dikkat!.. yüzey, zaten koşullu alan değil mi? yani yüzeye çıkan kök, artık varlığını kök olarak sürdürmesi mümkün değil. çünkü orası, yüzeyin hakimiyet alanıdır. yani içerde olanın yolu, “içerde” olmaktır. böylelikle dışarıda olan ya meyve ya da kabuktur.
ikinci sorun; devinim, zıtlıktan mı çıkar, zıtlığa mı erişir.
şunu biliyoruz: “ tavşana kaç, tazıya tut!” zayıf olan güçlüye yem oluyor. görünürde bu koşuşturma ilgi çekici değil; aksine bezdirici, hatta ürkütücü. ayrıca yaşamın “kaçan ve kovalayan” döngüsü, aynı koşulların farklı sonuçlar doğurması gerçekliği, yaşamın tekamül amaçlı olduğuna dair öğretiyle uyumlu değil. bu şu demektir: beslenerek değil, kaybederek, besleyerek ilerliyoruz ya da mümkün olmayanı isteme deneyimi de diyebiliriz.
ne yaman çelişki ! yaşıyoruz; farkında değilsek, farkında oluncaya kadar yaşayacağız.
yüzeyde görünen, güçlünün zayıfı yem yapması, kimyasal hatta atomik düzeyde dahi geçerli. maddenin atom altı düzeyde devinimi, sürekli güç (nitelik) kazanma hedeflidir. elektron alışverişleri, atom altı quark ayrışmaları, madde anti madde dönüşümü… bu doğrultuda işliyor.
bu devinim ‘yeterliyi’ bilmez; bildiğinde, model çöker, çözülür; diğeri oluşumlara yem olur.
yeryüzünün akıllı mamulü insan, ham maddesinin hakim özelliği güç perestlik olmasına rağmen, bağrındaki barış, sevgi, empati ve dayanışmanın da farkında. fakat bu farkındalığı sürekli nepotizme yem ediyor. kendi bedenini merkez aldığından bedeninin devamı bildiği yakınlarına özündeki vicdanı yansıtıyor. vicdanlar bu yüzden yaralıdır.
bütünsel vicdanın tek tük insanda görülmesi, güç perestliğin ne kadar başarılı olduğunu ayrı bir göstergesidir. toplumlar bu zararlı eğilimin narkozundan kurtulamıyor. yönetimler, bu eğilimi bir birleriyle savaşarak canlı tutuyor. yeryüzündeki ilkellik, güçten besleniyor. bu yüzden iyilik, içimizde kalıyor; yüzey iyiliklerin yer yüzünde çoğalmasına set çekip, kabuk oluyor.
dikkat!.. yüzey, zaten koşullu alan değil mi? yani yüzeye çıkan kök, artık varlığını kök olarak sürdürmesi mümkün değil. çünkü orası, yüzeyin hakimiyet alanıdır. yani içerde olanın yolu, “içerde” olmaktır. böylelikle dışarıda olan ya meyve ya da kabuktur.
ikinci sorun; devinim, zıtlıktan mı çıkar, zıtlığa mı erişir.
şunu biliyoruz: “ tavşana kaç, tazıya tut!” zayıf olan güçlüye yem oluyor. görünürde bu koşuşturma ilgi çekici değil; aksine bezdirici, hatta ürkütücü. ayrıca yaşamın “kaçan ve kovalayan” döngüsü, aynı koşulların farklı sonuçlar doğurması gerçekliği, yaşamın tekamül amaçlı olduğuna dair öğretiyle uyumlu değil. bu şu demektir: beslenerek değil, kaybederek, besleyerek ilerliyoruz ya da mümkün olmayanı isteme deneyimi de diyebiliriz.
ne yaman çelişki ! yaşıyoruz; farkında değilsek, farkında oluncaya kadar yaşayacağız.
yüzeyde görünen, güçlünün zayıfı yem yapması, kimyasal hatta atomik düzeyde dahi geçerli. maddenin atom altı düzeyde devinimi, sürekli güç (nitelik) kazanma hedeflidir. elektron alışverişleri, atom altı quark ayrışmaları, madde anti madde dönüşümü… bu doğrultuda işliyor.
bu devinim ‘yeterliyi’ bilmez; bildiğinde, model çöker, çözülür; diğeri oluşumlara yem olur.
yeryüzünün akıllı mamulü insan, ham maddesinin hakim özelliği güç perestlik olmasına rağmen, bağrındaki barış, sevgi, empati ve dayanışmanın da farkında. fakat bu farkındalığı sürekli nepotizme yem ediyor. kendi bedenini merkez aldığından bedeninin devamı bildiği yakınlarına özündeki vicdanı yansıtıyor. vicdanlar bu yüzden yaralıdır.
bütünsel vicdanın tek tük insanda görülmesi, güç perestliğin ne kadar başarılı olduğunu ayrı bir göstergesidir. toplumlar bu zararlı eğilimin narkozundan kurtulamıyor. yönetimler, bu eğilimi bir birleriyle savaşarak canlı tutuyor. yeryüzündeki ilkellik, güçten besleniyor. bu yüzden iyilik, içimizde kalıyor; yüzey iyiliklerin yer yüzünde çoğalmasına set çekip, kabuk oluyor.
hadi çık, işin içinden!
dikkat kendisini şair sanan birileri çıkabilir....
evet, bu yazı antoloji'nin girişine gayet yakışır....
=)
türkçeyi iyi bilmeyen bir kamyon şoförünün araba arkası yazısı olmalı.
türkçe bilen kamyon şoförü 'şair' yazarken bir tane 'i' kulanırdı