evet biliyorum, yaşam kızgın bir tavuskuşu aramızda, tüylerindeki gökkuşağını başımıza kakan,
ve öyleyse sizlerde duyun ulan, müstafiyim artık bu, hayata pantolonun paçasından bakan magandaların, ve akşam sofrasına bir arada oturamayan aileliği kütükte kalmışların ve aşkını vatanı bilmeyen, gözdelik ve ikbal peşindeki dilberlerin davasından, ah
evlatları ve yakınları sevgisiz bir ihtiyar kadının, bayram sabahında sevince zorlanmış gözleri gibi nemlisin ve mazidesin ve bir tüketim tapınağı mescidi kadar, havasız ve sümmet/tedariksin sen aşk…
sağ yanından süzülen gün ışığının, saçlarında ışıldadığı bir güz günü, çerçeveledim yüzünü ki, bir boz kazak küheylanın, gözyaşı düşmesin diye tek yeryüzüne… kıyamadım sana evet gene aşk, sesinle ürperir bedenim, bakınamam o an etrafıma ve çözülürüm sesinle, ki düğüm düğüm dünyanın uğultularını, susturan sesindir bana ve sesindedir içimi dolduran pediatri kokulu nefes, adımladığım kaldırım taşları üzerinde, buz tutmuş su birikintisi çatlağı kadar kırılgansın sen aşk… erisen bile; suya dönsen bile ne çıkar, görünenden çok, görünmez yanları olan bir buzdağısın sen… içlerine işleyen ayazda, bağrı başı açık kalan gariplerin, ısınmayı bekleyen tenlerine vurup üstüne doğarken etkisiz kalan bir kış güneşi gibi yükseldin sen gökyüzünde madem, usul usul da kaybol şimdi artık aşk…, ah
yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid; ki şimdi aşk sen bir piç misin, yetimhane avlusuna iri taneli yağmurlar yağıyor… mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk, yastığından boncuklar topluyor, ah aşk, küçümsediler acımı, ölümler var, savaşlar, açlık ve nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl; yokluğunda... baktığın kalp içlerimde, dağ gölleri buz tutuyor, mevsim bir günde değişti ve hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir… nasıl şaşkınım, nasıl; yaşlandım bir günde nazarlarında, azarlarında, alnı kırışık sevdamızın… ah balım ve ah zehir, yüreğimin petekleri siyanür dolu, gözyaşlarımın ak pınarlarına kirli sular karışıyor ve aşk inatla küllerini savuruyor kutsanmış topraklara, ah
kürtaj artığı bir bebeğin, cami avlusuna bırakılması anında, anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi, çilemiz…,
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi, yatağa düşüren bir dermansız dert gibi, pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi, bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi, çilemiz,
kaç kez; kaynar sular indi tepemizden, vedalarda kaç kez…, son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte, ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden, kulağımıza fısıldanan oldu, /artık yine kendinlesin/
çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden, ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben, gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,
ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım, elektronik mektup zarfları, dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik, inanıyorum ki; hasretle yüreğim her sızladıkça, bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız, bugün yarın sımsıcak…, değil mi ki, yalnızca sonsuza susuzdur bu, lebkuchen aşk…, ah;
saklanırız bizde saydam buzlar ardına paytak paytak yürüyen penguenim, üşüyen kalbine sular serperek gel artık, kopuyor bir parçası daha buz dağının bak yine, ve büyüyor ibne dünyanın deliği...,
evren manikleşiyor, hızla dönüyor; hızla hızla hızla hızla..., hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor mevsimler, zaman allak bullak, dönüyor başı; başı başı, ve sarhoş tik taklar, tik/tak/tak/tik/tik tak; beceremiyor bir türlü yürümeyi düz bir çizgide,
elimden tut paytağım; işte şimdi kandırdık yuvarlak topu, minicik bir elma şekeri ile, çift kutuplu bir gecede ve buz gibi bir igloda,
eksi seksensekiz derecede yanarken insanlık, matematiksel bir kavuşma olsun bizimkisi, haklısın; bırak artık o oblomovun miskinliğini anlatan romanı da okumayı…, tam seksensekizinci sayfada,
ve unutma, fay hatları an gelir bir gün, kutuplardan da geçer, ah;
90.yaş gününde kendisine bir hediye vermek isteyen yaşlı gazetecinin bir genelevi arayarak bakire bir kız istemesiyle başlayan aşk serüvenini konu alan romandır...
