/
us/lu dur aklım...,
her gece saat yârimde,
içimde bir çiçek silkelenir;
turuncu gül polenleri,
duyulabilen yegâne ses olan nefesimin
sığındığı genzimi yakarak…,
o cin ali koşarak saatleri geri alır,
ve kendine yalan söylemeyi sever,
kızçelerin ip atladığı gibi bir rahatlıkla…,
masal bulamacı işte;
her gece saat tam yârimde,
bir şiir;
cibinliğini çeker paravanın arkasında
ve son dizesini yazmadan,
kendine koşar yalın ayaklarıyla…,
ki yazgıları ortak ve bir noktaya bakan gözlerde,
hani; karları erimeye yüz tutmuş bir korunun,
ağaç dalları arasından süzülen
o solgun gün ışığı hüzmesi altındaki,
kamaşıklıkla,
kırk yamalı paltosuna bürünmüş ve,
yuva sıcaklığından geçmiş bir evsizin,
bağrı yufkalığınca,
üşümek ister dizeler…,
dilencilerle karıştırılır; ama dilencilerin çoğunun evi vardır..ben aksine daha gururlu olduklarını düşünürüm.göz teması kurmaz hiç konuşmaz öylece otururlar..
RuHuM...