ulan
evet biliyorum,
yaşam kızgın bir tavuskuşu aramızda,
tüylerindeki gökkuşağını başımıza kakan,
ve öyleyse sizlerde duyun ulan,
müstafiyim artık bu,
hayata pantolonun paçasından bakan magandaların,
ve akşam sofrasına bir arada oturamayan
aileliği kütükte kalmışların ve
aşkını vatanı bilmeyen,
gözdelik ve ikbal peşindeki
dilberlerin davasından,
ah
kaybol
evlatları ve yakınları sevgisiz bir ihtiyar kadının,
bayram sabahında sevince zorlanmış
gözleri gibi nemlisin ve mazidesin
ve bir tüketim tapınağı mescidi kadar,
havasız ve sümmet/tedariksin sen aşk…
sağ yanından süzülen gün ışığının,
saçlarında ışıldadığı bir güz günü,
çerçeveledim yüzünü ki,
bir boz kazak küheylanın,
gözyaşı düşmesin diye tek
yeryüzüne…
kıyamadım sana evet gene aşk,
sesinle ürperir bedenim,
bakınamam o an etrafıma ve çözülürüm sesinle,
ki düğüm düğüm dünyanın uğultularını,
susturan sesindir bana ve
sesindedir içimi dolduran pediatri kokulu nefes,
adımladığım kaldırım taşları üzerinde,
buz tutmuş su birikintisi çatlağı kadar
kırılgansın sen aşk…
erisen bile; suya dönsen bile ne çıkar,
görünenden çok,
görünmez yanları olan bir buzdağısın sen…
içlerine işleyen ayazda,
bağrı başı açık kalan gariplerin,
ısınmayı bekleyen tenlerine vurup
üstüne doğarken etkisiz kalan
bir kış güneşi gibi yükseldin sen gökyüzünde madem,
usul usul da kaybol şimdi artık aşk…,
ah
.iktir çekilmek...
piç
yeryüzüne indi aşk, bozulmasın bu akid;
ki şimdi aşk sen bir piç misin,
yetimhane avlusuna iri taneli yağmurlar yağıyor…
mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk,
küçümsediler acımı,
ölümler var, savaşlar, açlık ve
nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
yokluğunda...
baktığın kalp içlerimde,
dağ gölleri buz tutuyor,
mevsim bir günde değişti ve
hangi göç, kanatsız bir göğe yükselir…
nasıl şaşkınım, nasıl;
yaşlandım bir günde nazarlarında,
azarlarında,
alnı kırışık sevdamızın…
ah balım ve ah zehir,
yüreğimin petekleri siyanür dolu,
gözyaşlarımın ak pınarlarına
kirli sular karışıyor
ve aşk inatla küllerini savuruyor
kutsanmış topraklara,
ah
---
kürtaj artığı bir bebeğin,
cami avlusuna bırakılması anında,
anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
çilemiz…,
gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
çilemiz,
kaç kez;
kaynar sular indi tepemizden,
vedalarda kaç kez…,
son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
kulağımıza fısıldanan oldu,
/artık yine kendinlesin/
çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,
ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
elektronik mektup zarfları,
dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
inanıyorum ki;
hasretle yüreğim her sızladıkça,
bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
bugün yarın sımsıcak…,
değil mi ki,
yalnızca sonsuza susuzdur bu,
lebkuchen aşk…,
ah;
https://onedio.com/haber/ugruna-siirler-yazilmis-15-kadin-ve-sairlerin-onlara-adadigi-unutulmaz-dizeler-717038
saklanırız bizde saydam buzlar ardına
paytak paytak yürüyen penguenim,
üşüyen kalbine sular serperek gel artık,
kopuyor bir parçası daha buz dağının bak yine,
ve büyüyor ibne dünyanın deliği...,
evren manikleşiyor,
hızla dönüyor; hızla hızla hızla hızla...,
hiç olmadığı kadar hızlı değişiyor mevsimler,
zaman allak bullak,
dönüyor başı; başı başı,
ve sarhoş tik taklar,
tik/tak/tak/tik/tik tak;
beceremiyor bir türlü yürümeyi düz bir çizgide,
elimden tut paytağım;
işte şimdi kandırdık yuvarlak topu,
minicik bir elma şekeri ile,
çift kutuplu bir gecede ve
buz gibi bir igloda,
eksi seksensekiz derecede yanarken insanlık,
matematiksel bir kavuşma olsun bizimkisi,
haklısın; bırak artık o
oblomovun miskinliğini anlatan
romanı da okumayı…,
tam seksensekizinci sayfada,
ve unutma,
fay hatları an gelir bir gün,
kutuplardan da geçer,
ah;
90.yaş gününde kendisine bir hediye vermek isteyen yaşlı gazetecinin bir genelevi arayarak bakire bir kız istemesiyle başlayan aşk serüvenini konu alan romandır...
Gabriel García Marquez'in son yayımlanan romanıdır.(1982)
şu hale bakın gülünç durumda bu millet yahu
fena değildi hani :)
okurken okadarda sıkılmamıştım.
gabriel garcia marquezbu kitabında, doksanındaki bir köşe yazarının, daha yirmisine gelmemiş küçük bir fahişeye olan aşkını anlatıyor.
'başladık, bitirelim bari..' tadında bir kitap.